Kur’ân’ın “Mü’minler ancak kardeştir” hükmü, güzel bir temenni değil; her birimizin omzuna yüklenen bir vazifedir.
Bu sayımızda, kardeşliği tarihte kalmış bir hatıra gibi değil; bugün yeniden inşa edilmesi gereken bir hakikat olarak ele alıyoruz. Ensâr ile Muhâcir arasında kurulan bağ, bize ümmet olmanın ne demek olduğunu gösteren en canlı örnektir. O bağ; paylaşmayı, yük almayı, vazgeçmeyi ve başkası için yaşamayı öğretir. Kardeşlik, işte tam da budur.
Bugün ise çoğu zaman aynı safta duruyor, fakat aynı dertte buluşamıyoruz. Kardeşliği konuşuyor, ama bedelinden kaçıyoruz. Oysa kardeşlik; konfor değil, fedakârlık ister. Ahlâk ise bu fedakârlığın zeminidir. Ahlâk zayıfladığında, kardeşlik çözülür; kardeşlik çözüldüğünde ümmet dağılır.
Bu sayıda yer alan yazılar, bizi şu soruyla yüzleştiriyor:
Biz gerçekten kardeş miyiz, yoksa sadece yan yana mı duruyoruz?
Vuslat’ın bu sayısı, okuru sadece bilgilendirmeye değil; kendisiyle hesaplaşmaya çağırıyor. Çünkü diriliş, önce insanın kendi kalbinde başlar. Kardeşlik, başkasından beklenen bir erdem değil; önce kendimizde inşa edilmesi gereken bir ahlâktır.
Bu satırların, hayatımıza değmesini ve ilişkilerimizi yeniden tartmasını diliyoruz. Zira ümmet, büyük sözlerle değil; sahici adımlarla ayağa kalkar.
Selâm ve dua ile.


