20 Mayıs 2026 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / / Hutbe Konusu: NemÎme
Hutbe Konusu: NemÎme

Hutbe Konusu: NemÎme Mustafa Sekman

 

 

“Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götürene itaat etme.’’ (Kalem, 11)

 

Değerli Müslümanlar,

Bugünkü hutbemizin konusu nemîme’dir.

Nemîme
Söz getirip götürme, bir kimsenin aleyhindeki sözleri ifsad maksadıyla kendisine ulaştırmak ve koğuculuk gibi anlamlara gelmektedir.

Toplum birliğini ve huzurunu bozup Müslümanları birbirine düşüren en kötü hastalıklardan birisi de koğuculuktur.
Müslümanların vahdetini bozan korkunç bir fitne olan koğuculuk; yuvaların yıkılmasına, kardeşlik, akrabalık ve dostlukların bozulmasına, insanların birbirlerine kin ve nefretle bakmasına, düşman olup birbirlerine çeşitli zararlar vermesine neden olur.

Nemîme, şeytanın hoşuna giden şeytanî bir eylemdir.
Müslümanların çok dikkat etmeleri gereken bir konudur.

İmam Gazalî (r.a.), nemîme yani koğuculuk fitnesini şöyle açıklıyor: “Nemîme demek, umumiyetle birinin aleyhinde konuşulan sözü ona ulaştırmak demektir.
Meselâ:

— Falan, senin hakkında şöyle böyle dedi, gibi.

Bununla beraber nemîme yalnız buna mahsus değildir.
Mutlak sûrette hoşa gitmeyen bir şeyi açıklamaya da nemîme denir.

Bu izah; ister söyleyenin, ister söylenen kimsenin, isterse daha başka birisinin hoşuna gitmeyen bir şey olsun, hepsi birdir.
Aynı zamanda bu ifşa; sözle, yazıyla veya işaretle yapılmış olsun fark etmez.

Bunun gibi açıklanan şeyin iş veya söz olması ve kişide bir kusur bulunup bulunmaması da birdir.

Nemîmenin hakikati, açıklanması hoş görülmeyen bir şeyi açıklamaktır.
İnsana yakışan, insanların hâllerinden hoşa gitmeyecek bir şeyi gördüğü zaman susmasıdır.
Ancak bir Müslümana faydası dokunacak veya bir kötülüğü önleyecekse, onu açıklayabilir.

Meselâ:
Birinin, bir adamın hakkını yediğini gördüğün zaman ona şehâdet edersin.
Çünkü burada bir hak vardır. Fakat bir adamı kendi malını gizlerken gördüğün zaman onu söylemezsin. Zira bunu söylemende bir ayıp ve bir noksanlık ortaya çıkarsa, işte bu nemîme ve sırrı ifşâ olur. Böyle yapmakla gıybet ve nemîmeyi bir araya toplamış olursun.”[1]

 

Değerli Müslümanlar,

Çok kötü bir hastalık olan koğuculuğun kötülüğünü ve tehlikesini Rasulullah (s.a.s.) bizlere şöyle haber veriyor.
Esma binti Yezid (r.a.)’ın rivâyetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyuruyor:

“Size en kötülerinizi haber vereyim mi?”

(Ashab):
— Evet, dediler.

Rasulullah (s.a.s.) buyurdu ki:

“Koğuculukla dolaşanlar,
dostlarının arasını bozanlar,
birbirinden ayrı kalmakla fesadı işleyenlerdir.”[2]

Abdullah İbn Abbas (r.a.) şöyle anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.), Medine’nin hurma bahçelerinden birinden geçti. Kabirlerinde azâb olunan iki insanın sesini işitti ve şöyle buyurdu:

“Bunlar azab olunuyorlar. Ancak azab olunmaları büyük görülen bir şeyden dolayı değildir.
Şu muhakkak ki onların günahları Allah katında elbette büyüktür.

Biri, hacetini yerine getirirken idrardan sakınmaz yahut insanların gözlerinden avretini perdelemezdi.
Diğeri ise insanların arasında söz taşıyıp koğuculuk yapardı.”

Sonra yaprakları soyulmuş taze bir hurma dalı istedi. Dalı ikiye böldü.
Bir parçasını birinin kabrine, diğer parçasını da öbürünün kabrine koydu ve şöyle buyurdu:

“Bu çubuklar kurumayıp yaş kaldıkları müddetçe, bunlardan azabın hafiflemesi umulur.”[3]

 

Hemmam b. el-Hâris (r.a.) şöyle anlatıyor:

Biz, Huzeyfe ile birlikte mescitte oturuyorduk. Derken bir adam geldi ve yanımıza oturdu.

Huzeyfe’ye:
— Bu adam sultana laf götürüyor, dediler.

Bunun üzerine Huzeyfe, ona işittirmek isteyerek şöyle dedi:

— Ben Rasulullah (s.a.s.)’i: “Koğucular cennete giremez!” buyururken işittim.[4]

 

Değerli Müslümanlar,

Şu hâlde Allah ve Rasulü’nün sevmediği bu kötü hastalığın aramıza sirâyet etmesine izin vermemeliyiz. Zaten kendimize yetecek kadar derdimiz vardır.

Allah’ın hükümlerinin hayata hâkim olmadığı, zâlim ve tâğutların hüküm sürdüğü topraklarda yaşayan Müslümanların, Allah yolundaki çalışmalarını sekteye uğratıp ifsad edebilecek bütün kötü hastalıklardan kendimizi arındırmalıyız. Böylece birbirimizle uğraşmak yerine, şeytan ve dostlarına karşı mücâdele gücümüzü artırabilir ve bunu zâlim ve tâğutlar karşısında kullanabiliriz.

Kendi içindeki sıkıntıları gideremeyen toplumlar, dışarıdaki düşmanlarına karşı başarılı olamazlar.

O hâlde, kendi içimizdeki vahdeti bozacak her türlü söz ve davranışlardan uzak durmalıyız.
Mü’min kardeşlerimizi üzecek, kalplerinde bize karşı kin oluşturacak koğuculuk ve benzeri kötülükleri işlememeli, bu kötülüklere izin vermemeli ve zemin hazırlamamalıyız.

Mus’ab b. Zübeyr (r.a.) şöyle demiştir:

“— Biz, nemmâmın sözlerini kabul etmeyi nemmâmlıktan daha kötü biliriz. Çünkü nemmâmlık bir delâlet ve yol göstermektir. Onu kabul etmek ise buna müsadedir.”[5]

Hâkimin birini, dostlarından biri ziyarete gelir. Ziyareti esnasında diğer kardeşlerinden birinin kendi aleyhindeki sözlerini hatırlatır.

Hâkim ona şöyle der:

— Bu ziyaretin çok kötü oldu. Çünkü ziyaretinde üç cinayet işledin:

Birincisi, kardeşimle aramı açtın.
İkincisi, kalbimin huzurunu kaçırdın.
Üçüncüsü de sana olan itimadımı kaybettin.”[6]

 

Lokman (r.a.), oğluna nasihat ederken şöyle demiştir:

— Oğlum! Sana birtakım hasletler tavsiye edeceğim. Sen bunları yerine getirirsen, mensup olduğun cemaatin reisi olursun.

Yakın uzak kim olursa olsun herkese tatlı davran.
İyiden de kötüden de cehaletini gizle.
Dostlarını koru, yakınlarını ziyaret et.

Gammazlığına kıymet vermeyeceğini,
arayı bozacak azgınların sözünü dinlemeyeceğini onlara temin et.

Öyle arkadaş seç ki, ayrıldığınız zaman ne sen onları ne de onlar seni dillerine dolasınlar.”[7]

 

Evet kardeşlerim,

Kısacası kardeşlik hukukumuzu bozacak, aramızdaki sevgi ve saygıyı yok edecek olan nemîmeden kendimizi korumaya gayret etmeliyiz.

Hepimize ölçü olacak şu hadis-i şerifle hutbemizi bitirelim inşallah.

Abdullah b. Mes’ud (r.a.)’ın rivâyetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Ashabımdan hiçbir kimse, hiçbir kimseden bana sevmeyeceğim bir sözü duyurmasın.
Ben, sizin yanınıza gönlüm kinden temiz olarak çıkmayı severim.”[8]

Rabbimiz Allah (c.c.), bizleri de koğuculuktan muhafaza eylesin. Âmin.

 

 

 

 

 

[1] Gazalî, İhyâu Ulumi’d-Din, 3/346-347.

[2] Buhârî, Edebu’l-Müfred, 150/323.

[3] Buhârî, Kitâbu’l-Edeb, 49/84.

[4] Buhârî, Edebu’l-Müfred, 50/85.

[5] Gazalî, İhyâu Ulumi’d-Din, 3/346-351.

[6] Gazalî, İhyâu Ulumi’d-Din, 3/346-351.

[7] Gazalî, İhyâu Ulumi’d-Din, 3/346-351.

[8] Ebu Dâvud, Kitâbu’l-Edeb, 28/4860.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul