Takva Nedir?
Kur’an gelmeden önce Arapça’da takva kelimesini veya bunun fiili ittikayı insan ve hayvan gibi bir canlı varlığın kendini, dışarıdan gelebilecek bir zarara karşı savunması anlamına gelmekte idi.[1]
Çok ibadet etme anlamında ‘zühd’ olmadığı gibi pek dinî bir mana da taşımıyordu. Ancak Kur’an, bütün diğer kavramlar gibi ‘takva’ kavramını da sözlük anlamını temel alarak ve öz manasını koruyarak onu daha da zenginleştirdi, ona yepyeni bir anlam kazandırdı.
Buna göre takva maddi bir tehlikeden değil; insanı azaba sürükleyecek kötü işlerden, günahlardan korunmak demektir. Kelime, zamanla daha manevi bir anlam kazanarak temiz dindarlık manasını almıştır.[2]
Takva, kuvvetli bir korumaya girmek, gelebilecek bir zararı, görülebilecek bir tehlikeyi, duyulabilecek bir acıyı, güçlü bir korumaya girerek önlemek demektir. Bu anlamda kul için en kuvvetli ve en emniyetli koruma Allah’ın korumasıdır.
Kur’an’da takva bazen iman, tevbe, korku, itaat, günah işlemeyi terketmek, ihlas gibi ibadetler olarak geçmektedir. (Mesela bkz: Fetih 48/26. A’raf 7/96. Âli İmran 3/102. En’am 6/162)
Kur’an’ın anlattığı ‘takva’ olayı, basit bir savunma, sıradan bir korku, kolay bir nefis koruması değil; iman ve sâlih amelle desteklenen, yani Allah’a teslim olmak, imanın gereklerini bilinçli bir korku ve titizlikle yapmak, Allah’a karşı mes’uliyet bilinci taşımak anlamındadır.
Takva sahibi (müttaki) bir Müslüman, Allah’a teslim olarak O’ndan çekinir, O’nun razı olmayacağı şeylerden uzak durur, böylece O’nun gazabından rızasının güvenine sığınır.
İslâm, öncelikli olarak tevazu ile Allah’a mutlak teslimiyetin üzerinde durur. Müslüman; kendini Allah’a teslim eden demektir.
Takvanın temel niteliği ve birinci şartı, tam ve arzulu bir nefis teslimiyetidir.
‘Takva’nın bir çok tanımı yapılmaktadır. Fakat bu çeşitli tarifler arasında bir çelişki yoktur. Hepsi de aynı anlamı değişik kelime ve ifadelerle anlatmaktadırlar.
Söz gelimi;
“Allah’ın emrettiklerini tutmak, yasaklarından kaçmak”,
“yapılması günah olanı yapmaktan, emredileni terketmekten çekinmektir”,
“Allah’ın cezalandırmasından korkarak, O’nun verdiği bir nûr ile O’na itaat etmektir”,
“Nefsi, ona günah kazandıracak şeylerden korumak şeklinde tanımlanmış.[3] ()
Birisi Ebu Hureyre’ye “takva nedir” diye sormuş, o da şu cevabı vermiş: “Sen hiç dikenli yolda yürüdün mü?” O da “evet” demiş. “Peki o zaman ne yaptın?” diye tekrar sormuş. Soruyu soran; “Dikenlerden sakındım, onlara karşı korundum, ya da zarar vermesinler diye kısalttım.” Ebu Hureyre (ra) o zaman; “İşte takva budur” demiş.[4]
Takva; “nefsi, yapmak veya terketmekle azaba uğrayacağı şeylerden korumaktır. Takvanın temeli kişinin neden çekinmesi gerektiğini bilmesi ve ondan sakınmasıdır. Bu da marifetle olur.
Takva, Allah’ın korumasına girmek, emrini tutup azabından korunmaktır. Bir başka deyişle, O’ndan korkup sakınmaktır.
Takva; Allah’ın kendisini her an gördüğü, her yaptığını bildiği, kendisini murakabe ettiği bilinciyle hareket etmektir.
Takva; her şeye karşı, özellikle Allah’a karşı sorumlu davranmaktır.
Takva: En Hayırlı Azık
İnsan doğumdan ölüme giden bir hayat yoludur. Yolda yürürken ona yol haritası, kılavuz ve yol arkadaşı lazım olduğu gibi azıkta lazımdır. Üstelik onun yolculuğu ölümle de bitmemekte, mahşere doğru devam etmektedir. Dünya yolculuğunda elde edebileceği azık, mahşere doğru olan yolculuğunda da işine yarayacaktır.
Bu anlamda ‘takva’ mü’minler için en hayırlı bir azıktır.
“Ey insan, gerçekten sen Rabbine doğru, bir yol üzerinde çabalayıp durmaktasın, sonunda O’na varacaksın.” (İnşikâk 84/6)
Demek ki her insan Allah’a doğru giden bir yolcudur. hareket hâlindedir ve sonunda Allah’a kavuşur. İlâhí rahmete ermek isteyen kimse, bu yolculuğu yine ilâhí azıkla yapmalıdır. Zira Allah’ın insanı bir yolcu olarak kabul edip de ona yol azığı belirlememesi mümkün değildir. İşte bu azık takvadır.
Bazı azıklar yolun henüz başında bitebilir. Bazıları da yarı yola kadar insanın ihtiyacını karşılayabilir.
Takva azığı ise insanı Allah’a kavuşuncaya kadar götürür.
Takva kalbin ve ruhun gıdasıdır. Kalpler ve ruhlar onunla yaşar. Onunla kuvvetlenir, nurlanır. Kurtuluşa ermek ve Allah’a ulaşmak hususunda da ruh ve kalp takvaya dayanır. Şüphesiz ki akıl sahipleri bu azıktan faydalanırlar.
Abdullah b. Abbas (ra) şöyle anlatmış:
“Yemenliler hacca geliyorlardı fakat yanlarına azık almıyorlardı. ‘Biz Allah’a tevekkül eden kimseleriz’ diyorlardı. Mekke’ye gelince bu davranışlarını halka sordular. Bunun üzerine Allah (cc) şu âyeti indirdi:
“…Azık edinin, kuşkusuz, azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri, benden ittika edin (korkup sakının).”[5]
Âyette kasdedilen sadece hacıların Mekke’ye gelirken yanlarına azık almaları gereği değildir. Bunu ötesinde âyette geçen azık sâlih amel azığıdır. Burada teşvik edildiği gibi kişinin hayır olarak ne yaptığı, birr olarak ne işlediğidir. Takva, Allah’ın gazabına karşı kişinin sakınmasını sağlayan şeydir.
Kalbin görevi Allah’tan haşyet duymak, O’na karşı sorumluluk bilinci taşımaktır. Yukarıdaki âyet müslümanları takvaya teşvik ediyor. Bu bir anlamda Allah’ın dışındaki her şeyden (manevi olarak) uzaklaşma aklın gereğidir.[6]
Bir kimsenin takvası yoksa onun azığı da yoktur. Azığı olmayınca da Allah’a doğru olan yolculuğunda ne özü makbul olur ne de amelleri sâlih amel olur. Allah çirkin işlerden ve onları yapanlardan da razı değildir. Herhangi bir iş günahsa, o değersiz ve aşağılıktır. Aşağılık bir amelin de Allah’a ulaşması mümkün değildir. İnsanlardan Allah’a ancak takva ulaşır.[7] Allah (cc) yalnızca muttakilerin ihlasla yaptıkları amelleri kabul eder.[8]
O halde takva önemli bir azıktır ve muttaki kimse bu azıkla yol aldıkça, bu azığın etkisi sürekli artar ve hiç azalmaz.
Sehl b. Abdullah şöyle demiş: “Allah (cc) dışında yardımcı, Rasûlüllah (sav) dışında rehber, takvanın dışında azık yoktur. Sabır olmadan amel devam etmez. Kim takva sahibi olmak isterse günahları terketsin.”[9]
Hz. Ali (ra) demiş ki: “Siz yolcusunuz, yoldasınız, burası sizin eviniz değil. Siz ölüme çağrılıyorsunuz ve bunun için azık hazırlamakla görevlendirildiniz.” (368)
Bu azık insana en güzel amelleri yaptıran, ruha ve benliğe gıda olabilecek, onu âhiret yolculuğunda aç, susuz, yalnız ve korumasız bırakmayacak olan ‘takva azığı’dır.
Kuldan istenen şeylerin en özeli takvadır. Her fenalıktan korunup takva makamına ulaşmak için de azığın ve diğer gerekli şeylerin hazır edilmesi lazımdır. Bunu hazırlamayanlar, ihtiyacın dürtüsü ile kötülük yapabilir, nefisleri kendilerine günah işletebilir. İnsanların dünyalık azıkları ne kadar bol olursa olsun, takva bilinçleri yoksa yine de mutlu olamazlar, fenalıklardan korunamazlar.
İnsan için iki yolculuk vardır. Biri bu dünyadaki yolculuk, diğeri de bu dünyadan öteki âleme yolculuktur. Bu dünyadaki yolculuk için yiyecek, içecek ve benzeri azıklar lazım olduğu gibi, dünyadan öteye olan yolculuk için de azık gerekir.
Bu da Allah’ı bilmek, O’nu sevmek, O’ndan ittika etmekle ve O’nun razı olmayacağı şeylerden yüz çevirmekle elde edilir. İşte bu takva azığı her şeyden hayırlıdır.[10]
Takva, ya da muttaki olmak Hakka doğru yolculuk yapanların sıfatlarındandır. Bir kimse Hakka doğru yol almıyorsa, takva bilincine ulaşamaz.
Takva, bir anlamda yol (yani Allah yolunu) kesenlerden sakınmak demektir. Bir kimse yolcu değilse pusuya düşmez, bir zarar görmez ve sonuçta bir takva çabası da olmaz. Takva yola gitmenin vesilesidir. “Azık edinin...” âyetini böyle anlamak da bulmak mümkündür.[11]
Takva: En Hayırlı Elbise
Takva aynı zamanda tüm elbiselerin en güzeli, en hayırlısıdır.
İnsanların pek çoğu dış görünüşe, giysilerine, ziynetlenmeye pek önem verirler. Dış görünüş ile karakter arasında bir bağlantı kurarlar. Elbisenin gösterişli, yeni ve pahalı olmasıyla kişiliğe değer kattığını zannederler. Şahsiyetleri zayıf olsa da elbiseyle başkalarının gözünde bir yer edinmeye, ya da başkalarına giysi ve süslenme ile etki etmeye çalışırlar.
Kimileri için ise elbise kişiliktir, hatta bir dünya görüşünün dışa yansımasıdır.
Bedeni örtecek, onu sıcaktan veya soğuktan koruyacak, ya da ona gerçekten bir kişilik kazandıran elbiseler, süs unsurları birer nimettir. İslâmın tanımladığı ölçülerde kullanılırsa bir şükür sebebi bile sayılabilir.
Ancak asıl hayırlı olan elbise takva bilincidir. Çıplak bedenleri örten, çirkin yerleri kapatan, çirkin ve yanlış davranışları önleyen, insanı kem gözlerden, hain bakışlardan, şeytanın hile ve tuzaklarından koruyan; takva elbisesidir.
Takva; “din örtüsü” ile kişinin kendini korumaya, dinî hayatına zarar verecek şeylerden sakınmaya alır. O örtü ile korunur, o örtü ile temiz fıtratını savunur, o örtü ile edeb dışı işlerden kendini muhafaza eder. O örtü onun için zırh gibidir, sağlam bir kale gibidir, çevresinde onu tehlikelerden koruyan nöbetçiler gibidir.
İşte takva elbisesi budur. İnsanın bilinç dünyasını giydiren, doyuran elbise... İnsanı zararlı şeylerden, onu mutsuz edecek bütün davranışlardan, yüzünü kızartacak yanlışlardan koruyan bir örtü…
“Ey Âdemoğulları, Biz sizin çirkin yerleriniz örtecek bir elbise ve size ‘süs kazandıracak bir giyim’ indirdik (var ettik). Takva elbisesi (takva ile kuşanıp-donanmak) ise; bu daha hayırlıdır. Bu, Allah’ın âyetlerindendir. Umulur ki öğüt alıp düşünürler.” (A’raf 7//26)
Burada Allah (cc) giyinmeyi ve onunla dış görünüşü süslemeyi ön plana çıkarıyor. Avret yerlerini örten elbise ile insana bir biçim kazandıran ve onu süslü gösteren elbisenin iki yönü vardır:
Birincisi zaruri örtünme, ikincisi ise olgunluğu tamamlayan fazlalıktır.
Her ikisi de en hayırlı elbiseye işaret ediyorlar. O da, hem görünen, hem de görünmeyen avreti örten ve böylece kişiye her türlü güzelliği sağlayan takva elbisesidir. Şair şöyle demiş:
“Kişi takvadan bir elbise giymediği zaman,
Giyinik olsa da kesin çıplak görünür,
İnsan için en hayırlı şey Rabbine itaat etmesidir,
O’na asi olanda ise bir hayır yoktur.”[12]
Takva elbisesi Allah’tan haşyet duymak, O’na hakkıyla iman etmektir. Ya da güzel bir gidiş, vakarla hareket ve sekinedir (huzur duygusudur).[13]
Takva elbisesi, takva bilinciyle donanma, yani haya duygusu ve Allah’a karşı sorumluluk bilinci ile giyilen ve Allah’ın izniyle maddi manevi ayıptan, çirkinlikten, zarar ve tehlikeden koruyacak olan bu elbise daha güzeldir, sırf faydadır.
İmanı ve irfanı olanlar, yani müttakiler zorunlu olarak çıplak bile kalsalar en az Âdem (as) ve eşi gibi yapraklarla örtünmeye çalışırlar.
Takva duygusu olmayanlar ne kadar kalın ve kapalı giyseler de çıplaklıktan kurtulmazlar.
Onlar elbise nimetinin örtülmesi gerekeni örtmek olduğunu, kötü bakışları defedebilecek, şehvetleri tahrik etmeyecek, edeb ve vakar kazanmaya sebep olacak tarafını düşünmezler. Belki de kibir ve gururla süslü veya açık elbiseler giyerek caka satarlar, saklanması gereken yerlerini gösterirler.
Asıl hayır takva elbisesidir ki, bedende İslâma göre örtülmesi gereken yerlerin örtünmesini sağlar, kişiyi hayasızlıktan korur.[14]
(Daha geniş bilgi için; Hüseyin K. Ece, Takva Bilinci, Düşün Yay.)
[1] T. İzutsu, Kur’an, Allah ve İnsan, s:223.
[2] S. Ateş, Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri, 1/99.
[3] R. el-Isfehânî, el-Müfredât, s:833.
[4] A. Ferid, Takva, s:16.
[5] Bakara 2/197. Bkz: Buhârî, Hacc, 6; Ebu Dâvûd, Menâsik, 4/1730.
[6] Beydâvî, Tefsir, 1/111.
[7] Hac 22/37.
[8] Mâide 6/27.
[9] H. el-Bennâ, T. İ. ve Fatiha Tefsiri, s:71.
[10] H. Y. Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili (sad.), 2/55
[11] C. Amûlí, Kur’an’da Kerâmet, s:83-84.
[12] A. Ferid, Takva, s:25.
[13] Beydâvî, Tefsir, 1/335.
[14] H. Y. Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili (sad.), 4/28.


