Rasulullah (s.a.s.), Vedâ Haccı'ndaki hutbesine şöyle buyurarak başladı:
"Hamd, Allah'a mahsustur. O'nu över, O'na şükrederiz. O'ndan meded umar, O'ndan bağışlama dileriz. Tevbe ederek, O'na itaate yöneliriz.
Nefislerimizin kötülüklerinden ve kötü ameller işlemesinden Allah'a sığınırız.
Allah, kime doğruyu gösterirse, hiç kimse onu hak yoldan uzaklaştıramaz. Kimin hak yoldan uzaklaşmasına özgürlük tanırsa, kimse ona doğruyu gösteremez.
Allah'dan başka ilâh olmadığına, bir olduğuna, mülkünde ve tasarruflarında ortağı bulunmadığına şehadet ederim. Muhammed'in O'nun kulu ve Rasulü olduğuna şahitlik yaparım.
Ey Allah'ın kulları, size Allah'a sığınmanızı ve emirlerine yapışmanızı öğütlerim. Size tekrar tekrar O'na itaati tavsiye ederim.
Sözlerime hayırlı olanla başlıyorum!
Ey insanlar, beni dinleyin! Size, bazı açıklamalar yapacağım. Bu yıldan sonra bir daha burada sizinle buluşup buluşmayacağı mı bilmiyorum."
Âlemlerin Rabbi Allah tarafından, "âlemlere rahmet olarak gönderilen" ve "ümmetine pek düşkün, mü'minlere şefkatli ve esirgeyici" olan en son Nebî ve en son Rasul Muhammed (s.a.s.) böyle buyurdu ve devam etti!..
Câbir b. Abdillah (r.anhuma) anlatır:
Rasulullah (s.a.s.), Vedâ Haccı'nda Teşrik günlerinin ortasında bizlere bir hutbe verdi. Hutbesinde:
"Ey insanlar, biliniz ki, Rabbiniz birdir! Babanız da birdir! Bilmelisiniz ki, takvadan başka Arab'ın Arab olmayana, Arab olmayanın Arab olana, siyah tenlinin esmere (beyaza), esmerin de (beyazın da) siyah tenliye herhangi bir üstünlüğü yoktur.
Allah katında en değerliniz, O'na karşı gelmekte en sakınanınızdır!" buyurdu ve:
"Tebliğ ettim mi?" diye sordu.
Ashab:
-Evet, ettin ya Rasulallah! dediler.
Rasulullah (s.a.s.):
"O hâlde burada bulunanlar, bunları bulunmayanlara iletsin!" buyurdu.
Hak yolunun rehberi ve insanlığın önderi Rasulullah (s.a.s.), cahiliyyenin bütün inançlarını, anlayışlarını, örflerini, törelerini, âdetlerini ve yasalarını ayaklarının altına alıp çiğnediği gibi, onlardan birisi olan ve ümmetin birliğini bozan ırkçılığı/ulusçuluğu/kavmiyetçiliği/milliyetçiliği de ayaklarının altına alıp ezmiştir... Her konuda ümmetine örnek ve önder olan Rasulullah (s.a.s.), bu konuda da ümmetin her ferdine örnek olmuş, ırkçılığın/ulusçuluğun/milliyetçiliğin, yegâne hayat nizâmı İslâm'da asla yerinin olmadığını beyân buyurmuş ve üstünlüğün yalnızca takvada olduğunu vurgulamıştır!..
Hayırlı ümmetin her ferdi, katıksız imanın gereği olan bu hakikate karşı çok dikkatli ve hassas olmalı, ırkçıların ve milliyetçilerin atası olan şeytanın oyununa gelmemelidir!..
İlk ırkçı ve ilk milliyetçi olan İblis, kendisini üstün görmüş, yegâne yaratıcısı ve Rabbi Allah'ın emrine isyan ederek Âdem (a.s.)'a secde etmeyi reddetmiştir...
Rabbimiz Allah Teâlâ, bu olayı şöyle beyân buyurur:
"Meleklere: 'Âdem'e secde edin' dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise diretti ve kibirlendi, (böylece) kâfirlerden oldu."
"Andolsun, Biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik. Sonra meleklere: 'Âdem'e secde edin' dedik. Onlar da, İblis'in dışında secde ettiler. O, secde edenlerden olmadı.
(Allah) dedi: 'Sana emrettiğimde seni secde etmekten alıkoyan neydi?' (İblis) dedi: 'Ben, ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, O'nu ise çamurdan yarattın."
"Hani Rabbin meleklere: 'Gerçekten Ben, çamurdan bir beşer yaratacağım' demişti.
Onu bir biçime sokup ona ruhumdan üflediğim zaman, siz O'nun için hemen secdeye kapanın.'
Meleklerin hepsi topluca secde ettiler.
Yalnız İblis hariç. O, büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.
(Allah) dedi ki: 'Ey İblis, iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?'
(İblis) dedi ki: 'Ben, O'ndan daha hayırlıyım. Sen, beni ateşten yarattın, O'nu ise çamurdan yarattın."
"Hani meleklere: 'Âdem'e secde edin' demiştik, İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O, cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu velîler mi edineceksiniz? Oysa onlar, sizin düşmanınızdır. (Bu) zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir."
Lânetlik İblis'in, kendisini yalnızca şirk koşmadan kendisine ibadet, yani itaat etsin diye yaratan Âlemlerin Rabbi Allah'a karşı başkaldırıp isyan ederek kâfir olduğu gibi, onun izinden gidip onun gibi inanıp davranan cinlerden olsun, insanlardan olsun herkes onun durumuna düşmüş olur.
Allah'ın hükmüne karşı hüküm koymak, Allah'ın hükmünü beğenmemek ve hevâsından kaynaklanan hükümle hükmetmek, iblisleşmekten başka bir şey değildir!.. Hele hele bununla beraber, egemen oldukları beldelerde Allah'ın hükmüyle hükmetmeyi yasaklayacak olurlarsa!..
İblis, cinlerden olup ateşten yaratılmıştı. İlk insan, ilk Peygamber ve ilk medeniyet kurucusu Âdem (a.s.) topraktan yaratılmış olduğundan, O'nu horlamış ve kendi ırkının üstünlüğünü savunarak Allah'ın, "Âdem'e secde edin" emrini dinlememiş, reddederek Âdem (a.s.)'a secde etmemişti...
Böylece "kâfirlerden oldu."
İblis'in bâtıl iddiasına göre, kendisi ateşten, Âdem (a.s.) topraktan yaratıldığı için ateşi, topraktan hayırlı ve üstün kabul ettiğinden Allah'ın emrine isyan ederek secde etmemiş, kendi ırkının üstünlüğünü savunmuştu... Her şeyiyle bâtıl olan bu iddianın İblis tarafından savunulması ırklarının, iki ayrı nesneden oluşuydu...
Ya insanlar?!
Ebu Hüreyre (r.a.) rivayet eder.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Allah, cahiliyye döneminin kibri ile atalarla övünme geleneğini sizden giderdi.
Artık insanlar, ya takvalı bir mü'min ya da bedbaht (cehennemlik) bir günahkâr olmak üzere iki sınıftır.
Bütün insanlar Âdem'in çocuklarıdır, Âdem de topraktan yaratılmıştır.
Bazıları, ya bazı adamlarla (atalarıyla) övünmeyi bırakırlar ya da Allah katında, burunlarıyla pislik yuvarlayan dışkı böceğinden daha değersiz olurlar."
Ebu Umâme (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):
"Yüce Allah, cahiliyye döneminin kibri ile atalarla övünme âdetini sizden giderdi.
Hepiniz Âdem ile Havva'nın çocuklarısınız ve bir ölçekten diğerine dökülmüş gibisiniz. Allah katında en değerliniz, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır."
İblis, cinlerden olduğu için, Âdem (a.s.) ile cins birliği olmadığından dolayı, ateşten yaratıldığını öne sürerek, topraktan yaratılan Âdem (a.s.)'dan hayırlı ve üstün oluşunu, dolayısıyla ırkının yüceliğini gündeme getirmişti... Hiç şüphesiz, onun bu iddiası ve tavrı tamamen bâtıl idi!.. Fakat insanlar, Allah'ın topraktan yarattığı ilk insan ve ilk Peygamber Âdem (a.s.)'ın çocukları iken, hepsinin yaratıldığı madde bir iken ve hepsi Âdem (a.s.)'ın insanlık ailesinin bir ferdi iken, nasıl oluyor da "benim ulusum/kavmim, senin ulusundan/kavminden üstündür" iddiasında bulunuyor?.. Babaları bir, soyları bir, anneleri bir ve ailenin ferdleri iken!..
Aynı babanın ve annenin çocukları olan insanlar, şuurlu ve istekli bir şekilde katıksız iman edip muvahhid mü'minler olduktan sonra iman kardeşleri olmuş olurlar ki, birbirlerine üstünlükleri ancak takva ile gerçekleşir... Hiçbir kavmin, diğer kavimden; hiçbir aşiretin, diğer aşiretten herhangi bir üstünlükleri yoktur... Kendi soyunu yüceltmesi, diğer soyları aşağılaması, kendi kavmini övmesi, diğer kavimlere sövmesinin hiçbir haklı sebebi olmadığı gibi, aklen tutarlı hiçbir yanı da yoktur…
Ukbe b. Âmir (r.a.) rivayet eder.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“İçinizden hiç kimsenin başkasının soyuna sövme hakkı yoktur. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız ve soy olarak birbirinizden üstünlüğünüz yoktur. Dindarlığı ve güzel amelleri dışında kişinin başkalarına karşı herhangi bir üstünlüğü yoktur. Kaba, ağzı bozuk, cimri ve ödlek olması kişiye (kötülük olarak) yeterlidir.”
İnsanlık âleminin hidayet rehberi Rasulullah (s.a.s.), Vedâ hutbesinde ırkçılık/ulusçuluk/kavimcilik/milliyetçilik konusuna dikkat çekerek bunun bâtıl ve çok zararlı bir şey olduğunu beyân buyurduğu gibi, her vesile ile bu konuyu gündeme getirip hayırlı ümmetini uyarmış, onların bu hataya düşmemeleri için şuurlandırmıştır… İnsanların değişik kavimleri, katıksız iman ettikten sonra renk, ırk ve dil farkını ortadan kaldırıp iman ve İslâm kardeşleri olmuşlardı… Mü’min müslümanları çok kıskanan ve onların düşmanları olan İblis ile taraftarları şeytanlar, onların iman ve İslâm üzere sağlamlaştırdıkları kardeşliklerini bozup birbirlerine düşman etmek için var güçleriyle çalışmaktadırlar…
Bu tehlikeden dolayı, Rasulullah (s.a.s.), her vesileyle ümmetini ikaz etmiş, İslâm kardeşliklerini sağlamlaştırmalarını ve milliyetçilik dâvâsının fitnesine düşmemelerini öğütlemiştir!..
“Kim Allah’a ve Rauslüne itaat ederse ve Allah’dan korkup O’ndan sakınırsa, işte kurtuluş ve mutluluğa erenler bunlardır.”
Abdullah b. Ubeyde (r.a.) anlatıyor:
Mekke’nin fethi sırasında Rasulullah (s.a.s.), Kusvâ adlı devesinin üzerinde başında siyah bir sarık ile Mekke’ye girdi. Elinde ise bir âsâ, onunla rükünleri istilam ediyordu. Mescid’de deveyi çöktürecek bir yer bulamadığımız için deve çöktürülmeden eller yardımı ile deveden indi. Sonra deve çıkarılıp vâdîde çöktürüldü. Sonra Rasulullah (s.a.s.), ayakta durarak halka hitab etti. Allah’a lâyık olduğu şekilde hamd û senâ ettikten sonra şöyle buyurdu:
“Ey insanlar, şübhesiz ki Allah, sizden cahiliyye kibrini ve ataları ileri sürerek büyüklenmeyi gidermiş bulunuyor. İnsanlar iki türlüdür: Ya birisi iyilik yapan, takva sahibi olup Allah katında üstün ve değerlidir. Ya günahkâr ve bedbaht birisi olup Allah katında da değersizdir.
Ey insanlar, yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.”
Bunu söyler, kendim ve sizin için Allah’a istiğfar ederim.”
Bütün insanlığın aynı babanın, yani Âdem (a.s.)’ın çocukları olduğunu, kavim ve kabile hâlinde kılınmalarının yalnızca tanışmaları için olduğunu ve hiçbirinin diğerinden iman ve takvadan başka bir üstünlüğünün olmadığını beyân buyuran yegâne yaratan Rabbimiz Allah Teâlâ, diğer ayet-i kerimelerde şöyle buyurur:
“Ey insanlar, sizi, tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden birçok erkek ve kadın türetip yayan Rabbinizden korkup sakının.”
“O, sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup yatışması için ondan eşini yarattı.”
“Allah, sizi topraktan yarattı, sonra bir damla sudan, sonra da sizi (erkekli-dişili) çift çift kıldı.”
İnsanların yaratılışı bu iken, artık aynı ailenin fertleri olarak kim, kimden üstün olduğunu iddia edebilir?.. İddia etme hatâsına düşerse, her aklı başında olan kişi, böyle birisini hem yalanlamalı, hem de reddetmelidir… Bu iddia sahibi, kendisini yüce İslâm Dini’ne nisbet ediyorsa, bu iddiası onun İslâm’ın hükmü konusundaki bilgisizliğine verilmeli ve bu konuda onun bilgilenmesi için gayret edilmelidir!..
Hâbîb b. Hirâş el-Asarî (r.a.) rivayet eder.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Müslümanlar kardeştir. Kimsenin kimseye takvadan başka üstünlüğü yoktur!”
“Mü’minler ancak kardeştirler.” buyuran Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’nın, insan kullarına hidayet rehberi olarak gönderdiği Nebîlerin ve Rasullerin en sonuncusu Rasulullah Muhammed (s.a.s.), müslümanların kardeş oluşunu beyânla birbirlerine karşı vazifelerini de apaçık izah buyurmuştur!..
Abdullah b. Ömer (r.anhuma) rivayet eder.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Müslüman, müslümanın (din) kardeşidir. Müslüman, müslümana zulmetmez. Müslüman, müslümanı (tehlike ve musibette) terk de etmez. Her kim müslim kardeşinin hacetinde bulunursa, Allah da onun hacetini yerine getirir. Her kim bir müslümandan bir keder (bir darlık) giderip onu ferâhlatırsa, Allah da onun kıyamet gününün kederlerinden bir kederini giderip ferâhlatır. Her kim bir müslümanı (dünyadaki ayıbından) örterse, Allah da onu kıyamet gününde örter.”
Şirksiz iman edip, Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti üzere salih amel işleyen her mü’min müslüman, hangi kavimden/ulustan ve hangi renkten olursa olsun diğer mü’min müslümanın kardeşidir… Aziz İslâm Milleti’nin ferdleridirler… Kavmiyetçilik/ulusçuluk/milliyetçilik yapmak, cahiliyye işlerinden olup her müslümanın ayaklar altına aldığı ve asla bulaşmadığı bir şeydir… İman, Tevhid ve İslâm üzere bir araya gelip kardeş olan kavimleri, ulusçuluk fitnesiyle birbirine düşürmek isteyen İslâm düşmanlarının bu tuzaklarına düşmemeli ve bu fitneden uzak durmalı, bu konuda her mü’min, diğer mü’minleri uyarmalıdır!..
Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.)’e:
-İnsanların en kerimi (üstünü) kimdir? diye soruldu.
Rasulullah (s.a.s.):
“Allah’a en takvalı olanlarıdır!” buyurdu.
Her mü’min müslüman net olarak anlamış ve iman etmiştir ki, mutluluk, şu kavimden/ulustan veya bu kavimden/ulustan olmak ya da o ulustan olduğunu söylemekte değil, dünyada da âhirette de kurtuluş ve mutluluk şirksiz iman edip, Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti üzere salih amel işleyerek takvaya ulaşmaktır… Âlemlerin Rabbi Allah’ın sevdiği ve velî (dost) edindiği salih kulların olmazsa olmaz özelliği de budur!..
Şöyle buyurur Allah Azze ve Celle:
“Haberiniz olsun, Allah’ın velîleri (dostları), onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır.
Onlar, iman ederler ve (Allah’dan) sakınanlardır.
Müjde, dünya hayatında ve âhirette onlarındır. Allah’ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.”
“Ancak O’na (Allah’a) sizden takva ulaşır.”
“Şüphesiz Allah, muttakî olanları (kendisinden sakınanları) sever.”
Ebu Zerr (r.a.) anlatır.
Rasulullah (s.a.s.), bana:
“Dikkat et! Takva dışında kırmızı ve siyah tenli kişilerden herhangi bir üstünlüğün yok!” buyurdu.
El-Ma’rûr b. Suveyd (r.a.) anlatıyor:
Ben, Ebu Zerr’in üstünde bir örtü, hizmetçisi (kölesi)nin üzerinde bir tek örtü gördüm de O’na:
-Keşke, şu örtüyü sen giysen, böylece senin tam bir takım elbisen olsa. Hizmetçine de başka bir elbise versen! dedim.
Ebu Zerr şöyle dedi:
-Benimle bir adam arasında bir söz olmuştu. O’nun annesi Arab olmayan yabancı bir kadındı. Ben, kavga sırasında O’nun annesini kötüledim. O kimse, beni Rasulullah’a zikredip şikayet etmiş.
Rasulullah (s.a.s.), bana:
“Sen, filân kimseyle sövüştün mü?” diye sordu.
Ben:
-Evet, dedim.
(Rasulullah:)
“O’nun annesini kötüledin mi?” diye sordu.
-Evet, kötüledim, dedim.
Rasulullah:
“Muhakkak ki sen, içinde henüz cahiliyye ahlâkı kalmış bir kimsesin!” buyurdu.
Bu üzücü olay, Ebu Zerr (r.a.) ile Bilâl (r.a.) arasında geçmiş olduğu malumdur! Bir diğer rivayette, bu olayın kimler arasında geçtiği açıkça beyân olunmuştur…
Ebu Umâme (r.a.) anlatıyor:
Ebu Zerr:
-Ey siyah kadının oğlu! diyerek Bilâl’i, annesinden dolayı aşağıladı.
Bilâl, Rasulullah (s.a.s.)’e gidip bunu anlatınca, Rasulullah buna çok kızdı.
Ebu Zerr, Rasulullah’ın yanına gelince de O’na yüz vermedi. Ebu Zerr, sebebini bilmediği için de:
-Ya Rasulallah, mutlaka yaptığım bir şeyden dolayı benden yüz çevirdin! dedi.
Rasulullah (s.a.s.):
“Annesinden dolayı Bilâl’i aşağılıyor musun?” deyip şöyle devam etti:
“Kitab’ı Muhammed’e indirene yemin olsun ki, amelden başka birinizin diğerinden herhangi bir üstünlüğü yoktur ve aynı ölçekten dökülmüş gibisiniz!”
Kıyamete kadar değişmeyen hakikat budur ve bu, böyledir!..
“Hiç şüphesiz din, Allah katında İslâm’dır.” diye buyurur Allah Teâlâ!.. Yeryüzünde ne kadar muvahhid mü’min müslüman var ise, hepsinin dini ve milleti İslâm’dır… Onlar, İslâm Milleti’nin mensubları olup birbirlerinin hem kardeşleri, hem de velîleridirler… Ve hepsi bilip iman etmişlerdir ki, kendini İslâm’dan başka bir millete aid kılan, İslâm Milleti’nden uzaklaşmış, ayrılmış olur…
Mü’min şahsiyetler, İslâm’dan başka ne bir din, ne de bir millet kabul etmezler… Dinleri, milletleri, ümmetleri İslâm olup, İslâm’ın mensubları kardeşleri ve dostlarıdırlar… Kurtuluş, mutluluk ve huzur, her şeyleriyle İslâm’a teslim olmak ve İslâm’ı hayatlaştırmakla gerçekleşir…
İslâm Milleti’nin en hayırlı nesli olan Ashâb-ı Kiram, böyle bilmiş, böyle inanmış ve böyle yaşamışlardı… Rabbimiz Allah Teâlâ, cümlesinden razı olsun!..
İşte onlardan bir örnek!..
Katâde (rh.a.) ve Ali b. Zeyd b. Cud’ân (rh.a.) anlatıyor:
Sa’d b. Ebî Vakkâs ve Selmân el-Fârisî arasında bir sorun vardı. İkisi aynı mecliste iken Sa’d, oradakilerden birisine:
-Ey filân, soyunu söyle! dedi.
Adam, kimlerden olduğunu söyledi. Sa’d, daha sonra diğerine aynı şeyi söyledi ve bu şekilde sıra Selmân’a geldi.
Selmân’a:
-Ey Selmân, sen soyunu söyle! dedi.
Selmân:
-Müslüman olduktan sonra kendime bir soy tanımıyorum. Amma ben, İslâm’ın oğlu Selmân’ım! karşılığını verdi.
Aralarında geçen bu olay, Ömer’e ulaştı. Daha sonra Ömer, Sa’d ile karşılaşınca:
-Ey Sa’d, soyunu söyle! dedi.
Sa’d, O’nun neden böyle dediğini anladığı için:
-Ey mü’minlerin emiri, Allah aşkına benden bunu isteme! karşılığını verdi.
Ancak Ömer, ısrar edince Sa’d soyunu söyledi. Ömer, daha sonra oradakilerden her birinden aynı şeyi istedi. Sıra Selmân’a gelince:
-Ey Selmân, sen soyunu söyle! dedi.
Selmân:
-Yüce Allah, beni İslâm Dini’yle şereflendirdi. Ben, İslâm’ın oğlu Selmân’ım, karşılığını verdi.
Bunun üzerine Ömer şöyle dedi:
-Cahiliyyede (babam) Hattab’ın en saygın kişilerden biri olduğunu Kureyşliler bilir. Ömer ise İslâm’ın oğludur ve İslâm’ın oğlu olan Selmân’ın da kardeşidir.
(Ey Sa’d,) vallahi böyle olmasaydı, diğer tüm şehirlerde bulunanların da haberi olacak şekilde seni cezalandırırdım!
Zamanında bir adamın soyunu, cahiliyyeden dokuz ataya dayandırdığı için kendisi de onuncu olarak cehenneme girdiğini, birinin de soyunu sadece İslâm dönemindeki babasına dayandırıp geriye kalanları bıraktığı için babasıyla birlikte cennete girdiğini bilmiyor musun?
Ubey b. Ka’b (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.) zamanında iki adam, karşılıklı soylarını saymaya başladılar.
Biri:
-Ben, filân oğlu filânın oğlu filânım, dedi.
Diğerine:
-Annesiz kalasıca, senin ataların kimlerdir? diye sordu.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Musa zamanında iki adam, karşılıklı soylarını saymaya başladılar.
Biri:
-Ben, filânın oğlu filânım……. diyerek atalarından dokuz kişiyi saydı ve diğerine:
-Annesiz kalasıca, sen soyunu say bakalım! dedi.
Diğeri:
-Ben, müslümanlardan filânın oğlu filânım! karşılığını verdi.
Bunun üzerine Allah, Musa’ya şöyle vahyetti:
‘Kendini dokuz ataya nisbet eden kişi, sen cehennem ateşinde onların onuncusu olacaksın!
Sadece anne-babasına nisbet kişi, sen de kendini nisbet ettiğin kişilerin üçüncüsü olarak cennette olacaksın!”
İslâm Milleti’ni parçalayan en büyük fitne olan ırkçılık/kavmiyetçilik/ulusçuluk/milliyetçilik yapanların durumu dünyada böyle! Ya olduğundan hiçbir şüphemiz olmadan iman ettiğimiz âhirette nasıldır?..
Ebu Hüreyre (r.a.) rivayet eder.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Kıyamet günü geldiğinde Allah, bir münâdînin şöyle seslenmesini emreder:
-Dikkat edin! Ben, bir neseb yarattım, siz de başka bir neseb edindiniz. Ben: Sizin en iyiniz, Benden en çok korkanınızdır, dedim. Siz, bundan yüz çevirdiniz ve: Filân oğlu filân, filân oğlu filândan daha hayırlıdır, dediniz.
Bugün Ben, kendi (yarattığım) nesebimi (salih amel ve takvayı) yükseltiyor, sizin nesebinizi (soy, sop ve makamınızı) alçaltıyorum.
Nerede Allah’dan korkanlar (muttakîler)?”
“Artık ey basiret sahipleri ibret alın!”


