13 Mayıs 2026 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / / Dijital Çağda Kalbini Korumak
Dijital Çağda Kalbini Korumak

Dijital Çağda Kalbini Korumak Necdet Meşe

Batı medeniyeti ve şahsiyetsiz taklitçileri tarafından sadece ülkemizin değil, bütün insanlığın "kültür dünyası" adeta fethedilmiş, inançları saldırıya uğramış, gelenekleri ayaklar altına alınmıştır. Dinî inançların yanı sıra milli olanın, yerel yahut otantik olanın hiçbir değerinin olmadığı bir çağda yaşıyoruz. "Küresel" adı altında, özellikle Amerikan kültürüne eklemlenemeyen yerel kültürlerin gerçekten bir anlamı kalmamıştır! Zaten İslam haricinde diğer inanç ve medeniyetler çoktan ölü inançlara ve kültürlere dönüşmüş durumda! Hiçbirinin Batı medeniyetine karşı direnecek bir gücü yok maalesef!

İslam dininin” direniş ruhundan” kaynaklanan baş eğmezliği günümüzde Batılıların canını sıkmakta ve onları -tabiri caizse- ölümcül çözüm yolları aramaya yöneltmektedir. Bu sadece Batının sorunu değil, Batı ile bir şekilde işbirliği halindeki bütün güç odaklarının sorunudur, İslam ülkelerinin başında bulunan zalim iktidarlar, gerici krallıklar dahil!..

Gazze savaşını dahi böyle okumak elzemdir. Zalim İsrail'e karşı direnen İslamcı Hamas'ı cezalandırmak için dünya liderleri adeta iş birliği halindedirler! Dünya tarihinin kaydettiği en büyük zulüm ve soykırımlardan birisi vuku bulurken, müslüman devletlerin liderleri bile kılları kıpırdamadan izlemektedirler. Gazze'den duyulacak bir muzafferiyet haberi, en küçük bir başarı hikayesi dahi o zalim yönetimlerin aklını almaya yetmektedir! Bu işbirlikçi rejimler, oradan çıkacak bir zafer müjdesinin kendi sonları olacağının farkındalar! Telaşları da soykırımcı İsrail'e el altından yardımları da bu sebeptendir.

Bütün saldırı biçimlerinin görsel yoldan ve teknoloji şovuyla gerçekleştiği bir çağ bu! Batı medeniyetine ve getirdiği yeniliklere yapılan resmi ve açık övgüler eşliğinde, duyu organlarımız yoluyla bize yabancı, hatta yer yer fantastik ögeler taşıyan bu kültürü kavrıyor, bünyemize katıyor ve içselleştiriyoruz.

Kavradıkça kirleniyor, bünyemize kattıkça kendi inanç ve kültürümüze yabancılaşıyoruz!

Çocuklarımız ve gençlerimiz çok büyük bir tehlikeyle karşı karşıya! Bize yabancı (dijital) ve de yalancı (sanal) bir dünyaya daha küçük yaşlardan beri kapılmanın verdiği "ikna edilmişlikle" Batıdan ve onların güdümündeki Çin ve Japoya’dan sunulan her şeye açık haldeler!..

Bu bir millet için sorundur, hem de çok büyük bir sorun! Aslında bireyi de aileyi de aşan bir sorun!

İnternet ağının dışına çıkamadığımız, oyunu, eğlenceyi, müziği, sinemayı, dizileri orada bulduğumuz, çocukların bile elinde tablet ve cep telefonuyla bunları izler olduğu bir zamanda sorunumuz gerçekten çok büyüktür! Halkın dijital teknolojiye, sanal dünyaya meyilli olduğu bir gerçek. Bundan daha tehlikeli olan ise vakitleri daha uygun olduğu için özellikle kadınların ve susturulmak amacıyla çocukların cep telefonu ve tablet/bilgisayar yoluyla sanal ortama sürekli maruz kalmalarıdır. Görünen o ki; gönüllülük esasına tabi imiş gibi görünse de halkımız bir “dijital/sanal saldırı ile karşı karşıyadır. Pusetteki bebeden ortaokul öğrencisine, gençlerden ebeveynlere, babalara, dedelere kadar farkında olmadığımız bir yöntemle eğitiliyoruz, kültürümüze, inancımıza, kimliğimize aykırı bir yola evrilip yönlendiriliyoruz!..   

Buna iktidar gücü ve kurumlar nezdinde dur denilmesi, bir çözüm üretilmesi icap ederken, iktidar ve resmî kurumların tehlikenin farkında bile olmaması başlı başına tuhaf bir durumdur! 5G teknolojisi ile ultra-hızlı İnterneti getirdik diye Bakanından GSM operatörlerine kadar havalara zıplanırken, TV’lerde agresif reklamları yapılırken tehlikenin farkına varma imkânı zaten olamaz! Bilmeyen de 5G teknolojisi ve hızıyla halkımıza aktaracağımız önemli milli ve stratejik bilgilerin olduğunu sanır. Ya da milli bünyeye uygun oyunlar, müzikler, yapımlar vs…

Halbuki insanlık düşmanı Batının ve inançsız Çin ve Japonya’nın üretiği sanal ürünleri insanımıza hızlı şekilde ulaştırmayı başarı olarak addetmek akıl kârı değil. Bunların insanlık için çöp olmaktan öte bir değeri yoktur.

Tam tersi 5G teknolojisiyle insanımızı kendi ellerimizle dijital köleliğe mecbur etmiş, şeytanın askerleri olan Meta'nın labirentlerinde kaybolmasına gönüllü rıza göstermiş oluyoruz. Labirent tabirini tuhaf görmeyelim, zira sanal dünyaya hükmeden bir Dijital dev ile karşı karşıyayız: Meta Platforms, Inc. merkezi Menlo Park-Kaliforniya'da bulunan Amerikan çok uluslu bir teknoloji şirketidir. Meta, Facebook, Instagram, WhatsApp, Messenger, Threads ve Manus dahil olmak üzere birçok önde gelen sosyal medya platformuna ve iletişim hizmetine sahip olup bunları işletmektedir. Şirket ayrıca kendi siteleri ve üçüncü taraflar için bir reklam ağına da sahiptir.[1] 

ABD’nin başını çektiği en büyük teknoloji devleri Alphabet (Google), Amazon, Apple, Microsoft ve Nvidia ve Meta (Facebook) dünyayı idare eden ve aynı zamanda piyasa değeri bakımından dünyanın en büyük şirketleri olan “Büyük Teknoloji”nin bir parçası olarak tanımlanırlar.[2]

“Küresel şeytanların” dizayn edip “tanrıcılık” oynamaya yeltendikleri bir dünyada, sanal alemi yöneten bu “Dijital platformlar” Firavunun sihirbazları hükmündedir! Firavun nasıl sihirbazlarını kullanarak gerçekleri büküp halkını yanıltıyorsa, bunlar da aynı şekilde insanlığı kandırarak yönetmenin peşindeler! Ahlaksızlık, yozlaşma, cinsel istismar, şiddet ve her türlü kutsal inanacı yıkmak temel görevleridir, tıpkı Firavun düzeninde olduğu gibi: “Günümüzde bu işlevi (sihirbazlık) gören aygıt açıktır ki en geniş anlamıyla medyadır; televizyonlar, sinema, radyolar, gazeteler, dergiler vs. sistemin adamlarının elinde “halkı adeta büyüleyerek” sisteme itaat etmelerini sağlayan propaganda (sihir) silahlarıdır. Dijital platformlar/sosyal medya da buna dahildir. Medya enstrümanları birer propaganda aletidir ve bu misyonuyla medya her zaman üst bir “sınıf” olan ultra zenginlerin (mütrefin) elindedir. Hatta güç sahipleri Peygamberlerin kendilerini ikna etme uğraşlarını dahi “büyülemek/büyülenmek ya da apaçık sihir” olarak nitelendirirler;[3]

“Mûsâ’ya şöyle dediler: “Bizi büyülemek (ikna etmek) için hangi mûcizeyi (yöntemi) getirirsen getir, sana asla inanacak değiliz.” (A’raf, 132)

“Firavun meseleyi etrafındaki melelerine (ileri gelenlere) sundu: “Bu gerçekten işini çok iyi bilen usta bir sihirbazdır! Büyüsüyle sizi yerinizden yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Bu durumda ne tavsiye edersiniz?” (Şuara, 34-35)

“Şüphesiz Firavun o ülkede iyice azgınlaşmış ve halkını sınıflara, kastlara (şiyean) ayırmıştı. İçlerinden bir grubu özellikle zayıf düşürmek istiyor; bunun için de oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ve kızlarını ise yüz kızartıcı işlerde kullanmak üzere sağ bırakıyordu. Gerçekten o tam bir bozguncu idi.” (Kasas, 4)

“Böylece Firavun hilesiyle (sihirbazlarla) kavminin aklını çeldi; onlar da kendisine körü körüne boyun eğdiler. Doğrusu onlar, iyice yoldan çıkmış bir topluluktu.” (Zuhruf, 54)

"Maruz kalmak" ya da "rızanın imalâtı"[4] diye tanımlanan bir durumla karşı karşıyayız. Her “maruz kalışta” bir kalemizi kaybediyoruz, her “rıza gösterdiğimizde” kişiliğimizden birşeyler koparılıyor.

Her kabulleniş kalemizin bir burcu, her rıza gösterdiğimizde kalbimize siyah bir nokta düşüyor. Duyu organlarımızın yanı sıra, en korunaklı yer olması gereken kalbimiz her türlü sanal saldırıya açık halde...

Biz de müslümanlar olarak bu sanal saldırıların dışında değiliz ne yazık ki!.. Bu hücuma karşı bir çözümümüz yok, hiçbir savunma refleksi geliştiremedik! Ne zararlı olanın farkındayız ne kötü olana karşı bir çözümüme sahibiz. Ne çocuklarımızı koruyabiliyoruz ne gençleri ne de kendimizi! Saldırılara karşı o kadar açık ve savunmasızız ki, müslüman olarak öne sürüp sadık kalacağımz bir bariyerimiz yok! Evlatlarımıza sözümüz geçmiyor, üstelik sanal alemde neler izlediklerini, ne tür tehlikelerle yüz yüze olduklarını bile bilmiyoruz.

Zihnimiz, kalbimiz, ruhumuz “dijital/sanal” tabir edilen ve özenle üretilen “küresel pisliklere” o kadar açık durumda ki, kendimizi de çocuklarımızı da gelecek nesilleri de koruyacak halde değiliz! İnancımız bizi koruyacak potansiyele ve kötülüğe karşı mücadelede gerekli verilere fazlasıyla sahip olmasına rağmen “rızaya dayalı” bir güçsüzlükle karşı karşıyayız. “...eğer güçlüler söylemin öncüllerini belirleyebiliyor, sıradan yurttaşların neleri görmesine, duymasına ve düşünmesine izin verilip verilmeyeceğini kararlaştırabiliyor ve düzenli propaganda kampanyalarıyla kamoyunu "yönlendirebiliyorlarsa[5]" sistemin nasıl çalıştığına ilişkin standart görüşle gerçeklik arasında ciddi bir uyuşmazlık olacaktır. Walter Lippmann'ın "rıza imalatı" adını verdiği süreçte propagandanın özel bir öneme sahip olduğu fikri, kamuoyu, propaganda ve toplumsal düzenin politik koşulları üzerine çalışan yazarlar arasında uzun süreden beri kabul gören bir gerçekliktir.”[6]

Tercihlerimizin -her ne olursa olsun- kendimize ait olduğunu sanıyoruz ama öyle değil maalesef. Sanal dünyadan, dijital platformlardan duyu organlarımız yoluyla algıladığımız her şey bizleri kirletiyor. İnancımıza uymayan “şeyler” bizi bizden uzaklaştırıyor. Maruz kaldıkça kalbimize günahların lekesi düşüyor, derinlere işliyor. Hz. Peygamber asırlar öncesinden bizi bu tür musibetlere karşı uyarıyor;

"Mümin bir günah işlediği zaman kalbine siyah bir nokta düşer. Şayet bu günahtan geri döner, bağışlanma dileyip tövbe ederse kalbi arınıp temizlenir. Ancak aynı günaha dönerse o siyah noktalar tüm kalbini sarana dek artar. Yüce Allah'ın, ''Hayır! Doğrusu onların işlemekte oldukları kalplerini paslandırmıştır'' [Mütaffifin, 14] ayetinde bahsettiği pas da işte budur."[7]

Bu Hadis-i şerif bizleri sanal dünyadan kalbimize sızan en küçüğünden en büyüğüne modern günah biçimlerine karşı uyarmaktadır. İşin acı tarafı, bizler müslümanlar olarak 24 saat ellerinde telefon ve tabletle, bilgisayarla çocuklarımızın, gençlerimizin bu “sanal saldırılara” ne kadar maruz kaldığı bilmiyoruz. Burada Dijital teknolojinin gücünün nerelere ulaştığını ve kimlerin emrinde olduğunu anlayabilmek için İsrail’in Lübnan’da Hizbullah liderlerine karşı yaptığı Dijital terör saldırısını hatırlatmış olalım. Hizbullah mensuplarına ellerindeki çağrı cihazları ve telsizle “eş zamanlı” olarak yapılan ve 3000 kişin sakatlanıp yaralanmasına sebep olan o inanılmaz bombalı “sanal saldırı”nın meseleyi nerelere kadar taşıyacağını aklımızda tutalım. Önceden hazırlanmış, patlamaya hazır fakat haberimizin olmadığı teknolojik aletler! Cebimizde, masamızda, çantamızda, çocuklarımızın ve ülkemizin önemli insanlarının elinde her an dijital bir silaha dönüşecek bir tehlikeyle iç içe yaşıyoruz! Hiçbirini biz üretmedik, üretim ve sonrasında kimin elinden geçtiğini de bilmiyoruz, bir dünya para verip yurt dışından getiriyoruz…

Bu çağda sanal dünya terör tehdidi yanı sıra her şeyi değiştiriyor, dönüştürüyor, adeta yeniden terbiye edip şekillendiriyor. Çocuklarımızın her şeyi önce oradan öğrendiğini var sayarsak -ki böyledir- nasıl bir etki altında olduklarını tahmin etmek zor olmayacaktır. Gerçi görünümlerinden, seçtikleri kahramanlardan, istek ve taleplerinden bu rahatlıkla anlaşılmaktadır. Kızlarımız kapanmayı istemeyi bırakın, ebeveynine diş geçirebilse açılmakta sınır tanımayacak. Delikanlılarımızda ise ateizm, deizm gibi inanç bozuklukları artık normal karşıladığımız durumlar. En masumu İslam’a, Kuran’a inanıyor ama dine, camiye, namaza, abdeste karşı inanılmaz mesafeli. Oysa çekip çevirenin, düzen koyanın, yaşam biçimi getirenin ve baştan aşağı terbiye edenin Rab olarak Allah olduğunu bilmeleri gerekirdi,[8] bu imanla sanal alemin getirdiği cümle kötülüklerden uzak durmaları gerektiğini çocuklarımız bilmeliydi. Öğrenememişlerse bu eksiklik ve bu vebal bize aittir!

Gözünü kırpmadan adam öldüren, canileşerek insan doğrayan ve kimsenin gözyaşından, merhametinden etkilenmeyen 14-17 yaş arası bir grup da var ki evden ocaktan öte. İnternet Kafelerde başlayan, tablete, telefona kadar indirilebilen şiddet oyunları, fantastik oyunlar, türlü yaratıkların/canavarların hunharca insanları ya da birbirini öldürüp parçaladığı oyunlar Dijital çağın zalim bir hediyesidir!.. Şeytani bir akıldan çıktığı belli olan Mortal Kombat, Grand Theft Auto (GTA), God Of War, Dead İsland 2 vs. gibi bu maksatlı oyunlar, daha küçük yaşlardan başlayarak çocuklara ve gençlere öldürmenin, parçalamanın, kan gölü oluşturmanın doğal olduğunu aşılıyor. Bilinçli olarak sipariş edilen/yönlendirilen inançsız ve saygısız zihinlerden türeyen bu tür “şiddet oyunları” gençlerimizin şiddet duygularını kamçılıyor. Tinere, baliye, uyuşturucuya müptela olanlar için bir insanı öldürmenin, parçalamanın oyundan bir farkı yoktur! Geleceklerini kaybetmiş bu gençler, suç çetelerine katılarak ülkemiz için de potansiyel bir tehdit oluşturmaktadırlar. Medya fecaat haberlerini sürekli vermektedir.

Çünkü çocuklarımızı, gençlerimizi artık biz yetiştirmiyoruz; ciddi paralar ödyerek ellerine verdiğimiz o cep telefonları ve tabletler yönetiyor. Facebook, İnstagram, Tiktok gibi sosyal platformlar asla masum değil! Tersine dehşetengiz bir istismar dünyası! Bir şeylerin istismar edilmesi ayrı, ancak insanımız doludizgin kendini istismar ediyor, varlığını, bedenini pazarlıyor. Kadını erkeği çıldırmış vaziyette; tesettürün yerini çıplaklık, tevazunun yerini büyüklenme, mahcubiyetin yerini beğenilme, mahremiyetin yerini şov kültürü almış. Aslında Sanal alemin çarklarına kendini kaptırmak, Dijital çağın şartlarına göre yaşamak bir tür kulluğa girer. İnsan neye inanıp ona göre hayatını düzenliyorsa ona kulluk ediyor demektir. Neye kulluk ediyorsa onu kendine Rab bellemiştir! İslam inancının amentüsü bu hakikat üzerine oturur! “Kanun ve hayat biçimi koyan, koyduğu kurallara (emir ve yasaklara) göre bir yönetim şekli, bir sistem ihdas ederek insanların hayatını yönlendiren, çekip çevirme iddiası güdenler arap dilinde ve de Kur’an’da Rab olarak tanımlanır. Ancak İslam inancında aslolan Allah’ı koyduğu düzen ile yegâne Rab olarak tanımaktır. Bütün sahte Rab ve İlahları, kanun koyma iddiasındaki Tağutları ve cahiliye dönemlerinin hükümlerini reddetmektir. İslam’ı kabul etmenin esası olan “La ilahe illallah”ın da anlamı tam olarak budur; “Allah’tan başka bütün sahte Rab ve İlahları reddederim” demektir.[9] Bu Dijital çağda -haşa- “tanrıcılık” oynayanlar ve onların uzantıları olanlar[10] nasıl bir inkılab ile sarsıldıklarını elbet bilecekler!”[11]

“Onlar Allah'ı bırakıp bilginlerini, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih'i de kendilerine Rabler edindiler. Oysa tek bir ilah olan Allah'a kulluk etmekten başka bir şeyle emrolunmamışlardı. Allah’tan başka ilah yoktur. O, onların ortak koştuklarından yücedir.” (Tevbe, 31)

Bu çağda Müslümanların sorumluluğu hem kendilerini hem çocuklarını, gelecek nesilleri ve bütün dünyayı hedef alarak; Allah’ı yegâne Rab olarak tanımak, tanıtmak, sahte tanrılara ve şeytanın taraftarlarına karşı mücadeleye davet etmektir. Kurtuluşlarının O’nda ve kulluklarının yalnız O’na olması gerektiğini bilerek kendilerini dünyada ve ahirette saadete kavuşturacak Tevhid yolunu tutmaktır. Müslümanlar akıllarını, zihinlerini, kalplerini ve ruhlarını Dijital çağın tasallutundan, Sanal alemin suni çekiciliğinden, şeytani sistemin hilelerinden, hulasa sahte tanrılardan ancak “la ilahe…” diyerek ve “yeniden iman ederek”[12] kurtarabilirler! Çağımız insanı da Dijital kölelikten ve Sanal şeytanlardan ancak bu şekilde Tevhidin kutlu yoluna sarılarak kurtulabilir!

 

Necdet MEŞE

Şubat 2026

 

 

 

 

[1] https://en.wikipedia.org/wiki/Meta_Platforms

[2] https://en.wikipedia.org/wiki/Meta_Platforms

[3] Vuslat Dergisi, Firavun Düzenlerinin Anatomisi, Necdet Meşe, Eylül 2024 Sayı: 279

[4] Rızanın İmalatı kitabı, Edward S. Herman-Noam Chomsky, bgst yayınları

[5]“2024 Lübnan çağrı cihazı patlamaları”, Wikipedia.

Anadolu Ajansı, “Hizbullah mensupları üzerinde patlatılan çağrı cihazları mercek altında”, erişim: 19 Şubat 2026.

[6] Rızanın İmalatı, Edward S. Herman-Noam Chomsky, s. 66, bgst yayınları

[7] Tirmizi 5/434

[8] Kur’an’da Temel Kavramlar, Ali Ünal, İlah-Rab-Melil, s. 158, Beyan Yayınları

[9] Vuslat Dergisi, Firavun Düzenlerinin Anatomisi, Necdet Meşe, Eylül 2024 Sayı: 279

[10] Hizbu’ş şeytan: “Şeytan onları kuşatmış ve kendilerine Allah'ı anmayı unutturmuştur. İşte onlar “şeytanın taraftarlarıdırlar”. İyi bilin ki şeytanın taraftarları, hüsrana uğrayacakların ta kendileridirler.” Mücadele, 19

[11] “Zulmedenler nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.” Şuara, 227

[12]  Ey iman edenler! Allah'a, peygamberine, peygamberine indirmiş olduğu Kitab'a ve daha önce indirmiş olduğu Kitab'a iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse uzak bir sapıklığın içine düşmüştür.” Nisa, 136

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul