Sinan Özyurt
Sabah uyanır uyanmaz elimiz telefona gidiyor. Gözümüzü açar açmaz bir akışın içine düşüyoruz. Haberler, mesajlar, kısa videolar, paylaşımlar… Henüz gün başlamadan zihnimiz doluyor, kalbimiz yoruluyor. Günün ilk yönelişi, çoğu zaman günün geri kalanını şekillendiriyor. Kalp nereye bakarsa insan da farkına varmadan o yöne doğru yürümeye başlıyor.
Bugünün en büyük sıkıntılarından biri, kalbin sürekli dağılmasıdır. Ekranlar çoğaldıkça dikkat azalıyor, dikkat azaldıkça kalp yoruluyor. İnsan saatlerce bu akışın içinde kalabiliyor; buna karşılık birkaç dakika tefekkür etmek, bir sayfa Kur’an okumak ya da huzurla namaza durmak zorlaşabiliyor. Bu kesintisiz akış, kalbin odağını sessizce zayıflatıyor.
Böyle bir akışın içinde insan, kalbini neyin meşgul ettiğini çoğu zaman fark edemez. Oysa Kur’an, müminleri şöyle tasvir eder: “Onlar ayakta, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar.” (Âl-i İmrân, 191) Bu ayet, hayatın her anına yayılan bir kulluk bilincini hatırlatır. Ne var ki bugünün kesintisiz akışı içinde, bu hatırlama hâlini korumak her zaman kolay olmuyor.
Kalbin Yorgunluğu
Dijital akışın kalpte bıraktığı yorgunluk çoğu zaman hemen fark edilemez. İnsan günün sonunda kendini bitkin hisseder ama bu bitkinliğin nereden geldiğini tam olarak izah edemez. Çünkü bu yorgunluk gün boyu yavaş yavaş birikir.
Sürekli değişen görüntüler, kısa videolar ve hızlı içerikler arasında kalp derinleşecek bir zemin bulamaz. İnsan gün boyunca pek çok şey görür, duyar, izler. Kalp ve zihin bu görüntüler ve seslerle dolar. Böyle bir akışın içinde bir ayetin üzerinde durmak, birkaç dakika sessizce düşünmek ya da içinden geçen duyguyu fark etmek zorlaşır. Her şey hızla gelir, kısa süre oyalar ve yerini yenisine bırakır. Kalp, hissetmeye ve tefekküre fırsat bulmakta zorlanır.
Bir süre sonra niyetler de bu hızdan etkilenmeye başlar. Görünür olmak, beğenilmek, onay almak fark etmeden hayatın merkezine yerleşebilir. İnsan bazen neyi neden yaptığını tam olarak düşünemez. İbadetler bile içten bir yöneliş olmaktan uzaklaşıp başkalarına gösterilen bir görüntüye dönüşebilir.
Zamanın bereketi de aynı şekilde azalır. Birkaç dakikalığına açılan telefon, saatleri yutar. Namaz gecikir, Kur’an okumaya vakit bulunamaz, aileyle geçirilen zaman daralır. Gün biter, insan yorulur fakat bu yorgunluğun nerede başladığını hatırlamak kolay olmaz. Resulullah (s.a.s.) bu hâli asırlar önce şöyle haber vermiştir: “İnsanoğlu iki nimet konusunda aldanmıştır: sağlık ve boş vakit.” (Buhârî, Rikak, 1)
Hayatın Merkezini Değiştirmek
Kalbi korumak için dünyadan kopmak değil, kalbin yönünü doğru yere çevirmek gerekir. Mümin, gününü bildirimlere göre değil namaz vakitlerine göre düzenlemeye gayret eder. Günün merkezinde ekran değil, ibadet bulunmalıdır.
Namaz, farz bir vazife olmanın yanında hayatı toparlayan bir eksendir. Hakkıyla kılınan beş vakit namaz, her seferinde kalbi arındırır. Günün koşuşturması içinde kalp yorulur, kirlenir, dağılır. Namaz, bu dağınıklığı derleyip toplayan ilâhî bir moladır.
Günün ilk yönelişini namaza ayırmak kalbin yönünü belirler. Sabah namazıyla başlayan bir gün, insanın iç dünyasını düzenler. İnsan uyanır uyanmaz ekrana değil secdeye yöneldiğinde günün ritmi değişir. Hayatın gidişatında bildirim sesleri değil ezanın çağrısı belirleyici olur.
Kalbi Korumak İçin
Kalp, kendi hâline bırakıldığında savrulmaya açıktır. Bu yüzden kalbi diri tutmak, günlük hayatın içinde bilinçli tercihler yapmayı gerektirir. Bu tercihler çoğu zaman küçük ama istikrarlı adımlardır. Bu adımların başında niyet gelir. Yapılan iş küçük de olsa halis niyet onu değerli kılar. Gün içinde yapılan her işte kalbe dönüp niyeti yoklamak, kalbi diri tutan bir alışkanlıktır.
Kalbi korumanın bir başka yolu, hatalara karşı uyanık olmaktır. Her yanlış, kalpte küçük bir leke bırakır. Bu lekeler biriktikçe kalp ağırlaşır. Bu yüzden hata fark edildiği anda tövbe etmek, gönlü temiz tutmanın güvenli yoludur. İstiğfar, kalbin üzerindeki ağırlığı hafifletir. Gün içinde fırsat buldukça “estağfirullah” diyebilmek bile gönlün yeniden nefes almasına vesile olur.
Dua ise kalbin sığınağıdır. Kalpler, Allah’ın elindedir. Bu yüzden Resulullah (s.a.s.) sık sık “Ey kalpleri evirip çeviren Rabbim, kalbimi dinin üzere sabit kıl.” (Tirmizî, Deavât, 124) diye dua ederdi. Kalbin diri kalması için zikir ve Kur’an’la kurulan bağ da önemlidir. Gün içinde kısa zikir anları, kalbi huzura kavuşturur. Her gün birkaç ayet okumak ise kalbin hayatın gürültüsünden uzaklaşıp yeniden sükûnet bulmasına yardımcı olur.
Gün içinde her türlü iyilik fırsatını değerlendirmek gerekir. İyilik peşinde olmak ve salih insanlarla beraber bulunmak da gönlü korur. İnsan, birlikte olduğu kimselerin hâlinden etkilenir. Kalbi diri tutan dostluklar, insanın yönünü muhafaza etmesine yardımcı olur.
Ezcümle, kalp korunması gereken bir emanettir. Onu namazla, zikirle, Kur’an’la, halis niyetle, tövbe ve duayla korumak gerekir. Kalp sağlam kaldığında insan yolunu bulur. Çünkü insan, ancak kalbi kadar güçlüdür. Kalbi diri kalan insan, bu çağın gürültüsü içinde bile yönünü kaybetmeden yürüyebilir.


