Kur’an-ı Kerim’de sürekli olarak “Akletmiyor musunuz? Anlamıyor musunuz? Niçin yalanlıyorsunuz?” buyurularak dönüş yolculuğunu insanlara hatırlatmayı üstlenmiş ve en üstün hayat rehberi olan Kur’an’da Allah Teâlâ’ya itaat ve kulluk ederek emirlerini yaşayıp yerine getiren, dosdoğru hayat üzere olan salih kimselerin durumundan bahseden kıssalar anlatılır.
Gözümüzün nuru, hayat rehberimiz olan kitabımız anlayarak okunduğunda, Allah Teâlâ’nın kuluna bir hitabı olduğu; içindeki ayetlerin hem dünyası hem ahireti için kalıcı mutluluğun anahtarını taşıdığı bilinir. Aynı zamanda insanın tavır ve davranışlarında büyük bir değişmeye neden olur.
“Onlar, Rablerinin rızasını kazanmak için her türlü sıkıntıya sabreder, namazı dosdoğru kılar, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizlice ve açıktan Allah yolunda harcar, kötülüğü iyilik yaparak kendilerinden uzaklaştırırlar. Dünyanın sonunda güzel bir hayat işte böyle kimseleri beklemektedir.”
Allah Teâlâ bu ayet-i kerimede açık ve net olarak: Ey kulum! Rahat ol! Korkma! Rızkını ve rızık konusunda beynini yorma. Ben senden nasıl ki yarının ibadetlerinden hesap sormuyorsam, sen de benden yarının rızkı için endişelenme, kaygılanma, düşünme, kalbini yorma. Gücün yettiğince rızkın için çalış; ama az, ama çok. Kanaatkâr ol. Seni yaratan Allah senin rızkını garanti altına almış ve hiçbir canlı rızkını yemeden ölmez. Hiçbir çocuk yoktur ki Allah onun rızkını belirlemiş olmasın.
Eğer Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmak istiyorsan, maddî durumu senden daha aşağı olan insanların durumuna bakarak, senden daha zor imtihanları olan kardeşlerinin imdadına koş ve gizli-açık Allah yolunda güzel bir borç vererek maneviyatını artırabilirsen bilmelisin ki güzel bir akıbet böyle kimseleri beklemektedir.
Hz peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuşlardır:
“Miraç gecesinde cennetin kapısı üzerinde şu ibarenin yazılı olduğunu gördüm: “ Sadaka, on misliyle mükâfatlandırılacaktır. Ödünç para ise on sekiz misliyle”
Ben:
“Ey Cebrail! Ödünç verilen şey, niçin sadakadan daha üstün oluyor?” diye Sordum.
Cebrail (a.s.):
“Çünkü yoksul (ekseriyetle) yanında az çok para bulunduğu halde sadaka ister.
Borç isteyen ise, ihtiyacı sebebiyle talepte bulunur” cevabını verdi.”[1]
Muhakkak ki, İhtiyaç sahibi olan bir kişi için, çok sevdiği, değer verdiği kardeşinden borç para istemek ona ağır gelir. Olur ya! Bir aksilik çıkarsa bazı olumsuzluklardan dolayı borcunu geciktirir veya veremediği takdirde, aralarının açılmasından dolayı onu kaybetme korkusu vardır. O yüzden kişi ayağını yorganına göre uzatmalıdır. Çünkü borç insan için bir kelepçedir, ayağına bağdır, gecesi gündüzü yüktür, borcunu ödeyinceye kadar rahat uyku uyuyamaz. Karşı tarafın daha anlayışlı olup kolaylıklar göstermesi gerekmektedir. İmtihan ya! Hesapta olmayan bazı aksilikler insanın başına gelebiliyor. Sen plan yaparsın Allah Teâlâ da plan yapar. Ve kula düşen Allah’ın emrine hoşnut olacağı plan yapması gerekmektedir. Zorda kalmadıkça borca girmemeli, alacaklı kişiyi darda bırakmamalı, iyi niyeti istismar etmemeli, insanların birbirleriyle yardımlaşmasını, borç alıp vermesini yüce dinimiz teşvik etmiş ve bu eylemi de sevap olarak hanelere yazmaktadır. Kul borcunu ödeyinceye kadar, borçlunun sevap kazanması devam eder. Saadet sahibi olur. Bu durum borcuna sahip çıkan kişi içindir.
Ebu Hureyre (r.a.):
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdular: “Sizden önce yaşayanlardan bir tüccar vardı. Halka borç verirdi. Borçlular arasında fakir görürse hizmetçilerine: Onun borcundan vaz geçirin, böylece Allah’ta bizim günahlarımızdan vazgeçmesini umarız.” derdi. Allah da onun günahlarından vazgeçti.”[2]
Kur’an-ı Kerim’de bu kavram Karz-ı Hasen (güzel ödünç) denilmesinin sebebi, Allah Teala’nın rızasını kazanmak olduğundan dolayı ecri büyüktür. Çünkü karşılıksız, hiçbir çıkar gözetmeden faizsiz, menfaatsiz ihtiyaç sahiplerine yardımcı olmaya ve sevaplarının kat-kat artacağı “Ameli Salih” işlemeye güzel ödünç denmektedir. Ancak ihtiyaç sahibinin eli genişleyinceye kadar ona mühlet verilmeli, verdiği borçtan dolayı kendisine muhtaç bırakıp onurunu, şahsiyetini incitmemeli, ecrini Allah Teala’dan beklemelidir.
Meymune annemiz (r.anha):
“Fazlaca borca giriyordu. Ailesi bu mesele konusunda ona müdahale edip durumunu ayıpladılar.”
O şu cevabı verdi:
“Borcu bırakmayacağım. Ben dostum ve yoldaşım Peygamber (s.a.s.) şöyle söylerken işittim:
“Bir borçla borçlanan bir kimsenin borcu ödeme niyeti olduğunu Allah bilince, onu borcunu Allah mutlaka dünyada iken öder.” [3]
Hadiste anlaşılan ihlaslı olunduğu takdirde borç alan da kar da, borç veren de kar da. Ama ihlaslı olunmazsa “Borç yiğidin kamçısıdır” demekle kurtuluş olunmaz. O kamçı öyle bir kamçı ki, insanı halden hale sokar öyle söyleyip te geçiştirmek insanın kendine yapacağı en büyük kötülüktür. Bu durumu iyi düşünüp idrak etmek gerekmektedir.
“Sadaka veren erkeklere ve sadaka veren kadınlara ve Allah’a güzel bir ödünç verenlere, verdiklerinin karşılığı kat-kat ödenir ve onlara değerli bir mükâfat vardır.”[4]
“Mümin kul din kardeşinin yardımında olduğu müddetçe Allah Teâlâ da o kulun yardımındadır. Amelinin kendisini geriye bıraktığı kişiyi, nesebi öne geçirmez.”[5]
Ameli Salih işlemeyerek geride kalmışsa o kişinin nesebi, soyu, asaleti Allah Teâlâ katında onu öne geçirmez. Borçlu olan kişi alırken vermek üzere aldı, fakat gayret ettiği halde rızkından artıramıyor, elinden geleni yaptığı halde yetiştiremiyorsa, o kardeşine mühlet vermelidir veya taksite bölmelidir. Yine veremiyorsa, bu konuda samimi olduğu biliniyorsa, Allah Teâlâ ya güzel bir borç olarak helal etmelidir. Kişinin herhangi bir menfaat gözetmeden karşılığını sadece Allah'tan bekleyerek verdiği borcu, zekat verecek durumda ise zekata sayabilir, veya sadaka olarak sayabilir ki o ihtiyaç sahibi kardeşinin yükünü hafifletmek olmalıdır.
“Allah’a gönül hoşluğuyla ödünç verin. Kendiniz için önden (dünyada iken) ne iyilik hazırlarsanız Allah katında onu bulursunuz. Hem de daha üstün ve mükâfatça daha büyük olmak üzere.” [6]
Bu yapılan ameli salih’den hâsıl olan sevabı işleyen Müslümanın tek gayesi Allah’ın rızasını kazanmak, kardeşinin ihtiyacını bir nebzede olsun hafifletmek, derdiyle dertlenmek olmalıdır. Kim ki bir mümin kardeşinin sıkıntısını giderirse Allah Teâlâ da onun sıkıntısını giderir ve on misli ile mükâfatlandırır. Kim darda kalan kardeşine kolaylık gösterirse Allah hem dünyada, hem ahirette ona kolaylık gösterir ve malını bereketlendirir. Kardeşi veremediği takdirde onu ifşa etmemeli, çevreye anlatmamalı kim bir kardeşinin ayıbını örterse Allah Teâlâ da onun bir kusurunu kapatır, örter.
Hz Peygamber (s.a.s.)
Hz Ebu Bekir’in kızı Esma’ ya: “Cimri olma ki, Allah da sana eksik vermesin, saymadan ver ki, Allah da sana saymadan versin, kesenin ağzını bağlama ki, Allah da sana merhametini eksik etmesin, kesenin ağzını bağlamasın, infak et ki Allah da sana infak etsin.”[7]
İSLAMDA BORÇ ÖDEME ADABI NASIL OLMALIDIR?
İhtiyaç sahibi zorda kaldığında kardeşinden nasıl bir sözle borç aldı ise, verirken de aynı şekilde sözünde durmalıdır. Ne yazık ki günümüzde Alacak, verecek konusunda gevşek davranan kişiler bulunmaktadır. Böyle kişiler imkanı olduğu halde önemsemeyip gevşek davranarak aldığını zamanında vermediği takdirde tekrar bir ihtiyaç halinde yardımına koşacak dost bulamayabilir. Çünkü toplumun gözünde vakarını yitirmiş, güven sarsılmış karşı taraf zor durumda bırakılmıştır.
“Şüphesiz sizin hayırlınız, borcunu en güzel şekilde ödeyendir.” [8]
Allah Teâlâ insanı insanın sırtına sarar da onunla imtihan eder, herkes bir şekilde imtihan olacaktır, bu imtihanlar gerek eşinle, gerek evlatlarınla, gerek sağlığınla, gerek malınla gelir. Kiminin de maddi sıkıntısı olur Allah Teala sana gönderir onunla imtihan olursun, kardeşin sana bir ihtiyaç halinde geldiğinde söylemeye utanır, hicap duyar, mecbur kalmıştır, senin de bu sevaba dâhil olup sebeplenmen için Allah Teala sana yönlendirmiştir.
İnsan için satın alınamayacak çok pahalı şeyler vardır. O da aynı kandan olmayan mümin kardeşlerindir. Mümin vakarlı kişidir, sözünün eridir, borç istemek onun için çok zordur, veremeyip geciktirdiği takdirde saygınlığını kaybedip aralarının açılacağını düşünerek kolay-kolay borç istemeye çekinir, ama mecbur kalmıştır. Borcunu verene kadar da başını yastığa rahat koyamaz. Bu yüzden Allah Teâlâ’nın rızasını düşünerek hareket etmelidir.
“Kim borçluya mühlet verirse, her gün için bir sadaka sevap kazanır. Kim onun borcunun vadesi geldikten sonra tehir ederse, tehir ettiği müddetçe, her geçen gün (alacağı mal kadar) sadaka yazılır” [9]
Darda kalan kardeşine borç vermen hadislerde çokça zikredilen müstehap amellerdendir. Dünyalık elde etmek için kardeşini sıkıştırıp dostluğunu kesmemek gerekmektedir. Karşı tarafta bir an önce mağdur etmemeye, iyi niyeti istismar etmeden ödemeye çalışmalıdır. İmkânı olduğunda bugün veririm, yarın veririm diye ertelememelidir.
İmtihan dünyasında yaşıyoruz dedik ya! Kimi annenin ve babanın en büyük hayali İslam’a gönül vermiş, Salih ve Saliha evlatlar yetiştirmek, kiminin hayali kariyer, kiminin hayali lüks evler, kiminin hayali son model arabalar, kiminin hayali bir araba fiyatında telefonlar bitmez tükenmez memnuniyetsizlikler. Bu sosyalleşmeden ve dijitalleşmeden dolayı çöküntü içinde kalan aileler.
İmtihan ya!
Bazen insan bir ağaca çıkarken kırdığı dalın kıymetini anlamazmış, ancak inmeye çalışırken anlarmış. O yüzden Allah Teâlâ ya sığınıp telaş etmemek gerekir. Kimin neyi ve kimi kaybettiğini yarınlar gösterecektir. Bu çağ dijital çağ, bu çağ içki çağı, bu çağ uyuşturucu çağı, bu çağ kumar çağı, bu çağ öfke çağı, bu çağ şiddet çağı, ne yazık k, özene bezene yetiştirilen gözünden dahi sakındığın yavruların içki, kumar derken kendilerini kaybedip elden avuçtan çıkarak kendilerini kaybediyorlar ve borç batağında debeleniyorlar, sonra çıkmaza düşüp intihar ediyorlar.
Ne yapmalı?
İnsanoğlu içindeki boşluğu Allah Teâlâ’nın helalleriyle doldurmadığından dolayı dünyalık hırsıyla çözümü başka yerlerde aramaktadır. Kolay zengin olma hırsı ile şeytandan daha tehlikeli olan doymayan nefisler ve borç batağına batan, oradan oraya koşan, nasıl gözbebeğimi bu illetten kurtarabilirim? diye sızlanan çaresiz aileler.
İşte o yüzden mümin, mümin kardeşine umut olmalı, şifa olmalı, hayır ve ihsan yollarını göstermeli, sabra teşvik ederek, hüsnü zanna davet etmeli, tevekküle davet etmeli, kardeşinin çocuğunu kendi evladı bilmeli, kasveti ve şerri üzerinden atmaya yardımcı olmalı, musibetlerin, belaların Allah Teala’dan geldiğini düşünerek bunun tek sebebinin Alemlerin Rabbine hakkıyla yönelmemekten kaynaklandığını, şerri konuşarak değil, sorunları büyütmek yerine hayrı işleyerek imanı tazeleyebilmeli ki, İslam üzere Allah’ın razı olacağı müminlerin yolunu takip eden nesiller yetiştirebilsin.
“Ebu katade (r.a.) bir borçlusunu parasını talep etmek üzere aramıştı. O, Görünmek istemedi ve kendisinden gizlendi, Bilahare adamı buldu. Ancak adam: “Dardayım” dedi. Bunun üzerine; Allah’a yemin eder misin? diye sordu. Borçlu: “Vallahi dardayım” diye yemin etti.
Ebu katade:
“Ben (s.a.s.)’ in, “Kim Allah’ın kendisini kıyamet gününün sıkıntısından kurtarmasını isterse darda olana nefes aldırsın veya tamamen borcunu bağışlayıversin” dediğini işittim, dedi.[10]
[1] (İbn-i Mace. Sadakat 19)
[2] (Buhari sulh, 10, Müslim, Müsakat, 19. Nesai, Büyü’ 104)
[3] ( Nesai, Büyü’ 99, ibn Mace, Sadakat, 10)
[4] (Hadid Suresi, ayet 18)
[5] (Müslüm Zikir, 38; ibn-i Mace, Mukaddime,17)
[6] (Müzzemmil Suresi, 20. Ayet)
[7] (Buhari, Zekat, 21; Müslim, Zekat, 88; Tirmizi, Birr, 40)
[8] (Buhari, İstikraz,4, Vekalet, 6, Hibe,23; Müslim, Müsakat 120)
[9] (ibn-i Mace, Sadakat, 14)
[10] (Müslim, Kaseme, 32.)


