21 Nisan 2026 - Salı

Şu anda buradasınız: / / Abd’nin Siyonist İşgal Hesabına Savaşı
Abd’nin Siyonist İşgal Hesabına Savaşı

Abd’nin Siyonist İşgal Hesabına Savaşı Ahmet Varol

İran’da savaş öncesinde yaşanan gelişmeler hakkında Vuslat dergisinde geçtiğimiz ay yayınlanan yazımızda ayrıntılı bilgi vermeye ve kanaatlerimizi dile getirmeye çalışmıştık. O yazımızda küresel emperyalizmin ,İran’ı zayıf düşürmek ve tehdit gücünü azaltmak, özellikle de nükleer silah üretimi konusunda aşamayacağı birtakım kuralları kabul etmeye zorlamak için ülke içinde hasıl olan iç meseleleri istismar ettiğini dile getirmiştik. Dile getirdiğimiz bir husus da mevcut şartlarda ve ortamda savaşın ABD açısından da ciddi sorunları beraberinde getireceği, o yüzden ABD’nin doğrudan savaş yerine İran’ı zorlamak için, “azami baskı, asgari çatışma veya çatışmasızlık” yöntemini tercih etmesinin daha güçlü bir ihtimal olduğu hususuydu.

Bizim bu kanaatimiz, ABD’nin en azından kendi çıkarlarını önceleyeceği, insancıl olmasa da pragmatist yani faydacı politikayı tercih edeceği yönündeki varsayımımızdan kaynaklanıyordu. Ancak hadiseler ABD yönetiminin en azından reel politik açısından faydacı bir politikayı tercih edeceği varsayımımızda yanıldığımızı ortaya koydu. Savaşın ABD ve genel anlamda saldırgan taraf açısından da ağır bir külfetinin, tahmin edilmesi zor olumsuz sonuçlarının olacağı konusundaki tahminimizde ise yanılmış değiliz.

Bizim görebildiğimiz gerçeği acaba ABD yönetimi göremedi mi yoksa pragmatist politikayı önceleyeceği konusundaki kanaatimizce yanılıyor muyuz? Bizce ABD yönetimi riskin farkında olmasına ve pragmatist politikayı öncelemesine rağmen, çok beklenmedik bir zamanda ve tamamen plansız bir şekilde böyle bir savaş ateşinin içine atılmayı göze almıştır. O durumda hadisenin bir başka sebebinin olması gerekir.

Yorumcuların birçoğu asıl sebebin siyonist lobinin baskısı olduğu ve bu baskıda da Epstein dosyasının etkili bir faktör olarak değerlendirildiği üzerinde durdu. Bu yöndeki tahmin ve kanaatlerin haklılık payı gözardı edilemez. Bu itibarla İran’a yönelik olarak başlatılan savaşın ABD’den ziyade siyonist işgal rejiminin hesabına çıkarılmış olduğunu söylememiz mümkündür.

Biz burada Epstein dosyasıyla bağlantılı kişisel faktörler ve ahlâkî konular üzerinde durmaya pek gerek görmüyoruz. Çünkü bu faktörler ve konular zaten çokça konuşuldu ve herkesin önünde bu konuda bir kanaat belirlemeye yetecek kadar bilgi olduğunu düşünüyoruz. Ama hadisenin siyasi arka planı hakkında biraz bilgilendirme yapmanın faydalı olacağını düşünüyoruz. Bu konunun anlaşılması için de biraz geriden almak, yani meselenin tarihsel sürecine de temas etmek gerekiyor.

En başta siyonizmin aslında yahudileri, Batı emperyalizminin İslam dünyasına yönelik savaşında aktif olarak devreye sokmak amacıyla geliştirdiği bir ideolojik proje olduğunu ve İngiliz emperyalizminin projesi olduğunu hatırlatalım.

İngiliz emperyalizmi, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İslam ümmetinin birlik ve bütünlüğünü temsil eden hilafet müessesesini etkisizleştirmeyi başarmasının ardından, kademeli bir şekilde işgal ettiği İslam topraklarından çekilmeye başladı. Ne var ki askeri yönden çekildiği bu topraklardan siyasi yönden çekilmiyordu. Bu topraklarda aynı zamanda dini kimliğe göre değil ulusal kimliklere göre şekillenen ve aralarında güç birliği, dayanışma olmayan küçük devletler oluşturuyor, bunların sınırlarını da kendisi çiziyordu. Böylece doğrudan sömürgecilik aşamasından dolaylı sömürgecilik aşamasına geçiliyordu.

Ancak İngiliz emperyalizmi ile onunla aynı safta duran, Roma kültürü ve haçlı yayılmacılığı temelinde birleşen Batılı ülkeler, İslam coğrafyasından askeri olarak çekilirken İslam’a ve İslam dünyasına yönelik savaşlarına son veriyor değillerdi.

Zaten bizim en büyük yanılgımız da bu hususlarda olmuştur. Sömürgeci ülkelerin terk ettiği İslam topraklarında kurulan yeni devletlerin birer bağımsız “İslam devleti” olduğunu; Batı emperyalizminin bu devletlerin bağımsızlığını kabul etmek zorunda kaldığını ve o yüzden de İslam dünyasına yönelik savaşına da son verdiğini zannettik.

Oysa sömürgecilikte doğrudan sömürgecilik aşamasından dolaylı sömürgecilik aşamasına geçildiği gibi savaşta da doğrudan yüz yüze savaş aşamasından vekalet savaşı aşamasına geçilmişti. İşte bunun için de İngiliz emperyalizmi İslam coğrafyasının merkezi, en stratejik bölgesi, tarihi açıdan da önemli konuma sahip Filistin topraklarına siyonist işgal rejimini kurdurdu.

İngiliz emperyalizmi bununla bir taşla iki kuş vurmayı amaçlamıştı. Hem asırlardan beri Avrupa toplumlarında muhtelif sosyal ve siyasi sorunlara sebep teşkil eden yahudi unsurların göç edebileceği bir “alternatif vatan” oluşturmak; hem de bu unsurları İslam âlemine ve Müslüman halklara yönelik vekalet savaşı için cepheye sürmek.

Bunun için yahudileri organize edecek, yönlendirecek ve örgütleyecek bir ideolojik söyleme ihtiyaç vardı. İngiliz emperyalizmi nasıl, İslam dünyasında Müslüman halkları birbirinden koparıp parçalamak ve yerine göre de birbirine düşürmek için muhtelif ırkçı ve kavmiyetçi söylemlere öncülük etti hatta bunun için bazı örgütsel yapılanmaları desteklediyse yahudi toplulukları da zikrettiğimiz amaçlar doğrultusunda yönlendirmek amacıyla siyonizm ideolojisine ve örgütsel yapılanmasına destek vermiştir.

Ama İslam dünyasındaki kavmiyetçi akımlar sürekli edilgen olmaya, uzaktan kumandalı bir şekilde sadece başkalarının çıkarlarına hizmet etmeye ve emperyalizmin elinde birer sopa olmaya razı olduysa da siyonist örgütlenmeye öncülük edenler sadece edilgen değil aynı zamanda etken olmak, kendilerini belli amaçlar doğrultusunda öne sürenlerin güç ve imkânlarından da kendi idealleri doğrultusunda yararlanabilmek için şartları oluşturmayı ihmal etmediler. Bundan dolayı sadece yahudilere hitap eden kavmiyetçi ve ırkçı bir ideolojik çalışma yapmakla yetinmeyerek özellikle Batı ülkelerindeki siyasi otoriteleri sözlerinde durmaya ve kendilerine destek vermeye zorlayacak bir “uluslararası siyonizm” yapılanması oluşturdular.

Siyonizme öncülük edenler, Batı emperyalizmi adına İslam dünyasına yönelik vekalet savaşını üstlenmenin kendilerini küresel çapta daha güçlü kılacağını, yahudi toplumlarını ezilmekten ve aşağılanmaktan kurtaracağını, ekonomik ve diplomatik alanlarda daha güçlü ve etkili kılacağını bekliyorlardı. Çünkü Batıdaki yahudi azınlıkların siyonizm çatısı altında örgütlenmesinden önce her tarafta dışlandığı ve aşağılandığı bilinen bir gerçektir.

Batı emperyalizmi ise siyonistlere yahudiliğin “vaadedilmiş topraklar” mitini öne çıkaran bir “Büyük İsrail” devleti kurma, sonra bu devlet üzerinden tüm İslam dünyasını sömüren bir siyasi güç oluşturma imkânı sağlama sözü vermişti. Bu arada yahudilikteki “vaadedilmiş topraklar” mitiyle, siyonizmin kullandığı mitin örtüşmediğini, birbirinden tamamen farklı olduğunu, ancak ideolojik ve aynı zamanda ırkçı bir söylem olan siyonizmin dinsel kılıflı mitleri sadece istismar amacıyla kullandığını özellikle hatırlatalım.

İngiliz emperyalizmi, ona destek veren diğer Batılı emperyalist güçler ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bu emperyalizmin liderliğini ele geçiren ABD, her ne kadar siyonistlerin Filistin topraklarında bir işgal devleti kurmasına imkân sağladıysa da, “Büyük İsrail” kurmasına yardımcı olma konusunda başarılı olamamış, bu konudaki sözünü yerine getirememiştir. Bunun sebebi ise Filistin topraklarında kesintisiz bir şekilde devam eden direniştir.

Aksa Tufanı ise Filistin’deki direnişin işgal rejimi açısından artık ciddi bir tehdit oluşturduğunu ve siyonist işgalin varlığının tehlikede olduğunu gösterdi. ABD ve İsrail, Filistin direnişini etkisiz hale getirebilmek için Gazze’de tam anlamıyla bir soykırım yapmasına rağmen yine de işgal rejimi kendisini güvende hissedebileceği ve varlığını güvenceye alabileceği şartları oluşturduğundan emin olamamıştır. Çünkü bu savaşta işgalci siyonist rejim her ne kadar büyük bir katliam yaptıysa da kendisi de ciddi sarsıntı yaşamıştır. Gerek askeri gerekse ekonomik yönden büyük kayıplar yaşamıştır. Aksa Tufanı mücadelesi işgal rejimine o zamana kadar girdiği savaşların hepsinden daha büyük kayıplar verdirmiştir.

İşte bu yüzden Filistin direnişinin yeniden toparlanıp yeni bir taktik ve stratejiyle karşısına çıkması ya da çevredeki Müslüman halkların bu direnişe desteğinin artması durumunda başlatılacak bir atak karşısında varlığını sürdürmesinin artık çok zor olacağını görmüştür.

Bundan dolayı Filistin halkının özgürlük ve hak mücadelesinin İslam dünyasından tamamen koparılması, ona destek verebilecek tüm güçlerin etkisizleştirilmesi ve bu yolla aynı zamanda “Büyük İsrail” projesinin de önünün açılması, böylece bölgede Müslüman halkların hiçbir şekilde karşısında duramayacağı güçlü bir siyonist otorite oluşturulması için harekete geçilmesi gerektiğini düşünmüştür.

Böyle bir atakta ilk olarak İran’ın hedef alınmasının gerekçeleri zaten mevcut idi. Çünkü İran’ın, nükleer silah üretme konusundaki suçlamalardan dolayı yıllardan beri ambargoya tabi tutulan ve dünyadan izole edilmiş halde, aynı zamanda Afganistan, Irak ve özellikle Suriye’deki yanlış politikalarından dolayı İslam dünyasında büyük bir itibar kaybına maruz kalmış, son dönemde de halk ayaklanmaları yüzünden içeride de muhtelif sorunlar yaşayan bir ülke olması onların iştahlarını kabarttı. Çünkü İran’a yönelik saldırıda kimsenin ona destek vermeyeceğini ve özellikle ABD’nin hava gücü karşısında İran’ın askeri gücünün dayanamayacağını düşünüyorlardı.

İşgal rejimi burada da bir vekalet savaşına girişmesi durumunda zorlanacağını bildiği için ABD’nin de bilfiil savaşa girmesinde ısrar etti ve elindeki bütün siyasi baskı, şantaj araçlarını kullanarak bu ülkeyi savaşta aktif olarak yer almaya zorladı. O yüzden bu savaş gerçekte ABD’nin değil siyonist işgalin hesabına planlanmış ve başlatılmış bir savaştır.

Bundan dolayı, nükleer teknolojinin kullanılmasıyla ilgili pazarlıkların devam ediyor olmasına, diplomatik sürecin henüz tıkanma noktasına gelmemesine rağmen ABD ile İsrail ani bir şekilde saldırıyı başlattı. Bu da İran’ın bir bakıma ilk saldırıda gafil avlanmasına fırsat verdi. Çünkü diplomatik sürecin devam ettiği hatta iyi gittiğinin söylendiği sırada böyle bir saldırının başlatılması beklenen bir durum değildi. Ne yazık ki siyonist işgalcilerin önceden gerçekleştirdiği sızmalar da böyle bir gafil avlama operasyonu darbesinin İran açısından çok can yakıcı olmasına imkân sağlamıştır.

Biz ümit ediyoruz ki inşallah, siyonist işgalin ve onun arkasında duran emperyalizmin hesabı tutmayacaktır. Ama ben aylık Ribat dergisinin Nisan sayısı için yazacağım yazıda da bu konuyu ele almayı düşündüğümden, aynı şeyleri tekrar etmemek için savaşın güncel boyutuyla ilgili tespit ve kanaatlerimi de orada ele almaya çalışacağım inşallah. Tarihsel ve siyasi arka planla ilgili tespit ve kanaatlerime Vuslat dergisi için yazdığım yazıda yer verdiğimi de oradaki yazıda hatırlatacağım.

 

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul