Yeryüzüne imtihan için gönderilen insana bir ölçü gerektiği gibi, mutlak surette bir numune, bir örnek de gereklidir. İnsan için yasa nasıl vazgeçilmezse, örnek de öyledir. Kural yoksa herkes kendi kuralını koyar; örnek yoksa da herkes kendi örneğini üretir.
Rabbimiz kitabında; isim ve sıfatlarıyla kendisini, inanç ve hayat ölçüsü olarak kitabını ve örnek kıldığı elçisini ayrıntılı şekilde bildirmiştir. Bunlar doğru ve ayrıntılı biçimde bilinmezse, bilinmeyen her alanda başka ilahlar, başka kitaplar ve başka örnekler edinilecektir. Rabbimiz bu konuda hiçbir eksiklik bırakmamıştır.
Allah’a ve Kitaba bakışı belirleyen O olduğu gibi, Rasul ve Nebi’ye bakışı da elbette O belirleyecektir. Aksi hâlde herkesin zihninde farklı bir peygamber tasavvuru oluşacaktır.
İnsanlar bir örneğe bakarken önce o örneği kimin örnek kıldığına bakmalıdır.
Kur’an’a Göre Allah’ın Resulünün Örnekliği
1- Güzel Örnek
“Andolsun ki Allah’ın Rasulünde sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çokça zikreden kimse için güzel bir örnek vardır.” (Ahzab, 21)
Allah’ın Rasulü herkes için değil; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, bir ömrün hesabını vereceği bilinciyle yaşayan kimseler için örnektir.
Allah’a kavuşmayı ummak, bugünden O’na yönelmektir. O’nu; hüküm koyan, itaat edilen ilah; yöneten ve Rab; güvenilen vekil; sığınılan ve yardım eden veli; her şeyin sahibi Mâlik ve her şeyi yöneten Melik olarak tanıyıp, isim ve sıfatlarını yalnızca O’na has kılanlar için Allah’ın Resulünde güzel bir örneklik vardır.
2- Şâhidlik
“Ey Nebi! Şüphesiz Biz seni bir şâhid, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı; Allah’ın izniyle Allah’a davet eden bir davetçi ve aydınlatan bir kandil olarak gönderdik.” (Ahzab, 45-46)
İnanç ve hayat noktasında her topluma dini yaşayan ve anlatan bir şâhid gereklidir. Şehid ve şâhid; gören, görülen, tanıklık eden ve bildiren demektir.Rasul’ün örnekliğine şâhid olan sahâbe, gördüklerini ve işittiklerini sonraki nesillere aktarmıştır. Rasul önce görülen, yaşanan bir örnektir; sonra cennet yolunu ve cehennem yolunu bildiren bir uyarıcıdır. Şâhid, önce amel edip gösterendir.
“Böylece siz insanlara karşı şâhidler olasınız, peygamber de size şâhid olsun diye sizi vasat (orta yolu tutan) bir ümmet kıldık…” (Bakara, 143)
Kur’an, peygamberi şâhid olarak tanımlar: Dini yaşayarak gösteren ve anlatan. Onun yolunda olanları da şühedâ olarak niteler: Yaşantılarıyla dini insanlara gösterenler.
Yaşamadığınız ve anlatamadığınız bir şeyin şâhidi olamazsınız. Aynı şekilde, kendi şâhidliğiniz eksikken başkasının bozuk şâhidliğini eleştirme hakkınız da olmaz.
“Her ümmetten bir şâhid getirdiğimiz, seni de bunların aleyhine şâhid olarak getirdiğimiz zaman hâlleri ne olacaktır?” (Nisâ, 41)
Her ümmet, kendilerine gönderilen peygamberle ahirette yüzleştirilecektir. Bizler de “Kur’an’a tâbiyiz” diyenler olarak; imanımızda, ahlâkımızda, siyasî ve ekonomik tavrımızda, komşuluk ve akrabalık ilişkilerimizde, mü’minlerle olan münasebetlerimizde ve Kur’an’ın bildirdiği her emir ve yasağın uygulanmasında Allah’ın Rasulü ile şâhid tutulacağız.
Rasul’ün örnekliği ile bizim hayatlarımız karşılaştırılacaktır.
Çünkü örneğimiz O’dur.
3- Müjdeleyici ve uyarıcı:
“Şüphesiz Biz seni bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Sen cehennemliklerden sorulacak değilsin.” (Bakara, 119)
“Sen ancak bir uyarıcısın. Şüphesiz ki Biz seni bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Zaten aralarında bir uyarıcının gelip geçmediği hiçbir ümmet yoktur.” (Fâtır, 23-24)
Akıl ve irâde her insanın kendi kontrolüne bırakılmıştır. İmtihan gereği inanç ve amel tercihi her kişinin kendisine aittir. Zorlama varsa akıl ve irâde devre dışı bırakılmıştır.
Allah’ın Rasulü ve yolunda olan herkes, dinin emir ve yasaklarını ve inanç ölçülerini etrafına bildirmekle sorumludur. Dinde zorlama yoktur. Rasule ve mü’minlere düşen, cennet yolunu ve cehennem yolunu bildirmektir. Hidayet eden Rabbimizdir; tercih de akıl ve irâde verilerek insana bırakılmıştır.
Peygamber olmayan dönemlerde dinin elçisi ve uyarıcısı olmak zorunludur ve her mü’min de kapasitesi kadar uyarmalıdır.
4- Hüküm verici:
“...Allah’ın ve Rasulünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini din edinmeyenlerle, küçülmüş kimseler olarak kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.” (Tevbe, 29)
Rasulullah hevasından konuşmaz. Ne söylemiş ve yapmışsa, Rabbimizin kontrolünde söylemiş ve yapmıştır. Bu dinin bir tane ölçüsü olan kitabı ve bir tane de örneği vardır. Kitaba ve örneğe bakmayanlar kendilerine yeni kitap ve örnek ararlar.
“Allah ve Rasulü bir iş hakkında hüküm verdiği zaman, mü’min bir erkeğin ve mü’min bir kadının işlerinde başka yolu seçme hakları yoktur. Kim Allah’a ve Rasulüne isyan ederse, şüphesiz ki o, açık bir sapıklıkla sapmıştır.” (Ahzâb, 36)
Hayatın her alanında kural ve örnek olmak zorundadır. Dinde müstehap denilen konularda bile kitap ve sünnetten delil getiren ve arayanlar, imanı ilgilendiren siyasî konularda Kur’an’dan ve sünnetten delil getirme ihtiyacı duymuyorlarsa, bu ya büyük bir gafletin ya da ihanetin bir sonucudur.
5- Tebliğci:
“Ey Rasul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer yapmazsan, Allah’ın gönderdiğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Şüphesiz ki Allah, kâfirler güruhunu hidayete erdirmez.” (Mâ’ide, 67)
Rasule düşen, sadece dinden kendisine bildirilenleri bildirme sorumluluğudur. İman, ahlâk, ibâdet ve muamelatta Rabbimiz ne emretmişse, onu bildirmekle sorumludur. Elbette bugün de dinden diye bir şey bildirilecekse, Kur’an ve onun tek örneği olan Rasul’ün hayatından delil getirilmesi gereklidir. Bunu yapmayan, sorumluluğunu yerine getirmemiştir.
“Allah’a itaat edin. Rasule itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki, peygamberimize düşen ancak apaçık tebliğdir.” (Mâ’ide, 92)
Tebliğin apaçık olması demek; zamana, şartlara ve menfaatlere göre değil, emredilenleri emredildiği şekilde apaçık bildirmektir.
“De ki: Allah’a itaat edin ve peygambere itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, peygamberin sorumlu olduğu ancak ona yüklenendir, sizin de sorumlu olduğunuz ancak size yüklenendir. Eğer ona itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz. Peygambere düşen sadece apaçık bir tebliğdir.” (Nûr, 54)
Rasul’ün sorumluluğu, önce kendi dönemine ve sonraki nesillere örnek olduğunu ve bildirmesi gerekenleri bildirmesidir. Bize düşen de emredilenlerle amel etmek ve bildirilmesi gerekenleri ulaşabildiklerimize ulaştırmaktır. Asıl olan, herkesin dini kendi payına yaşamasıdır. Sonra emanet edilen bilgileri ulaşabildiklerine ulaştırmasıdır. Size ulaşan bilgiyi kendinizde tutarsanız, emaneti sahibine ulaştırmamış olursunuz.
6- Beyan:
“(Peygamberi) apaçık delillerle ve kitaplarla (gönderdik). Sana da zikri (Kur’an’ı) indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın ve onlar da belki düşünürler.” (Nahl, 44)
Bilgi, kişide önce akıl ile düşünmeye sebep olmalıdır. Sonrasında da iman ve amel gerektirir. Akletmeden, düşünce oluşmadan yapılan iman ve amel taklidi; bilinçsiz, şuursuz ve samimiyetsiz olur. Bildirilenler apaçık muhataba bildirilecek ki akletme ve düşünce doğru olsun.
Kur’an’ın bir ismi zikirdir. Muhatapta düşünce meydana gelmiyorsa, doğru okuma ve anlatım yapılmamıştır.
“Bu, insanlar için bir açıklama; Allah’tan korkanlar için de bir hidayet rehberi ve bir öğüttür.” (Âl-i İmrân, 138)
Kur’an, tüm insanlar için gönderilmiş bir hayat programıdır. Ona tâbi olmak isteyenleri yola çağırır, yolda tutar; yani yolun rehberi olan hüdâdır. Akledenler için ise bir öğüt ve bir hatırlatmadır.
7- Rahmet olmak:
“Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ, 107)
Allah’ın rahmetine ulaşmanın ölçüsü ancak Rabbimizin kendisini tek örnek kıldığı Rasul’ü her alanda örnek almakla olur. Rasul’ü örnek almakla sadece insanlar değil, yaratılan her bir varlık bu rahmetten payını alacaktır. Bugün Allah’ın Rasulü’nün örnek alınmamasının sonucu olarak dünyadaki her varlık üzerindeki zulüm ortadadır. Her canlı bu zulümden, bu haddi aşmadan payını almaktadır.
8- Zorlayıcı olmamak:
“Sen hatırlat. Çünkü sen ancak bir hatırlatıcısın. Sen onların üzerine musallat olmuş bir zorlayıcı değilsin.” (Gâşiye, 21-22)
Dinde zorlama yoktur. Yoksa insan iradesiyle bir şeyi yapmıyorsa ona ceza ve mükâfat olmaz. Bilerek, şuurlu olarak ve isteyerek yapılanların birer karşılığı vardır. Allah’ın Rasulü dinde zorlama yapamıyorsa, bugün hiçbir kimsenin iman ve amel konusunda zorlama yapma hakkı yoktur. Bize düşen apaçık hakkı bildirmektir.
9- Eğiten ve Arındıran:
“Nitekim içinizden ayetlerimizi size okuyan, sizi arındıran, size kitabı ve hikmeti öğreten ve size daha bilmediğiniz nice şeyleri de öğreten bir peygamber gönderdik.” (Bakara, 151)
Din sadece bilmek ve bildirmek için gönderilmemiştir. Şirkten, küfürden, nifaktan, haramlardan, hased, kibir ve riyakârlıklardan arınmak ve arındırmak için gönderilmiştir. Peygamber kitabı öğrettiği gibi, kitabın kastını, mesajını, yani hikmetini de öğretmiştir.
Kitabı kıraat, tilavet ve tertil ile okuyan; bağlantı kurup, kıyas yapıp, değerlendirerek akletmeli; ayetlerin ve mesajın arka planına bakıp ne demek istediği üzerinde düşünerek tedebbür etmeli; ayetler üzerinde düşünerek mesajını anlamaya çalışıp tefekkür etmeli; kitabı anlama kastıyla okuyarak tezekkür etmeli; derinlemesine, ince anlayış ve keskin kavrayışla tefakkuh etmeli ki kitabın kastettiği hikmetleri anlasın.
Üzerinde düşünülmeyen kitabın hikmeti, kastettiği mana ve verdiği mesaj anlaşılamayacaktır. Kur’an da sadece insanların Arapçasını yüzünden okudukları bir kitaba dönüşecektir.
“Yemin olsun ki Allah, mü’minlere, içlerinden kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan, onları arındıran ve onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.” (Âl-i İmrân, 164) Kur’an’ı okuyan, kendisi uyacağı gibi, etrafını da o kitapla şirkten, haramdan, hased, kibir ve riyadan arındırmalıdır. Bunlardan arındıran bir kitabın indirilmesi Rabbimizin büyük bir lütfudur. Anlamadığınız, hikmetlerini bilmediğiniz bir kitap sizin için bir lütuf olamaz.
10- Kur’an ile uyarmak ve mücadele etmek:
“Biz ona şiir öğretmedik. Bu ona yakışmaz da. O, bir öğüt ve apaçık Kur’an’dan başka bir şey değildir. Böylece diri olanı uyarsın, kâfirlerin üzerine de o söz gerçekleşsin.” (Yâsîn, 69-70)
Kur’an elbette şiir kitabı değildir. O hâlde Kur’an, şiir kitabı gibi okunan, ezberlenilen, birbirlerine övgüyle anlatılan bir kitap yapılmaz. Şiir gibi mânalandırılıp hayattan uzak tutulmaz. Allah’ın Rasulü ve ashabı böyle yapmadılar.
Kur’an, aklı olana ve kullanabilene öğüttür; kalpleri paslanmamış, şirk ve küfür ile ölmemiş olanlar için bir uyarıdır.
“O hâlde kâfirlere itaat etme. Kur’an’la onlara karşı büyük bir cihad ile cihad et.” (Furkân, 52)
Hakkın üstünü “benceler” ve fikirlerle örten, kitabın yerini kendi yasalarıyla dolduran, kitabın kastettiği mânayı kendi “benceleri” ile perdeleyenlere karşı Kur’an ile ve verdiği mesajla mücadele etmek gerekir. Cihad; elin, dilin ve kalbin ortaya koyduklarıdır, buyurmuştu Allah’ın Rasulü.
11- Hükmetme:
“Şüphesiz Biz sana kitabı hak olarak indirdik ki, Allah’ın sana gösterdiği ile insanlar arasında hükmedesin. Sakın hainlerin savunucusu olma.” (Nisâ, 105)
İnsanlar arasında mutlak surette fikir ayrılığı ve ihtilaf olacaktır. Akıl ve irade taşıyan insanların bu ayrışmaları da normaldir. İhtilafların çözümünde uygulanacak ölçü Allah’ın ölçüsü olmalıdır ki sonuç adaletli olsun. İnsanı yaratan, elbette onlara lâzım olacak en adil hükmü belirleyecektir.
Rasul örnek ise, onun getirdikleri ve uyguladığı şekilde sorunlar çözüme götürülmelidir. Bu sorunun ne olduğunun önemi yoktur.
“... Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet. Sana gelen haktan ayrılıp da onların heva ve heveslerine sakın uyma. ...” (Mâide, 48)
Peygamber dahi olsa, Allah’ın indirdiğiyle hükmetmediğinde mutlak hevaya uyacak ve insan fikriyle hükmedecektir. Siyasilerden vahye uymayı bekleyenler, kendi aile, komşuluk, akrabalık ve iş sorunlarında o sorunlarını çoğunlukla Allah’ın hükmüne götürme ihtiyacı hissetmezler. Aslında bakıldığında herkesin yanlışı kendisince masum olmuş.
12- Kitabı ve Hikmeti öğretme:
“Rabbimiz, onlara kendi içlerinden bir peygamber gönder. Ayetlerini onlara okusun. Onlara kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları temizlesin. Şüphesiz Sen her şeye galipsin, hüküm ve hikmet sahibisin.” (Bakara, 129)
Bugün ne yazık ki kitap ezberletiliyor, fıkhî yönü öğretiliyor, insanlara anlatılıyor; fakat toplumun asıl ihtiyaç duyduğu konular ve onların içeriği gerektiği gibi anlatılmıyor. Kitabı öğreten ve anlatanların dahi birçoğu hikmetini anlamamış.
Asıl anlaşılması gereken, kişinin öğrendiklerinin kendisi için olduğudur. Söyleyen, dediklerini üzerine almamışsa mesajın kendisine olduğunun farkında olamamıştır. Yani kitap önce onu okuyan ve anlayanı şirkten, küfürden, haramdan ve kalp hastalıklarından temizlemelidir.
Dolayısıyla Rasulullah sadece kitabı ezberletmemiş, mesajını da bildirmiştir. Sahabeler de önce kendilerini düzeltme çabasındaydılar.
13- Gaybı bilmeme:
“De ki: Size Allah’ın hazineleri benim yanımdadır demiyorum. Gaybı da bilmiyorum ve size ‘Şüphesiz ben bir meleğimde demiyorum. Ben ancak bana vahyolunana uyuyorum. De ki: Kör ile gören bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?” (En’âm, 50)
Allah’ın Rasulü üzerinden Rabbimiz, anlayanlara bir mesaj veriyor: Allah’ın hazineleri benim yanımda değil; yani benden istemeyin. Gaybı bilmediğim için yarınınız ve ahiretiniz için bana güvenmeyin; kendinizin kurtarıcısı kendinizdir, mesajı veriliyor. Ben de insanım; yani melekler gibi hata yapmaz değilim. Ben sadece bana indirilen kitaba uyuyorum; siz de bu kitaba uyun diye bildirdi.
Bugün kimin yanında Allah’ın hazineleri var, kim gaybı biliyor ve kim melekler gibi olmuş da insanlara dünya ve ahiret garantisi verebiliyor; anlaşılır değil.
14- Hevasından konuşmaz:
“O, kendi arzu ve hevesinden konuşmaz. Onun konuştuğu, vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir.” (Necm, 3-4)
Allah’ın Rasulü kendi hevasından konuşamıyorsa, “bence” diyemiyorsa; kim dinle alakalı ayet ve hadis varken ve kastettiği mana belliyken “bana göre”, “benim düşüncem” diyebilir? Fakat etrafa bakıldığında eleştirenlerin dahi ne kadar “bencelerinden” konuştukları ortadadır. Yoksa ümmet bu kadar darmadağın olmazdı.
“Böylece Biz sana emrimizden bir ruh vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin...” (Şûrâ, 52)
Allah’ın Rasulü, vahiy gelmeden önce kitap nedir ve iman nedir bilmezdi. Yani kitabın içeriklerini ve iman esaslarını Rabbimiz Rasulüne, onun üzerinden de bize bildirdi. Dolayısıyla kitabın bildirdiği iman, ahlâk, toplumsal ilişkiler ve ibadetlerin dışına çıkılamaz.
“Eğer (Muhammed) kendinden bazı sözler uydurup da Bize isnad etseydi, elbette Biz onu kuvvetle yakalardık. Sonra da ondan şah damarını koparırdık. Sizden hiçbir kimse ona engel olamazdı.” (Hâkka, 44-47)
Kitaba gerek hüküm sokan, gerek mana yönünden “benceleştiren”, kastedilen mana üzerinden hükmün kendisini söylemeyip örtenler, zamana bildirilmesi gerekenleri bildirmeyenler bu ayetin tehdidi içine girerler. Vahye bir şey eklemek ve çıkarmakla ayetin tehdidine girilir.
Sanki bugün bu ayetin tehdidi sadece Rasulullah’a imiş gibi davranılmaktadır. Yoksa din üzerinde bu kadar rahat konuşulamazdı. Her sözün hesabının sorulacağını düşünen bir kişi bu kadar rahat konuşamaz.
15- Beşerdir:
“De ki: Ben de sizin gibi ancak bir beşerim. Bana ilahınızın ancak bir ilah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı ümit ediyorsa salih amel işlesin ve Rabbine ibadette hiçbir kimseyi O’na ortak koşmasın.” (Kehf, 110)
Rabbimiz, peygamberlerin ve din adamlarının dün düşürüldüğü duruma bugün düşülmemesi için Peygamberine, “Ben de sizin gibi yiyen, üşüyen, üzülen, acıkan, korkan, uyuyan, gaybı bilmeyen biriyim.” diye bildirmesini emrediyor. Buna rağmen ümmetin birçoğu Ehl-i Kitab’ın düştüğü duruma düştü. Allah’ın Rasulü’nü bir yerlere çıkarıyorlar ki kendileri Rasul’ün yerine çıksınlar. Ne yazık ki Rasulullah adına diyemediklerini niceleri veli, kutub ve gavs dediklerine diyebilmektedirler.
16- Vahyi eksiksiz bildirir:
“Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer yapmazsan Allah’ın gönderdiğini tebliğ etmemiş olursun. ...” (Mâ’ide, 67)
Allah’ın Rasulü dini eksiksiz bildirmek zorunda olduğu gibi, dini anlatan her kişi de dinen eksik bir şey bırakmamalıdır. Hem metin hem de mana yönünden eksik bırakılan her alanda yapılacak hatalarda kişi o hatanın ortağı olacaktır.
17- Merhametli ve mü’minlere düşkün:
“Yemin olsun ki size, kendinizden bir peygamber gelmiştir. Sıkıntıya düşmeniz ona ağır gelir. O size son derece düşkündür. Mü’minlere çok şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe, 128)
Mü’minleri vücudunun parçası kabul eden, mü’mine sıkıntı geldiğinde ona ağır gelir. Nefsine istediğini mü’min kardeşi için ister. Ailesine düşkün olanlar, bu düşkünlüğü mü’minler için de hissetmiyorlarsa kitaba ve örnek Rasul’e bakmaları gerekir. Ayet, bunu yapmanın şefkat ve merhametin gereği olduğunu bildiriyor.
Merhamet ve şefkati olan, bunu ailesine gösterdiği gibi mü’min kardeşine de göstermelidir; örneğiniz Allah’ın Rasulü ise. Örneğinizi tanımadan da onu örnek alamazsınız.
18- Güzel ahlak:
“Şüphesiz ki sen elbette büyük bir ahlak üzeresin.” (Kalem, 4)
Halk, bedenin yaratılışını bildirir. Hulk ise ruhun yaratılışını bildirir. Kalbin taşıdığı iyi ve kötü tüm hâller ahlakın konusudur. İman, teslimiyet, ihlas, ihsan, takva, tevekkül, sabır, iyi niyet ve merhamet ahlakın konusu olduğu gibi; şirk, küfür, nifak, hased, kibir, riya, aşırı hırs, kin ve kötü niyet de ahlakın konusudur. Allahu Teâlâ, bütün insanlara kıyamete kadar örnek olacak elçisini zahiren olduğu gibi kalben de en iyi donanımda, yani ahlaken üstün kılmıştır.
19- Âlemlere rahmet:
“Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ, 107)
Rabbimiz, dininin son örneğini sadece insanlar için değil; tüm yaratılanlar, yani âlemler için rahmet kılmıştır. Yeryüzünün sorumlusu olan insan hak üzere ve adil olacak ki onun sorumlu oldukları da bu adaletten istifade etsinler. Yeryüzünün sorumlusu olan insan bozuk ise yönettikleri ve kullandıkları da ifsad olup bozulacaktır.
Rabbimiz müşrikleri tanıtırken, yeryüzünde ekini ve nesli ifsad ederler buyurur. Âlemlere, yani her yaratılana rahmetin ulaşması için rahmet kılınan Rasul’ün yolunda olunmalı ve örnek alınmalıdır. Yoksa müşrikin bozduğu ve ifsat ettiklerini eleştirmek işin kolayıdır.
20- Affedici ve yumuşak huylu:
“Allah’ın rahmeti sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer sen kaba ve katı kalpli olsaydın, muhakkak ki onlar etrafından dağılır giderlerdi. Öyleyse onları affet, onların bağışlanmalarını dile ve onlarla işlerinde istişare et. ...” (Âl-i İmrân, 159)
İnsan hata yapmaz değildir; mü’min de olsa hata yapabilir. Peygamber melek değilse kimse de olamaz ve olmaya da çalışmamalıdır. İnsandan melek gibi olması da beklenmemelidir. Merhametli, affedici ve yumuşak davranış, etrafınızla daha iyi olmanızı sağlar.
Elbette Allah’ın Rasulü, “Bir mü’min aynı yerden ikinci kez ısırılmaz.” buyurur. Hatayı ahlak edinenlere karşı muamele elbette gerektiği gibi olmalıdır. Mü’min hata yapsa tavrına bakılır ve hatası için Allah’a dua edilmelidir.
21- Allah’a davet eden:
“De ki: İşte benim yolum budur. Ben Allah’ın dinine görünen bir delille davet ediyorum; bana uyanlar da. Allah’ı ortaklardan tenzih ederim. Ben müşriklerden değilim.” (Yûsuf, 108)
Allah’ın Rasulü, kendine, fikrine ve oluşturduğu topluluğa değil; Allah’a davet etmişti. Yani Allah’ı İlah, Rab, Mâlik, Melik, Veli ve Vekil olarak kabul etmeye davet etmişti. Allah’a davet, ayrıca O’nun hükmü olan kitaba davettir.
Bugün ne yazık ki herkes bir yere, bir topluluğa, bir fikre davet ediyor. Yoksa bu kadar tefrika nasıl olur? Elbette Rasul’ü her alanda örnek almamakla!
22- Sabırlı oluşu:
“Ulul-azm peygamberlerin sabrettiği gibi sen de sabret. ...” (Ahkâf, 35)
“Sen Rabbinin hükmüne sabret. ...” (Kalem, 48)
Allah’ın Rasulü sabır konusunda da sabrın en güzel örneğiydi. Rabbimiz sabrın karşılığını kat kat vereceğini bildirdiği gibi, sabredenlerle beraber olduğunu da bildirmiştir. Bir şeyin karşılığı alınacaksa ve bunu Rabbimiz verecekse, akledene düşen sabrı her alanda öne almasıdır.
3- Duası güven veren:
“Onların mallarından sadaka al ki bununla onları temizleyip arındırasın. Onlara dua et. Şüphesiz ki senin duan onlar için bir sükûnet ve güvendir...” (Tevbe, 103)
Zekât ve sadaka hem malı hem kalp hastalıklarını temizleyip arındırır. Merhameti öne çıkarır. Sadaka vermek, günahları temizlemekle kişinin amel defterini temizler. Kim Rasul’ün örnekliğine inançta, amelde, ahlâkta ve toplumsal ilişkilerde bulunduğu zaman ve yerde uyarsa, Rasul’ün duasına muhatap olur; kendini sükûnet ve güven içinde hisseder.
Allah’ın Rasulü, “Ben kardeşlerimi görmek isterdim.” diye buyurmuştur. Yolundayız diyenlerin bu kardeşliği hak etmeleri gerekir.
24- Kendisine itaat zorunlu:
“Kim Rasule itaat ederse, şüphesiz ki o, Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu olarak göndermedik.” (Nisâ, 80)
“... Rasul size ne verdiyse onu alın. Sizi neden yasakladıysa ondan da kaçının. Allah’tan korkun. ...” (Haşr, 7)
Peygamber hevasından konuşmaz. Dinden ne bildirmiş ise Rabbimiz emretmiştir. Dolayısıyla ona itaat, Allah’a itaattir. Yasakladığına da, yapılmasını emrettiğine de itaat gerekir. Kur’an’da yaklaşık yüz yirmi civarında yasak, üç yüz civarında da yapılması istenilen ölçü vardır. Bunların uygulaması Rasul’ün hayatında şahidlendirilmiştir.
Allah’ın tek örnek kıldığı Rasul’ü hayatın her alanında örnek almayan, mutlak başka örnek alacağı; yolunda olacağı, boyun eğip emrini dinleyerek itaat edeceği başka lider, önder, din adamı ve atalar bulacaktır. Siz aklınızı ve iradenizi Allah’a, O’nun kitabına ve Rasul’ün örnek yaşantısına teslim etmezseniz, o akıl ve iradeniz ya kendi hevanıza ya da başkalarının hevalarına teslim olmak zorunda kalır.
Bu dinin tek örneğini örnek almaz, tanımaz, tanımaya çalışmaz; işinize geleni alıp işinize gelmeyeni almazsanız, tefrika, fitne ve ihtilaf kaçınılmaz olacaktır.
Örnek kılınan tanınmadan örnek alınamaz ve sonraki nesillere de örnek olunamaz. Allah’ın Rasulü zamanına ve gelecek tüm zamanlara örnektir. Hak ve bâtıl adına yaşayan herkes de zamanına ve sonrasına örnek inanç ve yaşantı bırakacaktır. Herkes nasıl yaşayıp inandığına bakmalıdır.
Sizi gören, yaşantınıza şâhid olan üzerinde siz örnek oluşturursunuz. Bir başkasına bakan ve eleştiren kişinin önce kendi inanç ve yaşantısına bakması gerekir. Çünkü her vesile olunanın karşılığı ahirette alınacaktır; iyi ya da kötü.
Allah’ı tanımadan O’na ibadet yapılamayacağı gibi, kitabı tanımadan da yol rehberi edinilemez. Allah’ın Rasulü tanınmadan da hayat için örnek alınamaz.
Recep Arslan


