21 Nisan 2026 - Salı

Şu anda buradasınız: / / Asr-ı Saadet’te Gençlik
Asr-ı Saadet’te Gençlik

Asr-ı Saadet’te Gençlik Mustafa Çelik

Asr-ı Saadet olarak adlandırılan dönem, yalnızca İslam tarihinin değil, insanlık tarihinin de en anlamlı ve en öğretici çağlarından biridir. Bu çağda yaşayan insanlar, inançlarını sadece sözle değil; hayatlarının her anıyla ortaya koymuşlardır. Onların imanları, fedakârlıkları ve kararlılıkları, bugün bile insanlığa yol gösterecek güçtedir.

Asr-ı Saadette gençlik, istikbalin müjdesidir. O dönemin insanları, yani sahabeler, inandıkları dava uğruna her türlü zorluğa göğüs germişlerdir. Kimi zaman yurtlarından ayrılmış, kimi zaman mallarını ve rahatlarını geride bırakmış, kimi zaman da hayatlarını ortaya koymuşlardır. Ancak bütün bunları yaparken onları ayakta tutan en büyük güç, inançlarının doğruluğuna olan sarsılmaz güvenleriydi. Bu yönleriyle onlar, yalnızca kendi dönemlerinin değil, bütün zamanların örnek insanları hâline gelmişlerdir.

Bugünün gençliği için sahabelerin hayatları büyük bir anlam taşır. Çünkü gençler, onların hayat hikâyelerinde samimiyeti, cesareti ve ideal uğruna verilen mücadeleyi görebilirler. Her bir sahabenin hayatı, insana “Ben olsaydım ne yapardım?” sorusunu sorduran ibret dolu olaylarla doludur. Onların hayatlarını tanıyan bir genç, sadece geçmişi öğrenmiş olmaz; aynı zamanda kendi hayatına yön verecek güçlü bir ilham da kazanır.

Bu nedenle gençlerin sahabeleri tanıması, onların yaşadığı fedakârlıkları ve ortaya koyduğu yüksek ahlâkı öğrenmesi son derece önemlidir. Çünkü insan, kimi örnek alırsa zamanla ona benzemeye başlar. Sahabelerin hayatlarını öğrenen bir genç de ister istemez onların samimiyetini, azmini ve kararlılığını kendisine rehber edinir.

Asr-ı Saadet, yalnızca geçmişte kalmış bir tarih dilimi değildir. O çağ, içinde barındırdığı örnek şahsiyetlerle bugün de insanlığa ışık tutmaya devam etmektedir. Gençler, sahabelerin hayatlarını tanıdıkça onların mücadelesinde kendilerinden bir parça bulacak ve onları kendilerine hiç de uzak hissetmeyeceklerdir. Hatta belki de bu tanışıklık, kendi hayatlarında yeni bir ufkun kapısını aralayacaktır.

Enes  (r.a.)'ın naklettiğine göre Hz. Muhammed (s.a.s.) döneminde gençler fazla ibadet etmezlerdi. Hz. Muhammed (s.a.s.)'in vefatından sonra daha çok ibadete yöneldiler. Bu değişimin nedeni şöyle izah edilmektedir: Gençler Hz. Muhammed (s.a.s.) hayattayken kendilerine azap gelmekten kendilerini güvende hissediyorlardı. Onun vefatıyla birlikte artık azaptan emin olma hissi ortadan kalktı.

Hz. Muhammed (s.a.s.) bu konuda şunları söylemektedir:

"Gençler hususunda size hayrı tavsiye ederim, Çünkü onların kalpleri daha narindir. Dikkat ediniz! Allah beni şahid, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdi. Gençler beni destekledi ve yaşlı olanlar da bana muhalefet etti." (1)

Bir gün birisi Huzeyfe b. Yaman (r.a.)'ın yanından geçerken etrafında gençlerin olduğunu görür ve niçin bu gençlerin onun etrafında toplandığını sorar. Bunun üzerine Huzeyfe "hayr ancak gençlerdedir" der.

Kur'ân'ın gençlerden bahseden şu âyetlerini işitmedin mi?

“Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz: Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.” (2)

“Oradan uzaklaştıklarında Mûsâ beraberindeki gence, “Öğle yemeğimizi getir, bu yolculuğumuzdan dolayı çok yorgun düştük” dedi.” (3)

“(İçlerinden bazıları), “İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duyduk” dediler. (4)

 Allah bütün peygamberleri gençlerden seçmiştir. (5) Bütün toplumlarda olduğu gibi Asr-ı Saâdet diye isimlendirilen Hz. Peygamber döneminde de gençlik kavramının varlığı bilinmektedir. Bu kapsamda üzerinde durulması gereken önemli bir nokta kavramın sıklıkla Hz. Peygamber’e refere edilmesi meselesidir. Toplumun bütün kesimlerini önemseyen Hz. Peygamber, ilk Müslümanlar arasında sayıları oldukça fazla olan genç sahâbîlerle de yakından ilgilenmiş ve İslam toplumunun idaresinde ve kamunun maslahatını gerektiren konularda onlardan istifade etmiştir.

Fakat yetişkinlerin daha önemli görüldüğü o dönemde, günümüzde algılandığı şekilde gençlik diye bir olgunun mevcut olmadığı söylenmelidir. Günümüzün popüler kavramlarından olan gençlik, sosyal bir kategori olarak tamamen modernitenin bir ürünüdür ve aynı zamanda bu dönemin misyonunu temsil etmektedir. Özellikle ulus-devletlerin kurulması sürecinde, milliyetçi söylemlerde ve modern dönem ideolojilerinde gençliğe önemli roller yüklenmiştir. Böylece gençlik sosyal bir kategori olarak inşa edilerek kurulmakta olan yeni toplumların önde gelen aktörlerinden biri haline gelmiş ve mitleştirilmiştir. Belirli misyonlar için mitleştirilen gençlik kavramının analizi, kavrama dair algı ile olgu arasında önemli farklılıkların olduğunu ortaya koymuştur.

Asr-ı Saadet’te İslâm ümmetinin hazır potansiyeli hep gençlik olmuştur. İslam davetinin 13 yılı Mekke’de 10 yılı da Medine’de geçmiştir. Mekke döneminin ilk yıllarında, Mekke’nin ticari ve ekonomik hayatını elinde tutan unsurların muhalefeti başta olmak üzere dinî, sosyal, kültürel ve tarihî bir kısım sebeplerden dolayı 13 yıllık dönemde Mekke’de İslam’ın siyasi ve idari hakimiyeti söz konusu olamamıştır.

Fakat yine de bu dönemde toplumun değişik kesimlerinden çok sayıda insan İslam’ı kabul ederek Hz. Peygamber’in yanında yer almıştır. İslam’ı kabul eden bu insanlara bakıldığında çocuğundan gencine, gencinden yetişkine ve yetişkinden yaşlısına her yaş aralığından insanların varlığı görülmektedir. Aynı şekilde ilk Müslümanlar arasında; kadın-erkek, köle-hür, zengin-fakir ve genç-yaşlı her kesimden insanın yer aldığı bilinmektedir. (6)

İslam’ı kabul eden ilk Müslümanlar arasında her ne kadar her yaş aralığından insan bulunsa da bunlar içerisinde gençlerin çoğunlukta olduğu ilk Müslümanların listesine bakıldığında net olarak anlaşılmaktadır. Bundan dolayı da Hz. Peygamber, İslam’ın ilk yıllarında tebliğ, irşat ve eğitim faaliyetlerinde çoğunlukla gençlerle muhatap olmak durumunda kalmıştır. Bu durumu çok iyi değerlendiren Hz. Peygamber, İslam davasının tebliği ve intişarı konusunda toplumun yeniliğe açık, enerjik ve idealist kesimini oluşturan bu gençlerden önemli derecede istifade etmiştir. İslam davetinin devletleştiği Medine döneminde ise devletin birçok kademesinde yine gençlerden istifade edilmiş ve bu kapsamda önemli başarılar sağlanmıştır.

Bu dönemde Hz. Peygamber gençleri önemli görevlere atamıştır. Örneğin henüz 21 yaşındaki Muaz b. Cebel’i Yemen’e kadı ve öğretmen olarak ataması, 25 yaşındaki Mus’ab b. Umeyr’i Medine’ye oradaki insanlara İslam dinini öğretmesi için görevlendirmesi, 18 yaşındaki Usame b. Zeyd’i orduya komutan olarak seçmesi, sahabeden bazı gençlerin fetva vermelerine müsaade edilmesi ve vahiy katipleri ile diplomatik yazışmaları kaleme alanların çoğunun gençlerden oluşması bu bağlamda zikredilebilecek örneklerden birkaçıdır. (7) Devletin idaresi ve İslam davetinin intişarında Hz. Peygamber’in istifade ettiği toplum kesimi sadece gençler değildir.

Gençleri, yaşları ve konumlarına uygun pozisyonlarda değerlendiren Hz. Peygamber, devlet idaresi, İslam ahkâmının icrası ve toplumsal meseleler başta olmak üzere daha hayati konularda yetişkin ve tecrübe sahibi, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Hamza, Hz. Zeyd b. Hârise gibi bazı Müslümanları öne çıkarmıştır. Ayrıca sağlık hizmetleri gibi kadınların daha güzel yapabileceği bazı işleri ise tamamen kadınlara havale ettiği gibi (8) yine görme engelli bir sahâbî olan Abdullah İbn Ümmü Mektûm’u mescidine müezzin yapmış ve aynı şekilde Medine’de bulunmadığı bazı zamanlarda onu yerine defaten vekil bırakmıştır. (9)

Böylece Hz. Peygamber, İslam toplumunun idaresi ve devletin yönetiminde engelliler, kadınlar, gençler ve yetişkinler gibi toplumu oluşturan bütün unsurları konum ve yeteneklerine göre farklı şekillerde değerlendirmiştir. Aksi halde sadece yaşları itibariyle genç kabul edilen toplum kesimlerini öne çıkarıp yücelterek ayrıcalıklı kabul etmemiştir.

Hz. Peygamber’in sadece gençleri toplayıp onlara vakit ayırdığı ve kendileriyle özel sohbetler yaptığı, İslam davasının tebliği için teşvik ettiği ve benzer şekillerde sadece gençleri muhatap alan özel çalışmalar yürüttüğünü gösteren kayıtlara kaynaklarda rastlanmamaktadır. Belirli vakitlerde kadınlara özel zaman ayırarak onların problemlerini dinleyip sorularını cevapladığına dair kayıtlar hariç tutulacak olursa, Hz. Peygamber’in bu tür çalışmaları Müslüman camianın bütününü hedef edinerek genç yetişkin ayrımı yapmadan yürütmüş olduğu belirtilmelidir.

Dolayısıyla parçacı bir yaklaşımla Hz. Peygamber’in gençlere değer verdiği, gençliği çok önemsediği, İslam’da gençlerin değerli görüldüğü vb. tezlerini teyit etmek için Hz. Peygamber’in hayatından birkaç örneğin öne çıkarılıp kullanılmasının bilimsel bir yaklaşım olamayacağı, bu türden yaklaşımların gençlik mitinin takdis edilmesi başta olmak üzere bazı sakıncalar doğurabileceği unutulmamalıdır. Zaten o dönemde ne Müslüman toplumda ne de bilindiği kadarıyla başka toplumlarda gençlik denen bir olgunun varlığı söz konusu değildir. Olmayan bir olguyu İslam’a ve Hz. Peygamber’e teyit ettirmek ise tarihi tersine okumaktan başka bir şey değildir. Hz. Peygamber, ashab içerisinde çoğunluğu teşkil eden gençleri önemsemiş, onlara değer vermiş ve onlarla yakından ilgilenmiştir. Aynı şekilde gençlerin de İslam davetine teveccüh gösterdiği ve Hz. Peygamber’i çok sevdikleri genelde bilinen bir husustur. Asr-ı Saâdet’te İslam’ı kabul eden ilk Müslümanlardan çoğunluğunun yetişkinlerden ziyade gençlerden müteşekkil olması ve yetişkinlerden çok gençlerin İslam’a teveccüh göstermiş olmaları dikkate şayan bir konudur ve bunun sebepleri üzerinde durulmalıdır.

Bu  kapsamda değişik sebepler zikredilebilirse de gençlerin hayata bakışları, yeniliklere açık olmaları ve sahip oldukları ileri görüşlülük en önemli sebep olarak gösterilebilir. Nitekim yapılan bazı araştırmalar da bunu teyit etmektedir. Gençlik üzerine yapılan araştırmalarda gençlerin öngörülü ve ilerici olmasına karşılık yetişkinlerin daha “muhafazakâr” oldukları, bunun tabii sonucu olarak da gençler yeni şartlara daha kolay uyum sağlarken yetişkinlerin ise direnç gösterip tutucu bir tavır içerisine girdikleri belirtilmektedir.

Ayrıca yetişkin ve yaşlılar hayatlarında yapacakları değişikliklerden dolayı uzun yıllar sonucu elde ettikleri kazanımlarının ellerinden gideceğinden kuşku duyarlar. Bundan dolayı da hızlı değişim halindeki dünyada yetki ve imkânlar daha çok tutucu eğilimlerin geliştiği bu yetişkin kuşakların elindedir. Yapılan bu değerlendirmeler her ne kadar günümüz gençliğine yönelik olsa da aynı değerlendirmenin Asr-ı Saâdet dönemi gençleri için yapılması da mümkündür. Çünkü Velid b. Muğîre, Utbe b. Rebî’a, Ebû Cehil, Ümeyye b. Halef, Ebû Leheb gibi azılı İslam muhaliflerinin İslam’a muhalefetleri yukarıdaki düşünceyi birebir teyit eder niteliktedir.

Zira bu yetişkin yaşlarda bulunan müşrikler İslam’ın dünya görüşünün hakimiyet sağlaması durumunda uzun yıllar elde ettikleri maddî ve manevî kazanımlarının ellerinden gitmesinden endişe ediyorlardı. Bu ve benzer sebeplerden dolayı da büyük bir kısmını yetişkinlerin teşkil ettiği Mekkeli müşrikler İslam’a en sert şekilde muhalefet etmiştir. (10) Buna karşılık ilerici ve öngörülü gençler ailelerine rağmen İslam davetine daha çabuk karşılık vermiş ve Hz. Peygamber’in yanında yer alarak İslam’a hizmet etmiştir.

Doğal olarak Hz. Peygamber, Asr-ı Saâdet’te toplum ve devletin idaresi, tebliğ ve irşat hizmetleri, eğitim öğretim faaliyetleri, cihat hareketleri, sefirlik gibi pek çok alanda gençleri değerlendirmiştir. Hz. Muhammed gibi büyük bir liderin, etrafındaki çok sayıda gencin potansiyel enerjisinden istifade ederek İslam toplumunun menfaatine kullanmış olmasından daha doğal bir şey olmaz.

Hz. Muhammed bir peygamber ve bir lider olarak bütün toplum kesimlerini önemsemiş ve hepsine gereken önemi vermiştir. Çocuklar ve özellikle de kız çocukları hususunda çok hassas olduğu, çocukları çok önemsediği bilinmektedir. Gençleri önemsediği yukarıda belirtilmişti. Yine Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Hamza ve Zeyd b. Hârise başta olmak üzere bazı yetişkin sahâbilerle ilişkilerinin daha yoğun olduğu tarihen sabit olan bir meseledir.34 Yaşlılara hürmet gösterdiği, kadınlara, engellilere vb. bütün toplum kesimleriyle yakından ilgilenip onlara değer verdiği de bilinen hususlardandır. Dolayısıyla bütüncül bir yaklaşımla bakıldığı zaman

Hz. Peygamber’in toplum kesimlerinden sadece gençleri önemseyip gençlik diye bir olgudan bahsetmediği, bir toplumsal kategori olarak gençleri öne çıkarıp yüceltmediği, çocukları, yetişkinleri ve yaşlıları da aynı şekilde değerli kabul edip önemsediği belirtilmelidir. Bununla birlikte ilk Müslümanların çoğunlukla genç yaşlarda bulunmaları, gençlerin yaşları gereği ileri görüşlü ve enerjik olmaları, yapısal özellik ve toplumsal statüleri Hz. Peygamber’in onlarla daha çok muhatap olmasına zemin hazırlamış olduğu da belirtilmelidir.

Hz. Ebû Bekir (r.a.)’i en yakın arkadaş edinmesi ve onun etkinliği, Hz. Osman (ra)’la yakınlığı, danışmanı konumunda Zeyd b. Hârise (r.a.)’in olması, amcası Hz. Hamza ve Hz. Ömer (r.a.)’in Müslüman olmalarıyla İslam’ın güç kazanması, Müslüman olmamasına rağmen amcası Ebû Talib’in ona olan desteği, eşi Hz. Hatice’nin maddi ve manevi destekleri, Medine’de Ebû Eyyûb el-Ensârî’ye misafir olması vb. daha çoğaltılabilecek örnekler Asr-ı Saâdet’te yetişkin sahâbîlerin genç sahâbîlerden daha öncelikli konumda bulunduklarını göstermektedir

Kur’an’da, Ashab-ı Kehf’e “bir grup genç” denmiş olmasını onların inançları uğruna katlanmış oldukları fedakarlığa bağlayanlar da olmuştur. Yine genç; duygu ve düşüncesi ile çağdaş olan insandır; tutumu ve eylemi ile doğruyu seçebilecek, çabası ve dinamizmi ile bunun savunucusu olacak kişi olarak da tanımlanmıştır.

Mekke’deki yaşlı ve güçlü kabile liderleri çoğunlukla mevcut düzeni korumak istiyordu.
Gençler ise:

  • Hakikati aramaya daha açıktı
  • Cesur davranabiliyordu
  • Yeni bir toplum düzenini kabul etmeye daha yatkındır

Bu yüzden İslâm’ın ilk taşıyıcıları arasında gençler önemli bir yer tuttu. Peygamber Efendimiz gençlere sorumluluk verdi.

Hz. Muhammad (s.a.s.) gençlere güvenmiş ve onlara önemli görevler vermiştir:

  • Tebliğ görevi
  • Eğitim görevi
  • Askerî komutanlık
  • Kur’ân öğretimi

Bu da gençlerin ümmetin dinamizmi ve enerjisi olarak görülmesine yol açmıştır.

Tarih boyunca toplumların kaderini değiştiren en güçlü dinamiklerden biri gençlik olmuştur. İnanç, ideal ve cesaretle yoğrulmuş bir gençlik, sadece kendi toplumunu değil, tarihin akışını da etkileyebilir. İslam tarihinin en parlak dönemlerinden biri olan Asr-ı Saadet’te de gençler bu rolü üstlenmiş, Peygamber Efendimizin etrafında toplanarak büyük bir dönüşümün öncüsü olmuşlardır.

Hz. Muhammed’in kurduğu toplumda gençler pasif bir unsur değil, aksine aktif bir güçtü. Onlar hem ilimde hem de mücadelede ön saflarda yer alıyordu. Daha genç yaşlarda İslam’ı kabul eden birçok sahabe, hem imanları hem de cesaretleriyle örnek olmuşlardır. Bu gençler, zorluklar karşısında yılmayan, inançları uğruna fedakârlık yapmaktan çekinmeyen bir karaktere sahipti.

Asr-ı Saadet gençliğinin en dikkat çekici özelliklerinden biri sorumluluk bilinciydi. Peygamber Efendimiz gençlere güveniyor ve onlara önemli görevler veriyordu. Bu güven, gençlerin kendilerini geliştirmesine ve toplum içinde büyük roller üstlenmesine imkân sağladı. Genç yaşta komutan olanlar, elçi olarak gönderilenler veya yeni Müslüman olan topluluklara öğretmenlik yapanlar bunun en açık örnekleridir.

Bu gençlik aynı zamanda sadece savaş meydanlarında değil, ahlakta, ilimde ve tebliğde de örnek bir duruş sergilemiştir. Onların hayatları; sadakat, cesaret ve fedakârlığın bir yansımasıdır. Bu özellikleri sayesinde Müslüman toplumu kısa sürede güçlenmiş ve karşısındaki düşmanlar için ciddi bir caydırıcı güç hâline gelmiştir.

Asr-ı Saadet’te gençlik, bir toplumun nasıl ayağa kalkabileceğinin en güzel örneklerinden biridir. İnançla beslenen, sorumluluk verilen ve doğru şekilde yönlendirilen bir gençliğin neleri başarabileceği bu dönemde açıkça görülmüştür. Bu nedenle Asr-ı Saadet gençliği, sadece geçmişin bir hatırası değil, aynı zamanda her çağ için ilham veren bir ideal olarak görülmelidir.

Asr-ı Saadet’te yetişen gençlik; imanla yoğrulmuş, ahlâkla şekillenmiş ve sorumluluk bilinciyle büyümüş bir gençlikti. O gençler, vahyin terbiyesi altında yetişmiş; hayatın merkezine Allah’a kulluğu koymuşlardı. Bu yüzden kısa bir zaman içinde tarihin akışını değiştirecek bir dirilişin öncüleri oldular.

Bugün o kıvamda bir gençlik yetiştirmek, içinde bulunduğumuz zamanın en büyük ve en ağır sorumluluklarından biridir. Çünkü her çağın imtihanı farklıdır; fakat ümmetin ayakta kalması daima genç nesillerin omuzlarında yükselir. İnanç, ilim ve ahlâk ile beslenmeyen bir gençlik; köksüz bir ağaca benzer. Rüzgârın yönüne göre savrulur, kendi istikametini tayin edemez.

Bu sebeple gençliğe sahip çıkmak sadece bir eğitim meselesi değil, aynı zamanda bir ümmet meselesidir. Gençlerin kalbine Kur’an sevgisini, Peygamber ahlâkını ve ümmet bilincini yerleştiremeyen bir toplum; yarınını başkalarının ellerine teslim etmiş olur.

Unutulmamalıdır ki gençliğe sahip çıkmayan bir ümmetin geleceği olmaz. Çünkü yarın; bugünün gençlerinin kalbinde, zihninde ve karakterinde şekillenmektedir. Eğer bir diriliş isteniyorsa, o diriliş gençliğin imanla yeniden inşa edilmesiyle başlayacaktır.

Asr-ı Saadet’te gençlik, sadece yaşın verdiği bir dinamizm değil; hakikatin yükünü omuzlayan bir şuurun adıdır. Bu gençlik, kökü derinlerde olan bir tevhid yürüyüşünün mirasçısıydı. Tıpkı Hz. İbrahim’in putları kırarken temsil ettiği hakikat cesareti gibi…

Hz. İbrahim’in put kırması, sadece taştan yapılmış heykelleri parçalamak değildi; insanın kalbinde yer eden sahte otoriteleri, yanlış inançları ve zulmü de kırmaktı. Asr-ı Saadet gençliği de aynı misyonu devraldı. Onlar, putların gölgesinde büyüyen bir toplumda, kalplerin zincirlerini kırmak için ayağa kalktılar.

Mesela Ali ibn Abi Talib henüz genç yaşında iman ederek hakikatin safında yer aldı. Mus'ab ibn Umayr gençliğini servet ve konfor içinde tüketmek yerine, Medine’ye gidip tevhidin elçisi oldu. Usama ibn Zayd ise çok genç yaşta bir ordunun başına geçerek ümmetin güvenini taşıdı. Bu gençler, sadece bir neslin değil, bir medeniyetin temelini attılar.

Çünkü Asr-ı Saadet’te gençlik; eğlencenin değil, emaneti yüklenmenin yaşıydı. Onlar için genç olmak, hakikate ilk koşan olmak demekti. Put kırmak ise yalnızca ellerle değil; akılla, imanla ve ahlâkla yapılan bir mücadeleydi.

Bugün de gençliğin dirilişi, aynı kökten beslenir:

Hz. İbrahim’in put kıran cesareti ve Asr-ı Saadet gençliğinin tevhid şuuru…

Kısacası; Asr-ı Saadet gençliği, Hz. İbrahim’in put kıran mirasının tarihte yeniden dirilmiş hâlidir.

Mü’min için ölçü aramak uzak diyarlarda hakikat aramak değildir. Ölçü zaten tarihin en berrak sayfasında yazılmıştır. O sayfa, vahyin hayata indiği, sözün amele dönüştüğü, imanın hayatın her köşesinde canlı bir hakikat olarak yaşandığı Asr-ı Saadet devridir. Çünkü o devirde Kur’an yalnızca okunan bir kitap değildi; yürüyen bir ahlâk, yaşayan bir adalet ve nefes alan bir merhametti.

Bugün Müslümanların en büyük imtihanlarından biri, ölçülerini kaybetmeleridir. İnsanlar bazen çağın rüzgârını ölçü sanır, bazen kalabalıkların alkışını hakikat zanneder. Oysa hakikat kalabalıkların değil, vahyin izini takip edenlerin yanındadır. Bu yüzden mü’minin pusulası her zaman Asr-ı Saadet olmalıdır. Çünkü o pusula şaşmaz; yönünü vahiyden alır.

İmanın terazisi orasıdır. O terazide tartılmayan fikirler hafif kalır, o ölçüye uymayan anlayışlar ise zamanla insanı hakikatten uzaklaştırır. Mü’min bilir ki kurtuluş, geçmişe nostaljik bir özlem duymakta değil; o çağın ruhunu, o sadeliği ve o teslimiyeti yeniden diriltmektedir.

Bu yüzden gönlümüzden şu söz yükselir:

İmanı olan herkese Asr-ı Saadet ölçü olsun. O ölçüye uymayan her ölçüye lanet olsun. Asr-ı Saadetin ölçüsüne uymayan hakikatin terazisinde zaten değersizdir. Çünkü hakikatin ışığı bir kez doğdu mu, onun dışında kalan bütün gölgeler kendiliğinden kaybolur. İslâm’ın ilk döneminde gençlerin iman, fedakârlık, cesaret ve hareket gücüyle ümmetin yükselişinde belirleyici rol oynadığı asla inkâr olunamaz.

 

     Dipnot

  1. Sa’lebi, El-Letaif ve’z-Zeraif Sh. 250
  2. Kehf Sûresi, 13
  3. Kehf Sûresi, 62
  4. Enbiya Sûresi, 60
  5. Tenbihu’l Muğterrin (İmam-ı Şa’ranî) Sh: 213-215, Daru Takva/ 2023
  6. Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, çev. Salih Tuğ (İstanbul: İrfan Yayımcılık, 1995), 1/81-109; Sabri Hizmetli, İslam Tarihi - İlk Dönem- (Ankara: y.y, 2001), 211-220
  7. Ebu Ömer Yusuf b. Abdullah İbn Abdi’l-Ber, el-İstîâb fî Ma’rifeti’l- Eshâb, nşr. Ali Muhammed el-Bicâvî (Beyrut: Dâru’l-Cîl, 1992), 3/865; Şihâbüddin Ahmed b. Ali el-Askalânî İbn Hacer, elİsâbe fî Temyîzi’s-Sahâbe, nşr. Âdil Ahmed Abdülmevcûd- Ali Muhammed Muavviz (Beyrut: Dâru’l-Kutübi’l-İlmiyye, 1415/1994), 2/492
  8. Hz. Peygamber döneminde sağlık hizmetlerini yürütmüş olan kadınlarla ilgili detaylı bilgi için bkz. Levent Öztürk, Hz. Peygamber Döneminde Sağlık Hizmetlerinde Kadının Yeri (İstanbul: Ayışığı kitapları, 2001), 82-160
  9. Ebû Amr Halîfe b. Hayyât, Târihu Halîfe b. Hayyât, nşr. Ekrem Ziyâ el-'Ömerî (Beyrut: Dâru'lKalem, 1397/1977), 96
  10. Sarıçam, Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı, 95-98

 

 

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul