İnsanlık, kendi içerisinden en salih kişileri çıkardığı gibi en sapkınlarını da çıkarmıştır. Ahlakî imtihan, en iyisinden en kötüsüne kadar geniş bir imkan skalasında gerçekleşir. Kur’an kıssaları da şahit olabileceğimiz fitnelerin bazı örneklerini bize anlatır. Bir sapkınlığın anatomisini çıkarmak, hem onunla mücadele etmenin hem de ıslah faaliyetinin başlangıcıdır. Hz. Lût (a.s)’ın kıssası da bu maksad doğrultusunda, dürtüselliğin ve cinsel anarşinin sebep olduğu ahlaki yozlaşmayı çarpıcı biçimde resmetmektedir.
GÖRÜLMEMİŞ BİR ÇİRKİNLİK
“Lût'u da Peygamber olarak gönderdik. Hani o kavmine şöyle demişti: "Sizden önce âlemlerden hiçbir kimsenin yapmadığı çirkin işi mi yapıyorsunuz?” (A’raf, 80)
Kıssalarda anlatılan ve fasıklıkta aşırı giden kavimler, bu kurdukları düzeni şirk organizasyonu altında devam ettirirler. Tevihdin fıtrî ve aklî istikameti, dürtüsel ve sapkın işleri kamusal ve bireysel yaşam alanlarından kovar. Hem nefisleri bu yönde eğitir hem de hukukî çerçevesini tesis eder. Bu “şirk” ve “fısk” ortaklığına savaş açmak için “tevhidi” ve “ahlakı” nasihat eden peygamberler gönderilir. Kur’an kıssalarındaki fıtrat ve sapkınlık arasındaki savaşın, tevhid ve şirk mücadelesi zemininde gerçekleştiğini unutmamak gerekir.
Hz. Lût (a.s) da şüphesiz ki kavmini önce Allah’a itaat etmeye ve tevhide davet etmiştir. 1 Daha sonra kavmine ifade ettiği o şaşkınlık, fıtratı korumuş birinin böyle bir sapkınlıkla karşılaştığında hissedeceği yabancılık ve tiksinmeyi gösterir. Bu kavimden önce başkalarının da bu eylemi gerçekleştirme ihtimali olsa da, olayın kötülüğüne ve bu denli toplu halde yapılmasına dair duyulan taaccüb ve hayret de bu şekilde ifade edilebilir. 2
Bu sapkınlığın ne olduğu bir sonraki ayette izhar ediliyor:
“Hakikaten siz kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.” (A’raf, 81)
Bir erkek ve bir kadın arasındaki meşru ilişki ve aşk, neslin ve hayatın devamını sağlayacak bir müessesenin biyolojik ve psikolojik temelidir. Bu da aşkı güzel kılan ve fıtrî bir öze sahip olmasını sağlayan şeydir. Bu temeller üzerine kurulacak aile, toplum ve medeniyet, insan hayatına “anlam” verecek, Allah’ın ezeli ve mutlak iradesi ile takdir ettiği tabiî gayesini gerçekleştirecek bir hayat tarzı sunar. Usûl-i fıkıhta şeriatın muhafaza ettiği beş unsurdan biri olan “nesil emniyeti” de, bu maksada matuf küllî bir maslahattır.
Sapkın kavim ise tabiî ve fıtrî olan ilişkiyi bırakıp eşcinselliğe meylediyor ve bunu bir norm haline getiriyor. Her konuda haddi aşan bir kavim olarak bu konuda da haddi aşıyor ve sadece dürtüsel davranıyor, dolayısıyla hiçbir fikre, maneviyata ve gayeye sahip olmayan hayvanlar gibi hareket etmiş oluyorlar. 3 Hatta onların hayvandan da aşağı olduklarını söylemek, daha dakik bir Kur’anî tanımlamadır. Her işinde haddi aşan yani “tuğyan” ile organize olan bir toplumda böyle bir dejenerasyon, beklenmeyen bir şey değildir. 4
SAPKINLIĞIN SEBEBİ ve SONUCU: UTANMAZLIK
Fıtratın sesi olan vicdan, dışardan şeriatın emrettiklerinin özünü ve anlamını, içerden yani kişinin kendi iç sesi olarak söyler. Psikanaliz dilinde süperego olarak isimlendirebileceğimiz, ama daha derin de tefekkür etmemiz gereken bu meleke, insanı biri izliyormuş gibi davranmasına, kendi kendine kaldığında bile kötülüklerden utanmasına vesile olur. Allah’ın onu devamlı gördüğü bilgisi de kişiye ulaştığında bu psişik meleke üzerine Allah korkusu/saygısı bina edilir. İnsan, ahlakın en düşük derekesine kadar düştüğünde ve arzuları yüzünden fıtratın/vicdanın sesini kestiğinde artık utanmaz bir hayasız olur. Bu hayasızlığa aşina olmak onu daha da utanmaz yapar.
“Kavminin cevabı ise sadece, "Çıkarın bunları memleketinizden! Güya onlar kendilerini fazla temiz tutan insanlar!..." demek oldu. “ (A’raf, 82)
İşte bu ayette, yukarda anlattığımız durumun müşahhas bir örneğini görüyoruz. Bizatihi sapkınlık yapanlar, sanki kendileri faziletliymiş gibi adeta dalga geçerek müminleri kovmayı planlıyorlar. Buradaki pişkinlik, utanmazlıklarından ötürü sapkınlığın norm haline geldiğini, fıtrî ve ahlakî davranışı tavsiye edenlerin dışlandığı ve tahkir edildiği bir kamusal alanın oluştuğunu gösteriyor.
SAPKINLIĞIN AKIBETİ: HELÂK
“Bunun üzerine biz de onu ve karısı dışında aile fertlerini kurtardık. Karısı ise azab içinde kalanlardan oldu. Onların üstüne bir azap yağmuru yağdırdık." Bak, suçluların akıbeti nasıl oldu. ” (A’raf, 83-84)
Ahir zamandan önce sünnetullahın belli bir tezahürü vardır. Tevhidden uzaklaşan ve ahlakî olarak çöken bir kavme peygamber gönderilir. Bir süre devam eden tebliğ ve davet sürecinden sonra müminlerin istisna edildiği bir azab gönderilir. Helâk olan kavmin hikayesi de ibretlik bir şekilde dilden dile yayılır, kimi zaman efsanelere konu olur kimi zaman da kutsal kitaplarda işlenir. Hz. Lût’un kavmi de uğradıkları azab ile belli bir fısk biçiminin yani eşcinselliğin timsali ve ibret vesikası olarak tarihte yerini almıştır. Maruz kaldıkları azab ve akıbetlerinin dehşeti, günahlarının boyutunu ve ne derece haddi aştıklarını göstermektedir.
Hz. Lût’un “ehli” diye zikredilen kişiler O’na inananlar olabileceği gibi, İbn Abbas’ın bildirmesi ile iki oğlu da olabilir. Lakin biz bütün müminlerin kurtulduğunu biliyoruz. 5 Maalesef karısı iman etmemiş ve sapkınlara yardım ettiği için bu kurtuluştan nasiplenememiş, taş yağmuru altında helak olmuştur, Rabbimizin buyurduğu gibi: "Ve tepelerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık..." (Hud, 83)
SAPKINLIĞIN GÜNCEL PANAROMASI
Ahir zamanda yaşadığımız için, insanlığın potansiyel olarak taşıdığı bütün sapkınlıklara şahit olabiliyoruz. İletişimin, etkileşimin, nüfusun, küreselleşmenin arttığı hatta aşırılaştığı bir zamandayız. Dünyayı global bir mahalleye dönüştüren bir medya ağı ve ulaşım imkanları var. Bu durumun olumsuz getirilerinden biri de kötülüklerin de yayılabildiği, aşırılaşabildiği ve normalleşebildiği kaotik ve küresel bir toplumsal ortamın oluşması. Şaşırdığınız, korktuğunuz, nefret ettiğiniz ve tiksindiğiniz bir şeyin evinizin içine kadar girmesi işten bile değil. Bunun o kadar iyi farkındayız ki belki kurduğum cümleler bile size klişe gelecektir. Şirkin ve tuğyanın hakim olduğu bu küresel sistemde, Kur’an’da anlatılan ve peygamberlerin mücadele ettiği bütün sapkınlık türlerinin yaygınlaştığı maalesef aşikar.
İçinden geçtiğimiz bu yıllarda en çok mücadele ettiğimiz, medya ve kültür endüstrisi ile agresif bir şekilde pazarlanan cinsiyet anarşisi ve normsuzluğu tam da kıssanın anlattığı bir örnek temsil etmekte ve Hz Lût’un duruşunu hatırlatmaktadır. Cinsiyet kimliği açısından yaşanabilecek bunalımlar, patolojik yönelimler ve sapkınlıklar – ki sapkınlık burada psikanalitik bir terimdir- yakın zamana kadar pek çok psikoloji ekolünün incelediği ve tedavi/terapi yöntemlerini araştırdığı bir alandı. Lakin eşcinsellik ve türevi olan yönelimler, yavaş yavaş sapkınlık ve anomali olmaktan çıkarıldı. Sempati duyulması, olduğu gibi kabullenilmesi gereken normal bir durum olarak tanımlandı. Şu an batı akademisinde aksi bir görüş beyan etmek gericilik olarak algılanıyor. Tabii ki bununla mücadele eden düşünür ve bilim adamları hala var ama neo-liberal egemen söylem siyasi ve ekonomik organizasyonu belirlemeye devam ediyor.
Bu konuda Müslümanlara düşen görev zorlu ve uzun vadeli. Hem ahlakî hasletleri korumak, düzgün yaşanacak ortamları ve alışkanlıkları tesis etmek hem de işin ilmî/fikrî tarafı için de sağlam ve köklü çabalar gerekiyor. Psikoloji, sosyoloji, felsefe ve pek çok alanda genel olarak ahlakî istikrar için, özelde de cinsiyet anarşisine karşı mücadelede için eserler ve çalışmalar yapılmalı. Günü kurtaran sloganlarla iktifa edilmemeli ve kurumsal/akademik plan ve projeler üretilmeli. Siyaset, ekonomi ve en önemlisi medya alanı asla ihmal edilmemeli. İslamî ilimlerin kuşatıcı alt yapısı ile modern bilimsel, teknik ve beşerî imkanları kullanmaktan asla imtina etmemeli. Gerek özenti ve gevşeklik gerekse durağanlaştırıcı yobazlık bu bağlamda Müslümanlara çok zarar verecektir. İmanın mülâzımı olan aksiyonu almak için geç kalmamak gerekiyor.
Dipnotlar:
- Ebû Mansûr el-Mâturîdî, “Te’vilâtu’l Kur’an”, Çev. Bekir Topaloğlu. Ensar Yayınları, 2015. c.5 s. 440
- Fahruddin Er-Razî, “Tefsîr-i Kebîr: Mefâtîhu’l-Gayb”, Çev. Beşir Eryarsoy. Akçağ Yayınları, 1993. c.10 s. 496
- Zemahşerî, “el-Keşşaf”, Çev. Dr. Avnullah Enes Ateş Fatır, Yasin. Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, 2018. c.2 s. 898
- Fahruddin Er-Razî, “Tefsîr-i Kebîr: Mefâtîhu’l-Gayb”, Çev. Beşir Eryarsoy. Akçağ Yayınları, 1993. c. 10 s. 499
- Fahruddin Er-Razî, “Tefsîr-i Kebîr: Mefâtîhu’l-Gayb”, Çev. Beşir Eryarsoy. Akçağ Yayınları, 1993. c.10 s. 500


