Yüce Allah şöyle buyurur: “Ey iman edenler, yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden kendinizi ve ailenizi koruyun. Ateşin başında sert ve şiddetli, Allah'ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen, verilen emirleri olduğu gibi yerine getiren melekler vardır.”(1) Peygamber (s.a.s.)'ın şöyle buyurduğu belirtilmektedir: "Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürüsünden sorumludur. İnsanların başındaki İmâm (İslâm devletinin yöneticisi) bir çobandır ve o, onlardan sorumludur. Adam aile halkı üzerinde bir çobandır ve onlardan sorumludur."(2)
Konumuza bir ayet ve bir hadisle başlayarak izahat etmeye gayret edeceğiz. Bu iki Hitabın da biz Müslümanlara olduğunu açıkça anlamaktayız. Peki nasıl anlamamız gerekmektedir.
Ali (r.a.), Katade ve Mücahid şöyle demişlerdir: Yaptığınız işlerle kendinizi koruyunuz, onlara yapacağınız tavsiyelerle de aile halkınızı koruyunuz.
İmam Katade diyor ki: "Kişinin, aile efradını cehennem azabından koruması, onlara, Allah'a itaat etmelerini emretmesi ve karşı gelmelerini yasaklamasıyla olur. Kişi, aile efradını Allah'ın emirlerine göre sevk ve idare eder ve onların, Allah'ın emirlerini yerine getirmelerine yardımcı olur. Onlarda, Allah’a karşı gelen bir durum görürse onları azarlar ve durumlarını düzeltir. Böylece de onları azaptan kurtarmış olur.
Bir baba önce kendisinden sonra eşinden ondan sonra da evletlarından sorumludur. Sorumlulukta öncelik bilgi yüklemek değildir. Güzel bir şekilde örnek olmak ve ondan sonra bilgi ve gerekli nasihatı yapmaktır. İlerde bu konuya biraz değineceğiz.
İslam’ın hakim olmadığı yerlerde, Müslümanların bir araya gelmek ve aralarından bir imam seçmek kaydıyla da sorumluluk (çobanlık) meselesi biraz daha önem kazanmaktadır. İmam olan kişi bulunduğu ortamın şirk ve küfür olan meselelerini de iyi bilmesi gerekmektedir. Coğrafyalarda bu konuda genel bir eksiklik görülmektedir. Toplumu ifsat eden ve isyan bataklığına düşüren yollar bilinmediğinden dolayı , bir asırdır imam olan kişiler hakkıyla sorumluluğunu yerine getirememektedir.
Önceliklerin sadece emirlerin hatırlatılması değil, aynı zaman da nehiylerin de sakındırılması gerekmektedir. aksi takdirde namaz kılan bir putperest toplum, kuran okuyan ama hükümlerinin uygulanmasını istemeyen nesiller gündeme gelir. Bu dönemde de öyle olmaktadır maalesef. Yapılması gerekenin niçin yapılacağının önemi kadar, yapılmayacak olanın da niçin yapılmaması gerektiğini çok iyi bilen bilinçli bir toplum yetiştirmeliyiz.
İslamın hakim olduğu beldede de halife toplumun sorumlusudur. Bu sorumluluk silsilesi bize Allah’ın ve Resulünün emridir. Halife de Müslümanlara yeryüzünde fitne kalmayıp din tamamen Allah'ın oluncaya kadar mücadele etmeyi öğretecektir. Bu mücadele için gerekli argümanları sağlayacaktır.
SORUMLULUKTAKİ SİLSİLENİN ÖNEMİ
“İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın. Günâh işlemek ve aşırı gitmek üzerinde yardımlaşmayın. Allah'tan sakının, muhakkak ki, Allah'ın cezası şiddetlidir.” (3)
İnsan toplumsal bir varlıktır. Toplumlardan da etkilenen bir bireydir. İnsan önce anne ve babasından etkilenir. Onun hareketlerini ve sözlerini takip eder. Onların yönlendirmesine uyar. Bu şekilde karakterini oluşturmaya başlar. Daha sonra bulunduğu ortama ayak uydurmaya başlar. Bunu da ilk öğreticisi olan anne ve babaya itaat ederek yapar, yada isyan ederek yapar. Bunun da yine yönlendiricisi anne ve babadır. Daha sonra imam veya halifenin topluluklar üzerinde uyguladığı ve aldığı metoda göre bir olgunlaşma evresine başlar. Birikim ve gözlem sonucunda bir yol kendisine belirler. Resulullahın her çocuk İslam fıtratı üzerine doğar hadisini hatırlıyoruz. Daha sonra anne ve babası, bulunduğu çevre onun dini inanç sistemini oluşturur,buyurmuştur.(4)
Bizde bu yazıda anne ve baba eğitimi ile beraber, Müslümanların başındaki imamla ortaklaşa oluşturulan örneklikten nasıl olurda konumuzun ikinci bölümü olan deistlik denen bir yaşam tarzı ortaya çıkar buna bakalım.
DİNİ YOK ETMEK İÇİN DEİSTLİK
Deist, evreni yaratan bir yaratıcı (Allah) olduğuna inanan ancak dinleri, peygamberleri, vahyi, kutsal kitapları ve ibadet ritüellerini reddeden kişidir. Deistliği kelime itibarı ile 17 yy da incilin hükmünü bozmak için ortaya koymuşlardı. Nasıl ki şeytan insanı yalan ile kandırdıysa, onun yolunun temsilcileri de aynı göreve devam etmektedir. Bugün de aynısını Kur'an'ı Kerim için yapılmaktadır.
Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar.(5) ne zaman ki bizler yapmamız gerekenleri yapmamaya başladık, işte Allah da içimizden bir takım insanları deistlik ile bize musallat etti.
Bir takım zümreler kendilerini bu isimle anarken bunlar azınlıktadırlar, bir takım da kendisini hala Müslüman zannederek deistliğin yolundan yürümekte ve onların karartılarını çoğaltmaktadır. Allah’ı kendisine karıştırmayan önderler ve imamlar çıktı . hem kendilerini ve hem de kendilerine tabii olan toplumları ifsat ettiler. Gerek bir makam için, gerekse dünyalıklar için toplumu İslam adına ifsat ettiler.
Allah'ın indirdiği emirlerle yönetilmeyen meclislerde yöneticiler oldular, Allah'tan başkasına saygı duyulan eğitim kurum ve kuruluşlarına yöneldiler. Sonuç bilinçsiz bir deist toplum. Kendi yasalarının doğru olduğuna inanan önderler, kendi putlarının ulu olduğunu düşünen toplumlar oluşturdular da farkında bile olamadılar. Sonra da kalktılar, asli yoldaşlarına dil uzattılar ki onlar da deistliği dil ile ikrar eden inançsızlardır. Bu topluluklar din yönünden kardeştirler
DEİSTLİĞİN YAYILMASINDAKİ ETKEN
Deistliğin yaygınlaşmasında emrettiklerini yapmayan bir çoban olduğunu rahatlıkla görmekteyiz. Bu gerek anne baba olsun, gerekse imam ve halife olsun fark etmez. Örneğin bir gün yaz tatilinde erkek çocuklarına kurs yaptığımız bir dönemde bizatihi şahit olduğum birkaç örneği vermek istiyorum. Bir baba evladını getirdi ve hocam namazını, dinini bilen bir talebe yetiştir dedi. Biz de bu doğrultuda eğitime başladık. Bir yada iki hafta da bir verilen eğitimin yapılıp yapılmadığını ve yaşanıp yaşanmadığı kontrol amaçlı çocuklarla muhabbet ederim . bu süreçte de çocuğa; evladım 5 vakit namazı kılmaya alıştın mı ? diye bir soru yöneltince kendimin de eksikliğini ortaya koyan bir cevapla karşı karşıya kaldım. Hocam siz bana 2 vakit kıldırıyorsunuz. Diğer 3 vakitin nasıl olduğunu ben bilmiyorum dedi. Anne ve baban seni çağırmıyor mu dedim. Onlar namaz kılmıyorlar hocam dedi. Babayı hemen uyardım ve heyecanla tekrar muhabbet edeceğim zamanı bekledim. Yine çocuk beni şaşırttı ve şöyle dedi: babam ve annem bana kızıyor ve hadi namazını kıl, senin yüzüne hocaya biz rezil olmayalım diyorlar dedi. Allahu ekber. Diğer bir örnekte yine bir baba evladı ile beraber kursa kayıt için geldi ve elinde sigara var. Bir yandan içiyor, bir yandan da yüzüme üfürerek hocam edepli ve ahlaklı olsun, dinini bilip yaşasın deyince hemen bana fırsat doğdu ve şöyle nasihat ettim. Kardeşim sen bana saygı göster ki, evladın da saygıyı ve sevgiyi öğrensin. Sen hayatından Allah'ın sana haram kıldığını çıkar ki evladın da istediğin gibi olma konusunda seni ve beni örnek alsın diye nasihat ettim.
Her ne zaman ki, çoban olan görevini yapmazsa; mutlaka sürüsüne zarar verecektir. Bu yukarda zikrettiğimiz silsilede olması gereken bir kuraldır. Zamanla bunlar ayaklar altına alınmaya başlanıldı. İslam önceliğini; istek ve arzular bastırdı. Bu süreçte de bizler söylediklerini yapmayan örnekler olduk. Mevki, makam ve şehvetlerimiz için; islamın emirlerinin yerine getirmeyen, bununla beraber elimizin altındakilere de yapmadığımız şeyleri emretmemiz deistliği ortaya çıkardı. Hüküm Allah’ın dedik amma hoşumuza gitmeyen veya arzumuza uymayan konuları sümen altı ettik. İşte böyle bir örneklik ve önderlikten de deistlik ortaya çıktı.
DEİSTLİĞİ YOK EDEN ÖNDER OLARAK RESULULAH (s.a.s)
“Yemin olsun ki, sizin için, Allah'ı ve âhiret gününü ümid eden ve Allah'ı çokça anan kimseler için, Resululah'ta güzel bir örnek vardır.” (6) İnsanların Allah inancının olduğu amma kanun yapmaya karıştırılmadığı bir dönemde tevhid daveti ile risalet görevine başlayan örneğimizin örnekliğine bakalım. Deist bir toplumun içerisinde temiz bir örnekliğin doğuşunu kısaca hatırlayalım. Deistler ona şöyle diyordu. Sen asla yalan söylemeyen, haksızlık yapmayan, güvenilir, el emin birisin diyorlardı.
Daha bir çok övgüyü de sayıyorlardı. Kendi yanlarında onu üstün tutuyorlardı. Hakemliğine ve hükmüne rıza gösteriyorlardı. Ne zaman ki onları deistlikten, tevhid dinine davet etti. İşte o zaman amansız bir düşmanlık ortaya sergiledir. Bununla beraber onda hiçbir şeyin değişmediğini görenler yavaş yavaş tevhide yöneldiler. Çünkü Onun davet metodu, amel ederek doğruladığı vahiydi.
“Muhakkak ki Biz; seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Hiç bir ümmet yoktur ki ona, bir uyarıcı gelmiş olmasın.” (7) insanlara örnekliği öyle muazzam bir seviyedeydi ki hem kendi yaşantısı, hem de davet yöntemi ; o dönemde deistlerin bellerini kırıyordu. Bu dönemde süreç tam tersi olarak bizde vuku buluyor. ne müjdeleyen inanıp tasdik ediyor, Ne de korkutan sakınıp uzak duruyor. sonra da nasıl gençlik deist oldu diyoruz. Bizim Allah'a teslimiyetimize ne oldu ki; tevhid dinine talip olup, onun yolunda mücadele edecekken, deistilğin kucağında gözümüzü açıyoruz. İşte cevabı Resulullahı örnek almadığımızdan ve vahye kulak vermediğimizdendir.
DEİSTLİKTEN İSLAMA DAVET METODU
"Sen aile halkına namazı emret, kendin de sabırla ona devam et" (8). Dinin sahibi olan rabbimiz bize önemli bir kuraldan bahsetmektedir. Emredilen şeyde sabır edip, sebat göstermemizi buyurmaktadır. “Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.” (9) ilahi emriyle de çoban olanları ciddi bir şekilde uyarmaktadır. Müjdeleyen inanıp tasdik edecek ki, ihlâslı olacak. Korkutan da, ondan sakınacak ki, inandırıcı olacaktır. Haramlar dilde dolaşırken dizi repliklerinden, futbola kadar. Bunların örnekliği insanlara sirayet ederken; kendi hanımını ve kızını satandan tutunda, hayali kahramanların peşinden koşarak eşkıyalığa özenip adam öldürene kadar süren bir deistlikle baş başa kalıyoruz. Onun için vahye kulak verelim. önce biz örnek olalım. Emin olalım. Bedel ödeyen olalım, tevhid davası yolunda sabreden olalım. O zaman yolumuza yönelen ve bir olan Allah’a iman eden nice topluluklarla destekleniriz. Nefsine nasihat etmemiş bir önderin sözü tesir etmez. Bu sözün değersizliği veya hafifliğinden dolayı değil, bilakis sözün mahiyetini bilmeyen patavatsızlardan dolayıdır. Önce kalbimizi islama açalım. Uzlete çekilip bunları tasdik edelim. Ondan sonra bunları davet edelim. Bir toplumun veya bir vakanın kahramanı olalım yalancısı olmayalım. Kızı sinema artisi gibi giyinmiş olan bir hoca bir hutbe okuyor. Bundan sıkılan ve tahammül edemeyen cemaat, senin kızında böyle yapıyor deyince; benimkisine de yakışıyor diyor. İşte bunlar nebevi davet metodunu yok etmektedir. İslam davet metodu; önce tasdik, sonra amel, daha sonrada güzel bir üslupla davettir.
DEİSTLİĞE KARŞI ALLAH'IN YARDIMIYLA GALEBE GELMEK
“Ey iman edenler! Allah’a yardım ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.” (10) Allah'a yardım konusunda ayetlere müracaat ettiğimizde; dinin emir ve nehiylerini doğru bir şekilde ögrenmek ve yaşamak olduğunu görmekteyiz. Yine Allah’ın yardımının nasıl olacagına baktığımızda; güzel ve yumşak bir üslüb ile davet etmemiz gerektiğini görmekteyiz. Örneğin: “Hani bir zaman Lokman oğluna öğüt vererek şöyle demişti: "Yavrum, hiç bir şeyi Allah’a ortak koşma. Çünkü Allah’a ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür." (11)
"Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır. Başına gelenlere sabret, çünkü bunlar, azmi gerektiren işlerdendir." (12) bu emirler doğrultusunda yardımı Allaht’tan isteyince, Allah da yardım olarak Resulleri bize örnek olarak gönderiyor. “Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler. Sonra şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.” (13) “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki o, nasihat dinler veya Allah’tan korkar.” (14) “(Ey Rasûlüm!) O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet Sen kaba ve katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi...” (15) Bu ve benzeri daha bir çok ayetlerin gereğini yerine getirdiğimizde deistlikten eser kalmayacaktır. Öyleyse samimi bir iman, ihlaslı bir amel ve yumşak bir üslupla davet yöntemimizi ve iman düsturlarımızı tekrar gözden geçirip birbirimize merhamet ile nasihat edelim. Allah’ın yardımına ulaşalım. Firdevslerde bir araya gelelim.
Dipnot
- Tahrim Suresi 6.
- Buhârî, I, 304, II. 848, 901, 902, III, 1010, V, 19H8, 1996, VI, 2611; Müslim, III, 1459: Tirmizi, IV, 208; Ebû Dâvûd, III, 130; Müsned, II, 5, 54, 111, 121
- Maide Suresi 3.
- Buhari, Tefsir 30; Müslim, Kader 22-25
- Şûrâ Suresi 30.
- Ahzab Suresi 21.
- Fatır Suresi 24.
- Taha Suresi 132.
- Saff Suresi 2 ve 3.
- Muhammed Suresi 7.
- Lokman Suresi 13.
- Lokman Suresi 17.
- İsrâ Suresi 53.
- Tâhâ Suresi 44.
- Âl-i İmrân Suresi 159.


