21 Nisan 2026 - Salı

Şu anda buradasınız: / / Hatâların Düzeltilmesine Yardımcı Olmak!..
Hatâların Düzeltilmesine Yardımcı Olmak!..

Hatâların Düzeltilmesine Yardımcı Olmak!.. Muhammed İslamoğlu

Enes b. Mâlik (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Âdem oğullarının hepsi hatâ ederler. Hatâ edenlerin en hayırlısı çokça tevbe edenlerdir.”[1]

Bilinen meşhur ifadesiyle, “hatâsız kul olmaz!..” Evet, kul hatâ işler… Önemli olan hatâsını anlayıp, hatâda ısrar etmemek, hatâdan dönmek ve bir daha işlememek üzere nâsûh tevbede bulunmaktır… Böyle hayırlı ve asil bir hareketi ya kul kendisi hatâsının farkına varıp gerçekleştirir ya da işin şuurunda olan bir hayır ehli nasihatçi tarafından uyarıldıktan sonra gerçekleştirmiş olur… Bu iki ihtimalden hangisi hatâdan dönmeye sebep olursa olsun, sonuç itibariyle hatâ işleyen kulun tevbe etmesi gerçekleşir ve hayırlı bir netice gündeme gelir…

Mü’min müslüman şahsiyetler, birbirlerinin hatâlarını düzeltip olgunlaşmalarını sağlamalıdırlar… Bu hayırlı anlayış ve tavır, onların birbirlerine karşı olan görevleridir… Elbette hayatî her meselede örnekleri ve önderleri Rasulullah (s.a.s.)’dir… Rasulullah (s.a.s.), hayırlı ümmetin ferdlerini nasıl uyarmış, hatâlarını nasıl düzeltmiş ve onları eğitmiş ise, O’nu örnek edinen her iman ehli şahsiyet öyle davranmalıdır!..

Bu konuda örnekler…

1-Mü’minlerin annesi Âişe (r.anha) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.), -dünya işlerinden- iki şey arasında muhayyer kılındı mı, O, muhakkak günah olmadığı müddetçe onlardan en kolayını alırdı. Eğer bir günah olacaksa, o kolay işten halkın en uzak bulunanı Rasulullah olurdu.

Rasulullah, kendisi için asla kin tutup öç almamıştır. Ancak Allah’a karşı hürmetsizlik edilmiş olması müstesnâdır. Bu takdirde işlenen hürmetsizlik sebebiyle Allah için öfkelenir, intikam alırdı.[2]

2-Enes b. Mâlik (r.a.) anlatır:

Ben (bir keresinde) Rasulullah (s.a.s.)’in beraberinde yürüyordum. Rasulullah’ın üzerinde Necrân dokumacılarından kalın kenarlı bir ridâ (kaftan) bulunuyordu. Bir çöl Arabı (bedevî), Rasulullah’a yetişti de ridâsını şiddetle çekti. O sırada ben, Rasulullah’ın boynu ile iki omuzu arasında baktım da bedevînin ridâyı şiddetle çekmesinden dolayı, ridânın kalın kenarı Rasulullah’ın boynu safhasında iz bırakmış olduğunu gördüm.

Bundan sonra bedevî, Rasulullah’a:

-Yanında bulunan Allah malından bana bir şey verilmesini emret, dedi.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), bedevîye doğru (şefkatle) baktı da güldü. Sonra bu bedevîye biraz dünyalık verilmesini emretti.[3]

Aynı olayın şahidlerinden birisi de Ebu Hüreyre (r.a.)’dır!...

Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:

Mescidde, Rasulullah (s.a.s.) ile beraber otururduk. O kalkınca, biz de kalkardık. Bir gün kalktı, biz de kalktık. Mescidin ortasına varınca bir (bedevî) adam, Rasulullah’ı arkasından, hırkasından tuttu çekti. Hırkası sert olduğu için boynunu yaraladı.

(Adam,) Rasulullah’a:

-Ya Muhammed, şu iki deveme -zâhire- yüklet! Çünkü Sen, ne kendi malından, ne de babanın malından veriyorsun, dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

“Hayır, öyle zannetmenden Allah’a sığınırım. Boynumu yaralaman sebebiyle kısas yapmadıkça, develerini yüklemem!” buyurdu.

Bunun üzerine bedevî:

Hayır, vallahi Sana kısas yaptırmam, dedi.

Bedevînin sözlerini duyunca, hızla üzerine yürüdük.

O sırada Rasulullah (s.a.s.), bize dönerek:

“Sözümü işiten herkes, kendisine izin vermeden yerinden kımıldamamasına and içtim!” buyurdu.

Sonra oradakilerden birine:

“Ey filân, bedevînin bir devesine arpa, bir devesine de hurma yükle!” diye emir verdi.

Sonra da:

“Dağılın!” buyurdu.[4]

Bu hadis-i şerifin şerhinde şunlar beyân edilmiştir:

“(Rasulullah, bu) sözleriyle bedevîye: ‘Kısas yaptırmadan benden istediğine hak kazanamazsın’ demek istemiştir. Kısas yapmadan istediğini yerine getirmeyeceğini söylemek istememiştir. Nitekim kısas yapmadan bedevînin istediğini lûtfen yerine getirmekle de bunu ortaya koymuştur.

Hadis, bereleme olaylarında kısas yapmanın meşruluğuna delâlet ettiği gibi, aynı zamanda Rasulullah’ın kendisine yapılan kaba hareketler karşısındaki engin müsamaha ve bağışlayıcılığına da delâlet etmekte ve bu hususta ümmeti için en güzel bir örnek olduğunu göstermektedir.

Hadiste, ayrıca Rasulullah (s.a.s.)’in cismine bakmakta feyiz ve bereket olduğuna işaret bulunduğu gibi bazılarına göre büyüklere tazim için ayağa kalkmanın cevâzına da delâlet vardır.”[5]

3-Mü’minlerin annesi Âişe (r.anha) anlatıyor:

Kureyş’in Mahzûm soyundan olup da hırsızlık etmiş bulunan bir kadının durumu, Kureyş’e haylî üzüntü vermişti.

Onlar:

-Bu kadını cezâdan afv hususunda Rasulullah ile kim konuşabilir? Bu hususta kelâm etmeye Rasulullah’ın sevdiği olan Usâme’den başka kim cesaret edebilir? dediler.

Nihayet Usâme, bu hususta Rasulullah (s.a.s.) ile konuştu. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):

“Allah’ın tayin ettiği cezâlardan bir cezâ hususunda şefaat mi ediyorsun?” buyurdu.

Sonra ayağa kalkıp bir hitabe yaparak şöyle buyurdu:

“Ey insanlar, sizden evvelki (ümmet)ler ancak şu sebebden sapmışlardır: Onlar, aralarında şerefli bir kimse çaldığı zaman onu bırakırlardı da zayıf olan çaldığı zaman ona cezâ uygularlardı. Allah’a yemin ediyorum ki, Muhammed’in kızı Fatıma çalmış olsaydı, muhakkak onun elini de keserdim!”[6]

Mü’minlerin annesi Âişe (r.anha) şöyle der:

-Bundan sonra emir buyurmuş ve hırsızlık eden o kadının eli kesilmişti.

Sonraları kadın güzelce tevbe etti ve evlendi. Bu işten sonra bana gelir, ben de O’nun hacetini Rasulullah (s.a.s.)’e arz ederim.[7]

Hadis-i şeriflerden apaçık anlaşıldığı gibi, mü’min müslümanların önderi ve hayat örneği, şahsına yapılan yanlışlıklardan dolayı affeder, güler geçerdi… Fakat Allah’ın hükümlerine karşı çok hassas davranır, Allah’ın hükümlerinin yeryüzünde hakkıyla uygulanmasına herhangi bir duyguyla engel olmaya kalkışana karşı çok sert bir tavırla cevab verirdi… Çünkü Rabbimiz Allah’ın kesin emri, yeryüzündeki insan kullarının arasında yalnızca O’nun hükmüyle hükmedilmesiydi!..

Şöyle buyurur yegâne İlâhımız Allah Azze ve Celle:

“Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevâlarına uyma. Allah’ın Sana indirdiklerinin bir kısmında Seni şaşırtmamaları için diye onlardan sakın.”[8]

Ve Rabbimiz Allah, yeryüzündeki kulları arasında O’nun, Rasulü Muhammed (s.a.s.)’e indirdikleriyle hükmetmeyenlerin kâfirler, zalimler ve fasıkların tâ kendileri olduklarını beyân buyurur…[9] Ayrıca insan kulları arasında O'nun hükümleriyle hükmederken âdil olmayı emreder ve adâletle hükmedenlerin âdil şahidler olmalarının gereğini beyân buyurur:

"Şübhesiz Allah, size emanetleri ehline (sahiblerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adâletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor. Doğrusu Allah, işitendir, görendir."[10]

"Ey iman edenler, âdil şahidler olarak, Allah için hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adâletten alıkoymasın. Adâlet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah’dan korkup sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdar olandır.”[11]

Önce kendi hatâlarının farkına varıp değiştirmeleri gereken muvahhid mü’minler, diğer mü’min kardeşlerinin hatâlarını düzeltirken mutlaka gerekli ilmi elde etmiş olmaları şarttır… Konuyu delilleriyle bilmek ve ona göre davranmak gerektiği gibi, aynı zamanda ihlâslı, samimî ve yalnızca Allah’ın rızasını kazanmak inancıyla hareket etmelidir!..

Câbir b. Abdillah (r.anhuma) anlatıyor:

Bir sefere çıkmıştık. Bizden bir adama taş değdi ve başını yardı. Sonra bu zat, ihtilâm oldu.

Arkadaşlarına:

-Benim teyemmüm etmeme ruhsat buluyor musunuz? diye sordu.

(Arkadaşları:)

-Sen suyu kullanabilirsin. Sana (teyemmüm için) ruhsat bulmuyoruz, dediler.

Adam yıkandı, akabinde de (soğuk algınlığından) öldü.

Rasulullah (s.a.s.)’in huzuruna geldiğimizde bu hadise (kendisine) haber verildi.

 Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“(Fetvâyı verenler,) onu öldürdüler. Allah da onları öldürsün. Bilmediklerini sorsalardı ya! Cehâletin ilacı ancak sormaktır.

Onun teyemmüm etmesi, yarasının üzerine bir bez bağlayıp sonra üzerine meshetmesi ve vücûdunun geri kalan kısmını da yıkaması ona yeterdi.”[12]

Şerhde şunlar beyân olunmuştur:

“Hadiste geçen: ‘Allah da onları öldürsün’ fıkrası, bilmeden fetva vermekten ve müslümanlara zarar vermekten kaçındırmak için buyrulmuş olan önleyici bir tehdid mahiyetindedir. Yoksa onların öldürülmesini dilemek değildir. Hadis, yanlış fetva verme neticesinde doğan zarar ölüm dahi olsa, kısas yolu ile fetva verenin öldürülmeyeceğine delâlet eder.

‘Cehâletin ilacı ancak sormaktır’ fıkrası ile öğrenmek ve bilenlere başvurmak isteniyor. Rasulullah (s.a.s.), kesin bilgi olmadan fetva verdiklerinden dolayı onları kınamış ve dinde güçlük olmadığına dair İslâmî prensibi düşünmeme kusurunu işlediklerinden dolayı onlara bedduâ etmiştir.”[13]

Hatâların düzeltme salih ameline niyet edip gereğini yapmak isteyen mü’min nasihatçının niyeti de, ameli de yalnız Allah rızası olmalı ve her konuda olduğu gibi, bu konuda da riyâdan tamamen arınmış ihlâs ehli bir şahsiyet tavrını sergilemelidir… Böyle olursa, sözü dinlenilir ve nasihati hedefini bulur!.. Niyetinde ihlâs, amelinde samimiyet olmayan kişinin riyakâr olarak yaptığı salih amelin hiçbir faydasını göremez… Rasulullah (s.a.s.)’in şu hadisi buna delildir…

Ebu Hüreyre (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Kıyamet gününde insanlar arasında aleyhine hüküm verilecek ilk kişi şehid düşmüş bir adamdır. Bu kişi getirilecek (Allah,) ona nimetlerini hatırlatacak, o adam da onları itiraf edecek.

(Yüce Allah, ona:)

-Peki, bu nimetleri nasıl kullandın? buyuracak.

O:

-Senin uğrunda şehid düşünceye kadar savaştım, diyecek.

(Allah:)

-Yalan söyledin! Fakat sen, ‘bu, cesur birisidir’ denilsin diye savaştın, nitekim denildi, buyuracak.

Sonra da verdiği emir ile yüzü üstüne sürüklenip nihayet cehenneme atılacak.

Bir diğer adam da, ilim öğrenmiş, öğretmiş, Kur’ân okumuş bir adamdır. O da getirilecek. (Allah,) ona üzerindeki nimetlerini hatırlatacak. O da bunları itiraf edecek.

(Allah:)

-Bu nimetlerle nasıl amel ettin? buyuracak.

O:

-İlim öğrendim, onu öğrettim ve Senin uğrunda Kur’ân okudum, diyecek.

O (Allah):

-Yalan söyledin! Amma sen âlimdir denilsin diye ilim öğrendin, güzel Kur’ân okuyor denilsin diye Kur’ân okudun. Nitekim denildi de, buyuracak.

Sonra verdiği emir ile yüzü üstü sürüklenecek ve nihayet cehenneme atılacak.

 Bir diğer adam ise Allah’ın, kendisini bolluk (zenginlik) içinde kıldığı, bütün mal türlerinden kendisine verdiği bir kişidir. Huzura getirilecek, (Allah,) ona nimetlerini hatırlatacak, o da onları itiraf edecek.

(Allah:)

-O nimetlerle ne amel ettin? buyuracak.

O:

-Senin infâkta bulunulmasını sevdiğin ve uğrunda Senin için infâkta bulunmadığım hiçbir yolu bırakmadım, diyecek.

O (Allah):

-Yalan söyledin! Amma sen, bu kişi pek cömerttir denilsin diye yaptın. Nitekim denildi de, buyuracak.

Sonra da verdiği emir ile yüzüstü sürüklendikten sonra cehennem ateşine atılacak.”[14]

İmam Muhyiddin en-Nevevî (rh.a.), "el-Minhâc" adlı Sahih-i Müslim şerhinde bu hadisin açıklamasında şunları kaydeder:

"Rasulullah (s.a.s.)'in şehid, âlim ve cömert ile onların yaptıkları işlerini, Allah'dan başkası için yapıp cezâlandırılmaları ve cehenneme atılmaları hakkında söyledikleri riyakârlığın ağır haram olduğu ve cezâsının da pek şiddetli olduğuna delildir. Ayrıca amellerde ihlâsın gereğine de teşviki ihtiva etmektedir.

Nitekim yüce Allah:

"Onlar, ancak Allah'a dini O'nun için hâlis kılanlar olarak ibadet etmekle emrolundular."[15] buyurmaktadır.

Ayrıca hadiste, cihadın fazileti hakkında vârid olmuş genel ifadelerin bu amelini yüce Allah'ın rızasını ihlâsla isteyerek yapan kimseler hakkında olduğuna delildir. Âlimlerin ve çeşitli hayır yollarında mallarını infâk edenlerin övülmesi ile ilgili bütün rivayetler de aynı şekilde bu işleri yüce Allah için ihlâsla yapanlar hakkında olduğunu göstermektedir."[16]

Yüz yılı aşkın işgal edilen İslâm topraklarında yaşayan ve kendilerini İslâm'a nisbet eden milyonlarca insan, işgalci tağutî düzenler tarafından İslâmî konularda cahil bırakıldı... Ayrıca yapılan zulümler sonucu İslâm'ı öğrenme ve gerçeğiyle bilme yolları da o zalimler tarafından kapatıldı... Bundan dolayı isimleri müslüman, yaşantıları gayr-ı İslâmî olan yüz milyonlarca insan ortaya çıktı... Hatâları düzeltmeye gayret eden ve nasihatçi olan İslâm davetçilerinin, bu acı gerçeği göz önünde bulundurmaları ve davete muhatab kitleleri iyi tanımaları durumlarına göre davranmalıdırlar!.. Yeni müslüman olmuş ve daha birçok hususu bilmeyene dikkat edilmeli!..

Muâviye b. Hakem es-Sülemî (r.a.) anlatıyor:

Bir defa ben, Rasulullah (s.a.s.) ile namaz kılarken cemaatten biri aksırıverdi.

Ben hemen:

-Yerhamükellah! (Allah, sana rahmet eylesin!) dedim.

Cemaat, bana fenâ fenâ baktılar.

Ben:

-Vay başıma gelenler! Size ne oluyor ki, bana bakıyorsunuz! dedim.

Bunun üzerine elleri ile uyluklarına vurmaya başladılar. Bunların beni susturmaya çalıştıklarını görünce kızdım. Lâkin sustum.

Rasulullah (s.a.s.), namazı bitirince (ne diyeyim) annem-babam O'na fedâ olsun! Ne O'ndan önce, ne de O'ndan sonra Rasulullah (s.a.s.) kadar güzel öğreten hiçbir öğretici görmedim. Vallahi, beni ne azarladı, ne dövdü, ne de sövdü. (Sadece:)

"Şu namaz yok mu! Onun içinde insan sözümden hiçbir şey konuşmak câiz değildir. O, ancak tesbih, tekbir ve Kur'ân okumaktan ibarettir." buyurdu.[17]

 Ebu Vâkıd el-Leysî (r.a.) anlatır.

Rasulullah (s.a.s.), (Mekke'den) Huneyn'e çıktığı zaman (yolda) müşriklerin "Zât-ı Envât" adı verilen ve üzerine silahlarını astıkları bir ağacına uğradı.

-Ya Rasulallah, onların Zât-ı Envât'ı olduğu gibi bize de bir Zât-ı Envât tayin et! dediler.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):

"Sübhânallah! Bu söz, Musa'nın kavminin: 'Ya Musa, onların ilâhları (var, onlarınki) gibi sen de bize bir ilâh yap!"[18] demesine benzedi. Nefsim elinde olan Zat'a yemin ederim ki, siz de kendinizden önceki (Yahudi ve Hristiyan) milletlerin yoluna mutlaka uyacaksınız."[19]

Gerek akîde konusunda, gerekse amel konusundaki hatâların önderimiz Rasulullah (s.a.s.) tarafından düzeltilmesi hikmetli ve merhametli tavrı böyle idi... Elbette ki hayırlı ümmetin her mü'min müslüman ferdi, önderleri Rasulullah (s.a.s.)'i örnek edinerek hatâları düzeltmeye gayret ederler... Bu durum, onların üzerine ânın vâcibidir!..

Hatâlı amel işleyenlerin niyetlerinin iyi oluşu, onların hatâlı amellerini temize çıkarmaz... Mü'min müslümanların niyetleri iyi olduğu gibi amelleri de Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti üzerine olup salih amel olmalıdır!..

Amr b. Yahya haber verip dedi ki:

Babamı, babasından (naklen) şöyle rivayet ederken duydum:

(Babam) dedi ki:

Sabah namazından önce Abdullah b. Mes'ud'un kapısının önünde oturuyorduk. Çıktığında, O'nunla beraber mescide giderdik. Neyse (bir gün) Ebu Musa el-Eş'arî yanımıza geldi ve:

-Ebu Abdurrahman (yani Abdullah b. Mes'ud) şimdiye kadar yanınıza çıktı mı? diye sordu.

-Hayır, dedik.

O da, bizimle beraber oturdu. Nihayet (Abdullah) çıktı. Çıkınca toptan O'na ayağa kalktık.

Sonra Ebu Musa, O'na şöyle dedi:

-Ebu Abdurrahman, biraz önce mescidde yadırgadığım bir durum gördüm. Amma yine de Allah'a şükür, hayırdan başka bir şey görmüş değilim.

(Abdullah:)

-Nedir o? diye sordu.

O da:

-Yaşarsan, birazdan göreceksin, dedi.

(Ve) şöyle devam etti:

-Mescidde halkalar hâlinde oturmuş, namazı bekleyen bir topluluk gördüm. Her halkada (idareci): "Yüz defa Allahu Ekber deyin" diyor, onlar da yüz defa Allahu Ekber diyorlar. Sonra "Yüz defa lâ ilâhe illallah deyin" diyor, onlar da yüz defa lâ ilâhe illallah diyorlar. "Yüz defa Sübhânallah deyin" diyor, onlar da yüz defa Sübhânallah diyorlar.

(Abdullah b. Mes'ud:)

-Peki, onlara ne dedin? diye sordu.

(Ebu Musa:)

-Senin görüşünü bekleyerek -veya senin emrini bekleyerek- onlara bir şey söylemedim, dedi.

(Abdullah b. Mes'ud) dedi ki:

-Onlara, kötülüklerini sayıp hesab etmelerini emretseydin ve (bununla) iyiliklerinden hiçbir şeyin zâyi edilmeyeceğine dair onlara güvence verseydin ya! dedi.

Sonra gitti. Biz de O'nunla beraber gittik. Nihayet O, bu halkalardan birine geldi, başlarında durdu ve şöyle dedi:

-Bu yaptığınızı gördüğüm nedir?

Dediler ki:

-Ebu Abdurrahman, (bunlar) çakıl taşları. Onlarla Allahu Ekber, Lâ ilâhe illallah ve Sübhanallah deyişleri sayıyoruz.

Bunun üzerine (Abdullah b. Mes'ud) dedi ki:

-Artık kötülüklerinizi sayıp (hesab edin)! Ben, iyiliklerinizden hiçbir şeyin zâyi edilmeyeceğine kefilim.

Yazıklar olsun size! Ey Ümmet-i Muhammed, ne çabuk helâk oldunuz! Peygamberinizin (s.a.s.) şu sahabesi (içinizde hâlâ) bolca bulunmakta. İşte O'nun elbiseleri (henüz) eskimemiş, kabları (henüz) kırılmamış.

Canım elinde olan (Allah)a yemin olsun ki, sizler kesinlikle (ya) Muhammed'in dininden daha doğru yolda olan bir din üzerindesiniz (-ki bu imkansızdır) veya bir sapıklık kapısı açmaktasınız.

Onlar:

-Vallahi, Ebu Abdurrahman, biz, başka bir şey değil, sadece hayrı (elde etmeyi) istedik, dediler.

(O da) şöyle karşılık verdi:

-Hayrı (elde etmek) niceleri vardır ki, onu hiç elde edemeyeceklerdir. Rasulullah (s.a.s.), bize haber vermişti ki: "Kur'ân'ı okuyacak olan bir topluluğun (bu okuyuşları sade dilde kalacak) onların köprücük kemiklerinden ileri geçmeyecek."

Vallahi bilmiyorum, belki onların çoğu sizdendir!

Sonra (Abdullah) onlardan yüz çevirdi.

(Amr b. Yahya'nın dedesi) Amr b. Selime, bundan sonra şöyle dedi:

-Bu halkadaki (insanların) tamamını, en-Nehrevân olayında, Haricîlerin yanında bize karşı vuruşurken gördük![20]

Bu haberin şerhinde şu açıklama yer alır:

"Abdullah b. Mes'ud (r.a.)'ın mescidde zikir yapanlara itiraz etmesinin, zikrin kendisinden kaynaklanmadığını anlarız. İtirazın sebebi, zikrin yeri ve şeklidir. Mescidde yapılan böyle bir zikir, zamanla bütün müslümanlarca dinin gereği olarak anlaşılıp yapılacak bir ibadet hâlini alabilirdi. Bu ise, kınanan bid'atlardan biri olurdu. Bir kişinin başkanlığında, onun komutlarıyla yapılan şekli bir "zikr" de tenkid konusu yapılmış olabilir.

Zikredilen merfu hadiste ve söz konusu 'zikir meclisi'ne katılmış olanların ilerde, şekli mutaassıb dindarlıklarıyla bilinen Haricîlerin saflarında görülmüş olmalarında da bu son hususa işaret vardır."[21]

Asr-ı Saadet'ten bugüne muvahhid mü'minler, birbirlerinin kardeşleri oldukları gibi birbirlerinin nasihatçileri olmuş, çağların değişmesiyle asla değişmeyen İslâm ölçüsüyle birbirlerini uyarmış, hatâlarını düzeltmiş ve olgunlaşmasına katkıda bulunulmuştur...

Kaydedilen örnek olaylardan hareketle diyebiliriz ki, mü'min müslümanların, nasihat görevlerini yaparken en yumuşak bir dil ve tavır kullanmaları gerekir... Yalnızca Allah'ın rızası gözetilip böyle davranıldığı takdirde, nasihatçinin sözü dinlenilir, hatâlar düzeltilir, aradaki kırgınlıklar giderilir ve kalbler muhabbetle dolar... Böylece ümmet birliği sağlanır, kardeşlikler pekişir ve dostluklar sağlamlaşır... Hatâ işleyenler, hatâlarından dolayı dışlanmamalı, eldeki bütün imkanlar kullanılarak hatâların düzeltilmesi gerçekleşmeli ve böylece ümmetin vahdeti gündeme getirilmeli!..

"Öğüt alıp düşünen bir toplum için."[22]

 

[1] Sünen-i İbn Mace, Kitabü’z-Zühd, B. 30, Hds. 4251.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu’l-Kıyame, B. 15, Hds. 2616.

Sünen-i Dârimî, Kitabu’r-Rikâk, B. 18, Hds. 2730.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2014, C. 16, Sh. 679, Hds. 24386.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale’s-Sahihayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, C. 10, Sh. 110, Hds. 7691.

Ebu Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ ve Tabakâtu’l-Asfiyâ, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, C. 12, Sh. 33, Hds. 3727.

[2] Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Edeb, B. 80, Hbr. 151.

                            Kitabu’l-Hudud, B. 11, Hbr. 15.

Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Fedâil, B. 20, Hbr. 77-79.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Edeb, B. 4, Hbr. 4785.

İmam Mâlik, Muvatta’, Kitabu Hüsnu’l-Hulk, Hbr. 2.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 18, Sh. 212, Hbr. 25778-25780.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, C. 6, Sh. 273, Hbr. 4280.

Ebu Bekr Abdullah b. ez-Zübeyr b. İsa el-Kureşî el-Humeydî, Müsned-i Humeydî, çev. Yusuf Ertuğrul, Konya, 2015, Sh. 127, Hbr. 260.

İbn Hibbân, Sahih-el-İhsân fî Takribi Sahihi İbn Hibbân, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2022, C. 1, Sh. 490, Hbr. 488.

İmam Tirmizî, Hz. Peygamber’in Şemâili, çev. Dr. Faik Akçaoğlu, İst. 2019, Sh. 158, Hbr. 349.

[3] Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Humus, B. 19, Hbr. 56.

                            Kitabu’l-Libâs, B. 18, Hbr. 27.

                            Kitabu’l-Edeb, B. 68, Hbr. 114.

Sahih-i Müslim, Kitabu’z-Zekat, B. 44, Hbr. 128.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 18, Sh. 225, Hbr. 25804-25805.

[4] Sünen-i Nesâî, Kitabu’l-Kasame, B. 22, Hds. 4749.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Edeb, B. 1, Hds. 4775.

[5] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Hzr. Necati Yeniel, vdğ. İst. 2000, C. 15, Sh. 603.

Ayrıca bkz. Kemâlpaşazâde, Riyâzü’s-Salihin Şerhi, çev. Nureddin Yıldırım, İst. 2025, C. 3, Sh. 343.

[6] Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Hudûd, B. 13, Hds. 17.

                            Kitabu’l-Enbiyâ, B. 56, Hds. 142.

Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Hudûd, B. 2, Hds. 8.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Hudûd, B. 4, Hds. 4373.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Hudûd, B. 6, Hds. 1454.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Hudûd, B. 6, Hds. 2547-2548.

Sünen-i Nesâî, Kitabu Kadu’s-Sârik, B. 6, Hds. 4864-4873.

Sünen-i Dârimî, Kitabu’l-Hudûd, B. 5, Hds. 2307.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 12, Sh. 109, Hds. 17184.

[7] Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Hudûd, B. 2, Hds. 9’un devamında.

Sünen-i Nesâî, Kitabu Kadu’s-Sârik, B. 6, Hds. 4873’ün devamında.

[8] Mâide, 5/49.

[9] Bkz. Mâide, 5/44-45, 47.

[10] Nisâ, 4/58.

[11] Mâide, 5/8.

[12] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’t-Tahâre, B. 125, Hds. 336-337.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu’t-Tahâre, B. 93, Hds. 572.

Ebu’l-Hasan Ali b. Ömer ed-Dârekutnî, es-Sünen, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, C. 1, Sh. 313, Hds. 718.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 1, Sh. 441, Hds. 642. C. 2, Sh. 558, Hds. 2662.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, C. 2, Sh. 52, Hds. 649.

Ebu Ya’lâ el-Mevsılî, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2024, C. 2, Sh. 389, Hds. 2420.

İmam Evzâî, Sünen-i Evzâî, çev. Dr. Ali Pekcan, vdğ. Konya, 2012, Sh. 53, Hds. 270.

 Beyhakî, es-Sünenü’l-Kebîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2016, C. 2, Sh. 344, Hds. 1088-1089.

[13] Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İbn Mace Tercemesi ve Şerhi, İst. 1982, C. 2, Sh. 244.

 

[14] Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İmâre, B. 43, Hds. 152.

Sünen-i Tirmizî, Kitabü’z-Zühd, B. 35, Hds. 2489.

Sünen-i Nesâî, Kitabu'l-Cihad, B. 22, Hds. 3123.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 16, Sh. 336, Hds. 23596.

İbn Hibbân, Sahih, C. 1, Sh. 432, Hds. 408.

Beyhakî, Şuabu'l-İman, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, C. 6, Sh. 532, Hds. 6387.

[15] Beyyine, 98/5.

[16] İmam Muhyiddin en-Nevevî, Sahih-i Müslim Şerhi-el-Minhâc, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, C. 8, Sh. 562.

[17] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Mesâcid, B. 7, Hds. 33.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's-Salât, B. 166-167, Hds. 930.

Sünen-i Nesâî, Kitabu's-Sehv, B. 20, Hds. 1218.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 4, Sh. 477, Hds. 5512.

Taberânî, el-Mucemu'l-Kebîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2023, C. 14, Sh. 509-510, Hds. 947-948.

Ebu Davud Süleyman b. Davud el-Cârûd et-Tayâlisî, Müsned-i Tayâlisî, çev. M. Ömer Yusuf, Konya, 2019, C. 1, Sh. 452, Hds. 1201.

[18] A'râf, 7/138. Ayetin tamamı meâlen şöyle:

"İsrailoğullarını denizden geçirdik. Putların önünde bel büküp eğilmekte olan bir topluluğa rastladılar. Musa'ya dediler ki: 'Ya Musa, onların ilâhları (var, onlarınki) gibi sen de bize bir ilâh yap.' O: 'Siz, gerçekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz.' dedi."

[19] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Fiten, B. 18, Hds. 2271.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 17, Sh. 136, Hds. 24673.

Taberânî, el-Mucemu'l-Kebîr, C. 3, Sh. 316, Hds. 3291-3294.

İbn Hibbân, Sahih, C. 8, Sh. 115, Hds. 6702.

İmam Nesâî, es-Sünenü'l-Kübrâ, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2011,  C. 10, Sh. 182, Hds. 11121.

Abdurrezzâk es-San'ânî, Musannef, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2013, C. 11, Sh. 451, Hds. 20763.

Ebu Ya'lâ el-Mevsılî, Müsned, C. 2, Sh. 11, Hds. 1441.

Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü'l-Mensûr fi't-Tefsir bi'l-Me'sûr, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2012, C. 6, Sh. 507. İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, İbnu'l-Munzir ve İbn Merdûye'den.

[20] Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 23, Hbr. 210.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, çev. Adem Yerinde, İst. 2015, C. 1, Sh. 496-497, Hbr. 854-855. Taberânî'den.

[21] Ebu Muhammed Abdullah b. Abdirrahman ed-Dârimî es-Semerkandî, Sünen-i Dârimî, Terceme ve Tahkik: Doç. Dr. Abdullah Aydınlı, İst. 1994, C. 1, Sh. 283.

[22] Nahl, 16/13.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul