Allah Teâlâ’nın, biz Müslümanları yeryüzünün halifesi olarak görevlendirdiği bilinci içinde ve yaşadığımız bu coğrafyada Müslümanca yaşanacak bir toplum oluşması için insanlara İslam’ı tebliğ etmek üzere Son nefesimize kadar Allah Teâlâ’ya karşı kulluk vazifemizi yerine getirmek biz Müslümanların vazifesi olmaktadır. Bu vazifenin bilincinde olan insanlar için görev bitmiyor, bu görevlerle birlikte büyük günahlardan kaçınmak, farzları ikame etmek gibi kulluk vazifelerimizi yerine getirirken cahiliye hayatını güvence altına alan Tağutu reddetmeyi, onun dininin yardımcısı ve askerleri olmayı canı gönülden istemek gerekmektedir. Çünkü Allah Teâlâ, bu sorumluluk ve yükümlülüğü müminlerin bunu taşıyabileceklerini bildiğinden dolayı onlara yüklemiştir. Allah Teâlâ, kimseye gücünün yetmeyeceği bir yük yüklememiştir. İnsanların fıtratına göre bu görevi veren Allah Teâlâ, her şeyden arınmış olarak kullarına bu yüce gücü merhameti sayesinde ihsan etmiştir. Bu Allah Teâlâ’nın kullarına olan merhameti sebebiyledir. Kuluna öylesine bir İman gücü vermiştir ki, Rabbine giden yol ölümüne dahi olsa da korkulmuyor, bakın uzak değil çok yakın Gazze, de ölmekten korkuyorlar mı? Hayır. Allah’ Teâlâ, Kullarına öyle bir iman lezzeti vermiştir ki, bu sayede Allah yolunda ölmekten başka bir lezzet düşünmemektedirler. Erkek, olsun kadın olsun, ufacık çocuklar dahi tüm zayıflığa, açlığa, sakat kalmaya ve zulümlere rağmen kalplerinden ölüm korkusu silinmiştir.
“Rabbimiz Allah’tır deyip sonra dosdoğru olanlar, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Onlar cennet halkıdır, yaptıklarına karşılık orada ebediyen kalacaklardır.[1]
Rabbimiz Allah’tır deyip dosdoğru olan ve nimetlerin en güzellerinden olan bu cennet makamı tüm insanın hayat mücadelesinde hakkı ve batılı gerçek yerlerine oturtarak net tavırlarla örnek olunması gerekmektedir. İlk başta en önemli olacak dönüm noktası olan evvela sarsılmayan bir iman, Tağutu reddedip Allah’ı birlemek olmalıdır. Müslüman imanın lezzetini aldıktan sonra bütün ameller çorap söküğü gibi arka arkaya gelecektir. Yaşayışıyla, davranışıyla, güvenirliğiyle bütün gözlerin kendisine çevrildiği örnek alınan kimse olacaktır. Öyle her önüne gelenin harcı değildir kolayca cennete girmek, Önce sarsılmayan iman ki, o öyle bir şeydir ki, Öyle bir aşk ki, onun kendine has bir şerefi, bir duruşu bulunmaktadır.
Müslümanlar olarak biz inananlar. Allah Teâlâ’nın ve Resulü Sallallahu aleyhi ve sellem, o yiğitlikleriyle tarihe geçen seçkin ashabının hayatını kendimize örnek alınırsa, onların yaşantısı pratiğe geçirilirse işte o zaman tam manada gerçek müminler olunur. Onlar takva ehli idiler ve her ayet okunduğu zaman kendilerini muhatap alıyorlar, azap ayetleri okununca kalpleri yerinden fırlayacak gibi oluyordu. Şu anda Müslümanlar olarak esaret altındayız, Tevhid inancını tam olarak pratiğe dökemiyoruz. Allah Teâla’nın bizleri muhatap alarak gönderdiği İslam’dan uzak yaşanır hale gelindi. Nasıl ki balık karada susuz yaşayamaz ise, Müslümanlar da kendi öz dini İslamsız hayat olmadan yaşayamazlar. Doğu Türkistan'da Müslümanlar kulluklarının gereğini yerine getiremiyorlar. Zorla oruçları bozduruyorlar, bu sene sakız çiğneyerek oruç tutuyorlar ki zalim yönetim fark etmesinler diye öyle çözüm bulmuşlar. Allah Teâlâ, yardımcıları olsun. Namazlar engelleniyor, bayramlara izin verilmiyor ama yılmıyorlar, mücadele ediyorlar, onlar kadar zorluklar içerisinde olmadığımız halde bütün Müslümanlara örneklik sergiliyorlar. Çin işgali altında Doğu Türkistan, da ibadetin her türlüsü yasak, bizler biraz sınava çekildik diye derdimiz büyük sanıyoruz. Varlığına alışıp da şükrünü unuttuğumuz her nimet için ne kadar şükretsek azdır. Allah’ım bizleri affet.
“Ey iman edenler! Allah’a ona yaraşır biçimde korkun ve ancak Müslümanlar olarak ölün.”[2]
Allah Teâlâ’dan, başkaları dışında söz sahibi kıldıkları müşrik bir toplum içinde yaşanmaktadır. Hatta camilere hapis edilmiş bir din Allah Teâlâ’nın emrettiği bir din değildir. Bir kısmı Kur’an’dan, bir kısmı da görüş ve düşüncelerinden sağlanmış karma bir ideolojiler, izimler, bu yaptırımlar Allah Teâlâ’nın istediği bir din olmamaktadır. Müslümanlar olarak, Allah’ın kulları olarak Allah Teâlâ’nın dinini yeryüzüne hâkim kılmak için Tebliğ çalışmalarını hızlandırmak gerekmektedir. Bu da ancak Kur’an’ı yaşayıp hayata geçirilmek suretiyle olmaktadır.
Ebu (Eyyüb Radıyallahu anh )demiştir ki; bir adam peygamber (s.a.s.)’e:
“Beni cennete götürecek bir amel söyle!” dedi. Resul-i Ekrem de:
“Allah’a ibadet eder, O’na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, Namazı kılar, zekâtı verir ve akrabanı görüp gözetirsin!” [3] buyurdu.
Âlemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ’nın katındaki en değerli varlık iman eden kullarıdır. Öyle ki, kişi iman etmişse Allah Teâlâ yanında ve katında kıymetlidir. Eğer hayatında iman yoksa Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem’in sünneti yoksa hiç bir değer ve kıymeti bulunmamaktadır. Demek oluyor ki biz Müslümanları Rabbimiz katında değerli kılan imanımız olduğu kadar da teslimiyetimizdir. O Allah’ Teâlâ’ya ki, açık bir şekilde insanları müjdeleyici ve korkutucu olması için sevgili peygamberine kitap indirdi. O kitap açık bir şekilde insanlara anlatabilmesi ve onları hidayete ulaştırması için bütün incelikleri ile manasını ona bildirdi. Yine ilahi bir rahmet olarak onu insanlara ve cinlere gönderdi. Tek gaye Allah Teâlâ’yı razı etmektir. Gayemiz Allah’tır diye haykırdığımızda onun kelamının her nizamının üstün tutulmasını ve bütün Müslümanların Allah Teâlâ’yı hakkıyla tanıyan kimseler olmalarını, hakkıyla bilme hissinin kalplere iyice sızsın diye imanın önceki halinden yepyeni bir hale dönüşmesini istemektedir.
“Kim Allah’a ve Peygamber’e itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine nimetler verdiği Peygamberler, Sıddıklar, şehitler ve Salihler le beraberdirler. Bunlar ne güzel arkadaşlardı”.[4]
Herkesin bildiği gibi insanlığın sözünün bittiği bir dönemde rezil bir çağda yaşıyoruz. Kanımızı donduracak görüntülere şahit oluyoruz, ayıp sessizleşti kimsenin gıkı çıkmıyor, vicdan yoruldu. Kimse kimseye, kendi evladına, eşine dahi karışamıyor ve insan kalmak en pahalı meziyet oldu. Zalimler sözünde durmuyorlar. Müslümanlar olarak çok büyük imtihanlar içerisindeyiz, Gazze ve Filistin de, insanlar çok üzüldüler, çok yıprandılar, çok zor şartlar altında yaşıyorlar, yalnızlığa terk edildiler, bütün, dünya pes etti ama onlar pes etmedi. yılmadan, usanmadan direniyorlar. Onlar biliyorlar. Allah’ Teâlâ’nın verdiği canı ondan başkası alamaz. Tevhid kimliğini üstlenerek canı gönülden yanıp yakararak girdiğimiz bu mübarek ramazan ayını bir fırsat olduğuna inanarak darda kalan kardeşlerimize dua etmeli ve kendimiz için nasuh tövbesi yaparak günahlarda ısrarcı olmamak gerekmektedir. Boğazına kadar pisliğe batmış bu çağda bizleri İslamla şereflendiren Allah Teâlâ, Kullukta ibadette, yakarış ve arınmamıza hiçbir şeyin mani olmadığını bize öğretmektedir. Yine inanıyoruz ki, başkaları tarafından öldürülmek şeklinde değil de Allah yolunda ölünse bile ölümüzde en az dirimiz kadar İslam’a hizmet edecektir. Yeter ki, tek gaye Allah Teâlâ’yı razı edecek şekilde yaşanabilin.
“İlimde şöhrete kavuşmuş hanımlardan biri olan asrın büyük âlimlerinden Said b. Müseyyeb’in kızıdır. Said kızını Emirul-Müminin Abdul melik b. Mervan’a nikâhlamayı reddetmiş, kendisinden ilim tahsil eden Salih talebelerinden olan, Abdullah b. Vedaa’ya nikâhlamıştı. Abdullah b. Vedaa hanımının yanına girince onun insanların en güzeli, Allah’ın kitabını en iyi ezberleyen ve Allah Resulünün sünnetini, karı koca haklarını en iyi bilen, kişi olduğunu görmüştü.
Sabah açılıp ta Abdullah dışarı çıkmak istediği zaman, hanımı, “Nereye gidiyorsun? Diye sormuş. Abdullah: “Baban Said b. Müseyyb’in meclisine ilim öğrenmeye gidiyorum” demişti. Bunun üzerine hanımı: “Otur sana babamın ilmini ben öğreteyim!” Demişti. Abdullah bir ay müddetle ilim halkasına katılmış, bu genç ve güzel kızın ilmi, babasının halkasında bulunmaktan onu yeterli kılmıştı”[5]
Dinin irşadıyla nurlanan Müslüman takvalı kadının dinini anlayıp nakış- nakış hayatına nasılda işlediğini görüyor musun? Müslüman kadın evlendikten sonrada razı olunacak ahlaka sahip, yumuşak huylu, anlayışlı bir tavır ve kocasının sevdiği, onu gördüğünde gözlerinin içi güldüğü, itaat özellikleriyle güçlü bir kişiliğe sahip olmalıdır. Ayrıca kocasından gördüğü bazı hatalar ve eksiklikleri görmemezlikten gelip affedici olup derhal unutandır. Her fırsatta hatalarını yüzüne vurmaz. Müslüman dünyalık meseleleri gözünde büyütmeyen, Daha çok kendisini geliştirecek şekilde Kur’an’la meşgul olan, ilim öğrenerek hem kendine, hem ehline ve çevresine nasihat eden dava bilincine sahip olandır.
Çünkü bir Müslümanın eşine karşı hoşgörülü olması, hatalarını bağışlaması, yanlışlarını affetmesi, gönlünü eşine karşı yumuşatan sevgiyle, merhametle yaklaştıran başka bir çözüm bulunmamaktadır. Teşbihte hata olmaz, hani derler ya! Tatlı dil güler yüz yılanı bile deliğinden çıkarır. Hanım kardeşim eşin evdeki konumunu, saygınlığının koruması gerekmektedir. Çocuklarımızın babaya karşı tutumu anneye bağlıdır. Baba bir dağdır dağla güreş olur mu? İnanın tartışmasız, sorunsuz bir evlilik bulunmamaktadır. Hiç kimse kusursuz değildir, eşler üç günlük dünyada hayatı kendine zehir etmeye değmeyeceğini bilmelidir. Yalnızken her fırsatta veya toplum içinde, sayıp dökmek, kusurları hatırlatması, fırsat fırsattır düşüncesiyle hıncını çıkarmak erkeğin hanımına olan sevgisinin gönül kapılarını kapatarak, onu hanımından soğutacak başka bir vasıf bulunmamaktadır. Bu şekilde eş razı olmadığı takdirde cennete girmeyi değil, Allah Teâlâ’nın ondan razı olup olmadığını düşünmesi gerekmektedir. Müslümanların huzur evi denilen yuvalarında huzuru sağlaması gerekmektedir.
Kardeşim! Sen kuyuya atılmadan, Allah’ın rıza kervanına katılmadan, kul olup hak yolunda satılmadan, o muhteşem mükâfat olan Mısır'a sultan olamazsın.
Evlilikleri toz pembe dizilerdeki gibi görmeyelim, mutlaka ufak tefek te olsa insanın kalbini acıtacak sorunlar olacaktır. Bazen çok iyi, mutlu, mesut bazen de, hüzünlü olunacaktır, burasının imtihan dünyası olduğunu düşünerek ahiret dünyasını kaybetmeyelim. Hayat dersimizde sabrımız ölçülecek, neye ne kadar tevekkül ettiklerimiz gündeme gelecek, zaten evliliğin bir gayesi de imtihan ve aynı zamanda acısıyla, tatlısıyla ebedi hayata bir yolculuktur. Unutmayalım ki, evlilik neslin devamı ve gelecek nesiller için dinin vazgeçilmez meyveleridir. O yüzden bu zorlu dünyada Allah Teâlâ hatırına her zorluklara göğüs germek gerekmektedir. Unutulmasın ki, Her zorluğun arkasından mutlaka bir rahatlık bulunmaktadır, bu yalan dünyanın geçici olduğunu hiçbir şeyin de kalıcı olmadığını idrak ı içinde olunmalıdır. Nice insanlar var ki derdiyle uyudu dermanıyla uyandılar, Allah Teâlâ hiç kimsenin görmediği yerden kulunu memnun edecek bir kapı açacaktır.
“Affedici olsunlar, müsamahalı davransınlar, Allah’ın sizi affetmesini sevmez misiniz”? [6]
Çok fazla mükemmellik aramamak lazımdır. Kimse mükemmel değildir, Bazen eşimizin verdiği kararlara katılmayabiliriz, verdiği kararlar bize nefsimize ters ve ağır gelebilir, O yüzden Salih amellere, kötü ameller karıştırılmamalıdır. Müslüman hanımlar Allah’ın yüceliğini ve azametini düşünerek, nefsini arındırarak kalbini ıslah edip yuvasını huzursuz edecek davranışlardan kaçınacak kadar güçlü irade sahibi olmalıdır. Elimizden uçup gidecek şeylere sıkı sıkıya bağlanmamak gerekir, bu yalan dünyada vazgeçemediklerimiz, ahirette vazgeçtiklerimiz olacaktır. O yüzden huzur için eşe karşı ısrarcı olmamak gerekir, kararlarında isabetli olmasalar da bizlerin iyiliği için uğraştıkları kesindir. Yaşadıkça tecrübe ediniyorsun! İnsan zamanla anlıyor huzurlu uzun evlilik bazen geri adım atmak demekmiş. Bazen öyle olur ki, bir konuda yerden göğe kadar sen haklı olduğun halde geri adım atman gerekiyor, bu kadar uzun süren evliliklerin ömrü nedir? Biliyor musunuz? Hoşgörüdür…
Bizlerden önceki büyüklerimiz nasihat ederlerdi. “Bizim zamanımızda susmak erdemdi, katlanmak ise güç sayılırdı.” Derlerdi. Asıl erdemli olmak kendine yakışanı bilip Allah’ Teâla’nın emrettiği her şarta uygun davranmaktır. Kişi, öğütleri, nasihatleri ve hikmetli yapıcı sözleri tüm kalbini açarak dinlerse eşine, yuvasına olan bağlılığını kuvvetlendirir. Ama şeytanın vesvesesine uyar büyüklenir nasihat kabul etmezse, kalbini onu dinlemekten alı koyarsa cehaletinin artışıyla yuvasının yıkılışını kendi elleriyle hazırlayacaktır.
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve kişi yarın için önceden ne gönderdiğine bir baksın. Allah’tan korkun; Çünkü Allah, her ne yaparsanız haberdardır.[7]”
Sonuç olarak; Erkek üzerine de, kadın üzerine de düşen çok büyük sorumluluklar vardır. Erkeğin sorumluluğu kadına nazaran daha ağır olduğundan dolayı kadınlara göre hakları da daha fazladır. Evlilik aynı arabaya binmiş iki kişinin yolculuk yapması gibidir, önemli olan bu yolculukta fikir birliğidir, eğer fikirler birbirine zıtsa ve birbirinden farklıysa, biri direksiyonu sağa, biri sola çeker, ama aynı konularda daha çok fikirler uyuyorsa elhamdülillah sorunlar büyümeden çözülür. O yüzden evlilikte dikkat edilmesi gereken konulardan biri de eşlerin hayata bakış açısı, birbirlerinden beklentileri, hayatı, yaşamı nasıl yorumladıkları, hayattan ne bekledikleridir. Eğer hayaller, arzular, idealler ortak noktada buluşmuyorsa eşler birbirlerine yardımcı olmaktan daha çok, birbirilerine engel ve köstek olmaya başlarlar. Onun için evlilik, Allah’ Teâlâ’nın farz olan emri, Rasulullah (s.a.s.)’ın sünneti olduğunu göz önünde bulundurarak, hak yolda ilerlerken başa gelen sıkıntılara, meşakkatlere katlanmak, tahammül göstermek, dost doğru yoldan yürüyerek hiçbir mazeret göstermeden imtihanlara sabretmektir. Kullarını yoktan var eden, var ettiğini her an yaşatan, yaşattığı kullarını her an rızıklandıran sayısız nimeti, sonsuz merhameti ve biz Müslümanları Tevhid şuuruyla şereflendirdiği için sonsuz şükürler olsun. Islah edilmemiş nefse, kovulmuş şeytanın şerrinden Allah Teâlâ’ya sığınırız.


