17 Ağustos 2026 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / / Toplumsal Bozulma Çürümeyi Getirir
Toplumsal Bozulma Çürümeyi Getirir

Toplumsal Bozulma Çürümeyi Getirir Recep Arslan

 

İslam, insan fıtratının bozulmadan yaratılış amacına uygun kullanılması için indirilmiştir. Dolayısıyla da Kur'an'ın emir ve yasaklarının hangisine uyulmaz ise fıtratlar bozulacak, o alanda ferdi, ailesel ve toplumsal bozulmalar oluşacaktır. Rabbimizin kitabında bildirdiği yaklaşık yüzün üzerinde yasak, üç yüz civarı emrin hangisine uyulmaz ise o alanda sapma, tahrifat, adaletsizlik, zulüm gibi nice bozulmalar oluşacaktır. Akıl ve iradesi olan insana düşen, yaratılış amacına uygun inanç ve amelleri yaratanın emrine uygun yapmasıdır. Akıl önce bunu sağlamalıdır. Akıl devre dışı bırakıldığında insanların yaşamı hayvanların yaşamına dönüşür. Rabbimiz ayetinde “Onlar hayvanlar gibidir ve yaşayış olarak daha aşağıdadır” buyurarak aklın kullanılmamasının sonucunu bildirir. Bir kötünün dokuz köye zararı vardır sözü, her alan içindir. Bir sepetteki meyvelerden birinin ezik olmasıyla bozulma başlar ve ardından çürümeye sebep olur.

Düzeltme, iyileştirme ve ayırma olmaz ise, sağlam olanlar da zaman içinde önce bozulmaya, ardından çürümeye sebep olacaktır. İnsan aciz ve zayıf bir varlıktır ve her an hata yapabilir, aldatılabilir. Yani imtihan gereği bozulmaya meyillidir. Bu bozulma devamlı hâle gelmiş, alışılmış ve normalleşmişse, yanlış olduğu düşünülmüyorsa, kimse bu bozulmayı üstüne almıyorsa, kalplerde yer etmişse, çürüme başlamıştır. Bozulmanın düzelmesi kolayken, çürümenin düzelmesi ise çok zordur.

Tarih boyunca toplumların bozulma ve ahlaki çöküntülerinin ilk sebebi bilgisizliktir. Hangi alanda bilgi eksik, yanlış veya yarım ise bozulma kaçınılmazdır. Cahilin aldatılması çok kolaydır. Hangi alanda bilginiz yoksa, o alanda aldatılmanız, saptırılmanız kolaydır. “Firavun kavmini küçümsedi. Buna rağmen onlar ona itaat ettiler. Doğrusu onlar yoldan çıkan bir kavim idi.” (Zuhruf, 54). Rabbimiz onlar yoldan çıkan bir kavim idi buyurur. Bozulan topluma da onlara uygun idareciler oluşur. Bâtıl olan her sistem toplumunu firavunun yaptığı gibi yapar ve sömürür.

Bozulmuş ve çürümüş, ahlaken çökmüş sistemler kendi sapmış ve bozulmuşluklarını örtmek için, kendilerine benzeyen toplumlar oluştururlar ki, kendi çürümüşlükleri ortaya çıkmasın. “Onlar kâfir oldukları gibi, sizin de kâfir olup onlarla eşit olmanızı isterler. …” (Nisâ, 89). Sistemler kendi inanç ve yaşantılarına uygun toplum ve nesiller oluştururlar. Olunmazsa zorlarlar. Kendi pisliklerini kapatmak için toplumun da bozulmasına zemin hazırlarlar ve bunu basın yayın ve eğitim kurumlarıyla bozuk düzenlerini desteklerler ve yayarlar.

Bilgisizlik bozulmaya, aldatılmaya ve zaman içinde de ahlaki çürümeye sebep olacaktır. Fakat bilgi olup da bozulmanın olması anlaşılır değildir. Bilginin amacı, elde edilme sebebi düzelmek veya iyi hâlin devamı içindir. Bilgi kişi ve toplulukları düzeltmiyorsa, elde etme amaçları yanlıştır. Bilgi var, davet ve nasihat yoksa, davet ve nasihat var, üstüne alınmıyorsa ve itaat de yoksa bozulma ve ahlaki çürüme olacaktır. Bozulma ve çürümenin birçok alanı vardır.

Şirk, küfür ve nifak inançta bozulmadır. Bu bozulma kalpte inanca dönüşmüş ise çürüme oluşmuştur. İnançta bozulma yok, fakat kalpteki haset, kibir, riya da birer bozulmadır. Bu kalpte yer etmiş, kişi bu yaptıklarının yanlış olduğunun farkında değilse, biliyor ve yapıyorsa, çürüme oluşmuştur. Ona nasihat ve hatırlatma yapılsa da üzerine alamaz, değişemez. Toplumun bozulmuşluğunu kınayan, eleştiren niceleri, kendi kalp ve amel bozukluklarına bakmazlar. Nefsi temize çıkarmak çoğu insanın hastalığıdır. “...O sizi topraktan yarattığı zaman da, annelerinizin karnında ceninler olduğunuz zaman da daha iyi bilendir. O hâlde kendinizi temize çıkarmayın. O, kimin Allah'tan korktuğunu çok iyi bilendir.” (Necm/32) İçinde bulunduğumuz toplumun, inanç, ahlak, ibâdet, insani ilişkiler, ticari döngü, siyasi oluşum, Allah’a, kitabına ve Rasulüne bakış, dünya ve ahirete yönelme gibi nice alanlarda bozulma mevcuttur. Çoğunlukla fert, cemaat, topluluk ve idareciler bu bozulmuşluğun müsebbibi olarak kendilerini görmezler. Bâtıla destek verirler, varlığını savunurlar, korurlar, vesile olanın yapan gibi olduğunu bilirler, yine de toplumun ve gençliğin bozulmuşluklarından, haramın ve şirkin yayılmasından dolayı kendilerini sorumlu görmezler. Bu bakışlar değişmediği sürece, düzelme de zordur.

Asıl tehlike bozulma ve çürümenin farkında olmamak, üzerine almamak, değişim için harekete geçmemektir. Allah’ın Rasulü buyurdu ki, “Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin; buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim). Hz. Nuh eliyle düzeltemediği toplumunu dokuz yüz elli yıl diliyle düzeltme çabasındaydı. Değişmek istemeyene, çürümeye razı olana peygamber de davet ve nasihat etse, fayda vermeyecektir. Toplumun şirkini, haramlarını, bozulmuş yaşantılarını eleştiren ve kınayan mü’minler de, kendi aralarındaki cemaatçilik, tefrika, hırs, haset, kibir gibi hastalıklarla bozulmuşlardır. Hakta olanlar bâtılda olanları, bâtılda olanlar da hakta olanları kınarlar. Kınayanın ve kınanmış olanın mutlak kendisine bakması gerekir.

Doğruda olsanız da bulunduğunuz yerin sağlamlığını pekiştirirsiniz. Bu kalbin tatmin olması ve daha sağlam duruşa sebep olur. Gerek toplumun, gerekse mü’minlerin kendi aralarında düzelme olması için veya bozulma olmaması için sürekli hatırlatma olması gereklidir. Kur’an’ın bir ismi zikirdir, peygamber müzekkirdir, yani hatırlatandır. Dolayısıyla da her mümin kendi etkili alanında hatırlatıcı olmalıdır. Kur’an’da üç yüz civarında zikir kelimesinin geçmesi konunun önemini bildirmektedir. Buyurun siz hak olanı hatırlatmayın, hatırlatma yapana engel olun ve desteklemeyin. Rabbimiz ayetinde, “Siz insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülüğe mani olursunuz. Ve Allah’a iman edersiniz. ..” (Âl-i İmran, 110) Bu hatırlatma her mümin için ve toplumun düzelmesi için iken, sonraki ayette müminlerin kendileri içindir. “İçinizden hayra davet eden, iyiliği emredip kötülükten meneden bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.” (Âl-i İmran, 104) Kurtuluş hakkı bilmede, itaatte ve hatırlatmadadır. Toplumun ıslahına hatırlatanlar olması emredildiği gibi müminlerin de aralarında bu hatırlatmaları yapacak birilerinin olması da emredilmiştir. Rabbimiz zikir, yani hatırlatma müminlere fayda verir buyururken, siz hatırlatmalara kulak vermemezlik yapamazsınız.

Tarih boyunca toplumların refah seviyesinin artması, bozulmalarına ve sonrasında çürümeye sebep olmuş, ardından da gazaba uğramışlardır. Ad kavmi, Semud kavmi, Nuh kavmi, Lut kavmi, Sebe halkı, Firavun ve Nemrut’un yönetimi gibi nice toplumlar ve iktidarlar güçlü dönemlerinde ve refah seviyelerinin iyi olduğu dönemde helak edildiler. Toplumsal bozulma ve ahlaki çürümelerde gazap sadece bozanlara değil de, içindeki herkese gelir. Ahirette de bozanlar, bozulmaya uyanlar ve değişim için mücadele etmeyenler aynı hesabı vereceklerdir. Rabbimiz kitabında bundan genişçe bahseder. Ki ibret ve ders alınıp aynı bozulma ve çürüme bu zamanda tekerrür etmesin. Tarih tekerrür edecektir. Mesele hak ve bâtıl olarak hangisi tekrarlanacak. “Biz bir ülkeyi yok etmeyi dilediğimizde oranın refah içinde yaşayanlarına (itaat etmelerini) emrederiz. Fakat onlar orada yoldan çıkarlar, artık aleyhlerine söz (azap etme hükmü) hak olur. Biz de orayı yıkıp harap ederiz.” (İsrâ, 16) Rabbimiz geçmişi ibret ve ders alınsın için bildirirken, ne yazık ki üstüne alan, dünün ve bugünün musibetlerinden ders çıkaran ve ibret alan yok kadar azdır. Bu hatayı bilip, kendine yakıştıramamanın bir sonucudur. Tarihi okuma, dinleme ve anlatma sadece geçmişin yaşanmışlıkları gözüyle bakmanın birer sonucudur. Bu bakış, müşrik bakışıdır. Bunlar geçmişin masallarıdır, bakışları.

Bozulma amellerle başlamaz. Asıl bozulan kalptir. Beden kalbin kontrolündedir. Kalp bozuksa göz bozuk bakar, dil bozuk konuşur, kulak bozuk dinler, el bozuk işler yapar. Kalpte ne varsa dışarıya o çıkacaktır. Kalpteki akıl, irâde ve vicdan, yaratana teslim edilmiyorsa şeytana ve yolunda olanlara teslim edilecektir. Her insan akıl, irâde ve vicdanını mutlaka kullanır. Mesele bunları hakta mı, yoksa bâtılda mı kullanıyor. Allah’ın irâdesine mi, yoksa insan irâdesine mi teslim etmiş. İrâdelerini Allah’ın irâdesi olan kitaba ve örnek kıldığı Rasul’e teslim etmeyenler bozulacakları gibi, bozulmaya da sebep olacaklardır. Niceleri toplumu bozmasalar da bozanlara verdikleri desteklerle bozulmanın ve çürümenin ortağı olmuşlardır. Vesile olan mutlak yapan gibidir. Bunlara ses çıkarmayan, düzeltme çabasında olmayanlar da gidişatın ortağıdırlar.

Allah’ın Rasulü buyurdu ki, “Dikkat edin! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki, o iyi, doğru olduğunda bütün vücut iyi, o bozulduğunda ise bütün vücut bozulur. Dikkat edin o kalptir.” (Buhari-Müslim) Kalpteki aklı, bilgi harekete geçirir. Kalp de aklın kavradığını iradeyle bedende amellere dönüştürür. Bilgi bozuk, yanlış ve eksik ise, kalpteki niyet ve bedendeki ameller bozulacaktır. Kalpte istediğiniz kadar samimiyet olsun, bozuk bilgiden bozuk amel ve davranış ortaya çıkacaktır. Bugün nice topluluklara ve cemaatlere bakın, bozuk ve eksik bilginin sonucunda ortaya çıkan bozulma ve çürümeler akledenlerin gözlerinin önündedir. Bu bozulma ve çürümüşlükler, Allah adına, İslam’dan diye, ahiret kazanımı düşüncesiyle yapılmaktadır. Böyle bir noktadan dönüş de çok zordur.

Müminseniz, Allah-u Teâlâ sizi kendisine yardımcı olan “Ensarullah” ve “Evliyaullah” edinmiştir. Allah’ın yardımcısı ve velisi olmak insana verilecek en büyük lütuftur. Eliyle, diliyle, maddi imkânlarıyla, zamanıyla, bedensel gücüyle Allah’ın dini hayatlara hâkim olsun diye mücadele edenler Ensarullah, yani Allah’ın kendisine yardımcı edindikleridir. Evliyaullah da, yönelen, yanında olan, seven, destekleyen, gözetleyip koruyan, sırdaş ve dost olanlardır. Ensarullah olan aynı zamanda Evliyaullah’tır. Veli olmanın gereğini yapmak ensar, yani yardımcıdır, o da veli olmaktır. Size ait olan her değerinizi cennet karşılığı verene satmışsınızdır ve O’nun yolunda kullanmanız gerekir. Bu bir tercih değildir. Mü’minsen yapmak zorundasın. Peygamberler, kalben ve amelen bozulmuş ve ahlaken çürümüş toplumlara gönderilirler.Etrafınıza bakın ve ona göre bozulma hangi alanda ise, o alanla ilgili bilgilendirme yapmalısınız. İmanda bozulma varsa ahlaki anlatım, ibadi anlatım bir işe yaramaz. İman var, hâlâ anlatılıyorsa ahlaki, ibadi düzelme olmaz. Önce bilgi, ardından iman ve sonrasında ahlak ve ameller gelir. Bilgi yok, eksik veya bozuk ise iman, ahlak ve ameller de bozuk olacaktır. İyileşme olması için kişinin ve toplumun önce hasta olduğunun farkına varması gerekir. Sonra hastalığı kabul etmesi ve tedavi olmayı istemesi gerekir. Daha sonra bu tedaviye istenildiği gibi uyması gerekir ki, sonuçta düzelme gerçekleşsin.

Bir yerde toplumsal çökme, bozulup çürüme varsa, adaletin olmamasıdır. Adalet hakkın hak sahibine verilmesidir. Gücün, bilginin, makamın, sevginin, merhametin, itaatin, güvenin doğru kullanılmadığı her yerde adaletsizlik olacaktır. Sonrasında bozulma ve ardından da bozulmanın devam etmesiyle çürüme olacaktır. Asıl adaletsizlik Allah’ın hakkının O’na verilmemesidir. Yöneten, yasa koyan ve çekip çeviren olarak Rab, vazgeçilmez olma ve itaat etmede İlah, her şeye sahip olmada Mâlik ve yönetmede Melik, sığınma, koruyup gözetme ve yardım istemede Veli, güvenip hayatı tek taraflı teslim etmede Vekil gibi tüm isim ve sıfatlarının O’na verilmemesidir. Allah-u Teâlâ’ya vermediğiniz bir hakkı mutlak bir başkasına vereceksiniz. Bunun sonucunda da şirk ve küfür bozulma ve çürümesi meydana gelecektir. Zulmün en büyüğü olarak Rabbimiz, kendi hakkının bir başkasına verilmesi olarak bildirir. Şirk büyük zulümdür. Sonra insanlara yapılan hak gaspları gündeme alınır. Allah’ın hakkını gündemlerine almayanlar, ölümüne kendi haklarını veya insanların haklarını savunurlar. İnsanlar arasında mükâfat da ceza da, sevgi ve merhamet de hak edene hak ettiği kadar verilmelidir. Yoksa her biri zulme dönüşür. Bugünün dünyasında adalet diye elde tutacağınız hiçbir şey kalmamıştır. Bu karanlığın en yoğun hâlidir. O da aydınlığın en yakın zamanıdır. Mesele, bu aydınlığın çıkışında benim payım ne? “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse Allah (onların yerine) kendisinin onları, onların da kendisini sevdiği, mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı ise güçlü ve şerefli olan, Allah yolunda cihad eden ve kınayanın kınamasından korkmayan bir kavim getirir. İşte bu Allah’ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah rahmeti bol olandır, her şeyi çok iyi bilendir.” (Mâ’ide, 54). Bu dinin sahibi Rabbimizdir.

Kendisine ensar ve veli olmayanın yerini dolduracak birilerini çıkaracağını bildirmiştir. Siz bu ayeti ilk olarak Rasulullah’a ve sahabeye bildirildiği zamanı düşünün ve sonrasında kendinize bakın. Allah adına bu dinin yardımcısı ensar ve yaşayan ve anlatan şahitleri olarak neresindeyiz? Geçmiş, geçti. Zamanın sınananları bizleriz. Dolayısıyla da Kur’an’ın her bir emri ve yasağının muhatabı bizleriz. Üstüne alan ve gereğini gücü kadar yapanlara ne mutlu. Kenara çekilip eleştirmek, kınamak, ah vah etmek bizlerin işi olamaz. Bu din mü’minim diyenlere böyle bir hak vermiyor. “Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olun” (Saf, 14) ayeti mü’minim diyenlere tercih hakkı bırakmıyor. Olmayı emrediyor.

Bozulmaya bir sebep de küçük hataların ferdi ve toplumsal olarak gündeme alınmaması, basit görülmesidir. Bu hatalar zamanla büyüklerine kapı aralar. Küçükler bir araya gelir, büyür. Bir çocuk küçük olduğu için giyimine, konuşmasına ve davranışına aldırılmaz, bir şey olmaz, zamanla düzelir denilir. Onun o hâline kendisi ve etrafı alışır. Büyüdüğünde ise o hâlini devam ettirir ve zamanla bu hâl kendisi ve etrafı için normalleşir. Bu diğerlerinin de bozulmasına zemin oluşturacaktır. “Mü’min bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir leke oluşur. Eğer tevbe eder, günahı terk eder ve Allah’tan bağışlanma dilerse kalbi cilalanır. Eğer günah işlemeye devam ederse o leke artar ve sonunda bütün kalbi kaplar.” (Tirmizî - İbn Mâce) Günah ve hataların küçükleri bir araya geldiğinde büyük olurlar. Büyük hatalar küçüklerin ardından gelir. Bu da zamana yayıldığı için alışkanlıklara ve hataların normalleşmesine sebep olur. Kimse farkına varmadan toplumun ahlakı, adeti ve örfü hâline gelecektir. Bu sapma ve bozulmalar hakkın yerini doldurduğu için yeni din oluşacaktır. Bunlar ile yetişen nesiller de bu yolu din gibi görecek, inanacak ve yaşayacaktır. Bu sapma, bozulma ve çürümelerden ne olur denilemez. Geleceğin inanç ve yaşantılarını bugün ortaya koyduklarımız ve yetiştirdiklerimiz belirleyecektir.

Zamanın getirdiği teknolojik imkânlar, her şeye kolay ulaşılması, sistemlerin insanların uyku dışında tüm zamanlarını işgal etmesine sebep olmuştur. Ya da onlar bu teknolojiyi insanları sömürmek, kullanmak, istedikleri hâlde tutmak için kullanırlar. Zamanlar, bilgiler, güçler, değerler, sevgiler, maddi imkânlar onların istediği gibi kullanılır hâle gelmiştir. Sistemler, ideolojiler ve din adına oluşturulan sömürü düzenleri, dünya insanının maddi ve manevi değerlerini heba etmektedirler. Geri getirilemeyecek ve hesabı verilecek değerli zamanlar, birilerinin hevalarına kurban edilmektedir. Size ait bir değeri bir başkası kullanıyorsa, o değer sizin değildir. Ne yazık ki o değerinizin hesabını ahirette siz vereceksiniz. Toplumun ve fertlerin bozulmasından daha kötüsü, onları düzeltecek bir sahiplerinin ve yol gösterecek nasihatçilerinin olmamasıdır. Kötü yola düşmüş bir kişinin, bir gencin o hâlinden daha kötüsü, sahipsiz kalmasıdır. Toplumlarına sahip çıkmayan sistemlerin gelecekleri dünde olmadığı gibi, bugün ve yarın da olmayacaktır. Neslini bozan ve düzeltmeyen ailenin, cemaatin ve sistemlerin gelecekleri yoktur. Geleceğe yatırım yapmak, geleceği inşa edecek ve devam ettirecek nesilleri yetiştirmekle olur. Ayrıca o nesilleri yetiştirecek kişileri yetiştirmekle de! Yolunu vahiy ile belirlemeyen ve o vahiy ile nesiller yetiştirmeyen toplumların geldikleri durum ortadadır. Herkesin eleştirdiği, zulüm var dediği, kınadığı bir dünya. Geriye dönüp de bunun müsebbibi kim? Benim de bu bozulmuşluk ve çürümede bir payım, katkı ve desteğim, sessiz kalışım var mı düşüncesi pek azdır. Ne yazık ki, kötülüğün ve kötünün sahibi çıkmaz. Kimse kötülüğü kendine yakıştırmaz. Niceleri etraflarını kınıyor, kendi değerlerini kınayamıyor. Aynı yanlışı kendi ve ailesi yapıyor, fakat toz konduramıyor.

“Onlar yaptıkları kötülüklerden birbirlerini men etmiyorlardı. Yaptıkları şey ne kötü idi.” (Mâide, 79) Ayeti, bu zamanın geldiği hâli, bozulmuş ve çürümüşlüğü bildirmektedir. Toplumların bozulması ve ahlaken çökmesine bir sebep de, iyiliğin emredilip, kötülükten sakındırmanın yapılmamasıdır. Kötülükten men önce iman konusunda, sonra ahlak ve haramlarda olmalıdır. Ahlak, hulk kelimesinden türemiştir. Kalbin iyi ya da kötü her hâli ahlakın konusudur. Kalbin iman ve teslimiyet hâli, ihlas; sırf Allah’ın rızası için olma hâli, ihsan; Allah görüyor düşüncesiyle daha iyisini yapma hâli, takva; kitabın yasakladıklarından sakınma ve emredilenlere itaat, tevekkül; yalnız Allah’a kalbin güvenmesi, sabır; karşılığını yalnız Allah’tan bekleyerek mücadele etmek ve direnmek, merhamet, sevgi kalbin iyi ahlaklı olmasıdır. Kalbin kötü hâli şirk ve küfür, haset; Allah’ın takdirine razı olamamak, kibir; verilenlerle verilmeyenlere üstünlük duygusu, riya; verilenlerle bilinme, görülme ve tanınma isteği, hırs; takdire razı olamayıp daha fazlasını isteme düşüncesi, merhametsizlik gibi hâllerde kalbin ahlaken bozuk olmasıdır. Kalbin bu hâline göre beden hareket etmektedir. Ahlaklı ve ahlaksızlık kalbin hâlleri ve bedenen ortaya çıkmasıdır.

Bozulmanın ve devam etmesinin bir sonucu, kişi ve toplumların kendi istekleriyle değişmek istememeleridir. “..Şüphesiz bir kavim özünde olanı değiştirmedikçe, Allah onda olanı değiştirmez...” (Ra’d, 11) Siz kalben bozulmayı isterseniz bozulursunuz; değişip düzelmek isterseniz de düzelirsiniz. Allah-u Teâlâ da yardım edecektir. Rabbimiz, kimseye bozulma ve iyi olmasında zorlama yapmamıştır. Bu, bir şeyin kalben yapılması gerektiğini de bildirir. Bir şeyi isteyen ve istemeyen kalptir. Ameller de niyetlere göredir.

Toplumların bozulmasına ve ahlaken çöküşlerine bir sebep de Rabbimizin imtihan için kendilerine verdikleriyle güçlü oldukları düşüncesidir. Verilen makam, maddi imkân, bilgi ve bedensel ve soy gücüdür. Bunlar zayıf olanlara karşı zulme dönüştüğünde bozulma ve adaletsizlik kaçınılmazdır. “Ad kavmine gelince; onlar yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve kuvvetçe bizden daha güçlü kim var dediler...” (Fussilet, 15)

Bir çürümüşlük de bugünün dünyasında eşcinselliktir. Düne lanet okuyanlar bugünü göremeyenlerdir. Kendilerini İslam’a nispet eden toplumlar bu kötü çürümüşlüğün içindedirler. “Lut’u da kavmine gönderdik. Hani o kavmine şöyle demişti. Sizden önce âlemlerden hiçbir kimsenin yapmadığı hayasızlığı mı yapıyorsunuz?” (A’raf, 80) Eşcinsellik ve lezbiyenlik zamanın toplumları için normal bir hâlmiş gibi bakılır oldu. Alışılmışlık bozulmadan daha kötüdür. Bâtıl sistemler bu sapmaya zemin hazırlarlar. Onlara destek verenler de bu gidişattan amel defterlerine paylarını alacaklardır.

Her dönemin bâtıl idarelerinin yaptıkları bir bozulma ve adaletsizliği de Rabbimiz bildirir. “Gerçekten Firavun yeryüzünde (Mısır'da) azıp yükseldi. O yerin halkını fırkalara böldü. İçlerinden bir fırkayı güçsüz bırakıyor, oğullarını boğazlıyor, kızlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz ki o bozgunculardandı.” (Kasas, 4) Bugün de dünya sistemleri halklarını sömürmek için ırk, inanç, maddi imkânlarla gruplara ayırır ve birbirleriyle uğraştırarak sömürür. Çok azı hariç, bu saptırmanın ve sömürülmenin farkında değildir.

Bir bozulma da emanete layık, ehliyetli insanların azlığıdır. Ehliyet var, fakat liyakat yoksa da bozulma olacaktır. Din emanettir, nesil emanettir, bilgi emanettir, yönetmek emanettir. Bunlar ahirette hesabı sorulacak değerlerdir. Mutlak ehline verilmelidir. Emanet, birine güvenilerek verilen şeye denilir. Siz bir değerinizi mü’mine teslim edebilirsiniz. Çünkü mü’min güvenilen kişidir. “Şüphesiz ki Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmederken, adaletle hükmetmenizi emrediyor...” (Nisâ, 58)

Bozulmanın bir sebebi de bozanların düzeltici olduklarını söylemeleridir. Siyasi ve din adına niceleri düzeltiyoruz söylemleriyle toplumları getirdikleri hâl ortadadır. Her siyasetçi, her parti, her cemaat ve hoca bozucu, saptırıcı olsa da mutlak düzeltici, ıslah edicileriz derler. “Onlara, yeryüzünde bozgunculuk yapmayın denildiği zaman onlar, biz ancak ıslah edicileriz derler.” (Bakara, 11)

Bozulmanın ve adaletsizliğin bir sonucu da, insanlar arasında imkânların sadece az bir kesimin elinde bulunmasıdır. Sistemler; siyasi, din adına ve ticari alanlarda kendilerine meleler, yani yandaşlar oluştururlar ve toplumlarını sömürürler. “...Mallar içinizden zengin olanlar arasında dönüp dolaşan bir şey olmasın...” (Haşr, 7) Siz etrafınıza bakarak ayetin verdiği mesajı görün, göremiyorsanız, kalp gözünüzde problem var.

Bozulmanın sebeplerinden biri de, ortalıkta dolaşan haber ve bilgilerin doğruluğunun araştırılmaması sonucu olarak kardeşliklerin, komşuluk ve akrabalıkların bozulmasıdır. Size gelen bilgi, kimin hakkında olduğu ve onu getirene bakmadan zanda bulunulmamalı ve konuşulmamalıdır. Allah’ın Rasulü “Ashabımdan duyduğunuz her şeyi bana getirmeyin. Ben içinize çıktığımda kalbimde bir şey olmadan çıkmak istiyorum” buyurdu. Her bilgi kalpte o kişi hakkında iyi ya da kötü zanna sebep olacaktır. “Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse, bilgisizce bir kavme sataşıp sonra yaptığınıza pişman olmamanız için o haberi iyice araştırın.” (Hucurat, 6) ve “Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Şüphesiz ki zannın bazısı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın...” (Hucurat, 12) buyrulur. Kitabın bildirdiği yüzün üzerinde yasak ve üç yüz civarı emredilenleri yerine getirmeye çalışan bir mü’minin, bunları yapmaya zamanının kalmaması gerekir. Başkalarıyla uğraşan, nefsiyle mutlak uğraşmayandır.

Bozulma, çürüme, zulüm ve haddi aşma bir toplumun ahlakı hâline gelmişse, inanç ve yaşantılarında normalleşmişse, o toplum; ekonomik, savaş, korku, deprem gibi nice musibetlerle sınanacaklardır. Felaket de toplu geleceğinden dolayı herkes payına düşeni alacaktır. “Fitneden kaçının. Çünkü o, içinizden sadece zulmedenlere dokunmaz. Bilin ki Allah, şüphesiz cezalandırması çok şiddetli olandır.” (Enfal, 25) Musibeti uzak tutmanın yolu bozulmaları ıslah etmekten geçer. Gidişatın farkında olan herkes, ulaşabildiği kadarıyla, etkili olduğu alanlarda bilgisi, imkânı nispetinde toplumun ıslahına çalışmalıdır. İnsanlar için çıkarılan hayırlı topluluğun vazifesi iyiliği emretmek, kötülükten men etmektir. Oturup kınamak ve eleştiri imkânı olanların hakkı değildir. Ne mutlu vazifesini bilip de gereğini yapanlara.

 

                                                                                    

                                                                                          

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul