Maalesef medya haberleri abuk sabuk olaylardan, şaşırtıcı çürümüşlüklerden geçilmiyor. Moralimiz bozuluyor, ‘ülkemizde bu da mı oldu?’ diyoruz.
Şaşırma derseniz artık o da kalmadı. Hangi birine şaşıracak, hayret edeceksiniz ki?
Toplum olarak alıngan ve çabuk öfkelenir olduk. Hemen sinirleniyoruz, birbirimizi kırıyoruz. Bazen sonuç kaba kuvvete dönüyor ne yazık ki. Bakıyorsunuz trafikte basit bir yol verme kavgası çıkmış, yaralananlar hatta ölümle biten problemler yaşanmış. Sonuçta mutsuz ve gergin insanlar haline geldik. Ne acı durum.
Hele öfke eşler arasında olursa, bir de şiddete dönüşürse o da ayrı bir fecaat! Her iki taraf da alttan almaya, birbirini idare etmeye gayret etmiyor. Tahammül, hoşgörü, nezaket kalmamış. Biri diğerinin sinirlenmiş olduğu hususlara dikkat etmeyince tahrikler ortaya çıkıyor ve geri dönülmesi zor kırıklıklar, kırgınlıklar ortaya çıkıyor. Geçimsizlik, mutsuzluk derken çocukların olumsuz etkilenmeleri ve yıkılan evlilikler…
Zaten rakamlar da bunu gösteriyor: Evlenenlerin sayısı hızla azalırken boşananlar belirgin şekilde artıyor. Geçimsiz ve uyumsuz aileler yaygınlaştı. Eşlerin birbirine sevgi ve saygısı zedelendi.
Medyaya göz attığınızda hep öfke ve taciz haberleri ile dolu. İnanın televizyonda haberleri izleyemez olduk. Yaralamalar, cinayetler, taciz ve kavgalar. Kafası kızan eliyle, diliyle, silahla şiddete başvuruyor. Televizyon kanalları da bu sinir bozucu haberleri uzun uzadıya veriyorlar. Dinledikçe bunalıyorsunuz. Dayanamayınca tepkiniz ya televizyonu kapatmak veya başka kanala geçmek oluyor.
Her şey toplumu karıştırabiliyor. Organize suç örgütleri ortalıkta fink atıyor. Bakıyorsunuz ortalık alt üst olmuş. Her kafadan ayrı ses çıkıyor.
Tabi bu arada bazı kişilerin haram yoldan zengin olmak için ne haltlar çevirdiğini de hayretle izliyorsunuz. Sanki ölmeyecekmiş gibi, ahiret yokmuş gibi davrandıklarını görünce daha bir üzülüyorsunuz.
Sosyal medya ise insanları mesaj bombardımanına tutmuş. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamadan hemen inanıyor, sinirlerimizi bozuyoruz. Yalan mesajların çabucak yayılması insanların iletişim araçları ile rahatlıkla yönlendirilebileceğini gösteriyor.
Açık oturumlarda tartışmalar, birinin ak dediğine kara demeler ve laf atmalarla adeta seyirciler öfke doluyor, kutuplaştırılıyor.
Sadece bunlar mı? Yayınlanan diziler ve filmler de öfke, saldırganlık ve şiddet ile müstehcenlikler içeriyor. Sanki problem çıktığında kaba kuvvetle çözülür imajı veriliyor. Geleneksel değerlerimiz alt üst oluyor.
Öfke çocuklara hatta bebeklere de sıçramış durumda. Anne babadan, çevreden hiddeti görüyor, öğreniyor ve tatbike başlıyorlar.
İnsanlar arasında ufak bir kıvılcım toplum kavgasına dönebiliyor. Bakıyorsunuz sopalarla bıçaklarla birbirine saldırmaya başlamışlar. Duyan, gören ne olduğunu bile tam anlayamadan sille tokat kargaşaya karışmış.
Öfkenin sebebini araştırdığınızda çoğu zaman makul bir gerekçe bile bulamıyorsunuz. Sudan bahanelerle öfkelenir olduk. Toplumda çok sayıda serseri mayın gibi patlamaya hazır bombalar var.
Mutsuzluk, doyumsuzluk bir başka problem. Antidepresan kullanımı da, psikiyatri merkezlerine müracaat oranları da rekor düzeyde artmış durumda. 2020 yılında yaklaşık 17 milyon kişi psikolojik sorunlar sebebiyle sağlık kuruluşlarına başvurmuş. Depresyon başta olmak üzere psikiyatrik rahatsızlıklardan kaynaklı ilaç kullanımı son 5 yılda yüzde 30 oranında artış göstermiş. “Hayattan zevk almıyorum. Mutsuzum” diyenlerin sayısı oldukça yüksek.
Yani endişeli, kaygılı, mutsuz, karamsar, tahammülsüz, moralsiz ve gergin bir toplum olduk. Toplum olarak depresyondayız. Kalabalık şehirler, yoğun trafik, kanaatsizlik, hırs ve tamah bizi mutsuz ediyor.
Önceden toplumun manevi önderleri, gönül ve kanaat insanları olurdu. Bizlere nasihat eder, mütevazı olmaya ve huzura davet ederlerdi. Maalesef bu tip kanaat önderlerinin ve cemaatlerin sayısı ve etkisi azaldı.
Eskiye göre arabalarımız, evlerimiz, gelirimiz var; eskiye oranla daha refah içinde yaşıyoruz ama daha mutlu ve huzurlu kesinlikle değiliz.
Eskiden kesinlikle böyle değildi:
- İnsanlar arasında zengin, görgüsüz olanlar değil de hayırsever ve çevrelerine yardımcı olan muhterem insanlar sevgi ve saygı görür, el üzerinde tutulurlardı. Yeni nesle rol model olarak sunulan artık onlar değil; nereden kazandığı belli olmayan servet sahipleri, yalancı veya aldatıcı şöhretler ve benzerleridir.
- İnsanları aldatanlar toplum dışına itilir, onlardan uzak durulurdu.
- Aile büyüklerine saygı ve sevgi gösterilir, baş tacı edilirlerdi.
Şimdilerde ise durum böyle değildir:
- Şehirlerde en büyük ve gösterişli yapılar hastane, hapishane ve mahkemelerdir. Bunlar hep problemli kişilerin doldurduğu mekânlardır.
- Psikiyatrik ilaç kullanımı yaygınlaşmıştır: Türkiye’de antidepresan kullanımı 10 yılda % 60 artmıştır. Yani insanlarımızın sıkıntı ve dertleri artmıştır.
- Son zamanlarda toplumda aileye verilen önem azalsa da insanların mutluluğu, yalnızlıktan kurtulma, cinsel hayatın düzene girmesi ve bilhassa çocukların ruhen, bedenen sağlıklı yetişmesi için aile hala alternatifi yoktur ve vazgeçilmezdir.
Ancak günümüzde ailelerde geçimsizlik ve boşanmalar artmakta, mutsuz ve uyumsuz evlilikler çoğalmaktadır.
Türkiye’de boşanmalar Batı ülkelerine göre az ise de gittikçe arttığı görülmektedir. Ailevi, geleneksel ve manevi bağlar zayıfladıkça boşanma ile dağılan ailelerin sayısında çoğalma olması şaşırtıcı değildir.
- TÜİK’in istatistiklerinden gördüğümüz de maalesef bu acı ve düşündürücü tablodur.
Ülkemizde 2001 yılında evlenenlerin sayısı: 544 bin iken 2024’de 568 bin olmuştur ki nüfusun hızlı artışına karşı rakamın yerinde saydığını görmekteyiz.
Boşanan çiftlerin sayısına gelince; 2001 yılında bu rakam 92 bin iken 2024’de 187 bine yükselmiştir.
Bin kişilik nüfus başına düşen evlenme sayısını ifade eden 'kaba evlenme hızı' yüzde 20 düşerken 'kaba boşanma hızı' ise yüzde 47 artmıştır.
Başka bir üzücü bulgu da İlk evlenme yaşı ortalamasının hızla yükselmesidir. 2024 yılı için erkeklerde 28,3 ve kadınlarda 25,8 olmuştur.
- Az çocuk cereyanı söz konusudur. Gençler evlenmemekte, aile kuranlar ise bir, en fazla iki çocuk sahibi olmaktadır.
- Çocuk erkil aileler başka bir sorundur. Ailede her şey, tatile çıkış, ne yeneceği, ne yapılacağı çocuğun isteğine veya şartlarına göre ayarlanmaktadır.
- Böyle olunca genç nesilde narsist, borderline ve psikopatlarda üzücü artışlar olmaktadır.
- Sağlıksız beslenme, gıda kalitesinde bozulma gibi faktörler sebebiyle çocuk obezitesinde patlama dikkati çekmektedir. Her yıl % 8 oranında şişman çocukların sayısı artıyor.
- Yaşlı toplum gerçeği: çocuk olmayınca toplumlar yaşlanmaktadır. Meselâ Güney Kore süper yaşlı toplum seçilmiştir. Bu ülkede 65 yaş ve üzeri nüfus % 20’yi geçti.
- Hırs, köşeyi dönme arzusu: Emek ve alın teri dökmeden zengin olma hırsı toplumu sarmıştır. Yılbaşında 50 milyon milli piyango bileti satılmıştır. Kumar alışkanlığı aileleri yıkmaktadır. Çiftlik bank ve benzeri dolandırıcılıklar yaygınlaşmış durumdadır. Haram-helâl ayırımın gözeten azalmıştır.
- Sağlıksız çarpık kentleşme: Büyük şehirlere, bilhassa İstanbul’a aşırı yığılma mevcuttur. Ülkenin en büyük kenti, ülke nüfusunun yüzde 10’unu geçmemelidir. Denetimsiz göçlerle oran bozulmuştur. İşsizlik ve yoksullukla dolu yerleşim yerlerinde ise oldukça kötü hayat şartları suça itebilmektedir. Kalabalık şehirler, yoğun trafik stresi artırmaktadır.
- Bir başka problem dizilerdeki görüntüler ve tv yayınlarında reytinge yönelik aile karşıtı söylemlerdir. Gençlere bozuk örnek ve kötü rol model olmaktadırlar.
- Toplumsal baskının azalması, sosyal ve geleneksel bağları zayıflatmıştır.
- 6284 benzeri yasaların benliğimize ve milletimizin değerlerine uygun olmayışı yine aile yapısına zarar vermektedir. Kadınların gerekçe göstermeden şikâyetiyle ailenin erkeğine, çocukların babasına 6 aya varan uzaklaştırmalar verilmektedir.
- Alkol ve madde kullanımında artış: Eski Yeşilçam filmlerinde her bıçkın gencin alkol kullanması, her evde içki barların olması başta olmak üzere alkol kullanımı teşvik edilmiştir.
- Darwin nazariyesinin yaygınlaştırılması, Yaratıcı inancına düşmanlık yine haram-helâl titizliğini yok etmiş, suç işlemeyi artırmıştır.
- FETÖ’cüler tahribatı çok önemli bir başka unsurdur. Yalan, komplo, her türlü kötülük ve ülkesine düşmanlıkla bir nesil iğfal edilmiştir.
- Gıdalarda bozulma: İşlenmiş gıda tüketimi artmaktadır. Bu gıdalar da ruh ve beden sağlığına ağır darbeler indirmiştir.
- Mahkemelerin yavaş işleyişinin, adalet dağıtımında aksamaların da toplum üzerinde olumsuz yansımaları olmaktadır. Yargı caydırıcılığını kaybetmiştir. Yılda yaklaşık 4 milyon dava (ceza, hukuk, idari) dosyası ve 25 milyon icra dosyası toplumun, insanımızın ve ailenin çöktüğünü göstermektedir. 2017 verilerine göre; 6 milyon 900 bin şüpheli/sanık mevcuttur. 2018 verilerine göre; savcılık soruşturmaları aşamasında şüphelilerin % 52,6’sı hakkında takipsizlik kararı verilmiştir. Hakkında dava açılan da % 48,1’i beraat ediyor. Ceza soruşturması/kovuşturmasında da her 100 şüpheli sanığın % 80’i hakkında takipsizlik ve beraat kararı veriliyor.
- Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) 2023 yılında 7 milyon 650 bin başvuru var, 5 yıl önceye oranla % 100 artış mevcuttur. Yani milyonlarca kişi birbirini veya devleti ya da kurumları şikâyet etmektedir.
- Son 10 yılda Türkiye’de hükümlü/tutuklu sayısı 50 bin civarında iken 2020’de infaz yasasındaki indirime rağmen 300 bini aşmıştır. Yeni yapılanlarla birlikte 355 cezaevi yetmemektedir. Nüfusa oran alındığında Avrupa ülkelerindekinin 3 katını geçmiştir.
- Suç tipleri çoğalmış, cezalar artmış, zaman aşımı uzamıştır. Suç tanımı belirsiz hale gelmiştir. Kamuoyundaki vahşi bir olay ardından ağır yasalar çıkarılmaktadır.
Toplumun yozlaşmasını önlemek için ne yapılabilir?
Daha sayacağımız şeyler elbette vardır. Peki, ne yapabiliriz diye sorulursa bazılarını sıralayarak yazımızı bitirelim:
- Dini zayıflama, Allah’a teslim olma yerine hedonizme, hazza ulaşmaya yönelik gençlerde artan eğilimle mücadele edilmelidir. Hâlbuki inançlı olmak ve ibadet etmek insanları mutlu ve huzurlu yapar, toplum barışını artırır.
- Kanaatkâr olma, iyilik yapana teşekkür etme ve içinde bulunduğumuz nimetlere şükür, minnettarlık maalesef günümüzde ihmal edilir olmuştur. Bunların canlandırılması zaruridir.
- Yine olumlu düşünmek, hayata iyimser bakmak ve zorluklardan yılmamak azmi gençlerimize aşılanmalıdır.
- İnsanlar arasında dayanışma ve yardımlaşmayı, fedakârlığı ve özgeciliği öne çıkarmalıdır.
- Sağlıklı toplum için aile vazgeçilmez önemdedir. Aile birliği, mutluluğu ve uyumu için ne kadar gayret göstersek azdır.
- Yine babanın zamanımızda devre dışı kalması da ayrı bir ıstırap kaynağıdır. Babanın koruyucu ve kollayıcı rolü ailelere egemen olmalıdır.
- Eğitimin ve öğretimin muhakkak inançlarımızı gözeten, milli ve manevi değerlerimizi önceleyen yaklaşımla verilmesi yine şarttır. Materyalist ve evrimci bakış bozar, dejenere eder.
Burada tabi görev en başta devletindir. Ancak her bireye, özellikle ailelere, yayın kuruluşlarına ve sivil toplum örgütlerine de büyük iş düşmektedir.


