17 Ağustos 2026 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / / Toplumdaki Ahlâki Problemler Ve Sosyal Bozulma
Toplumdaki Ahlâki Problemler Ve Sosyal Bozulma

Toplumdaki Ahlâki Problemler Ve Sosyal Bozulma Vuslat

 Erkan Özen

 

Sosyal bozulma ve ahlâki çöküntü; bir toplumun temelini oluşturan ahlâki değerlerin, normların ve sosyal bağların sistematik bir şekilde zayıflaması ve vazifesini yitirmesi şeklinde tanımlanabilir. Bu durum, yalnızca şahsi bir ahlâk problemi değil, sosyal yapının tamamına sirayet eden yıkıcı bir hadisedir.

Peki, bunun sebepleri nelerdir?

Bu duruma tesir eden unsurları farklı boyutlarıyla incelemeye çalışalım:

 

İnsan ve Yaratılış Özellikleri

Allah (c.c.), dünya hayatını insanlar (ve cinler) için bir imtihan sahası olarak yaratmıştır. [1] Bu imtihanın bir gereği olarak ve yeryüzünde hayatiyetlerini sürdürebilmeleri için de bu varlıkları; muhtelif kabiliyetler, hususiyetler, müsbet ve menfi hasletler ile donatılmıştır. [2] Bu kabiliyetler ve hususiyetler, insanın canlı organizma olarak hayatını ve neslini sürdürmesini sağlar. Yeme içme, üreme, korunma vb. ihtiyaçların karşılanabilmesi için muhtelif biyolojik mekanizmalar var edilmiştir. Örneğin; insan açlık ve susuzluk hisseder, kendini doyurmaya yönelir, doyurduğunda fizyolojik olarak hazza ulaşır ve dengelenir. Tehdit altında hissettiğinde de bu tehdidi bertaraf edecek mekanizmaları aktive olur ve harekete geçer. Üreme olgunluğuna ulaştığında ise bunu devam ettirecek dürtü ve haz mekanizmaları devreye girer.

Esasen hayatiyeti ve nesli devam ettirmeyi sağlayacak mevzubahis bu mekanizmalar lüzumlu olduğu kadar, kontrol edilmediğinde şahsi ve sosyal olarak tehdit hâline de gelebilir. Bu mânâda Kur'an-ı Kerim, insanı sadece yüce bir varlık olarak değil, aynı zamanda terbiye edilmesi gereken belirli zaaflarla malûl bir varlık olarak da tanımlar; insan zalim ve cahildir [3], zayıf bir varlıktır [4], acelecidir [5], tartışmaya düşkündür [6], mala düşkündür [7], hırslı ve sabırsız yaratılmıştır [8, 9] gibi vasıflar ayet ve hadislerde zikredilmiştir.

Bu ayetler, insanın "beşer" yönünün taşıdığı riskleri ortaya koyar. Kur'an-ı Kerim’in bu zaafları zikretmesindeki temel gâye, insanın kendi nefsinin farkına varması ve bu zaaflarını irade, iman ve güzel ahlâk yoluyla terbiye etmesidir. Böylelikle insan, Allah’ın gönderdiği vahiy ve Rasullerin rehberliğinde hakkı bulup o istikamette yürüyerek dünya imtihanını lâyıkıyla tamamlayabilir. Mevzubahis zaafların (zayıflık, hırs, kuralsızlık, adaletsizlik, akletmeme) şahsi ve toplumsal ölçekte kontrolsüz bırakılması durumunda ise hem ferdî hem sosyal bozulmanın ortaya çıkması kaçınılmaz olur.

 

Psikolojik Altyapı Açısından Ahlâki Çöküntü

Psikodinamik teori açısından değerlendirdiğimizde; ferdin ruhsal (psikolojik) yapısı, doğumundan itibaren, ebeveyni başta olmak üzere, yaşadığı aile ve çevresiyle kurduğu ilişkiler ve tecrübeler neticesinde teşekkül eder. İradi sistem olarak tanımlayabileceğimiz ego (benlik) kapasiteleri ve vicdani sistem olarak tarif edebileceğimiz süperego (üst benlik) yapılanması bu gelişim dönemlerinde gerçekleşmektedir. Süperego, ebeveynin ve toplumun ahlâki kaidelerinin içselleştirilmiş hâli olarak tanımlanabilir.

Bu perspektiften bakıldığında, ahlâki çöküntü öncelikle süperego mekanizmasının ferdi ve toplumsal olarak sağlıklı bir şekilde inşâ edilmemesinin neticesi olarak değerlendirilebilir. Ferdin yalnızca kendi hazzını ve çıkarını merkeze aldığı, başkasının hakkını ihlâl etmeyi ise bir beceri olarak gördüğü, dürüstlük yerine kurnazlığı, fedakârlık yerine sömürüyü tercih ettiği patolojik kişilik yapıları da bu meselede aktif rol sahibidir.

Ayrıca, ahlâki ve sosyal kaidelerin devre dışı kalması, bu kaidelerin tatbik gücünü oluşturan otoritenin zayıflaması veya yozlaşmasıyla birlikte, insanların vicdan mekanizması olan süperego işlevini yitirir. Bu durum, ferdin dürtüsel arzularını, değer yargılarının ve toplumsal faydanın önüne koymasıyla neticelenir. Bu davranış ve yaşam tarzı da muhtelif savunma mekanizmaları ile aklîleştirilerek meşrulaştırılır.

Ahlâki çöküntü ve sosyal bozulma, bilişsel çarpıtmalar ve sosyal öğrenme süreçleri üzerinden de tarif edilebilir. İnsanlar, çevrelerinde yozlaşmanın ödüllendirildiğini (pekiştirildiğini) gördükçe, dürüst kalmanın bir kayıp olduğu yönünde fonksiyonel olmayan şemalar geliştirirler. Bu şemalar da “zaten herkes yapıyor, ben yapmasam başkası yapacak, bu dönemde bu gerekir, dürüst olanı sömürürler" gibi hatalı otomatik düşünceler doğurarak, ahlâki ihlâlleri ferdin zihninde normalleştirir. Bu bilişsel mekanizmaların kitlesel bir hâl alması ve toplumun, yanlışı yanlış olarak görme yetisini kaybetmesiyle sosyal bozulma derinleşir.

Bir başka açıdan bakarsak; kişi, hayatına anlam katan değerlerden sıyrıldığında, ortaya çıkan boşluğu geçici hazlar, ihtiraslar, konfor ve güç arzularıyla doldurmaya çalışır. Kişi, kendi değerlerini ihya ve inşâ edip, onlara sadık kalmak yerine yozlaşmış toplulukların tesiri altında sürüklenmeye başladığında toplumsal bozulma hız kazanır. Toplumsal değer yargılarının belirsizleştiği, kuralların tesirini yitirdiği ve insanların rehbersiz kaldığı durumlar bozulmanın zeminini hazırlar.

 

Modern Çağın Dinamikleri ve Sosyal Bozulma

Yaşadığımız çağa ait muhtelif faktörler de bu meselede ciddi pay sahibidir; iletişim imkânlarının gelişmesi ve küreselleşme, kültürlerin kendilerine has kodlarının değişmesine sebep olmuştur. İnternet ve sosyal medya, mahremiyet algısının dönüşmesine, ahlâki sınırların muğlaklaşmasına, teşhir ve tüketim odaklı yüzeysel bir melez kültürün yayılmasına katkıda bulunmuştur.

Ayrıca modern (!) dünyanın yaygın ekonomik modeli, insanları sürekli bir tüketim ve haz döngüsünde tutmayı amaçlar. Hazlara ulaşılabilirliğin artması ve reklamlar aracılığıyla sürekli kışkırtılması, haz odaklı bir yaşantının cazibesini arttırmaktadır. Bu durum, ferdin anlık doyum için uzun vadeli ahlâki ilkelerden taviz vermesi riskini doğurur.

Bunun yanında; güncel gelişmelerin ve dijitalleşmenin menfi yönleri, sosyal, hukukî ve ekonomik sahalardaki adaletsizlikler, siyasal sahadaki çekişmeler ve yozlaşmaların da kişilerin birbirine duyduğu güveni sarstığı ve toplumsal huzuru tehdit ettiği söylenebilir.

 

Sonuç

Mevzubahis bozulmanın ve çöküntünün önüne geçmek için hem ferdi hem de toplumsal olarak yerine getirilmesi gereken vazifelerimiz vardır.

Öncelikle sağlıklı ve huzurlu bir aile yapısı inşâ etmek elzemdir. Bunun için de aile fertleriyle ve özellikle gelişim dönemleri boyunca çocuklarla iyi ilişkiler kurmak, fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını karşılayarak güvenli bir bağlanmayı temin etmek gerekir. Kendi nefsimizde, aile fertlerimizde ve irtibatta olduğumuz çevremizde ahlâki kaidelerin yerleştirilip hayata aksettirilmesine, olgun bir vicdani yapının ve mesuliyet bilincinin geliştirilmesine gayret etmek, sağlıklı toplumun inşâsı ve devamı için mühimdir.

Toplumsal düzeyde ise adaletin, liyakatin ve sosyal yapıyı bozulmaktan koruyacak kaidelerin yeniden tesis edilmesi, tatbiki için lazım olan zeminin oluşturulması ve gözetilmesi, mevzubahis çöküşün engellenmesi için güçlü bir destek olacaktır.

Kur’an-ı Kerim’in de bize bildirdiği gibi; ferdin ve toplumun kurtuluşu, ancak kendi özündeki hatalı, arızalı nitelikleri iyileştirmesiyle mümkündür. [10].

 

Dipnotlar:

  1. 67/ Mülk Suresi 2: "O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yarattı. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayıcıdır."
  2. 91/ Şems Suresi 7-8: "…Nefse ve onu şekillendirene, sonra da ona iyilik ve kötülük kabiliyetini [fücurunu ve takvasını] ilham edene yemin olsun ki..."
  3. 33/ Ahzab Suresi 72: "...Şüphesiz o [insan], çok zalim ve çok cahildir."
  4. 4/ Nisa Suresi 28: "...İnsan zayıf [zaafları olan] bir varlık olarak yaratılmıştır."
  5. 21/ Enbiya Suresi 37: "İnsan çok aceleci bir tabiatta yaratılmıştır."
  6. 18/ Kehf Suresi 54: "...İnsan, tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür."
  7. 100/ Âdiyât Suresi 8: "Gerçekten o [insan], mal sevgisine çok düşkündür."
  8. 70/ Meâric Suresi 19: “Şüphesiz insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır.”
  9. "Âdemoğlu yaşlanır ama onda iki şey hep genç kalır: Yaşama hırsı ve mal hırsı." [Buhari, Rikak 10; Müslim, Zekât 115]
  10.  13/ Ra’d Suresi 11: “…Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez…”

 

 

Yazar:
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul