Ahlak, bir canlı türü olarak insanı hayvandan ayıran zeka gibi en temel ünitelerden bir tanesidir.
İnsan sosyal ve bireysel bir canlıdır. Güven duygusu ile yaşamak ister. Anne ve Babaya ihtiyaç duyduğu gibi arkadaş ve sosyal çevreye de ihtiyaç duyar. Çalışıp ürettiğinde mutlu, işe yaradığını hissettiğinde huzurludur
Tedirgin yaşamaktan, korku ile yüzleşmekten kaçınır.
Toplumsal hayatın güven içinde yaşanabilmesi ancak ahlaki normlar üzerinden mümkündür.
Bireyler karşısındaki kişi ile alışveriş halinde iken ona güvenmek ister ve bu çoğu zaman yazılı kurallar üzerinden değil, yazılı olmayan sosyal ahlak kuralları üzerinden gerçekleşir.
Örneğin fahiş kâr ticari ahlak sorunudur. Ticari hayat ise karşılıklı güven esasına dayanır. Bir malın fiyatlandırılması arz-talep dengesi ile o malın ihtiyaç değerlendirilmesi hesaplanarak yapıldığı gerçeği üzerinden hareket edildiğinde oluşan kârlandırma ile fırsat değerlendirmesi üzerinden hareket edildiğinde oluşan kârlandırma arasında çok büyük bir fark oluşmaktadır.
İşte ahlak burada devreye girmektedir ve dikkat edilirse ahlak ile bireysel kimlik arasında doğrudan ilişki sözkonusudur.
Ahlak öncelikle bireyden başlar daha sonra çevreye doğru yayılarak genişler en son toplum ve devlet aygıtında son bulur. Bazen de tam tersi olarak tepeden indirgemeci bir tarz ile devletten topluma toplumdan da bireye doğru akar.
Ahlak sorununu ortaya çıkaran en önemli etmenlerden bir tanesi teşhircilik-Röntgencilik özelliğidir.
İnsandaki bu özellik başkasında olana öykünme, kendinde olanı başkasına üstünlük olarak gösterme şeklinde özetlenebilir.
Genelde erkekler makamları, malları, kapitalleri, arsa, tapu, araç üzerinden başkalarına üstünlük kurmayı bir seramoni olarak teşhir ederler
Kadınlar ise bedenleri ve kıyafetleri üzerinden diğerlerine üstünlük kurmayı teşhir ederler.
Bu durum karşısında teşhir edilen ile pasif edilgen maruz kalış arasında sınıf farkı oluşmaktadır. Pasif edilgen özne, teşhir edene karşı röntgenci pozisyonunda yer almaktadır.
Malı ve makamı düşük olanlar bu eziciliğin altında kalarak üstünlük sıralamasını başkalarına kaptırır ve onlar gibi olmak için hırsla çalışmaya başlar.
Böylelikle Kozmetik sanayisi kadını, taşınır taşınmaz mallar ile para erkeği yönetmeye başlayarak insani değerlerin bir çok kısmını devre dışı bırakır.
Bu aşamadan sonra artık insan insanın kurdu ve birbirlerinin cehennemidir.
Bir ahlak problemi olarak eğitim de sorun oluşturmaya başlamaktadır. Bilgiyi üstünlük kurmak üzerinden hamleden günümüz dünyası, bilginin hizmetçi değil efendi olmasını sağlayarak bilgiye ulaşanların, bilgiden mahrum kalanlara üstünlük kurmasıyla Postmodern bir ahlak sorunu ortaya çıkarmışlardır.
Oysaki bilgiye ulaşmak insanlığa hizmet, fayda amacında olduğunda bir ahlaki değere sahiptir. Yapıcı ve geliştiricidir
Ahlak insan canlı türünün kendisine has niteliklerinden olan empati, vicdan, dayanışma, acıma duygusu, saygı gibi özelliklerden beslenir.
İnsan canlı türünün en primitif sistemi ilkel benliktir. İlkel benlik tabiatı haz ve çıkardan oluşur. Bencildir, kendisinden başkasına saygı duymaz, sadece kendisini önemser. Elde etmek istediği herhangi bir şey için kural veya yasa tanımaz, herhangi bir ahlaki, dini, sosyal değer üzerinden hareket etmez. Bu yönüyle hayvanlardaki benlik ile aynıdır, bir fark yoktur.
Haz ve çıkar tabiatı desteklendiğinde İnsanın en güçlü yönü ilkel benlik olarak kalacaktır. Bu da kural tanımazlık, başına buyrukluk, herhangi bir ahlaki norm, toplumsal yasa, devlet yasaları ya da dini kuralları dikkate almamayı beraberinde getirecektir.
Günümüz Türkiye’sinde ve dünya ekseninde şu anda olan da budur. Dikkat edilirse insanlar haz ve çıkar odaklı yaşamakta, birbirlerine üstünlük kurma yarışı yürütmektedirler. Güç ve egemenlik kadınlar üzerinden bakıldığında beden, erkekler üzerinden bakıldığında para ve makam şeklinde açığa çıkmaktadır.
Bu durum beraberinde hiçbir ahlaki değeri gözetmeme, herhangi bir dini kuralı dikkate almama, fırsat buldukça devlet yasalarına yakalanmamak üzere bir yaşam tarzını oluşturmuştur.
Haz ve çıkara uygun olmayan kadın erkek ilişkileri ihanet ve ayrılıkla sonuçlanmakta, ticari ortaklıklar son bulmakta, bireysel beğeni ve sosyal gruplar oluşurken güçlünün yanında yer alma, kazan da nasıl kazanırsan anlayışı hakim olmaktadır.
Kız çocukları zengin erkeklere teşvik edilmekte, erkek çocukları güçlü ve egemen olmak için ne yapılması gerekiyorsa ona yönlendirilmektedir.
Türkiye toplumunun bu hale gelmesi şüphesiz ki çocuklarını bu şekilde yetiştiren anne ve babaların etkisi üzerinden de değerlendirilmelidir
Sadece kazanmak üzere yetiştirilen çocuk büyüdüğünde tek hedefi bu olmaktadır. Erkek ve kadında aranan özellik ahlak ve din değil üstünlük olmaktadır. Bedensel üstünlük, para üstünlüğü, mal üstünlüğü, makam üstünlüğü tek kriter olmaktadır. Toplumdaki ahlaki çökkünlük, dini değerlerin geçiştirilmiş ve birkaç ritüelden ibaret hale gelişi bu sebeplerledir.
Ahlakın kazandırdığı değerlerden bir tanesi saygıdır. Ahlaklı kişi kendisine ve çevresine karşı saygılıdır. Giyimi, tutum ve iletişimi dikkatli ve kimseyi incitmemek üzerine kurguludur. Sosyal ortamlarda ne tip kıyafetle bulunacağını, kiminle nasıl konuşacağını, ses tonunu, mimiklerini, davranışlarını çok iyi kontrol ederek insanları kırmamaya özen gösterir. Oysa bugün olan şey bunun tam tersidir. İnsanlar topluluk içindeyken, otobüs metro ve AVM gibi ortak kullanım alanlarında çok sesli konuşabilmekte, kendilerinden büyük kişilere karşı kaba davranmakta, en ufak bir çatışmada büyük kavga çıkarmakta, toplu taşımada kadın yaşlı ve hastalara yer vermemekte, çok sesli etrafı rahatsız eden müzik açarak araçlarıyla geçmekte, insanların olduğu yerde özel ilişkilerini hiç kimseyi dikkate almadan ve saygı duymadan oracıkta yaşamaları, birbirlerine sarılmaları, öpmeleri, sesli gülüşmeleri, giyim tarzları gibi davranışların hemen hepsi o kişilerde ahlaki değerlerin olmayışının birer sonucudur.
Ahlaki değerlerin düşük olmasının sonuçlarından bir tanesi de kadın – erkek ilişkilerinin evlilik üzere değil de üretilmiş modern form olarak yansıtılmaya çalışılan sevgililik üzere oluşudur. Gerçekte bu form insan canlısının tabiatına aykırı bir formdur.
Sevgililik ilişkisi, bunu yaşayan hemen herkesi Psikososyal-Psikoduygusal açıdan sorunlu ve daha sonra da hasta kişiler haline döndürmektedir. İnsan fizyolojisi ve hormon sistemi libidinal arzunun cinsel sonuçlandırılması, Psiko-duygusal yönü de bir arada olma, dayanışma, sahip çıkma, ait olma, bir hayatı beraber üstlenme şeklinde bir algoritma ağı ile kuşatılmıştır. Merkezi sinir sistemi Vagus sinirler ve Fasya örgütlenmesi iyice incelendiğinde sonuçları itibarıyla evlilik dışı ilişki nedeniyle bozulmaktadır. Bu konuda bize gelen hastaların hemen hepsinin sinir sistemi dağılmış, Fasya bağlantıları sertleşmiş, esnekliklerini kaybetmiş, özellikle oksitosin ve endorfin biyokimyasallarının salınımı bozulmuş, hücre davranışları ve korteks normal olmayan impuls düzeneğine girmiştir. Dünyada yapılan araştırmaların sonuçları da bu şekilde nörolojik ve fizyolojik tabloyla belirgindir.
Bunun bir sonucu olarak da dünya genelinde depresyon ve anksiyete ilaçlarında özellikle evlilik dışı ilişkilerde bulunanların kullanımı ile alakalı bir patlama yaşanmaktadır. Yapılan araştırma şehirler ve evlilik dışı ilişkiler sonucu yaşanan anksiyete ve depresyon türünün aldatma, aldatılma, ihanet, öç alma, kıskandırma, kıskanma, saldırganlık, intihar, cinayet, evliliklerin gecikmesi ve boşanmaların artması şeklinde özel sonuçları da açığa çıkardığını göstermektedir.
Elbette bu gidiş antropik bir ilke olarak yıkım ile sonuçlanacaktır.
Bilim insanlarının insanlık tarihini araştırırken buldukları ve daha sonra bir antropik ilke halini alan ilk önce imar-inşa dönemi, daha sonra kurulum-medeniyet dönemi, sonrasında eğlence-sapkınlık-aşırılık ve en nihayetinde yıkım dönemi ilkesinin şu anda eğlence-sapkınlık-aşırılık dönemi bölümündeyiz gibi…
Eğer bu ilke söz konusu olacaksa bundan sonrası maalesef yıkım dönemidir.
Aslında bu ilkeyi Kur’an-ı Kerim‘de de bulabilmekteyiz.
Şu ayeti Kerim’e bizlere bunu çağrıştırıyor böyle bir sünnetullah yasası olabileceğini anlatıyor olabilir. Herşeyin en doğrusunu Allah (C.C) bilmektedir.
Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır. ( Meryem Suresi 59)
Temel ahlak değerlerinden yoksun olma insanların bir arada birbirine güvenerek yaşamasına engel olan bir eksikliktir. Çünkü her an aldatılacağını ya da dolandırılacağını düşünen, saygının olmadığı ortamları tecrübe eden insan hiç kimseye güvenmemekte, yalnız yaşamayı tercih etmekte, kendine güvenli alan olarak yalnızlığı seçmektedir. Böylelikle aldatılmaktan, dolandırılmaktan emin olup, duygularını koruma altına almaktadır.
Kendini Modern İnsan olarak tanımlayan birey ve kesimler incelendiğinde gerçekte çoğunun birbirine üstünlük kurmaya çalışan, bu uğurda bir çok entrika ve hile yoluna başvuran, kazanamadığı zaman hırsından ne yapacağını şaşıran, insanları ekonomik güçlerine göre sınıflandıran, kadınlarının zengin erkek peşinde, erkeklerinin çok genç ve cinsellik kurgusu üzerine kadın peşinde koştuğu kişilerden oluşan ve fuhuş, alkol, uyuşturucu ile haz kaynaklarını obez bir yalımla aşındıran tipolojilerden ibaret oldukları görülmektedir.
Bu yüzden her birinin dünyası ve ortaklıkları ihanet, aldatma, dolandırıcılık eksenli döngüde yürümektedir.
Bu kadar obez bir sınıflandırma ister istemez hiçbir kuralı tanımamayı, herhangi bir ahlaki öğretiyi takip etmemeyi, değersiz bulmayı getirmektedir.
Dileyelimde İnsanı, diğer canlılardan ayıran temel özellikler zaman içerisinde daha fazla öne çıkar ve toplumsal hayatı düzenleyici baş aktör haline gelir
Psikolog Şahin Ayer


