07 Eylül 2026 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / / Kur’ân’a Ve Sünnet’e Sımsıkı Sarılmak
Kur’ân’a Ve Sünnet’e Sımsıkı Sarılmak

Kur’ân’a Ve Sünnet’e Sımsıkı Sarılmak Abdullah Dâi

İbn Abbas (r.anhuma) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.), Vedâ Haccı’nda insanlara hutbe verip şöyle buyurdu:

“Şeytan, şübhesiz sizin topraklarınızda kendisine ibadet edilmesinden ümidini kesmişti amma bunun dışında amellerinizden küçümsediğiniz hususlarda kendisine itaat edilmesine dahi razıdır.

Bu sebeble ey insanlar, (önemsiz gördüğünüz işlerde dahi ona itaat etmekten) sakınınız.

Gerçek şu ki ben, aranızda kendisine sımsıkı sarıldığınız hâlde ebediyyen asla sapmayacağınız şeyler bıraktım:

Allah’ın Kitabı ve Nebîsinin Sünneti!

Şübhesiz her müslüman, müslümanın kardeşidir. Müslümanlar kardeştir.

Bir kimseye, kardeşinin malından kendi gönül hoşluğu ile verdiği dışında hiçbir şey helâl olmaz.

Benden sonra birbirinizin boynunu vuracak şekilde kâfirler olarak gerisin geri dönmeyiniz.”[1]

Âlemlere rahmet olarak gönderilen en son Nebî ve en son Rasul, Rasulullah Muhammed (s.a.s.), her fırsatta ve yeri geldikçe hayırlı ümmetini, en büyük düşmanları olan şeytana karşı uyarmaktadır… Bu uyku nedir, dinlenme nedir bilmeyen, gece ve gündüz görev başında olan en büyük düşman: Şeytan!

İlk insan, ilk Peygamber ve ilk medeniyet kurucusu Âdem (a.s.)’dan bu yana Âdemoğulları olan insan ile uğraşan, onları haktan ve hak yoldan saptırıp bâtıla ve bâtıl yollara sevk eden şeytan ile taraftarlarına karşı çok uyanık olmak gerekir…

Rabbimiz Allah Teâlâ uyarıyor:

“Ey insanlar, yeryüzünde olan şeyleri helâl ve temiz olarak yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Gerçekten o, sizin için apaçık bir düşmandır.

O, size yalnızca kötülüğü, çirkin hayâsızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.”[2]

“Ey iman edenler, hepiniz topluca barış ve güvenliğe (Silm’e, İslâm’a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.”[3]

“Ey iman edenler, şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa (bilsin ki) gerçekten o (şeytan) çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü emreder. Eğer Allah’ın üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, sizden hiçbiri ebedî olarak temize çıkamazdı. Ancak Allah, dilediğini temize çıkarır. Allah işitendir, bilendir.”[4]

“Ey Âdemoğulları, şeytan, anne ve babanızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini sıyırtarak onları cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de bir belâya uğratmasın. Çünkü o ve taraftarları, (kendilerini göremeyeceğiniz bir yerden) sizleri görmektedir. Biz, gerçekten şeytanları inanmayacakların dostları kıldık.”[5]

Allah ve Rasulü (s.a.s.), mü’min müslümanları, en büyük düşmanları olan şeytan ve taraftarlarına karşı uyarmakta, şeytana ve şeytanlaşmış insanlara kanmamaları için dikkatli olmalarını emir buyurmaktadır… Elbette ki bu buyruğa karşı muvahhid mü’minlerin kulluk vazifesi:

“İşittik ve itaat ettik’ demeleridir.”[6]

Bu konuda Katâde (rh.a.) şöyle der:

“Yüce Allah’a karşı her türlü isyan ve günah, şeytanın izinde olmak demektir.”[7]

Katâde (rh.a.):

“O (Şeytan) ve taraftarları, (kendilerini göremeyeceğiniz bir yerden) sizleri görmektedir.” (A’râf, 7/27) ayetini açıklarken şöyle demiş:

“Vallahi, senin görmediğin yerden seni gören düşmanın tasallutu çok şiddetli olur. Ancak Allah’ın korudukları bundan müstesnadır.”[8]

Mü’min müslümanlar, Rabbleri Allah Teâlâ’nın kendilerine, özellikleriyle tanıttığı en büyük düşmanları olan şeytanı çok iyi tanımaları, onun vesveselerine kanmamaları ve izinden gitmemeleri gerekir…

Bu, böyle!..

Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.), hayırlı ve vasat ümmetine, onlara sımsıkı sarıldıkları ve gereği gibi salih amel işledikleri müddetçe asla sapmayacakları şeyler bıraktı… Bunlar:

Allah Teâlâ’nın kitabı Kur’ân-ı Kerim ve Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti’dir!..

Hayırlı ve şahid ümmet, bu iki mukaddes emanete sahib çıkıp sarılarak gereği gibi davrandıkça dosdoğru yolda olacak, hak üzere bulunacak ve asla sapmayacaklardır… Eğer ümmette bir sapma ortaya çıkar ve böyle bir şey görülecek olursa, onların, Kur’ân’a ve Sünnet’e sarılma konusunda bir gevşeklik yaptıklarından dolayıdır… Bu kusurlarını görüp nâsûh tevbesi yaparak kendilerini düzeltirlerse, hiç şübhesiz sapılmışlıktan kurtulup dosdoğru yola tekrar girer ve gereği gibi salih ameller işleyerek hak üzere kalmaya devam ederler…

Câbir b. Abdillah (r.anhuma) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Size, öyle bir şey bıraktım ki, ona sımsıkı sarılırsanız bir daha asla sapmazsınız!

Size, Kitabullah’ı bıraktım.”[9]

Anam, babam O’na fedâ olsun, önderimiz Rasulullah (s.a.s.)’in ümmetine bıraktığı mirası ve emaneti Allah’ın kitabı Kur’ân’ı Kerim!..

Dünyada da âhirette de kurtuluş, ona sımsıkı sarılıp gereği gibi, yani Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti üzere amel etmektir… Hayat kitabı, mutluluk ve huzurun kaynağı: Kur’ân’ı Kerim!..

Ebu Şureyh el-Huzâî (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.), yanımıza çıktı ve:

“Size müjdeler olsun! Size müjdeler olsun! Allah’dan başka ilâh olmadığına ve benim de O’nun Rasulü olduğuma şehadet ediyor musunuz?” diye sordu.

Ashab:

-Evet, dediler.

Rasulullah (s.a.s.), bunun üzerine şöyle buyurdu:

“Bu Kur’ân, bir tarafı yüce Allah’ın elinde, diğer tarafı ise sizin elinizde olan bir sebeb(ip)dir.

Onun için ona (sımsıkı) tutununuz. Zira ona tutunduğunuz sürece ne dalâlete düşer, ne de helâk olursunuz!”[10]

Yezîd b. Hayyan anlatıyor:

Zeyd b. Erkam’ın yanına girdik ve O’na:

-And olsun ki, sen büyük bir hayra erdin. Şübhesiz sen, Rasulullah (s.a.s.)’in sohbetinde bulundun ve O’nun arkasında namaz kıldın, dedik.

Zeyd dedi ki:

-Evet, kuşkusuz Rasulullah (s.a.s.) bizlere hitab ederek buyurdu ki:

“Ben, sizin aranızda O’nun ipi olan Allah’ın Kitabını bırakıyorum. Her kim ona tâbi olursa doğru yolda ve kim de terk ederse dalâlette olur.”[11]

Ebu Said el-Hudrî (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Allah’ın Kitabı, gökyüzünden yeryüzüne uzatılmış bir ip gibidir.”[12]

Yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurdu:

“Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın.”[13]

Emiru’l-mü’minin İmam Ali b. Ebî Talib (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Cebrail yanıma geldi ve:

-Ya Muhammed, senden sonra ümmetin ihtilafa düşecek! dedi.

O’na:

-Ya Cibril, bu ihtilafın çıkış yolu nedir? diye sordum.

Şöyle dedi:

-Çıkış yolu Allah’ın Kitabı’dır. Allah, onunla zalimlerin belini kırar. Bu Kitab’a tutunan kurtulur, ondan uzak duran da helâk olur! İçindekiler, boş sözlerden uzak hak sözlerdir. Diller, onu okurken dolaşmaz. Şaşırtıcı sözleri de tükenmez. İçinde sizden öncekiler hakkında haberler, aranızdaki meseleler için de hükümler ve sizden sonra olacaklar konusunda bilgiler vardır.”[14]

Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Kerim için şöyle buyurdu:

“İşte bu (Kur’ân), uyarılıp korkutsunlar, gerçekten O’nun (Allah’ın) yalnızca bir tek ilâh olduğunu bilsinler ve temiz akıl sahibleri iyice öğüt alıp düşünsünler diye bir bildirip duyurma (bir belağ)dır.”[15]

“Sonra Kitab’ı (Kur’ân’ı), kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir yoldadır, kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda yarışıp öne geçer. İşte bu, büyük fazlın kendisidir.”[16]

Hayat kitabımız ve temel yasamız Kur’ân böyle!..

Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), yegâne Rabbimiz Allah’ın emri ve izniyle hem Kur’ân’ı, hem de Kur’ân’ın hayata uygulanışı olan Sünnet’i miras bıraktı… O Sünnet ki, Allah’ın muradına ve rızasına uygun vahyedilen Kur’ân’ın hayat bulmasından ve yaşanmasından başka bir şey değildir… Rasulullah (s.a.s.), “Müslüman olanların ilki”dir…[17] O, Allah’ın kulu ve Rasulüdür… O, kendisine Allah tarafından vahyedilen Kur’ân’ın ilk muhatabı ve gereği gibi uygulayıcısıdır… Şirksiz iman edip Kur’ân’da emredilenleri yaşamak isteyen bir mü’min müslüman şahsiyet, Rasulullah (s.a.s.)’in uygulamasını esas kabul edip ona göre amel etmelidir…

Rabbimiz Allah, önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.)’e şöyle hitab etmekte:

“Böylece sana emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, Kitab nedir, iman nedir bilmiyordun. Ancak Biz, onu bir nur kıldık. Onunla kullarımızdan dilediğimizi hidayete erdiririz. Şübhesiz Sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip iletiyorsun.

Göklerde ve yerde bulunanların tümü kendisine aid olan Allah’ın yoluna. Haberiniz olsun, işler Allah’a döner.”[18]

Şübhesiz hakikat böyle olduğu için Rabbimiz Allah Teâlâ, katıksız iman eden muvahhid mü’min kullarına şöyle buyurur:

“Kim Rasul’e itaat ederse, gerçekte Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni, onların üzerine koruyucu göndermedik.”[19]

“O’nun (Rasulullah’ın) emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir fitnenin isâbet etmesinden veya onlara acı bir azâbın çarpmasından sakınsınlar.”[20]

Rasulullah (s.a.s.), Rabbimiz Allah’ın kendisine beyân buyurduğu ve gösterdiği bir şekilde insanlık âleminin bütününü hak, hayır, iyilik, güzellik, mutluluk ve huzurlu olan dosdoğru yola davet etmiş ve O’nun vârisleri muvahhid mü’minler de aynı daveti devam ettirmektedirler…

Ayet-i kerimenin açıklamasında şunlar beyân edilmiştir:

“Hz. Peygamber’in insanları vahiyle davet ettiği yol, sırât-ı müstekîmdir. Bu yol, Allah’ın yoludur. Rasulullah (s.a.s.), insanları İslâm’a davet etti. O hâlde, İslâm Dini’nin bütün emir ve yasakları, yani Kur’ân ve Sünnet, sırât-ı müstekîm dediğimiz doğru yolu oluşturur. İslâm’a gerektiği gibi inanıp, onu hayatına uygulayan kimse doğru yolda sayılır. Rasul-i Ekrem Efendimiz, Peygamberlikle görevlendirildiği günden, dünya hayatına vedâ ettiği âna kadar insanları Allah’ın yoluna davetle meşgul oldu. Bu yola davet etmenin bütün yol ve yöntemlerini Ashâb’a, dolayısıyla ümmetine öğretti.

Kendisinden sonra gelen halifeleri de aynı yolu izledi. O hâlde, insanlığı doğru yola davet etmenin yol ve yöntemini öncelikle öğrenmek gerekir. Bu ise, İslâm’ı bilmekle olur. Kur’ân ve Sünnet bilgisi ilk temeli oluşturur. Hz. Peygamber’in hayatını ayrıntılarıyla bilmek, öğrenmek, dine davetin en önemli merhalelerinin başında gelir. Mademki Allah Teâlâ: ‘Sen, doğru yola, Allah’ın yoluna götürüyorsun’ buyuruyor, o hâlde o yolu ve o yolun önder ve örneğini iyi bilip tanımak gerekir.”[21]

Rasulullah (s.a.s.), göklerde ve yerde bulunanların ortaksız tek sahibi Allah Teâlâ’nın dosdoğru yoluna davet etti ve her hâliyle en güzel örnek oldu… O’na itaat eden, gerçekte Allah’a itaat etmiş olur… Çünkü O, Allah’a nasıl itaat edilmesi gerekiyorsa öyle itaat edip, kıyamete kadar, yalnız Allah’a ibadet, yani itaat için yaratılmış bütün insanlara eşsiz örnek olmayı gerçekleştirdi…

Rasulullah (s.a.s.)’e itaat, Allah’a itaat olduğuna göre, O’na itaat etmeyen, Allah’a itaat etmemiş olur… Çünkü Rabbimiz Allah, kendisiyle beraber O’na itaat etmeyi, mü’min müslüman kullarına emir buyurdu…[22] Mü’min müslümanların kulluk vazifesi, Rabbleri Allah’ın emrine itaat etmektir!..

“Kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse ve Allah’dan korkup O’ndan sakınırsa, işte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bunlardır.”[23]

Allah’ın ve Rasulünün emrine itaatsizlik edip aykırı davrananlar, kulluk vazifelerine ihanet etmiş ve hevâlarına uymuş olurlar… Bundan dolayı acı bir azâbı hak ederler…

Şeyhu’l-İslâm Ebu’s-Suûd Efendi (rh.a.), “İrşâdu’l-Akli’s-Selim” adlı meşhur tefsirinde şu tesbitte bulunur:

“Ayetteki ‘O’nun’ zamiri, Allah içindir, çünkü gerçek âmir O’dur. Yahud Rasulullah içindir, çünkü zikri maksud olan O’dur. Yani, Allah’ın emrine yahud Peygamber’in emrine aykırı davranıp gereğini yapmayanlar, dünyada başlarına bir belâ gelmesinden veya âhirette kendilerine dayanılmaz bir azâb çatmasından çekinsinler.”[24]

Rasulullah (s.a.s.), bir şeyi emrettikten sonra emrini dinlemeyip itaatsizlik edenlere dair birkaç örnek kaydedelim:

1-Seleme b. el-Ekva (r.a.) anlatır:

Bir adam, Rasulullah (s.a.s.)’in huzurunda sol eli ile yemek yedi.

Rasulullah (s.a.s.):

“Sağ elinle ye!” buyurdu.

Adam:

-Beceremiyorum, dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

“Beceremeyesin!” buyurdu.

Onu, (sağ eli ile) yemekten alıkoyan kibirden başkası değildi. Ondan sonra elini ağzına götüremez oldu.[25]

2-Rasulullah (s.a.s.)’in azâdlısı Sevban (r.a.) anlatır:

Rasulullah (s.a.s.):

“(Bu gece) yola çıkmaktayız. Bineği huysuz ve zayıf olan kişi yolculuğa katılmasın!” buyurdu.

Buna rağmen bir adam, huysuz devesi ile yola çıkmıştı. Ancak deveden düşüp baldırını ezerek (kırıldı ve) öldü.

Rasulullah (s.a.s.), cenâze namazının kılınmasını emretti. Sonra bir münadinin insanlara üç defa:

“Cennet, (söz dinlemeyen) âsîlere helâl değildir, cennet, âsîlere helâl değildir.” diye çağrıda bulunmasını emretti.[26]

3-Yahya b. Ebî Kesîr anlatır:

Rasulullah (s.a.s.), Ashâbına dağ tarafındaki bölgede savaşmalarını yasakladı. Herkes orayı terk etmiş ve sadece bir kişi orada kalmıştı. Bu kişi de orada savaşarak ölmüştü. Onu, namazını kılması için Rasulullah (s.a.s.)’e getirdiklerinde:

“Savaşmayın diye koyduğumuz yasaktan sonra mı öldürüldü?” diye sordu.

Ashâb:

-Evet, dedi.

Rasulullah (s.a.s.), onu bıraktı ve namazını kılmadı.[27]

4-Zeyd b. Eslem (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.), bir gün düşmana karşı yönelmişken Ashâbına:

“Sizden hiç kimse savaşmasın!” buyurdu.

Bunlardan bir kişi düşmana saldırıp birini öldürdü ve savaşmaya başladı. Sonra öldürüldü.

Rasulullah (s.a.s.)’e:

-Falan kişi şehid oldu, denildi.

Rasulullah:

“Savaşmayın diye koyduğumuz yasaktan sonra mı öldürüldü?” diye sordu.

Ashâb:

-Evet, karşılığını verdi.

Rasulullah (s.a.s.):

“Âsî kişi cennete giremez.” buyurdu.[28]

5-Ebu Hüreyre (r.a.) anlatır:

Rasulullah (s.a.s.):

“Ümmetimin hepsi cennete girecektir. Ancak imtinâ edenler (yüz çevirenler) girmeyecektir!” buyurdu.

Sahabîler:

-Ya Rasulallah, kimler imtinâ edecektir? diye sordular.

Rasulullah:

“Her kim bana itaat ederse cennete girecektir. Her kim de bana âsî olursa o da (davetimi kabulden ve emirlerime itaatten) çekinip imtinâ etmiş olur (ve cennete giremez).” buyurdu.[29]

Şeyhu’l-İslâm Kemâlpaşazâde (rh.a.), “Riyâzü’s-Salihin Şerhi” adlı eserinde bu hadis-i şerifi açıklarken şunları kaydetmiştir:

“Tîbî şöyle demiştir: Burada ‘ümmet’ten maksadın, davet edilen ümmet olma ihtimali vardır. Yani, mâna şöyle olur: Ümmetin hepsi cennete girecektir. ‘Yüz çeviren’ ise kâfirdir. ‘Ümmet’ten maksadın icâbet eden ümmet olma ihtimali de vardır. ‘Yüz çeviren’ ise, ümmetinden âsî olanlardır. Burada katı davranarak, günahlardan sakındırmak için onları istisnâ etmiştir.

‘Yüz çeviren kişi hariç…’ cümlesi, mahfuz olan bir kelimeye atfedilmiştir. Yani, mâna şöyle olur: ‘Biz, cennete girecek olanı anladık. Fakat yüz çeviren kimdir? Yani biz, yüz çevireni bilmiyoruz.’ Bunun cevabının hakkı normalde şöyle demekle başlamaktır: ‘Kim bana isyan ederse…’ Bunun yerine, onların bunu ve diğerini (cennete girecek olanı) bilmediklerine dikkat çekmek için hadisteki lafzı söylemiştir. Çünkü takdiren cümle şöyledir: ‘Kim bana itaat ederse cennete girer. Kim bana isyan ederse cehenneme girer.’ Sebebi sonucun yerine koyarak ‘yüz çevirse’ cümlesini, ‘isyan ederse’nin yerine koymuştur.”[30]

İrbâd ibn Sâriye (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Siz, benden sonra şiddetli ihtilafı göreceksiniz. Onun için benim Sünnetime ve hidayete mazhar kılınmış olan Hulefâyi Raşidin’in sünnetlerine yapışınız. Bu sünnetleri dişlerinizle sıkıca tutunuz.”[31]

Rasulullah (s.a.s.), kıyamete kadar gelecek ümmetinin bütününe seslenerek emrini vermekte, O’nun Sünneti’ne ve O’nun izinden gelen halifelerinin sünnetine sımsıkı sarılmayı beyân buyurmaktadır… O’nun Sünneti’ne sarılmak, Kur’ân’a sarılmaktır… Çünkü O (s.a.s.), Allah’dan kendisine vahyedilen Kur’ân’a göre amel etmiş ve Kur’ân’ı hayata uygulamıştır… Rasulullah (s.a.s.)’in hayatı, yaşayan Kur’ân’dır… Öyle bir yaşantı ki, Âlemlerin Rabbi Allah’ın muradına ve rızasına uygun bir hayat!..

Rasulullah (s.a.s.)’in vefatından sonra O’nun izini takib eden, Kur’ân’a ve Sünnet’e sımsıkı sarılmış halifelerin sünnetine de sarılmak gerek… Bu, Rasulullah’ın ümmetine emridir… Yani, İmam Ebu Bekr (r.a.), İmam Ömer (r.a.), İmam Osman (r.a.) ve İmam Ali (r.a.)’ın sünnetine sarılmak, Rasulullah (s.a.s.)’in izi üzere olmak demektir… Çünkü “Raşid Halifeler”, Rasulullah’ın miras bıraktığı Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı sarılmışlar ve hayırlı ümmeti Kur’ân ve Sünnet’e göre yönetmiş fazilet ve izzet sahibi şahsiyetlerdir… Adâletli ve çok kıymetli şahsiyetler…

Abdullah b. Mes’ud (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Uyulacak iki şey vardır: Allah’ın Kitabı ve benim yolum. En güzel söz, Allah’ın sözü, yolların en güzeli, Muhammed’in yolu ve yaşantısıdır.”[32]

Hak ve dosdoğru yol budur… Yerli ve yabancı İslâm düşmanları olan zalim tağutlar tarafından işgal edilen İslâm topraklarında yaşamaya gayret eden mazlum ve mustaz’af İslâm Milleti’nin, düşmanları tarafından çeşitli tuzaklar kurularak parçalanmış bir hâlde olduğu malumdur… Parça parça kılınmış İslâm Milleti, kendi aralarında ortaya atılan ihtilaflarla uğraşmakta, gerçek vazifeleri kendilerine unutturulmuş durumdalar… İslâm Milleti’nin ânın vâcibi olan vazifesi, yegâne Rabbleri Allah Teâlâ’nın buyurduğu gibi kardeş olmaları, birbirlerinin velîsi olduğunun şuuruna varmaları ve yeniden İslâm’a dönerek birlik ve beraberliklerini gerçekleştirmeleridir… İhtilaflardan ve çağın zalim tağutlarının esaretinden kurtulmanın tek çaresi, Kur’ân ve Sünnet’e emrolunduğu gibi sımsıkı sarılmak, gereği gibi salih amel işlemektir!..

Hayat önderimiz ve örneğimiz Rasulullah (s.a.s.)’in Vedâ Haccı sırasında ümmetine yaptığı vasiyet bu idi… İslâm Milleti’nin erkek olsun, kadın olsun katıksız iman etmiş her ferdinin kulluk vazifesi budur… Diğer mü’minlerle kardeş olup, mü’min müslümanların birlik ve beraberliğini sağlamak!.. Bu birlik ve beraberlik, ancak İslâm üzere olursa, gerçeğiyle gündeme gelip sağlanmış olur… İslâm Milleti’nin birlik ve beraberliği onlar için kurtuluşun tâ kendisidir… Kur’ân ve Sünnet üzere birlik ve beraberlik!.. Rasulullah (s.a.s.) uyarıyor!..

Enes b. Mâlik (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Her kim benim Sünnetimden (hayat yolumdan) yüz çevirirse o, benden değildir!”[33]

 

SPOT CÜMLELER

“Dünyada da âhirette de kurtuluş, ona sımsıkı sarılıp gereği gibi, yani Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti üzere amel etmektir…”

“O’nun Sünneti’ne sarılmak, Kur’ân’a sarılmaktır…”

“Rasulullah (s.a.s.)’in hayatı, yaşayan Kur’ân’dır…”

 

 

[1] Hâkim en-Nisâbûrî, el-Müstedrek Ale’s-Sahihayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, C. 1, Sh. 469, Hds. 323-324.

İbn Hişam, İslâm Tarihi-Siret-i İbn Hişam Tercemesi, çev. Hasan Ege, İst. 1985, C. 4, Sh. 346.

Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2017, C. 4, Sh. 395-397.

Dârekutnî, es-Sünen, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, C. 3, Sh. 536, Hds. 4525.

İmam Mâlik, Muvatta’, Kitabu’l-Kader, Hds. 3.

Beyhakî, es-Sünenü’l-Kebîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2016, C. 19, Sh. 260, Hds. 20362.

Ebu Abdullah Muhammed b. Ömer el-Vâkıdî, Hz. Peygamber’in Savaşları-Kitabü’l-Meğâzî, çev. Prof. Dr. Musa K. Yılmaz, İst. 2014, C. 3, Sh. 363.

İmam Zehebî, Tarihu’l-İslâm, çev. Muzaffer Can, İst. 2002, C. 4, Sh. 439.

İbn Cerîr et-Taberî, Tarihu’t-Taberî, çev. Cemalettin Saylık, Ank. 2019, C. 3, Sh. 150.

[2] Bakara, 2/168-169.

[3] Bakara, 2/208.

[4] Nur, 24/21.

[5] A’râf, 7/27.

[6] Nur, 24/51. Bakara, 2/285.

[7] Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü'l-Mensûr fi't-Tefsir bi'l-Me'sûr, çev. Hüseyin Yıldız, İst. 2012, C. 2, Sh. 121. İbn Ebî Hâtim ve Ebu'ş-Şeyh'den.

[8] Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü'l-Mensûr, C. 6, Sh. 347. Abd b. Humeyd ve Ebu'ş-Şeyh'den.

[9] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hacc, B. 19, Hds. 147.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Menâsik, B. 84, Hds. 3074.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Menâsik, B. 56, Hds. 1905.

Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, C. 4, Sh. 381.

Beyhakî, es-Sünenü’l-Kebîr, C. 9, Sh. 156, Hds. 8897.

İbn Hibbân, Sahih-el-İhsân fî Takribi Sahih-i İbn Hibbân, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2022, C. 2, Sh. 470, Hds. 1457.

İbn Huzeyme, Sahih-i İbn Huzeyme, çev. Dr. Şemsettin Işık, vdğ. İst. 2019, C. 4, Sh. 378, Hds. 2809.

İbn Ebî Şeybe, Musannef, çev. Yaşar Güngör, İst. 2010, C. 6, Sh. 226, Hds. 14925.

El-Vâkıdî, Hz. Peygamber’in Savaşları-Kitabu’l-Meğâzî, C. 3, Sh. 353, 363-364.

İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye-Büyük İslâm Tarihi, çev. Mehmet Keskin, İst. 1994, C. 5, Sh. 284.

[10] İbn Ebî Şeybe, Musannef, C. 12, Sh. 237, Hds. 30628.

İbn Hibbân, Sahih, C. 1, Sh. 214, Hds. 122.

Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2024, C. 16, Sh. 204, Hds. 491.

Beyhakî, Şuabu’l-İman, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, C. 3, Sh. 18, Hds. 1792.

İmam Ebu Muhammed Abdulhamid b. Humeyd b. Nasr el-Kissî, el-Müntehab-Abd b. Humeyd Müsnedi, çev. Serkan Ünal, Konya, 2015, Sh. 246, Hds. 483.

İbn Hacer el-Askalânî, el-Metâlibu’l-Âliye, çev. Adem Yerinde, vdğ. İst. 2010, C. 3, Sh. 337, Hds. 3508-3509. Ahmed b. Menî, Müsned’den.

[11] İbn Hibbân, Sahih, C. 1, Sh. 214, Hds. 123.

[12] İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2013, C. 1, Sh. 507, Hds. 786.

[13] Âl-i İmrân, 3/103.

[14] İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 1, Sh. 509, Hds. 791. C. 14, Sh. 347, Hds. 20964.

Sünen-i Dârimî, Kitabu Fedâili’l-Kur’ân, B. 1, Hds. 3335.

Taberânî, el-Mucemu’l-Kebîr, C. 15, Sh. 30, Hds. 160.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, çev. Adem Yerinde, İst. 2015, C. 12, Sh. 186, Hds. 11664.

İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, çev. Dr. Savaş Kocabaş, İst. 2010, C. 1, Sh. 36, Hds. 16.

[15] İbrahim, 14/52.

[16] Fatır, 35/32.

[17] Rabbimiz Allah Teâlâ, kulu ve Rasulü Muhammed (s.a.s.)’e şöyle buyurur:

“De ki: ‘Rabbim, gerçekten beni doğru yola iletti, dimdik duran bir dine, İbrahim’in hanif (muvahhid) dinine. O, müşriklerden değildi.’

De ki: ‘Şübhesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah’ındır.

O’nun hiçbir ortağı yoktur. Ben, böyle emrolundum ve ben müslüman olanların ilkiyim.” En’âm, 6/161-163.

[18] Şura, 42/52-53.

[19] Nisa, 4/80.

[20] Nur, 24/63.

[21] İmam Nevevî, Riyâzü’s-Sâlihîn, Tercüme ve Şerh: M. Yaşar Kandemir, vdğ. İst. 2011, C. 1, Sh. 547.

[22] Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, Rasul’e itaat edin.” Nisa, 4/59.

[23] Nur, 24/52.

[24] Şeyhulislâm Ebussuûd Efendi, Ebussuûd Tefsiri, çev. Ali Akın, İst. 2007, C. 9, Sh. 4329.

[25] Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Eşribe, B. 13, Hds. 107.

Sünen-i Dârimî, Kitabu’l-Et’ime, B. 9, Hds. 2038.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 13, Sh. 161, Hds. 18789.

İmam Ebu Muhammed Abdulhamid b. Humeyd b. Nasr el-Kissî, el-Muntehab-Abd b. Humeyd Müsnedi, Sh. 204, Hds. 388.

[26] İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 9, Sh. 355, Hds. 13157.

Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, C. 5, Sh. 48.

Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, C. 2, Sh. 110, Hds. 1436.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale’s-Sahihayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, C. 4, Sh. 302, Hds. 2690.

Abdurrezzâk es-San’ânî, Musannef, çev. Hasan Yıldız, İst. 2013, C. 5, Sh. 215, Hds. 9294.

[27] Abdurrezzâk es-San’ânî, Musannef, C. 5, Sh. 214, Hds. 9291.

Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr, C. 11, Sh. 127.

[28] Abdurrezzâk es-San’ânî, Musannef, C. 5, Sh. 216, Hds. 9296.

Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr, C. 11, Sh. 127-128.

[29] Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-İ’tisâm, B. 2, Hds. 12.

[30] Kemâlpaşazâde, Riyâzü’s-Salihîn Şerhi, çev. Nureddin Yıldırım, İst. 2025, C. 1, Sh. 550.

[31] Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 6, Hds. 42.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’s-Sünne, B. 5, Hds. 4607.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-İlm, B. 16, Hds. 2815.

Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 16, Hds. 96.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 1, Sh. 512, Hds. 797-799.

Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, C. 13, Sh. 409, Hds. 617-621.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, C. 1, Sh. 477, Hds. 333-334.

[32] Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 7, Hds. 46.

[33] Sahih-i Buhârî, Kitabu’n-Nikâh, B. 1, Hds. 1.

Sahih-i Müslim, Kitabu’n-Nikâh, B. 1, Hds. 5.

Sünen-i Nesâî, Kitabu’n-Nikâh, B. 4, Hds. 3203.

İbn Ebî Âsım, Kitabu’s-Sünne, çev. Ayetullah İslâm Genç, İst. T.y. Sh. 29, Hds. 61-62.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul