Recep Arslan
Dava; bir hedefi, amacı, ilkesi ve ölçüleri olan bir yoldur ve davet de o yola çağırmaktır. Hedef var, fakat amaç edinilmemişse, amaç ve çaba var yanlış uygulanılıyorsa, yanlış ölçülerle yol alınıyorsa sonuca ulaşılamayacaktır. Bir müminin davası mutlak Rabbimizin ölçüsünü belirlediği kitaba ve örnek kıldığı Rasulün yaşantısına uymalıdır. Kitab ve sünnete uygun bir yol edinilmiş, şuur yok, yani ne yaptığının, hangi yolda olduğunun, kimin yolunda olunduğunun farkında olunmamışsa yol üstünde problem olacaktır. Şuur; bir şeyin farkında olmaktır. Ne yaptığını ve söylediğini bilmektir. Anlamadığınız ve farkında olmadığınızın hakkında şuur oluşmaz. Dava anlaşılmış, şuurla farkındalık oluşmuş, fakat sorumluluk bilinci yok veya oluşmamışsa davada devamlılık olmayacaktır. Davanın bilinmesi yetmez, ilkeleri anlaşılacak, farkında olup üzerinde sorumluluk hissi oluşacak ve bir ömür mücadelesi verilecektir. Bunu yapabilen dava adamıdır. Dava adamı olmak için önce davanın bilinmesi, şuurlu olup farkında olunması ve o dava için kendini sorumlu hissetmesi gerekmektedir.
Bir şeyin hevesi ve heyecanı taşınıyorsa, mutlu olunuyorsa, onun için mal, can, zaman, bilgi, güç, yani imkanlar ve değerler harcanıyorsa, yapılanlarla sevgi duyuluyorsa, heyecan taşınıyorsa o şey dava edinilmiştir. Her inanç mensubu bu duyguları ve mücadeleleri o yol için harcıyorsa o yolun dava adamı olmuştur. Bu hak ve bâtıl adına da olsa o yolun adamıdır. İblis şeytanlaşarak bâtıl davasının kıyamete kadar adamı oldu ve olmaya devam ediyor. Kim ne için değerlerini harcıyorsa onu dava edinmiştir. Sonrasında onu korur, gündeminde tutar, sever ve savunur, dokundurtmaz ve eleştirtmez. Çünkü dava adamı olmak bunu gerektirir. Bugün ne yazık ki bâtılın dava adamları müminlerden daha fazla davaları için zaman ve enerjilerini, maddi ve manevi değerlerini harcamaktadır. Çalışan ve mücadele edene başarı gelecektir. Siz yapmanız gerekirken yapmadığınız şeyleri görün, dert edinin, sorumluluk hissedin ki azminiz ve heyecanınız oluşsun. Emanet yüklendiğinin farkında olan bir kişi, emanet olan bu dinin sorumluluğunu hissetmesi gerekir. Emanet yüklenmek demek, onun sorumluluğunu üstüne almaktır. Bu da ancak farkındalık, şuur ve bilinçle olur. Çocukların şuurları ve bilinçleri tam gelişmediği için sorumluluk hissi duymazlar. Aklı kullanabilen herkes sorumluluk sahibi olmalıdır. Sorumluluk sahibi olan kişiler dava için davet edilmezler, çünkü onlar davanın merkezinde bulunurlar.
Şuur, bilinç ve sorumluluk için aklın doğru bilgiyle kullanılması gerekmektedir. Aklın kullanılması için bilgiyle zikir, yani hatırlatma ve hatırlama gerekir. Aklın ortaya koyduğu tefekkürle sorumluluk hissi oluşur. Sorumluluk hissi oluşan kişiden de mücadele ve çaba göstermesi beklenir. Yoksa dava konuşulan fikir ve teoriden başka bir şey olmaz. Tarih boyunca nice fikirler ve düşünceler bilgi olarak kalmıştır. Hayata geçirilen fikirler davaya dönüşmüştür. İslam hayat programıdır. Hayata geçirilmez ise, konuşulan ve tartışılan fikir olarak kalır. İnsanların çokları dinlerini dava edinmemişlerdir. Sadece söylem yapar, inandıklarını iddia ederler. Oysa Rabbimiz kitabında bilgili olanları konuşup tartışanları hak olarak vasıflandırmaz. Bilgili olanları değilde, amel edenleri vasıflandırır. Bilgili olup da amel etmeyenleri kitabı yüklenmiş eşeklere benzetir. Oysa amel edenleri muttaki, muhsin, muhlis, sâdık, şehid, veli ,ensar diye isimlendirir. Bunlar dava adamı olmanın sonucudur.
Allah’ın yardımcıları olmaları emredilen müminlerin mutlak bu dinin adamı olmaları ve mücadele etmeleri gerekir. Söylem, eleştiri, kınama, tartışma herkesin işi olabilirken, dinini dava edinenlerin eylemden sonra söylem yapmaları gerekir. “İşittik ve itaat ettik” ayeti işittikten sonra eylemin gelmesi gerektiğini bildirir. Allah’ın Rasulleri önce yaşayan şâhid, sonra iyiliği emredip kötülüklerden men edenlerdir. Örnek Allah’ın Rasulü ise, hayatının hangi alanında durmuş. Yapması gerekenleri ötelemiş, bana ne demiş, gevşeklik göstermiş, başkalarına havale etmiş, şuursuz ve sorumsuz davranmış. Sorulduğunda Rasulullahı herkes örnek almakta. Şuur ve bilincin oluşması için dava edindiğiniz dini ve o dinin örneğini anlamış ve tanımış olmanız gerekir. Anlaşılmayan bir dinin içinden şuurlu insan yetişemez. Topluma ve nice topluluklara bakın, bilgisizliğin ve farkındalık oluşmamasının sonucu saptırılma ve sömürülmeler kaçınılmazdır.
Rabbimiz kitabında yaklaşık 750 civarında ilimden, 300 civarında zikirden, yani hatırlatmadan, 49 defa akletmekten, 19 defa tefekkürden bahseder ki farkındalık, şuur oluşsun ve insanlar sorumluluklarının farkında olsunlar. Bilgi yoksa hatırlama olan zikir oluşmaz. Zikir (hatırlatma) yoksa, akletme, yani kıyas, bağlantı kurma, değerlendirme yapma oluşmaz. Akletme yoksa da tefekkür, yani fikir oluşmaz. Tüm bunlar yoksa kalp devrede değildir. Kalp devrede değilse dava anlaşılmamış, içselleştirilmemiş, sonucunda da konuşma ve amel kalben yapılamayacaktır. Kalben yapılmayan dava olmadığı gibi o kişi de dava adamı değildir. Delinin ve çocuğun derdi olmaz. Delide akıl yok, çocuktada gelişmemiştir. Aklı olanın mutlak davası vardır. Davası ya Allah’ın dininin yaşanılması ve anlatılması olur, ya da dünyalıklar, heva ve heveslerdir.
Sorumluluk sahibi ve bilinçli olan dinini dava edinmiştir. Bunlar zamanlarından ve rahatlarından fedakarlık yaparlar. Zamanlarının bir kısmını davaları için harcarlar. Allah’dan başka hiçbir kimseden hiçbir beklenti içinde olmazlar. Hiçbir peygamberin beklemediği gibi. “Benim bu davetime karşılık sizden hiçbir ücret beklemiyorum” demişlerdir. Hürmet, saygı, övülme hissi, değerli bilinme duygusu, ayrıcalıklı tutulma, görülme, bilgisini ve değerini gösterme hastalığı, yaptığı çalışmaları sürekli gündemde tutma insanlardan bir beklenti içinde olma birer kalp hastalığı ve riya şirkidir. Dava adamı beklentiyi davasının sahibinden bekler. Yaptıklarını ve bilgisini, Rabbinin ona takdir ettiklerini riya, kibir ve hased gibi kalp hastalıklarından korur. Kur’anda 91 kez salih amel işleyin, yani yaptıklarınızı koruyun buyrulur. Yoksa yapılanların hiçbir karşılığı olmayacaktır. Riya şirki bu zamanın müminlerinin büyük hastalığıdır. Allah’ın Rasulü de bunu bin dört yüz küsür sene önce bildirmiştir. “Sizin için en çok korktuğum şey küçük şirktir. Ey Allah’ın Rasulü o nedir, diye sorulunca. Riyadır (gösteriştir) buyurmuştur.” (Müsned). Riya şirki bu ümmetin ciddi bir problemidir. Fakat asıl problem, bunu kimsenin üstüne almamasıdır.
Şuurlu ve bilinçli dava adamı, davasında sabırla süreklilik gösterir. Zamana, şartların iyi ve kötü değişmesine, insanların tavır ve davranışlarına bakmadan, gevşemelere karşı sabırla direnir ve davanın içinde kalır. Sabır yoksa şuur ve sorumluluk yoktur. Sabır var, şuur ve sorumluluk duygusu yoksa, yine sonuç olmayacaktır. Sabrı gündeme alanın önce Hz. Nuh ve bir avuç müminin 950 yıllık sabır mücadelesini görmesi gerekir. Plansızlık ve plana göre hareket etmeme sabırsızlığı ve tükenmişliği getirecektir. Plansızlık, yapılanları ve gidişatı muhasebe edip sorgulamama samimiyeti yok eder. Bilgisizlik ve bilgiyi üstüne almama da sabırsızlığı gündeme getirir ve samimiyeti yok eder. Bilgi yoksa, anlaşılmamışsa, üstüne almamışsa, samimiyet sizi bir yere kadar götürür. Bugün sorumluluk duygusunun az olduğu bir zaman. Az bir kesim sorumluluğun farkında ve diğerlerini zorla davanın içinde tutmaya çalışmakta. İşi kendi isteğiyle üstüne alan değilde, zorlamayla yapan topluluklara dönüşülmüştür.
Dava adamı, temsil ettiği davayı her alanda gücü yettiği kadar temsil eder. “O halde gücünüz kadar Allah'tan korkun (Muttaki olun). Dinleyin, itaat edin ve kendiniz için hayır olarak infak edin…” (Teğabun, 16) Rabbimiz kimseden gücünün dışında emir ve yasaklarına uymasını istememektedir. Dolayısıyla da müminler birbirlerinden güçlerinin dışında bir beklenti içinde olmamalıdırlar. Herkes gücü kadar o davanın içinde yaşayan ve anlatan şâhidleridir. Bu, şuurlu ve sorumluluğunun bilincinde olanların yapabileceği bir iştir. Şuur ve bilinçle, sorumluluğunun farkında olarak tebliğ ve temsil yapılabilinir. Davanın davetçisi olmak için, davanın bilinmesi gerekir. Bilgiyle tebliğ ve bilgiyle temsil olur. Kendini hatasız, doğru gören, doğruya kapalı olacak ve değişemeyecektir. Eksikliğini gören, değişmek isteyenler şuurlanır ve sorumluluk sahibi olurlar. İslam davasını konuşan ve tartışan çok varken, kendisine bakan, hatalarından dönen, sorumluluk duyan azdır. Çokları eleştirirken, kınarken, eleştirilmeye tahammülleri yoktur.
Şuurlu bir dava adamı ulaşabileceği, gücünün yettiği, sorumlu olduğu alanlarda mücadele eder. Gücünün sınırlarını bilir ve ona göre hareket eder. Ulaşamayacağı veya sonra ulaşılacak hedeflerle zamanını harcamaz. Gücünü, zamanını ve imkanlarını ulaşabileceği şeyler için harcar. Ulaşamayacağı hedeflerin sonucunda nicelerinin sabırları tükenmiş, yıpranıp bıkkınlık oluşup kenara çekilmişlerdir. Niceleri de küçük ve basit şeylere bakıp küsmüş, yoldan çıkmış, kenara çekilmiş, bekleme moduna girmiştir. Yol uzun, sabır devamlı, mücadele her an almaz ise, bahanelerin arkası kesilmez. Rabbimiz “Ey iman edenler” diye tekile değilde, çoğunluğa hitab eder. Fakat ahiret noktasında herkes kendisine çalışır. Davadan bıkan ve yorulan, geride duranlar yaptıklarını kendilerine yapmışlardır. Dinini dava edinen, o dini her dinden ve sistemden üstün olsun ve her insana ulaşsın için mücadele eder. Bu dava adamının yapması gereken bir iştir. Şuur kaybı, farkındalık ve sorumluluk hissi azalırsa, o kişide topluluktan uzaklaşma, nasihat almama, aynı şeyleri konuşup, tartışıp tekrara düşme, dünyevileşme, hedefin olmaması veya unutulması, hedefin kısa olup ulaşıldığında durulması, rahat yaşamın istenmesi gibi sebeplerle davadan uzaklaşır.
Sorumluluk sahibi ve şuurlu bir dava adamı kendisinden sonrası için dava adamı olacak nesiller yetiştirir. Bunun derdinde olur. Bu, hem kendi nesli, hemde müminlerin nesilleri için yapar. Bilgili nesil değilde, bilinçli, yaptıklarının ve konuştuklarının şuurunda olan, farkındalık oluşturan, sorumluluğunun farkında olan nesiller yetiştirmek gerekir. Neye ve niçin itaat ettiğinin farkında olmayan nesillerden ancak köle ruhlu nesiller yetişir. Sorgulamayan aklını kullanamayan sadece denilenleri yerine getiren nesiller oluşur. Aklını kullanmayan ancak köle olur. Nice yapılar nesilleri sömürmek için sorgulamayan, eleştirmeyen, düşünmeyen fertler yetiştirirler. Ayrıca kaliteli ve nitelikli nesil yetiştirmek için, kaliteli ve nitelikli eğitmenler gerekir. Bilgiyi herkes verirken, eğitmek herkesin işi değildir. Herkes Rasulullahın (s.a.s) etrafındakilerin çoğunun gençler olduğunu anlatır, o gençlerin babalarına ve atalarına karşı koyup islamı seçtiklerini söylerler, fakat kendi yetiştirdiklerinden sahabe gibi genç olmalarını istemezler. Kendilerine, fikirlerine, yollarına, inandıklarına koşulsuz, şartsız boyun eğip itaat etmelerini isterler. Dolayısıylada az bir kesim sahabenin gençleri gibi nesiller yetiştirmeye çalışmaktadır.
İslamı dava edinen bir kişi Dünyada sonuç odaklı değilde, mücadele odaklı bakar. Davasında ne mücadele verdiğine bakar. Mücadelesinin sonucunu Rabbine bırakır. Galibiyeti ve sonucu görmesede o verdiği mücadeleye odaklanır. Çünkü zafer ve galibiyet Allah’ın dilemesiyledir. Dünyada sonuç odaklı bakan, sonucu hemen isteyenlerin sabırları hedeflerine ulaşmadan tükenmektedir. Bundan bir şey olmaz, böyle sonuca gidilmez söylemleriyle geride kaldıkları gibi, gidenleride durdurmaya çalışmaktadırlar. Hz.Tâlut'un ordusunda fazla su içenler de aynı şeyleri söylemişlerdi.
Şuurlu ve sorumluluk sahibi bir mümin, hem toplum için hemde etrafı için sorumluluğunun gereğini yapar. “Siz insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülüğe mani olursunuz. Ve Allah’a da iman edersiniz. …” (Âli İmran, 110) Suurlu ve sorumluluk sahibi bir dava adamı Rabbinin kendisini tüm insanlar için hayırlı topluluk olarak çıkarttığının farkında olur ve vazifesi olan emir ve yasaklamayı yapar.
“İçinizden hayra davet eden, iyiliği emredip, kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte onlardır.” (Âli İmran, 104) Yine şuurlu dava adamı kimseye bakmadan bulunduğu dava içinde öncü olmaya çalışır ve etrafı için hayır olacak her işe çağırır, iyiliği emredip kötülüklerden sakındırmaya devam eder. Kimin yaptığına, çalışıp çalışmadığına bakmaz.
Şuurlu ve sorumluluk sahibi dava adamı kadınıyla ve erkeğiyle birbirlerinin yanında yer alan, birbirlerine yönelen, seven ve destekleyen, birbirlerine yardım eden, gözetleyip koruyan, sırdaş ve dost olan velilerdir. Bun ancak suurlu dava sahipleri yaparlar.
“Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. İyiliği emrederler, kötülüğü yasaklarlar. ..” (Tevbe, 71) Erkeğiyle kadınıyla Allah’a , kitabına ve Rasulüne güvenen bütün müminleri Rabbimiz birbirlerine veliler kılmıştır. Onlara veli olma tercihi sunmamış, veli kılmıştır. Müminlere düşende birbirlerine yardımcı veliler olmalarıdır.
“Sizden kim bir Kötülük görürse onu eliyle düzeltsin, buna gücü yetmezse, diliyle düzeltsin, bunada gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin.” (Müslim) Elbette bulunduğu ve inandığı davayı dert edinenler, o dava için mücadele ederler. Kötülüğü güçleri kadar bertaraf etmeye çalışırlar. Bu hadis herkesin gücü kadar mücadele etmesinin gerektiğini bildirmektedir. Gücü yeten eliyle, diliyle, yetmeyen ve yetişemeyenlerde kalpleriyle mücadele ederler.
“Allah’a yemin ederim ki, senin vesilenle bir tek kişinin hidayete ermesi senin için kızıl develere sahip olmaktan daha hayırlıdır.” (Buhari-Müslim) Bilinçli ve sorumluluk sahibi dava sahibi olanlar Davetlerinin sonucunda bir kişi dahi olsa hidayetlerine vesile olma çabasındadırlar. Bu herkesin bu müjde için çalışması gerektiğini bildirmektedir. Bu hadisin başka varyantlarında güneşin üzerine doğduğu her şeyden hayırlı olduğu bildirilmiştir. Senin vesilenle denilerek, herkesin kendisi için mücadele ettiğini bildirmektedir. Başkalarının yaptıklarıyla övünmek yerine hayırlarda yarışmak dava adamının işidir.
“Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olun.” (Saf, 14) Bilinçli ve şuurlu olup, sorumluluğunun farkında olan bir mümin bulunduğu yerde Allah’ın yardımcısı olması gerektiğini bilmelidir. Bu farkındalıktır. Rabbimiz tüm müminlere kadınıyla, erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla, az bileniyle çok bileniyle Allah’ın yardımcıları olmalarını emretmektedir. Herkes gücü kadar eliyle ve diliyle davanın içinde ensar olmalıdır.
“Şüphesiz ki Allah’ın velilerine korku yoktur. Onlar mahzun olmayacaklardır.” (Yunus/62) Allah’ın yardımcısı olan müminler aynı zamanda Allah’ın velileridir. Rabbimiz, tüm müminleri kendisine yardımcı, birbirlerini sevip destekleyen veliler edinmiştir. Ve onlardan bunun gereğinin yapılmasını istemektedir. Şuurlu bir dava adamı bunun gereğini yapmalıdır.
“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et. Onlarla en güzeli ile mücadele et. ..” (Nalh, 125) Şuurlu bir dava adamı Bir cemaate, topluluğa, bir görüşe değilde hayatına hükmedip yöneten Rabbinin kitabda bildirdiği yola davet eder. Bunu Kitabın sahibi nasıl davet etmesini bildirmişse o şekilde yapar. Hikmetle, yani bilgiyle ve güzel bir lisanla yapar.
“İkinizde Firavuna gidin. Şüphesiz ki o azdı. İkinizde ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt alır veya korkar.” (Taha, 43-44) Gidilecek, hak bildirilecek kişi firavun gibi haddi aşmış birisi de olsa yumuşak bir lisanla hakkın bildirilmesi emredilmiştir. Rabbimiz bilse de biz kimin hidayet bulacağını, korkup sakınacağını bilmiyoruz. Herkesin hakka yöneleceği bakışıyla güzel bir davet yapılmalıdır.
“Allah’ın rahmeti sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalpleri olsaydın muhakkak ki onlar etrafından dağılıp giderlerdi. Öyleyse onları affet, onların bağışlanmalarını dile ve işlerinde onlarla iştişare et. Azmedip karar verdiğinde de artık Allah’a tevekkül et. Şüphesiz ki Allah tevekkül edenleri sever.” (Âli İmran, 159) Rabbimiz Rasulüne bile onların hidayet bulması senin elinde değil, Allah’ın rahmeti sayesinde sen yumuşak davrandın. Dava adamı davetinde kaba ve katı kalpli olmamalıdır. Dinin sahibi nasıl davet emretmişse ona itaat gerekir.
“Kolaylaştırın zorlaştırmayın, müjdeleyin nefret ettirmeyin.” (Buhâri) Allah’ın Rasulü de İnsanların güçlerine göre zorlaştırmadan kolaylaştırmayı emreder. Sevdirmeyi emredip nefret ettirmemeyi bildirir. Dinin sahibi ve tek örneği dava adamının tavrını bildirir.
“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz. Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah nezdinde büyük bir gazaba sebep olur.” (Saff, 2-3) Rabbimiz şuurlu bir mümine yapmayacağı şeyi söylememesi gerektiğini bildirir. Bunun Allah’ın gazabına sebep olacağını da bildirirken ne yazık ki konuşan çok, iş yapan, konuştuğunun mücadelesini veren azdır. İnsanlar iyilikleri emreden, kötülükleri bildiren çokken, kendine konuşan, konuştuklarını üstüne alan çok azdır. Rabbimiz kitabı da okuyorsunuz, yani bilginizde varken söylediklerinizin sizin içinde olduğunun farkında değil misiniz. Bunu akletmiyor musunuz diye müminlere hatırlatır. Hatırlatma üstüne alan, dava sahibi olan, sorumluluk sahibi müminlere.
“İnsanlara iyiliği emrediyor da kendinizi unutuyor musunuz. Oysa kitabı da okuyorsunuz. Hala akletmiyor musunuz.” (Bakara/44)
“Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” (Muvatta) Herkesin ahlaktan bahsettiği, kötülüğü kınadığı, Rasule tabiyiz dediği bir yerde Allah’ın Rasulü ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim diye buyurmaktadır. İçinde şirk, küfür, hased, riya, kibir gibi hastalıklardan arındırılmış, iman, teslimiyet, ihlas, ihsan, takvalı kalp ahlaklıdır. Ahlak bedenin değil kalbin halleridir.
“Allah’a davet eden, salih amel işleyen ve şüphesiz ki ben müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?” (Fussilet, 33) Gerçek dava adamı, şuurlu ve sorumluluk sahibidir. Davetini dinin sahibi olan Allah’a yapar. Allah’ı bütün isimleriyle ve sıfatlarıyla birlemeye çağırır. Söylediklerini yapar ve bir ömür koruyarak ıslah eder. Yani salih amel işler. Sadece sözle değilde hayatının her alanında Rabbinin emirlerine itaat ederek davasının müslimi olur. Yaşantısıyla ben müslümanlardanım der.
“Kim bir şeye aracı olursa ondan kendisine bir pay vardır. Kim de kötü bir şeye aracılık ederse, ondan da ona bir pay vardır. Allah herşeye güç yetirendir.” (Nisa/85) Davanın gerçek sahipleri yaptığı her şeyin karşılığının olduğunu bildikleri gibi, vesile ve aracı olduklarınında sahibi olduğunun farkındadırlar. Dalayısıyla da hak ve hayra vesile olma çabasındadırlar.
“Allah iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfir olanların velileri ise tağutlardır. Onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi olarak kalıcıdırlar.” (Bakara, 257) Her dava adamı bir yere ve yola davet eder. Rabbimiz müminleri şirk, küfür, hased, kibir, riya karanlıklarından, iman, ahlak, ihlas, ihsan ve takva aydınlığına davet eder. Hakkın üstünü örten kafirlerin davetçileri ve velileri onları iman aydınlığından şirk, küfür, hased ve kibir karanlıklarına çağırırlar. Mümin dava adamı Rabbinin davet ettiği yola davet eder.
“Şüphesiz ki benim velim kitabı indiren Allah’tır. O, salih kimselere velilik eder.” (Arâf, 196) Allah’u teâlâ müminlerin yardımcı, koruyup gözeten velisidir. Nefsini şirk, küfür, hased, kibir, riya hastalıklarındanıslah etmiş salih kimselerin velisidir. Dolayısıylada dava adamı salihlerden olmaya çalışmalıdır.
“Ameller ancak niyetlere göredir. Herkese ancak niyet ettiği şey vardır. ..” (Buhâri) Allah’ın Rasulü ameller niyetlere göredir buyurur. Şuurlu ve sorumluluk sahibi bir kişinin kalbine bakması gerektiğini ve kalbende koruması gerektiğini bildirmiştir. Ahirette herkes niyetinin ve samimiyetinin karşılığını görecektir. Yani herkes kendine çalışır ve kazanır.
“Şüphesiz Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim) Rabbimiz kimsenin kara kaşına gözüne, boyuna posuna, rengine ve kazandığı mallarına, makamlarına, bilgisine değilde, kalbindeki niyetine ve o niyetle ne amel ortaya koyduğuna bakmaktadır. Karşılıkta buna göre verilecektir.
Ne mutlu dinini bilip, dert edinen, gereğini yapan, bilinçli, şuurlu ve sorumluluk sahibi olanlara.


