ADEM KAHRAMAN
İnsanın iyi veya kötü olarak vasıflandırılmasına yol açan mânevî nitelikleri, huyları ve bunların etkisiyle ortaya konan iradeli davranışlar bütününe ahlak denir.(1)
Burada dikkat edilmesi gereken mesele, ahlakın tanımıyla beraber iyi ve kötünün ölçüsüdür. Bundan dolayı bu ölçüyü biz İslam olarak ele alacağız. İslam iyi ve kötüye müthiş bir ölçü koyuyor. Resulullah (s.a.s.) şöyle buyuruyor: “Sizden biriniz kendisi için arzuladığı şeyi din kardeşi için de istemedikçe (tam) iman etmiş olamaz.”(2) Bu ölçü tüm insanlar için geçerlidir.
Adem’den (a.s.) bu günümüze kadar iyi olan ahlakı İslam yoluyla tüm rasuller insanlığa öğretmiştir. Şeytan ve şeytanlaşmış insanlar kötü olan ahlakı insanlara öğretmeye gayret etmişlerdir. İslam'la şereflenmiş ve güzel ahlak sahibi olan insanlara örnek rasuller gelmiştir. Her bir rasul de kendisine vahyedileni insanlara nasıl olması gerektiğini en ince detayına kadar göstermiştir. Bu vahye uyanlar huzur içerisinde yaşamışlardır. Ne zamanki insanlar rasullerden yüz çevirdi, işte o zaman haramlarla beraber kötü ahlak yayılmaya başladı. O zaman da yeryüzünü anarşi ve zulüm ele aldı. İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda da maalesef rasullerin yolu terk edildi. “Cahiliyenin hükmünü mü istiyorlar?”(3) diyen Rabbimize, istisnalar kaideyi bozmaz cihetinden evet diyen bir toplulukla iç içe yaşıyoruz.
- yüzyılın cahiliye toplumunun amentüsü olan zulüm, her çağda toplumları helak etmiştir. Öyle bir ahlaki yozlaşma yaşanıyor ki, Habil ve Kabil kıssasındaki yozlaşmanın katbekat büyükleri ile karşı karşıyayız. Güçlü olanın kural ve kaidelerinin geçerli olduğu ve bunun sadece güçlüyü haklı çıkardığını açıkça görmekteyiz. Örneğin nasıl ki Firavun, sırf iman eden sihirbazları kendisinin izin vermeden böyle bir şey yaptığını bahane ederek onları şehit etmişti. Bugün de Yahudi devleti, elleriyle yazdıkları dinlerini bahane ederek Filistinlileri tarif edilemez zulümle katletmektedir. İslam hiçbir zaman güzel ahlaktan taviz vermemişken, şeytanın düzeni ahlakı kalbura çevirmiştir.
Nice yakın veya uzak tarihten örnekler olmasına rağmen, insanlar neden güzel ahlaka gönlünü açmaz? Yasa ve nizamını bu kural ve kaidelere uydurmaz? Ve neden birtakım insanlar da bunları destekleyip bu zulüm sistemini ayakta tutarlar? Nasıl ki ölçü İslam ise, bunun zıddı da küfürdür; bunu bilerek konuyu birkaç bölümde ele alalım.
GÜZEL AHLAK YÖNETİMİ: İSLAM DEVLETİ
İslam devleti, rasullere indirilen vahiy ve rasullerin muhayyer bırakıldıkları konularda tercih ettikleri kural ve kaidelerdir. İnsanın eşitliğini savunan bir nizamdır. Bu konuda Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyuruyor: “Rabbiniz birdir, babanız birdir, hepiniz Âdem’in çocuklarısınız; Âdem de topraktan yaratılmıştır. Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap’a, kızıl tenlinin beyaz tenliye, beyaz tenlinin kızıl tenliye takva dışında hiçbir üstünlüğü yoktur.” şeklindeki tebliğiyle İslam’daki bu eşitlik anlayışını teyit etmiştir.(4)
Bir örnekte şöyle buyurulmuştur: Hz. Âişe’den rivayet edildiğine göre, Mahzum kabilesinden hırsızlık yapan bir kadının durumu Kureyşlileri pek üzmüştü. Bunun üzerine: “Bu konuyu Rasulullah (s.a.s.) ile kim görüşebilir?” diye kendi aralarında konuştular. Bazıları:
“Buna Rasulullah’ın sevgilisi Üsame İbni Zeyd’den başka kimse cesaret edemez.” dediler. Üsame de onların istekleri doğrultusunda Peygamber (s.a.s.) ile konuştu. Resul-i Ekrem (s.a.s.) Üsame’ye: “Allah’ın koyduğu cezalardan birinin uygulanmaması için aracılık mı yapıyorsun?” buyurduktan sonra kalkıp bir konuşma yaptı ve şunları söyledi:
“Sizden önceki milletlerin yok olmasına sebep, içlerinden soylu biri hırsızlık yapınca ona dokunmayıp, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca ona cezasını vermeleriydi. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fatıma hırsızlık yapsaydı, onun da elini keserdim.”(5)
İşte bu, güzel ahlakın vücut bulmuş hâlidir ki; vahiyle hareket edilmiştir.
Sa’d (r.a.) bir gün Âişe annemize sorar:
“Ey Mü’minlerin annesi! Bana Rasulullah (s.a.s.)’in ahlakını (yaşayışını) anlat.” dedi.
Hz. Âişe:
“Sen Kur’an’ı okuyorsun değil mi?” diye sorunca Sa’d:
“Evet, okuyorum.” diye cevap verdi.
Bunun üzerine Hz. Âişe yukarıdaki sözü söyleyerek:
“Nebiyy-i Muhterem (s.a.s.)’in ahlakı Kur’an idi.” dedi.(6)
İnandık ve iman ettik. Güzel ahlak denince Rabbimizin şu buyruğuna bakalım. Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır.”(7)
Hayatında güzel ahlaktan başka bir şey yoktu. Çünkü Rabbim şöyle buyurdu:
“Kişisel arzularına göre de konuşmamaktadır. O (size okuduğu), kendisine indirilmiş vahiyden başka bir şey değildir.”(8)
Maalesef insanların korktuğu, “ben de inandım” diyenlerin kaçtığı güzel ahlak ve güzel ahlak kurallarının bir bütünü olan İslam devleti böyledir. İslam devletinin değerini ve önemini anlama noktasında zıt yapıdan da bahsedelim.
KÖTÜ AHLAK YÖNETİMİ: BEŞERİ DEVLETLER
Halkın çoğunluğu veya ileri gelen zengin, güçlü ve benzerlerinin bir araya gelmesi ile oluşan yönetim biçimidir. Tarihte zengin devletlerin hikâyelerinde sömürülen toplumları görmekteyiz. Günümüzde Fransa’dan örnek verdiğimizde, 20’ye yakın devleti sömürüp adalet ve hürriyetten bahsettiğini biliyoruz. Meşhur olan zulümlerinden bazıları da şunlardır. Yeterince çalışmadıklarını zannettiği insanların çocuklarının ellerini kestiğini ve kendilerinin de bunu kabul edip tarihlerinde beyan ettiklerini biliyoruz.
İngiltere’den örnek verecek olursak, kaç ülkeyi saymalıyız demektense, günümüz beşeri devletlerinin büyük çoğunluğu diyerek vehameti ortaya koyalım. İstekleri karşılanmayınca iç isyanlar ve darbelerle nice insanların zulümlerle öldürüldüklerini bilmekteyiz.
Daha bu ve benzeri beşeri devlet olarak kurulmuş kötü ahlaklı yapıları ve bunların egemenliğini isteyen toplulukları sayabiliriz. Ancak biz şunu ortaya koymak istiyoruz. Kötü ahlakın zararları bilinmesine ve bunun devlet bulmuş hâlinin de daha kötü sonuçlar vereceği bilinmesine rağmen, topluluklar maalesef bunları istiyor. Bilerek veya bilmeyerek bunların neferliğini yapıyor.
Kendi topraklarında esaret altında yaşayan topluluklara baktığımızda, zulmeden zalimin yalanını ve ihanet eden yöneticilerin adaletini istediklerini hayretler içerisinde izlemekteyiz. Ve bu topluluklar için şu nasihati gündeme getiriyoruz.
AKLEDENLER İÇİN TARİHİN TEKERRÜR ETMESİ
Evet, tarih tekerrürden ibarettir. Sadece Firavun, Nemrut ve Ashab-ı Uhdud’un kralı zulmetmiyordu. İnsanların rasullere kulak kapatan tüm toplulukları, ekini ve nesli yok ediyorlardı. Yeryüzünü ahlaki değeri olmayan bir yaşam alanına çevirdiler. Rasullerini terk eden Yahudiler şöyle dediler: “Bizim şeriatta da zina edenleri recm ediyorduk. Ama güçlüler ve zenginler zina edince biz onlara başka şeriatlar (kanunlar) uyguladık.” dediler. Bunun gibi topluluklarda ahlak olmayınca, ortaya bundan başka bir şey çıkmıyor. Günümüzden örneklere baktığımızda da aynı çirkefliği görmekteyiz. Hırsız, yöneticiler namına çalarsa ona ödül ve makam verilirken, kendisi için çalana hapis ve cezaevlerinin yolları görünüyor. Beşeri devlet yöneticilerinin mal varlıklarına baktığımızda, çalışmakla elde edilemeyeceğini açıkça görmekteyiz. Yandaşlarının (sihirbazlarının) topluma yaptığı zulme (doğrunun gizlenmesine) baktığımızda, övgü ve makam elde ettiklerini görmekteyiz.
Akletmeyecek misiniz? Rabbimizin bize sorduğu bir soru. Gelelim biz de bu beşeri devlet yöneticilerine ve destekleyicilerine soralım: Akletmeyecek misiniz?
“Kuşkusuz insan çok zalim, çok cahildir.”(9) Çünkü Rabbimiz bu insanların hâllerini bildirmiştir. Hiç düşündünüz mü? Birkaç ayete müracaat edelim. Rabbimiz şöyle buyurmuştur: “Biz size uymuştuk. Şimdi siz, bizden biraz olsun azap savabiliyor musunuz? Biz hepimiz buradayız. Şüphesiz Allah, kulları hakkında hükmünü vermiştir.”(10) Evet, Firavun ve destekleyicilerinin sözleri buydu. Bugünkü beşeri devlet yöneticileri ve avanelerinin sözleri de böyle olacaktır.
Tarih tekerrür etti ve şeytanlaşmış insanlar beşeri devletler kurup iş başına geçmiştir. Sihirbazlarına yanlarında güzel makamlar vermişlerdir. İslam’ı bilen sihirbazlar, güzel ahlak sahibi İslam davetçilerini susturmak için ahiretlerini dünyalıklar ve makamlar için satmaktadırlar. Oysa ki güzel ahlakın temsilcileri, Rablerinin şu sözlerini sihirbazlara ve avanelerine hatırlatıyoruz:
“Ey kavmim! Bu elçilere uyun. Sizden bir ücret istemeyen o kimselere tâbi olun; onlar doğru yoldadırlar. Hem ne diye beni yaratan ve sizin de dönüp kendisine varacağınız Allah’a kulluk etmeyeyim ki?”(11)
Sihirbazlar bu sözleri kendilerinden önceki Yahudiler gibi öyle bozup tahrif ediyorlar ki; halk, kendilerini sömüren, zulmeden ve ebedî cehenneme sürükleyen kötü ahlaklı insanların peşinden gitmeyi doğru zannediyor. Güzel ahlakın ölçüsü olan vahiyden bahsetsek, tağutlardan nemalanan, tağutun kurum ve kuruluşlarında çalışan sihirbazlar devreye girmektedir.
Tarih tekerrürden ibarettir. Nasıl ki güzel ahlaktan sapan Bel‘am bin Bâûrâ gibiler utanç kaynağı olarak yazılmış ve elem verici azaba düşmüş ise, Bel‘am bin Bâûrâ’dan icazet ve distribütörlük alan günümüzün ahlaksız sihirbazları da aynı sonuca düşeceklerdir.
AHLAKIN ÖLÇÜSÜ İSLAM. İSLAM'IN ÖLÇÜSÜ DE ŞERİATTIR.
İnsanları yoktan var eden, çamurdan yaratıp şekil veren, huzur bulması için eşler yaratan, yeryüzünü yaratıp insanı da oraya halife yapan Rabbinin nizamına uymak kurtuluşun tek gerçeğidir. Bu kurtuluşa İslam denir. İslam olana da Müslüman denir. Müslümanın hayatında ve devlet yönetiminde egemen olan ancak Allah’tır. Çünkü O, Âdil-i Mutlaktır. Adaletiyle insanlara merhamet eden ve onlara uyarıcılar gönderen O’dur. Tarihe bakın da güzel ahlaktan yüz çevirenlerin akıbetlerini görün. Onun adaleti, yeryüzüne gönderdiği kitabı ve elçisinin sünnetidir. Bundan başka hak bir yol yoktur.
Böyle iken onlara ne oluyor ki âdeta aslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi öğütten yüz çevirip kaçıyorlar?(12) Ey sihirbazlar ve onun yolundan giden insanlar! Allah’ın şeriatından neden yüz çevirerek kaçıyorsunuz? Neden ahlaksız insanların peşlerinden gidiyor ve Allah’ın şeriatından yüz çeviriyorsunuz?
SON SÖZ OLARAK
Ahlak aramızdan ayrılalı bir asırdır. Hâlimize şöyle bir bakalım. Ne hâldeyiz? Nereye sürükleniyoruz? İnsanlığın değer yargıları nereye doğru gidiyor?
Zamanın araç ve gereçleri sihirbazların eliyle aile yapısını tarumar etti. Kadının özgürlüğü bahanesi ile yuvalar yıkıldı. Televizyon ve internet aracılığı ile kadın, sihirbazların elinde kendilerini daha da güçlendirecek bir meta hâline geldi. Evde kocasına ve çocuğuna hizmet etmek ve iffetini korumak karşılığında cenneti kazanacakken, evdeki bulgurdan olmak deyimi ile aynı sonucu elde etti. Ne elinde itaatle cennetin kapısının anahtarı olan kocası var ne de cennet annelerin ayağı altındadır şuurunda yetişen evlatları var. Evdeki bulgur elden gidince hayat şu atasözü gibi oluyor. Derler ki; dilencinin unundan sağlıklı ekmek çıkmaz. Evet, bugünkü sihirbazların tezgâhında işlenen kadından da maalesef ahlaklı anneler ve eşler çıkmaz.
Öncelik kadın olduğu gibi, televizyon ve internetin acziyetine uğramış erkekten de adam çıkmaz. Allah’ın emaneti olan kadına bakıp değer vermek yerine, sihirbazların oyuncağına aldanıp öyle bir ahlaksızlığa sürükleniyor ki; bugün bunu anlatmaya yazılar yetmez. Eşine gösterdiği bir tebessümün bile sadaka ve günahlarına kefaret olacağı unutturulmuştur. Sihirbazların sunduğu ahlaksızlık onlara öyle bir içirilmiştir ki; açıkça yabancılarla el ele, kol kola olduklarını görmekteyiz. Bu ahlaksızlık değil de nedir? Kapalı odalarda baş başa kalmalardan tutun da mahremiyetin karşılıklı çiğnenmesine kadar maalesef sihirbazların, erkeklerin de ahlakını bozduğunun bir gerçeğidir. Ahlak bozulunca düzeltme yerine, bozuk ahlakı korumanın mücadelesi aleni bir şekilde verilmektedir.
Bir baba oğluna diyor ki; “Oğlum, yürüyüşüne dikkat et.” Evlat da diyor ki; “Asıl sen dikkat et. Ben senin gibi yürüyorum.” Dediği gibi, evlatlarımız da sihirbazların oyuncakları ile ahlaktan uzak bir yaşama gitmektedir. Çocuk dediklerimizin insanların üzerine ölüm yağdırdıklarını aleni duymaktayız. Anne ve babasının kafasına sıkıp boğazını kestiğini görmekteyiz. Bunları daha da sayıp zihinleri bulandırmayalım.
“Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez.”(13) Kendimizi vahye göre değiştirmeli ve şu emre göre yaşamalıyız: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.”(14)
Rabbim tağutlardan ve sihirbazlarının ahlaksızlığından bizi korusun. Rabbim, rasullere ve rasullerin mirasına sahip çıkanlardan eylesin...
Kaynak
- TDV ahlak maddesi
- Buhârî, Îmân 7; Müslim, Îmân 71-72. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyâmet 59; Nesâî, Îmân 19, 33; İbn Mâce, Mukaddime 9
- Maide suresi 50.
- Müsned, V, 411
- Buhârî, Enbiyâ 54, Megâzî 53, Hudûd 11, 12; Müslim, Hudûd 8, 9. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Hudûd 4; Tirmizî, Hudûd 6; Nesâî, Sârık 6; İbni Mâce, Hudûd 6
- Müslim, Müsâfirîn 139. Ayrıca bk. Nesâî, Kıyâmü’l-leyl 2
- Ahzap suresi 21.
- Necm suresi 3 ve 4.
- Ahzap suresi 72.
- Mü'min Suresi, 47 ve 48
- Yasin suresi 21 – 23 ayetleri
- Müddessir suresi 49-51 ayetleri
- Rad suresi 11. Ayeti
- Tahrim suresi 6. Ayeti


