Hüseyin K. Ece
-Giriş:
Soru şu: Bir müslüman için Peygamber’e (s.a.v.) itaat etmek farz anlamında vacip midir?
Öyleyse bu itaatin boyutları nelerdir? Ona itaat etmenin gerekçesi ne olabilir?
Peygamber’e kimler itaat etmelidir?
Bugün Peygamber’e nasıl itaat edilebilir?
Peygamber’e itaat gerçek müslümanlık mıdır?
Vahyi insanlara tebliğ ve beyan etmekle (açıklamakla) görevli bir Elçinin, vahiyle ilgili her sözü, her davranışı, her uygulaması elbette önemlidir.
Peygamber (s.a.v.) bir elçi olarak vahyin anlamını, maksatlarını ve uygulamasını göstermekle görevli idi. Dolaysıyla vahiyden aldığı güçle ve izinle ilgili konularda söz söylemiş ve uygulama yapmıştır.
Peygamber (s.a.v.) din adına, ya da Allah (cc) izin vermediği halde O'nun adına kendiliğinden hiçbir şey söyleyemez. O, aklının erdiğini değil, Allah'ın kendisine vahyettiğini insanlara açıklar. (Necm 53/4)
Onun din adına hak’tan başka hiç bir şey konuşmayacağı konusunda şöyle bir haber bulunmaktadır:
“Abdullah b. Amr demiş ki: Rasûlüllah’tan (s.a.v.) duyduklarımı ezberlemek için yazsam mı ki diye düşündüm. Kureyş beni yazmaktan caydırdı ve; “Rasûlüllah (s.a.v.) kızgınlık ve sakinlik hallerinde konuşan bir insan iken, sen ondan duyduğun her şeyi nasıl yazarsın?” dediler. Bunun üzerine yazmaktan vazgeçtim. Sonra durumu Rasûlüllah’a (s.a.v.) arzettim. Eliyle ağzına işaret ederek:
“(İstediğini) yaz, canımı kudret elinde tutan Allah’a (c.c.) yemin ederim ki, buradan haktan başka bir şey çıkmaz” dedi.” (Ebu Davûd, İlim/3 no: 3646. Darimî, Mukaddime/43 no: 490)
Bunun için onun peygamberliğini, ya da vahyi tebliğ etmesini Kur'an'dan ayrı düşünemeyiz.
Peygamber’in (s.a.v.) Kur'an’ı pratiğe aktaran İslâmî hayatı Din dilinde ‘sünnet’tir.
Onun sünneti de Kur'an’a bağlı olarak, onun maksatlarını gerçekleştirmek üzere müslümanlara bazı kurallar, ölçüler ve ilkeler getirmiştir.
Bunlar bir anlamda Kur’an’ın daha geniş bir açıklamasıdır, Kur’an’ın pratiğidir.
Kur'an hz. Muhammed’e hitaben şöyle diyor:
“Sana zikri (Kur'an'ı) indirdik ki kendilerine indirileni insanlara açıklayasın (beyan edesin), ta ki düşünüp öğüt alsınlar." (Nahl 16/44)
Açıklama (beyan), bir metni-parçayı sadece okumak değildir. Açıklama (beyan), önce okuyup hazmetmek, bildirmek, gerekli izahlarda bulunmak ve anlaşılır hâle getirmektir.
Peygamberin açıklama görevi, vahiy'den ne kasdedildiğini açıklamak, uygulamak, ya da uygulanabilir oluşunu göstermektir.
İşte Peygamber’in (s.a.v.) Kur'an'ı açıklarken yaptığı izahlar ve ortaya koyduğu pratikler onun sünnetidir. Yaygın ifadeyle ‘sünnete uymak’; Peygamber’in getirdiği ölçülere uymak, onu örnek almak, onun ahlâkını ve davranışlarını izlemek demektir.
Bu da bir anlamda ona itaattir.
Tekrar edelim ki İslâmın ana kaynağı Kur’an, ona tabi olan ikinci kaynağı ise Kur’an’ın uygulaması/pratiği olan Sünnettir. (Fıkıhta bunlardan sonra gelen icma, kıyas, mesâlih-i mürsele, istihsan, şeriatu men kablenâ, maslahat gibi deliller şer‘î hükümlerin metodlarıdır, Dinin kaynağı değil...)
Bu açıdan Kur’an’ın anlaşılması, nasıl uygulamanın nasıl olacağı için Peygamber‘in İslâmî hayatının bilinmesine ihtiyaç vardır.
Rasûlüllah İslâmî hayatı bilinmeden Kur’an’ın yeterince uygulanması mümkün olmadığı gibi, Peygambersiz müslümanlık da olmaz.
İnsan Allah’a ibadet edebilme yeneğine de sahiptir. O bu yeteneklerle bir Yaratıcı’nın var olduğunu anlayabilir ama Yaratıcının nasıl olduğunu, onun kendisinden ne istediğini Vahiysiz bilemez.
Bundan dolayı insanı en iyi bilen Rabbimiz, yaratılışın sebebini açıklamak, hükümlerini bildirmek, kulluk görevlerini öğretmek, dönya sınavının, dareyn saatinin nasıl kazanılacağını göstermek için elçiler görevlendirmiştir. Allah (c.c.) seçtiği bu elçilere vahyeder, onlar da Allah'ın ne vahyettiğini insanlara duyururlar.
Son Elçi’nin (s.a.v.) durumu da böyledir. Onun İslâm adına söyledikleri ve yaptıkları müslümanları ilgilendirir. Kur’an, Hz. Muhammed’e uymamızı (Nisâ 4/59 ve 80), Ona itaat etmemizi ve O’nu örnek almamızı emrediyor. (Ahzâb 34/21)
O bugün yaşamadığına göre ona nasıl itaat edeceğiz, nasıl örnek alacağız?
İşte burada karşımıza Rasûlüllah’a itaat konusunu çıkıyor.
-Son Elçi’ye itaatin insanlara/mü’minlere emredilmesi
Ona itaatı nasıl anlamalı?
Ona sadece onu sağlığında gören, yanında duranlar mı itaat etmeliydi?
Daha sonradan gelen müslümanlar Peygamber’e itaati emreden âyetlerin hükmünden sorumlu değiller mi?
Sorumlu iseler bunu nasıl yerine getirebilirler?
Bu ve buna benzer sorular Muhammed’in (s.a.v.) peygamber (rasûl-nebi) olarak misyonunu ve ona itaatin boyutlarını anlamamıza yardımcı olurlar.
Kur’an’da onsekiz âyette Allah’a ve Peygamber’e (s.a.v.) itaat birlikte geçiyor.
Bunlardan altı tanesi “Kim Allah’a ve Peygamber’e itaat ederse...” (Nisâ 4/13, 69, 80. Nûr 24/52. Ahzâb 33/71. Fetih 48/17),
beş tanesi “Allah’a itaat edin ve Rasûl’e de itaat edin...” (Nisâ 4/59. Mâide 5/92. Nûr 24/54. Muhammed 47/33. Teğabûn 64/16),
üç tanesi ise “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin...” (Âli İmran 3/32, 132. Enfal 8/46)
üç tanesi “Allah’a ve O’nun elçisine (Rasûlü’ne) itaat edin...” (Enfal 8/1, 20. Mücadele 13)
bir tanesi de “Şayet Allah ve Peygamberine itaat ederseniz...” (Hucurût 49/14) şeklinde geliyor.
Bütün bu âyetlerde rasûl kelimesinin harfi terifli (belirlilik takısıyla), ya da nisbet zamiriyle; rasûlühu (onun elçisi) şeklinde gelmesi, itaat edilmesi gereken elçinin belirli bir kişi olduğunu, onun da son Elçi hz. Muhammed (s.a.v.) olduğunu gösterir.
Kur’an’ın ilk muhatapları, belirlilik takısıyla ve isim tamlaması tarzında gelen ifadenin kimi işaret ettiğini gayet iyi biliyorlardı.
Rasûl (elçi)... Kim?... Elbette o. Bilinen şahıs... Mekkelilerin tanıdığı Abdullah oğlu Muhammed...
Şu âyette kendisine itaat edilmesi istenen elçinin şüphesiz ki bilinen (ma’lum) kişi, risâlet görevi aldığı belli olan ve el-Emin sıfatıyla tanınan, söylediklerinde de sâdık (yüzdeyüz doğru) olan Abdullah oğlu Muhammed’tir.
O nedenle Rasûl (elçi) belirlilk takısıyla geliyor.
“Öyleyse ey mü’minler, siz namazı hakkıyla ifa etmeye devam edin, zekâtı verin, Rasûl’e itaat edin ki merhamete nail olasınız!” (Nûr 24/56)
Şu âyet Peygambeber’e (sav) itaat konusunda çok daha net bir ölçü getiriyor.
“Allah ve Rasûlü bir işe hüküm verdiği zaman, iman etmiş bir kadın ve erkeğe, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur.
Her kim Allah ve Rasûlü’ne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzâb 33/36)
Bir başka âyette; peygambere itaat “peygamber’e uymak” tarzında ifade ediliyor. Zaten bu iki ifade arasında bir fark yoktur.
“Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o Rasûl’e, o ümmî Nebî'ye uyanlar (var ya), işte o Elçi onlara iyiliği emreder, onları kötülükten men eder, onlara tayyibâtı (temiz ve güzel şeyleri) helâl, habâisi (pis ve zararlı şeyleri) haram kılar...
O Peygamber'e iman edip ona saygı gösteren, yardım eden ve onunla birlikte gönderilen Nûr'a (Kur'an'a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır.” (A'râf 7/157)
Kur’an ‘peygamber’e itaati’ bir başka yerde “Allah’ın ve Elçisi’nin emirlerine boyun eğmek” şeklinde sunuyor.
“Sizin velîniz (yardımcınız, seveniniz) ancak Allah'tır, Rasûlü'dür, Allah'ın emirlerine boyun eğerek namaz kılan ve zekâtı veren mü'minlerdir.
Kim Allah'ı, Rasûlü'nü ve iman edenleri veli edinirse (bilsin ki;) üstün gelecek olanlar şüphesiz hizbullahtır (Allah'tan yana olanlardır).” (Mâide 5/ 55-56)
Elçilerin gönderiliş gerekçelerinden biri de ümmetlerinin kendilerine din konusunda itaat etmeleridir.
“Biz her peygamberi, ancak Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesi için gönderdik...” (Nisâ 4/64)
Bir âyette, kıyâmet günü dünya hayatında yaptıklarının kötü sonucunu hesap olarak görüp pişman olacakların hâli şöyle anlatılıyor:
“O gün, zâlim kimse, ellerini ısırıp şöyle der:
“Keşke o Peygamber’le birlikte bir yol tutsaydım!
Yazık bana! Keşke falancayı dost edinmeseydim!
Çünkü zikir (Kur'an) bana gelmişken o, hakikaten beni ondan saptırdı. Şeytan, insanı (uçuruma sürükleyip, sonra) yapayalnız ve yardımcısız bırakmakta.”
Peygamber dedi ki: “Ey Rabbim! Doğrusu kavmim bu Kur'an'ı mehcûr/terkedilmiş (bir şey yerinde) tuttu.” (Furkan 25/27-30)
“Peygamberle birlikte bir yol tutmak” şüphesiz onun Allah’tan getirdiklerine iman etmek, hayatı onun örnekliği ile inşa edip yaşamak, Allah’ın indirdikleri ile hükmetmek, Peygamberin din adına söylediklerini ve yaptıklarını benimsemek, onlara uymak; yani kısaca din (vahiy) konusunda ona itaat etmektir.
Bir başka yerde peygambere itaat; “onun davetine icabet etmek” formülü ile anlatılıyor.
“Ey iman edenler! Sizi size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman, Allah ve Rasûlüne uyun.
Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.” (Enfâl 8/24)
Kur’an ayrıca Peygamber’i işitmeyi; “Allah’a ve Elçisine itaat olarak” belirliyor
“Ey iman edenler! Allah'a ve Rasûlü'ne itaat edin, işittiğiniz hâlde O'ndan yüz çevirmeyin.
İşitmedikleri halde 'işittik' diyenler gibi olmayın.” (Enfâl 8/20-21)
Buradaki işitmekten maksat, Peygamberin davetine kulak vermek, iman etmek ve imanın gereğini yapmaktır.
Hüseyin K. Ece
04.06.2026
Zaandam


