Mehmet Yıldırtan
Dînin konumu, kapsamı ve özellikle iktidar alanı, modern dönemde çok tartışılıyor ve ekseriyetle de manipüle ediliyor. Dünya hayatından ve işlerinden soyutlanmış, sadece ahiretle ya da ruhaniyetle alakalı perhizlerden, ritüellerden ibaret oryantalist ve egzotik din anlayışı, seküler paradigmaların inşa ettiği ve propagandasını yaptığı bir din tasavvuru üzerinden dayatılıyor. Halbuki sahih din ve tevhîdî iktidar, hayatın her alanını kuşatan ve hiyerarşinin tepesinde Allah’ın sözünün olduğu bir tahakküm idealine sahiptir.
Bu bağlamda İslam dîni iktidarı talep eder. Güç ile imtihan olduğunu bilen ama ondan asketik/zühdçü bir biçimde kaçınmayan bir ümmet olmayı emreder. Nihâî gâye olarak değil Allah’ın dini için araç olarak kullanılacak bir tahakküm anlayışı vardır. Kur’anda aktarılan Hz. Süleyman (a.s.)’ın perspektifi bu doğrultuda bize ışık tutmaktadır.
ALLAH’A YÖNELEN GÜZEL KUL
“Dâvûd'a Süleyman'ı bağışladık. O ne güzel kuldu! Şüphesiz o, Allah'a çok yönelen bir kimse idi. “ (Sad, 30)
“Allah’a çokça yönelen kimse” anlamındaki “evvab” ifadesi, 17. ayette Hz. Davud için de kullanılmış. Burada tıpkı babası gibi Allah’a tavizsizce yönelen bir oğul görüyoruz. 1 “Evvab” (e-v-b) kelimesinin “tevbe” (t-v-b) kökü ile olan benzerliği dikkat çekicidir. Aralarında etimolojik akrabalık olduğuna bir bilgi olmasa da iki harfli köklerden üçlü harfli köklerin türediğine dair görüşler Semitik ve Proto-Semitik diller için literatürde konuşulan ihtimaller. Biz anlamların yakınlığı ile harflerin benzerliğini bir tevafuk olarak alıp, mânâ derinliğinde ufuk açıcı bir sezgiye ulaşmaya çalışacağız.
Hatasından dönen yani “tevbe” eden ya da edebilen bir kişi, “evvab” olma vasfını taşırsa bunu daha kolay yapar. “Tevvab” kelimesi de kul için kullanıldığında çokça tevbe eden anlamına gelir. 2 “Evvab” olan “tevvab” da olur. Çünkü “evvab” olmak tabii bir “tevbe” istidadı taşımak demektir. Bu özelliğe sahip olan kul da, “güzel bir kul” diye Allah’ın övgüsüne mazhar olur.
“Evvab” sıfatı, eşyayı “esma” ile gören, her muvaffakiyette bir tecelli müşahade eden kulda izhar olur. Peygamberlerin eriştiği bu “ihsan” seviyesi, her türlü “imkan” ile “imtihanı” kolay kılacak bir menzildir ki, Müslümanın ideal hedefi bu olmalıdır. Bu menzil, Müslümanın “kemalidir.”
MÜLK ALLAH’INDIR
“Hani ona akşamüstü bir ayağını tırnağı üstüne dikip üç ayağının üzerinde duran çalımlı ve soylu atlar sunulmuştu. Süleyman, "Gerçekten ben malı, Rabbimi anmamı sağladığından dolayı çok severim" dedi. Nihayet gözden kaybolup gittikleri zaman, "Onları bana geri getirin" dedi. (Atlar gelince de) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı. “ (Sad, 31-33)
Bu ayetlerin iki şekilde meal ve tefsiri mümkündür. Her ikisi de aynı hakikati ve kemâli hatırlatır. Birinci anlamlandırmaya göre Hz. Süleyman, kendisine verilen bu güzel, keyif veren nimet ve güç ile şımarmamış, onlara baktığında Allah’ın esmasını gören bir “zikr” eylemiştir.
Hem durduğunda hem hareket ettiğinde harika görünen ve ihtişamı ile büyüleyen bu “atlar” tasviri ile “mülk” her yönüyle tarif edilerek müthiş bir icaz örneği gösterilmiştir. Çünkü bu ihtişamlı atların temsil ettiği değerler bir yandan güç, sahiplik ve otorite iken, diğer yandan süs, güzellik ve estetik kavramlarıyla ifade edilebilir. Bu kapsamlı temsiliyet ile insanın mal/mülk ve iktidar sevgisi mütekamilen ifade edilmiş olur. İşte Hz. Süleymen “evvab” olmanın getirdiği basiret ile, bu cezbedici nimetin gerçek sahibini hatırlıyor ve nimetleri O’na ithaf ediyor.
Bir diğer meallendirme ise şu şekildedir:
“Hani, bir akşamüzeri o muhteşem duruşlu yarış atları kendisine sunulmuştu da, Süleyman şöyle demişti: “Bunlar öyle hoşuma gitti ki, güneş tamamen gözden kayboluncaya kadar Rabbimi zikretmekten beni alıkoydu. “Onları bana tekrar getirin.” (deyip) bacaklarını ve boyunlarını vurmaya başladı.” (Sad, 31-33)
Bu şekilde anladığımızda ise, Hz. Süleyman’ın kendisine verilen bu güzel nimetleri Allah için feda edebildiğini görüyoruz. 3 Peygamberler günahsız olsalar da, zelleleri ile bize örnek olurlar. Hz. Süleyman her ne kadar büyük bir kusur işlememiş olsa da, bu ihtişamlı atların kendisini fazla meşgul ettiğini fark edince takvası gereği onları Allah için “kurban” ediyor.
Birinci şekilde anlarsak “evvab”, ikinci şekilde anlarsak “tevvab”, ama her halükarda Hz. Süleyman (a.s) Allah’a yönelen ve kendisine verilmiş imkanları Allah’tan bilip şımarmayan, güçlü ve muktedir bir kul olarak ideal bir örneklik teşkil etmektedir.
MÜLK ve İMTİHAN
“Andolsun, biz Süleyman'ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset bıraktık. Sonra tövbe edip bize yöneldi. Süleyman, "Ey Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra kimseye layık olmayacak bir mülk (hükümranlık) bahşet! Şüphesiz sen çok bahşedicisin!" dedi.” (Sad, 34-35)
Bu ayetin tefsirini bir hadisle yapabiliyoruz. Allah Rasulu (s.a.v.) buyurduğuna göre Hz. Süleyman (a.s) bir gece bütün hanımlarını dolaşacağını ve her birinden Allah yolunda savaşacak çocuklar doğacağını söylüyor, lakin inşallah demeyi unutuyor. Bunun üzerine hiçbir hanımı doğum yapmıyor sadece bir tanesi “yarım” bir çocuk doğuruyor. 4 Buradaki “yarım (şikkun)” kelimesi fiziksel olarak eksik bir yaratılışa ya da ölü doğuma işaret ediyor. Ayette “söylenen tahtın üzerine bırakılan cesed” bu anlama gelmektedir.
Daha önce belirttiğimiz gibi peygamberler günah işlemese bile, en iyisini yapmadıklarında muaheze edilirler ve tevbe ederler. Bu da onların tekâmül süreçlerinin bir parçasıdır ve kıssayı okuyanlar için de ibret misalidir. Hz. Süleyman (a.s.) iktidarın ve mülkün Allah’ın hükmü üzere devamı için çok çocuğunun olmasını ve onların da savaşçı olarak yetişmesini istiyor. Allah-u Teâla orada da küçük bir “zelle” üzerinden ona bir ders veriyor ve imtihan ediyor.Hz. Süleyman, bu imtihanı başarıyla geçiyor, “evvab” sıfatı gereği “tevbe” ederek Allah’a yöneliyor. “Mülk” Allah’a ait olduğu için O’na bir kez daha teslim oluyor ve O’na yönelerek O’ndan istiyor. Duasında kullandığı ve bahşetmek anlamına gelen “vehb” fiili ve “vehhab” isminin de kök olarak “evvab” kelimesiyle benzerliğini de fonetik ve semantik bir icaz olarak not etmekte fayda vardır. “Evvab” ve “tevvab” olarak kendisine yönelen kuluna, “Vehhab” ismiyle Allah, güç ve imkan bahşediyor.
Burada dikkat çekici başka bir durum daha var. Hz. Süleyman, güç ve iktidar ile alakalı imtihanı başarıyla verdikten sonra, güçten ve mülkten imtina etmiyor. Aksine Allah yolunda kullanacağı ve kimsenin rakip olamayacağı bir güç istiyor. Bunu da insanları Allah’ın dini üzerinde sabit ve istikamette tutmak için istiyor. 5
İşte iktidarı ve mülkü hakkıyla ve hayrıyla ayakta tutabilmek için çok güzel bir örnek! Niyetiyle, ameliyle, duasıyla ideal bir model…
İMTİHAN SONRASI ÖDÜL: MÜLK
“Biz de rüzgarı onun buyruğuna verdik. Rüzgar onun emriyle dilediği yere hafif hafif eserdi. Bina ustası olan ve dalgıçlık yapan her bir şeytanı, bukağılara bağlı olarak diğerlerini de, onun emrine verdik.” (Sad, 36-38)
Hz. Süleyman’ın mülküne verilen rüzgar ile alakalı bu ayette “hafif eser” denilirken, (Enbiya suresi 81) Ayette de şiddetli esen bir rüzgardan bahsediliyor. Anlıyoruz ki Hz. Süleyman’ın iktidarında rüzgar yavaş da sert de esebiliyor, bu O’nun rüzgar üzerindeki tasarrufunu gösteriyor. 6
Ayette anlatılan ve ilim sahibi olan şeytanlar ona binalar yapıyor ve denizden inci çıkarıyorlardı. 7 Tabii gerek karada gerekse denizde imar, araştırma ve inşa faaliyeti yapabilecek bu şeytanlar, Hz. Süleyman’ın iktidar ve mülkünün önemli parçalarından biridir.
Ayetlerde tasvir edilen mülk ve iktidarın ne kadar büyük ve etkili olduğu aşikar. Allah-u Teala peygamberini ruhen ikmal ettikten sonra hayır yolunda kullanacağını bildiği çok büyük bir kudreti O’na lütfediyor. Nitekim burada zikredilenler bu mülkün sadece ufak bir kısmıdır. Gerçekten de böyle bir iktidar kimseye verilmemiştir.
Bu kıssadan bize hisse olacak bazı sosyolojik ve psikolojik çıkarımları da ihmal etmeyelim. Nitekim kıssalardan gereken ibreti ve hikmeti devşirmek için bütün disiplinlerden faydalanmak mümkündür. Şeytanlardan hizmet ve fayda elde etmek, aslında hayret verici bir olay. Tabii ki burada Allah-u Teala’nın bir mucizesi söz konusu olabilir lakin analitik bir “teşbih”, nedenselliğini formüle edebileceğimiz ve bereketini Allah’tan bekleyeceğimiz faydalı kıyaslara vesile olabilir.
Güç, bilgi ve iman beraber olduğunda, “şeytan” gibi zararlı addedilebilecek unsurlar fayda verebilirler. Mesela yapı olarak şiddete, cevvaliyete meyilli olan insanlardan, sağlıklı bir dînî ve psikolojik eğitimden geçirildikten sonra savaş ve güvenlik alanında faydalanılabilir. Keza bireysel psikoloji açısından da kişinin sahip olduğu bazı eğilimler, serbest bırakıldığında şeytanî olabilir. Lâkin aynı şekilde kişi bunların farkında olup kendisini eğitirse, psikolojik ve düşünsel bir içgörü kazanırsa, dînen de gerekli alt yapı sağlanırsa, zararlı olabilecek eğilimleri faydalı olabilir, ona ecir bile kazandırabilir.
Hz. Süleyman Allah’ın yardımı ve inayetinin neticesi olarak kendi kemâlinden tevellüd eden bilgeliği ile böyle bir faydayı tahsil etmiştir.
"İşte bu bizim ihsanımızdır. Artık sen de (istediğine) hesapsızca ver yahut verme" dedik. (Sad, 39)
Allah-u Teala kendi ihsanını verdiği peygamberine tasarruf hakkını veriyor. İstediğini istihdam edebilir istediğini salıverir. Allah’a yönelen bir kul olarak yönetimde şeriatın çerçevesinde tıpkı bir mutlak müctehid gibi içtihatlarında serbesttir. İmtihan ve eğitim süreci hem ilmen hem de ahlaken bu seviyeye gelmesini sağlamıştır. 8
ALLAH’A YÖNELENİN ECRİ
“Şüphesiz katımızda onun için bir yakınlık ve dönüp geleceği güzel bir yer vardır.” Sad, 40.
“Evvab” vasfı ile başlayan Hz. Süleyman’ın kıssası, yine aynı kökten türeyen ve “varılacak yer” anlamına gelen “meâb” kelimesi ile bitiyor. “Evvab” olan kulun en güzel ve hayırlı “meab” ile akıbetini noktalayacağını haber vermektedir. Konu bütünlüğü ve tutarlılığı ile etimolojik ve fonetik tevafuğun mezcolduğuna şahit oluyoruz. Bu çok güzel “iştikâkî” icaz, okuyucuda hem rasyonel hem de estetik bir itminan oluşturuyor.
HASILI KELÂM
Hz. Süleymanın ideal örnekliği bizim için çok önemlidir. Çünkü güç ile imtihan en zor olan ve çoğu zaman başarısızlıkla biten bir imtihandır. Bunu günümüzde özellikle hem iktisadi hem de siyasi alanda müşahade edebiliyoruz. Güç zehirlenmesi, insanın en kadim hastalığıdır. En eski efsanelerden olan Gılgamış destanı bile bundan bahseder. Bu yüzden bu probleme karşı ne yapılması gerektiğini anlatan örnekliklerin iyi anlaşılması gerekir.
Hz. Süleyman (a.s), “evvab” ve “tevvab” oluşu ile gücün, iktidarın ve “mülkün” prangasına girmedi. Mülkü ve iktidarı Allah için araç olarak gördü. Allah’ın hükmüyle hükmetti ve ahlaken kâmil bir temsil gösterdi.
Hz. Süleyman (a.s)’ı örnek almak, güç ile imtihanın zorluğu açısından da, Yahudilere karşı savunmak adına da çok kritiktir. Yahudilerin O’na attıkları iftiralar ve peygamber olarak görülmemesi malumdur. Buna mukabil Kur’an ise O’nun mütekamil ahlakına vurgu yapar. Gücü en rezil ahlaksızlıklar ve zulüm için kullanan Yahudilerin, gücü en mukaddes hedefler için kullanan ve Allah’ın adaletini yeryüzünde tesis etmede temsil gücü yüksek bir figür olan Hz. Süleyman’a iftira atmaları manidardır.
Metaya/eşyaya duyulan fetişizm, gösteri(ş) bağımlılığı, güç tapıcılığı, menfaatin tek belirleyici olması, manevi değerlerin karikatürize edilmesi, maddiyatın “ilke” olması gibi saymakla bitiremeyeceğimiz illetlerle malûl olan insanlığın şu “materyalizm” çağında, mülk ve iktidar sahiplerinin ilahlaştırılıp “tağut” olmaları kaçınılmazdır. Allah’a yönelen “evvab” Hz. Süleyman (a.s), ahlakı ve temsiliyetiyle tam da bu vasatta, bu kaotik durumun ortasında, Kur’an’ın icazıyla hayat bulan kanlı canlı bir emsal olarak karşımızda durmaktadır.
Dipnotlar:
- Fahruddin Er-Razî, “Tefsîr-i Kebîr: Mefâtîhu’l-Gayb”, Çev. Beşir Eryarsoy. Akçağ Yayınları, 1993. c.19 s. 74
- Ragıp el-Isfehânî, “el-Müfredât”, Çev. Abdülbaki Güneş. Mehmet Yolcu, Çıra Yayınları, 2010, s. 204
- Zemahşerî, “el-Keşşaf”, Çev. Dr.Avnullah Enes Ateş[Fatır, Yasin]. Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, 2018. c.5 s. 839
- Buhârî, Sahih, Nikâh/120 no: 5242
- Ebû Mansûr el-Mâturîdî, “Te’vilâtu’l Kur’an”, Çev. Bekir Topaloğlu. Ensar Yayınları, 2015. c.12 s. 274
- Fahruddin Er-Razî, “Tefsîr-i Kebîr: Mefâtîhu’l-Gayb”, Çev. Beşir Eryarsoy. Akçağ Yayınları, 1993. c.19 s. 85
- Mukatil bin Süleyman, “Tefsîr-i Kebîr”, Çev. M. Beşir Eryarsoy. İşaret Yayınları, 2006. c.3 s. 507
- Ebû Mansûr el-Mâturîdî, “Te’vilâtu’l Kur’an”, Çev. Bekir Topaloğlu. Ensar Yayınları, 2015. c.12 s. 279


