13 Mayıs 2026 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / / Hac
Hac

Hac Duran Çetin

 

Hasan Dayının yaşı ilerlemiş, eli ayağı titrer olmuştu. Nice zamanlardı onu bu hale getiren. Yıların yorgunluğuydu onun belini büken. Dile kolay, bir asır geçmişti üzerinden nerdeyse.

 

Hiç durmadan, dur durak nedir bilmeden, gece gündüz demeden çalıştı durdu. Çalıştığı karşılıksız kalmadı. Çalışana Allah verirdi, verdi. Zengindi, varlıklıydı, hali vakti yerindeydi.

 

Bir eksiği vardı: bunca mal, bunca para, bunca zenginliğe karşın köyden dışarı çıkmazdı. Zaten şehre gitme gibi bir alışkanlığı hiç olmadı. Zorunlu olarak köyden ayrıldığında, evine dönmek için her yolu dener, erkenden köyün yolunu tutar, mutlu olduğunu düşündüğü evine kavuşup rahatlardı.

 

Kendisine, bunca paran var, şöyle şehre gitsen de harcasan kendine baksan, biraz gün görsen, biraz şehirliler gibi olsan, sözlerine, çoğu zaman cevap bile vermezdi.

 

Belki de şehirde kaybolmaktan korkar, şehrin kendini yutacağını düşünür, kendinin kandırılacağını hisseder, şehrin trafik canavarının kurbanı olacağı aklına düşer, hangi arabanın çarpacağını, yaralanacağını, sakat kalacağını, bir daha yürüyemeyecek olmanın sıkıntısı ile boğuluyor gibi olur, köydeki sakin, trafiksiz, kandırmacasız, kaybolmayacağı hayata kavuşmak için dönüşü arzulardı.

 

Belki de haberlerde izlediği, duyduğu, gördüğü şehirdeki haberler onu daha da kendi köşesine çekilmesine, şehre daha soğuk davranmasına, şehirden daha uzak durmasına sebep olmuştu. Her akşam duyduğu hırsızlık, kapkaç, yaralama, öldürme, terör, ırz ve namusa tasallut, haksızlık, işkence… Onu kendi güvenli köşesine itmiş, şehrin güvensiz ortamından çekip uzaklaştırmıştı. Köyünün dışındaki her yer,  her ortam artık güvensizdi, güvenilmezdi, gidilmezdi…

 

Çocukları büyümüşler, evlenmişler, çoluk çocuk sahibi olmuşlar, çocuklarının da çocukları olmuş, onlar da kocaman adam olmuşlardı.

 

Babalarından gördükleri gibi yaşamaya devam etmişler, babalarının yolunda yürümüşler, babalarının öğrettiklerinin dışına çıkmamışlardı. Onlar da tıpkı babaları gibi çalışma disiplinini bozmamışlardı. Çalıştıkça kazanmışlar, kazandıkça zenginliklerine zenginlik katmışlardı.

 

Hasan Dayı, ibadet noktasında biraz gevşek davranırdı eskiden. Artık son zamanlarda camiden eve, evden camiye gider, elinde tespih konuşacak birini, dinlenecek bir duvar dibini, bir kuytuyu arardı. Camiden çıkan yaşlı arkadaşları ile konuşurdu. Eskilerden bahsederken gözleri parlar, geçmişin hayalini, yaptıklarını özlemle arzulardı.

 

Arkadaşları ile ava gittiklerinde bir bastığı yere basmaz, keklik gibi seker, daldan dala konardı. Gençti, dinçti, sağlamdı…

 

Tavşan avına gittiği günler, keklik, bıldırcın, ördek avlarıyla geçen günler gözünün önünden geçiverdi.

 

Ama şimdi öylemiydi ya? değildi.

 

Gitmişti o günler. Bugünler de gidecekti. Şimdiki günü bile arayacaktı belki de büyük bir coşkuyla.

 

Bir ikindi namazı sonrasında, cemaatten bazıları kamelyada oturuyordu. Konu Hasan Dayının haz etmediği, konuşulduğunda sıkıldığı, konuşulmamasını istediği mevzua gelmişti yine. Çoğu zaman cevap vermez, sukut etmeyi tercih ederdi.

 

Bu konuda bir sıkıntısı olduğu belliydi. Köyden dışarı çıkmaktan da korktuğu söylenebilirdi.

 

Ama bu başkaydı. Bu önemliydi. Bu her Müslüman’ın hayalini süsleyen, oraya gitmeyi arzuladığı, gidince kendini mutlu saydığı, huzur dünyasının kapısı olarak gördüğü, İslam’ın farz kıldığı, gidip geldiklerinde genellikle hayatlarında değişikliğin olduğu önemli bir durumdu, olaydı, ibadetti…

 

Oradakilerden biri aynı konuya tekrar parmak bastı:

 

Hasan Ağa! dedi. Sen ne zaman gideceksin?

 

Bir anda bütün gözler Hasan Dayının üzerine düştü. Hasan Dayı, göz ucuyla herkesin kendine baktığını, bir cevap beklediğini gördü.

 

Çaresizlik içinde kıvranırken her zaman söylediği cevabı yapıştırıverdi:

 

Nasip inşallah. Allah çağırırsa gideriz, dedi.

 

Orada bulunanlardan köyün imamı söze karıştı:

 

Olur, mu Hasan Ağa? Sen isteyeceksin, dileyeceksin, arzu edeceksin, bu konuyla yanıp tutuşacaksın ki, Allah seni çağırsın. Sen istemeden, yanıp tutuşmadan, rüyalarını süslemeden, hayaliyle yaşamadan Allah seni neden çağırsın? Sen arzu edersen, Allah sebebini yaratır…

 

Konu uzadıkça uzadı. Hasan Dayı sıkıldıkça sıkıldı. Konunun bitmesini ne kadar arzu ediyordu.

 

Evet, evet karar vermişti. Gitmekten korkuyordu. Köyden ayrılmaktan korkuyordu. Kaybolup geri dönememekten korkuyordu. Yabancılıktan korkuyordu. Ölüp oralarda kalmaktan korkuyordu. Ne yapacağını bilememekten korkuyordu. Korkuyordu, korkuyordu…

 

İmam konuşmasına devam etti:

 

Eskisi gibi değil artık. Kafileler düzenli, iyi takip ediliyor, her sıkıntıları anında gideriliyor. Toplu olarak gezdiriliyor, her yere birlikte gidiliyor, eskiden olduğu gibi kaybolma yok artık… Hac en önemli ibadetlerden biridir. Anasından doğduğu gibi günahsızlığın başlangıcıdır…

 

Hasan Dayı, konuşmanın burasında daha bir kulak kabartıyor. Anlatılanları can kulağı ile dinliyor ve rahatlamaya çalışıyordu. Faydası da olmuştu sanki.

 

Kapı komşusu çocukluk arkadaşı Osman:

 

Komşu, dedi. Yeni hac kayıtları başlamış. Birlikte gidelim istersen…

 

Hasan Dayının kafasında olumlu bir düşünce belirdi aslında ama belli etmedi:

 

Nasip inşallah. Allah çağırırsa gideriz, dedi ikinci kez.

 

Bu cevapla yüzlerde tebessüm oluştu. Alıştıkları yüzlerce defa işittikleri bir cevaptı bu. Gülümsemeler belki de istihza ile bütünleşiyordu.

 

Orada bulunan Tilki Kemal’in kafasında şimşekler çaktı.

 

Zaten oldum olası bu tür şakaları severdi. İnsanları işletmeyi pek sever, onlarca defa şakalar yapardı. Muziplikte üzerine yoktu.

 

İki gün sonrasıydı. Gecenin bir yarısında Tilki Kemal, Hasan Dayının penceresinin altına gelip uğultuyu andıran bir sesle bağırmaya başladı:

 

Ey Hasan! Hacca git, hacca git, hacca git…

 

Hasan Dayı, olanlara bir anlam veremedi. Sadece dinledi. Uykuda mı, uyanık mı olduğunu anlamaya çalıştı sadece.

 

Sabahına hac hazırlıklarına başladı. Hac hazırlığı yaptığını duyanlar büyük şaşkınlık içinde olanı biteni anlamaya çalıştılar. Hasan Dayının hacca gidecek olmasına inanmadılar.

 

Hasan Dayıya bu işi Tilki Kemal’in yaptığını söyleyenlere Hasan Dayı:

 

Olsun, ona da Allah söyletti, diyerek hac hazırlıklarına devam etti.

 

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul