Yüzündeki hüzün bulutları yoğunlaştı; etrafına baktı yardım istercesine. Burnundan soluyordu. Gözlerinin altı sarkmış, kızarmıştı. Huzursuzluğu davranışlarına da yansıdı.
Sigaraya başladım, dedi sessizce.
Ellerini ovuşturdu, ayak ayaküstüne
attı. Gözleri anlamsızca gitti geldi defalarca; binaların çatılarına, taraçalara,
yol üzerindeki her şeye
Tekrar ayaklarını indirdi, sandalyede yatıyormuşçasına
ayaklarını uzattı. Elindeki sigarayı yere attı. Ellerini ensesine bağladı.
Umutsuzluk içinde kıvranan birinin davranışları, birbirini takip etti:
Ben bittim, dedi yanında oturan
arkadaşına.
Arkadaşı gördüklerine bir anlam
veremedi. Onu hiç böyle görmemişti. Birlikte oldukları zamanlar çoktu. Gerçi
birkaç şey duymuştu olanlarla ilgili. Yanlış olacağını düşündüğü için biraz da korktuğu
için soramamıştı. Gönlünü incitmekten çekinmişti. Sandalyesini biraz daha
yanaştırdı. Gizli konuşuyormuş gibi bir hali vardı:
Barbaros! dedi.
Barbaros daldığı Ummanlardan geri geldiğini
belli edercesine arkadaşına döndü:
Buyur Seyit, dedi.
Seyit, çekingen bir tavırla tedirginlik
içinde devam etti:
Seni hiç böyle görmemiştim. Ne
oldu sana? Bir derdin mi var?
Barbaros, anlatsa da bir şeyin
değişmeyeceğinin farkındaymış gibi:
Boş ver! diyerek başını çevirdi.
Gözleri yine daldı gitti.
Seyit, ısrarla sorusunun cevabını istedi:
Derdini anlatmayan derman
bulamazmış, derler. Yapabileceğimiz bir şey varsa; yapalım. Belki elimizden bir
şey gelir.
Barbaros, tünelden çıkamayacağını bilen
biri gibi, anlamsızca arkadaşına baktı:
Ben bittim dedim ya! Bittim işte,
bittim.
Bıkkınlığın, bezginliğin üç günde
kendisini ne hale getirdiğinin farkındaydı:
Bak! dedi. Bak şu halime! Üç
günde ne hâle geldiğimi gör.
Seyit yardım etmeyi arzulayan şefkatli gözlerle
süzdü Barbarosu.
Çökmüştü: dudakları uçuklamış, yüzü
gerginleşmişti.
Barbaros biraz kendini düzelterek, anlatmaya
başladı.
Benim ortağı bilirsin; Kemal. Yediğimiz
içtiğimiz ayrı gitmezdi. Onun için nelere katlandım. Çok yardımcı oldum; her
işine koştum. Çok güvenmiştim. Yıllardır birlikte iş yaparız. O da bana aynı
şekilde olmasa da yakın oldu hep. Yıllarca
Geçen aydı zannedersem; yaptırdığı
eve aldığı malzemelerin parasını ödeyemeyince bana geldi. Yalvarışına
dayanamadım, bastım imzayı. Ah o imza! Ne çekiyorsam ondan çekiyorum. Zaten ne
gelirse iyilikten gelir. Kimseye iyilik yapmayacaksın
Seyit, Barbarosun sözünü kesti:
Dur hele! dedi. Öyle şey mi olur. Bu dünyada
ihtiyaç sahibinin sıkıntısını giderenin, Allahda Ahirette onun sıkıntılarından
birini gidereceğini Peygamberimiz söylüyor, bunu biliyorsun. Kimse kimseye
güvenmezse durumumuz ne olur? Sabırlı ol bakalım
Barbaros, arkadaşının konuşmasını kesti.
Yine söylediklerini tekrar etti:
Bu benim kulağıma küpe olsun. Babana
bile güvenmeyeceksin kardeşim. Ben kendi sıkıntılarımı zor aşıyorum. Bir de bu
çıktı karşıma. Geçen gün icra memurları geldi evime. Her şeyimi
haczedeceklerini söylediler. Başımdan aşağı kaynarlar sular döküldü sanki.
Çocuklarımın korku dolu bakışları gözümün önünden gitmiyor hiç. Kimin için, ne
için? Beni hiç düşünmeyen birisi için. Adamın umurunda değil. Şimdi nerede kim bilir?
Kendisini anladığını ifade eden içtenliğiyle
söze karışan Seyit:
Olur böyle, insanın başına her şey
gelir. Sağlık olsun, sabırlı olman gerekiyor; Allah sabredenlerle beraberdir, dedi.
Barbaros, Seyitin anlattıklarını
duymuyordu bile. Yine takılmış plak gibi aynı şeyleri tekrar edip duruyordu:
Hele dünkü telefonu yok mu? Çıldıracağım
arkadaş; kafayı yiyeceğim vallahi. Telefonu açtı: Başını çaresine bak! Ben şu
anda yurt dışına kaçıyorum. Borcu sen ödersin artık. diyerek kapattı. Olduğum
yerde sanki dondum kaldım; uzun bir süre yerimden kıpırdayamadım. Hanımın
uyarısıyla kendime geldim. O zamandan beri kendimde değilim. Ben imzayı kendime
eziyet için atmadım. Bir dostun işi görülsün diye yaptım. Ama bundan sonra
asla! Hiç ama hiç kimseye güvenmeyeceğim; kimseye iyilik mi; asla, asla
Seyit, güvenin iman için esas olduğunu,
kendilerine güvenilemeyecek olanların gerçek anlamda Müslüman olamayacağını anlattı
dili döndüğünce.
Bir müddet sessiz kaldılar.
Sessizliği bozan Seyit:
Şimdi ne yapmayı düşünüyorsun? dedi.
Barbaros dalgın gözlerle baktı:
Ne yapacağı mı var? Her şey bitti işte.
Ölseydim de bu günümü görmeseydim
Elini Barbarosun omzuna atan Seyit:
Ne kadar lazım? dedi.
Bir beklentisi olmadığı konuşmasından
anlaşılan Barbaros:
Sekiz bin, diye cevapladı.
Kısa süren sessizlikten sonra Seyit, Barbarosu
yerinden hoplatan şu cevabı verdi:
Ben, Allahın Ahirette
sıkıntılarımdan birini gidermesini istiyorum. Sana parayı ben vereyim. Sonra
ödersin; ilk önce şu sıkıntını giderelim. Ben sana güveniyorum
Barbaros duyduklarına inanamadı. Birkaç
saniye öylece kaldı. Çok feci bir kazada hırpalanmış gibi görünen yüzünde, utangaç
bir mutluluk oluştu. Az önceki söylediklerinin pişmanlığı ile kalkıp arkadaşını
kucakladı.


