Şübhesiz Allah, size emanetleri ehline (sahiblerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adâletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor. Doğrusu Allah, işitendir görendir. 1
Böyle
buyurdu Rabbimiz Allah Teâlâ!
Emanet!..
Ehline teslim edilmesi gereken her şey bir emanettir ve emanet ehline, yani
sahibine teslim edilmelidir
İnsanın üzerinde birçok emanetler vardır
Çünkü
insan emaneti yüklenen ve en güzel kıvamda yaratılan bir varlıktır
Rabbimiz
Allah:
Gerçek
şu ki, Biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar, bunu
yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar. Onu, insan yüklendi. Çünkü
o, çok zalim, çok cahildir.2 buyurmaktadır
Ayet-i
Kerimede beyan buyrulan emanet konusunda İslâm âlimleri olan müfessirler
şunları söylemişlerdir:
Bunda
iki görüş vardır:
Birincisi:
O, farzlardır. Allah onu, göklere, yere ve dağlara teklif etti. Eğer onu yerine
getirirlerse, ona sevab verecek, eğer onu zâyi ederlerse, ona azab edecektir.
Bunlar, bunu istemediler. Onu, Âdeme
teklif etti. O, her şeyiyle kabul etti.
Bunu,
İbn Ebi Talha, İbn Abbasdan rivayet etmiştir.
İkincisi:
O, insanların birbirine ettikleri emanetlerdir.3
İmam
Kurtubî (rh.a.), meşhur eseri olan el-Câmîu li Ahkâmil- Kurân adlı
tefsirinde şöyle der:
Emanet,
bu husustaki en sahih görüşe göre, dinin bütün görevlerini kapsamaktadır.
Cumhurun görüşü budur.
Buna
göre emanet, yüce Allahın kullarına emanet olarak verdiği farzlardır.
İbn
Mesud (r.a.) dedi ki:
Bu
buyruk emanet olarak bırakılan şeyler ve benzeri mal emanetleri hakkındadır.
Bütün farzlardır. Bunların en ağırı ise, mal emanetidir.4
İmam
Kurtubî (rh.a.)in beyan ettiği üzere Cumhurun görüşü ve sahih olan görüş
emanetin, dinin, yani yegâne hayat nizamı İslâmın kula, yüklemiş olduğu bütün
görevlerdir
Allahın ve Rasulü Muhammed (s.a.s.)in emrettiklerine itaat edip
yerine getirmek, nehyettiklerinden tamamen sakınıp uzak kalmak emanettir
Rabbimiz
Allah Teâlâ:
Şübhesiz
Allah, size emanetleri ehline (sahibine) teslim etmenizi emrediyor. buyurmakta
ve o emanetlerden birisi olan Allaha, Rasulüne ve sizden olan ulul emre itaat
etmeyi emretmektedir
Emanet,
mutlaka sahibine teslim edilmelidir!.. Allahın emri bu!..
Şöyle
buyurdu yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah Azze ve Celle:
Ey
iman edenler, Allaha itaat edin, Rasule itaat edin ve sizden olan emir
sahiplerine de (itaat edin). Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artı onu
Allaha ve Rasulüne döndürün. Şayet Allaha ve ahiret gününe iman ediyorsanız.
Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.5
Katıksız
iman eden muvahhid müminlerin kulluk görevidir bu
Bu, yüklenilen emanetin,
sahibine teslim edilmesi gereğidir
Ey
iman edenler, Allaha ve ahiret gününe iman ediyorsanız, Allaha itaat edin!..
Ey
iman edenler, Allaha ve ahiret gününe iman ediyorsanız, Rasul (s.a.s.)e itaat
edin!..
Ey
iman edenler, Allaha ve ahiret gününe iman ediyorsanız, sizden olan, Allaha
ve Rasulullah (s.a.s.)e katıksız iman ederek itaat eden ve sizleri, Allahın
indirdikleriyle hükmedip Kitab ve Sünnete göre yöneten emir sahiplerine de
itaat edin!..
Ey
iman edenler, Allaha ve ahiret gününe iman ediyorsanız, bütün ihtilaflarınızın
çözümünü Allaha ve Rasulü (s.a.s.)e havale edin, Allah ve Rasulü ne hüküm
verirlerse, hemen ona tabi olup itaat edin!..
Bu,
hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.
İman
ettiklerini beyan edenlere emanet edilen itaat vazifesi yerine getirilmelidir
Çünkü emanet, ehline, yani sahibine teslim edilmelidir
Adâlet budur
Allaha
itaat edin, bir emanettir ve Allaha itaat edilerek, emanet, sahibine teslim
edilmelidir
Rasule
itaat edin, bir emanettir ve emanet, sahibine teslim edilmelidir
Sizden
olan emir sahiblerine de (itaat edin,) bir emanettir ve emanet, sahibine teslim
edilmelidir
Allaha
iman edip itaat eden, Rasulullah (s.a.s.)e iman edip itaat eden mümin
müslüman kullar, kendileri gibi Allaha ve Rasulüne iman edip itaat eden,
Allahın indirdiği hükümlerle hükmedip, Rasulullah (s.a.s.)in Sünnetine uyan bir
kulu başlarına yönetici seçerler
Bu yönetici, Allaha ve Rasulüne itaat
ettikçe, aralarında Allahın indirdiği hükümlerle hükmettikçe ona itaat
ederler
Onların bu Ulul-emre itaat etmeleri, Ulul-emrin, Allaha ve Rasulüne itaat etmesinden
dolayıdır
Ulul-emr, yani, yönetici, emir, imam, halife, devlet başkanı,
Allaha ve Rasulüne itaat ettiği için kendisine itaat etmek, emanettir
Emanet
de, mutlaka sahibine teslim edilmelidir
Allah
Teâlâ bunu emrediyor!
Hiç
şübhesiz, katıksız iman eden müminler ve tam teslimiyet ile teslim olmuş
müslümanlar bu emri, emrolundukları gibi dosdoğru yerine getirirler
Mümin müslüman yönetici, bir emanetçidir
Emanetin
gereğini dosdoğru yapmalıdır
O, Allahın Kitabıyla yönetecek, yönetiminde
adâletli olacak ve yönetilenlerde, böyle davranan yöneticilerine itaat
edecekler
İtaat etmek ve itaat olunmak tek şarta bağlanmıştır: Allaha ve
Rasulü (s.a.s.)e itaat etmek!..
Yöneten,
Allaha ve Rasulüne itaat ettikçe, Allaha ve Rasulüne itaat eden yönetilen,
ona itaat edecektir
Neticede her iki tarafta Allaha ve Rasulüne itaat
etmektedirler
Çünkü yönetilenler, katıksız imanlarının gereği olarak Allaha
ve Rasulullah Muhammed (s.a.s.)e itaat etmekte, onların içinden, onlar gibi
iman edip onlar gibi itaat eden bir mümin müslümanı yönetici olarak seçerler,
seçtikleri kişi, Allaha ve Rasulüne itaat ettiği müddetçe, ona itaat, onlara
farz olur
İnsanlar arasında hükmettiğinizde adâletle hükmedin diye emreden Âlemlerin
Rabbi Allah Teâlâ, adâletle hükmetmenin ancak Allahın indirdiği hükümlerle
hükmetmek ile gerçekleşeceğini beyan buyurur:
Aralarında Allahın indirdiği ile hükmet ve onların hevâlarına uyma.6
Rabbimiz
Allah, Onun hükümleriyle hükmetmeyenlerin kâfirlerin, zalimlerin ve fasıkların
tâ kendileri olduğunu7 beyan buyurmakla adâletin, ancak Onun
indirdikleriyle hükmetme sonucu toplumda hâkim olacağını, Onun hükümlerinin
dışında başka yasalarla hükmetmenin küfür, zulüm ve fısk olduğu için böyle
toplumda adâletin asla olmayacağını apaçık bildirmiştir
Sizden olan emir sahiplerinede (itaat edin). Emri, Müslümanların arasında
Allahın indirdiği hükümlerle hükmeden âdil yöneticiye itaat edin demektir
Böyle yöneticiye itaat, Allaha ve Rasulüne itaattır
Yönetiminde bulunduğu
ülkede Allaha ve Rasulüne itaat eden, Kitab ve Sünnet ile yöneten, Allahın
hükümleriyle hükmeden bir emire, bir imama, bir halifeye ve bir sultana itaat,
Onun hükümleriyle hükmettiği Kitab ve Sünnete itaattır
Ebu
Hüreyre (r.a.)ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):
Her
kim bana itaat ederse, Allaha itaat etmiştir. Her kim bana isyan ederse,
Allaha isyan etmiştir. Her kim benim emirime itaat ederse, bana itaat
etmiştir. Her kim de benim emirime isyan ederse, bana isyan etmiştir.8
Muttakîlerin
ve mücahidlerin önderi Rasulullah (s.a.s.)in bu beyanı, Rabbimiz Allahın şu
buyruğunun açıklamasıdır:
Kim
Rasule itaat ederse, gerçekten Allaha itaat etmiş olur.9
Bu
hadisin şerhinde Allâme İbn Hacer el-Askalânî (rh.a.) şunları kaydeder:
Tîbî
şöyle demiştir:
Yüce
Allah, Rasule itaat edin cümlesinde fiili tekrarlayarak, Hz. Peygamber
(s.a.s.)in itaatte müstakil olduğunu işaret etmiştir. Bunu, ulul-emrde
tekrarlamayarak, onların içinde itaatı gerekli olmayan kişiler buluna
bileceğine işaret etmiştir. Yüce Allah bu hususu, eğer bir hususta
anlaşmazlığa düşerseniz ifadesiyle belirtilmiştir.
Bunada
âdeta şöyle denilmektedir:
İdareciler,
hakka göre hareket etmezlerse, onlara itaat etmeyiniz ve çekişmeye düştüğünüz
şeyi Allahın ve Peygamberin hükmüne götürünüz.10
İmam
Tîbî (rh.a.)in beyan ettiği:
İdareciler,
hakka göre hareket etmezlerse, onlara itaat etmeyin. Cümlesi, zalim tağutların
işgalinde ve egemenliğinde bulunan İslâm topraklarında esaret altında yaşamaya
çalışanlar için tekrar tekrar okunup gereğince amel edilmesi gereken doğrunun
tâ kendisi olan bir cümledir
Egemenlikleri
altındaki İslâm topraklarında, Allahın indirdiği hükümlerle hükmetmeyi
yasaklayan ve ilâhlaştırdıkları hevâlarından ortaya koydukları kanunlarla
mazlum insanları yönetmeye devam eden tağutlar, her şeyleriyle hakka göre
hareket etmemekte, hakları çiğnemekte, her tavırları, her hareketleri bâtıla
göre olup zulüm üste zulüm işlemektedirler
Allahın
indirdiği hükümlerle hükmetmeyen bu zalim tağutlar, bazı bölgelerde elleri
abdestli, bazı bölgelerde içkilidirler
Bu zalimlerin, değişmez ortak yönleri,
Allahın hükümlerini yasaklayarak, kendi yasalarıyla hükmetmeleridir
Allahın
indirdikleriyle hükmetmeyen ve Rabbimiz Allahın ayetlerinde beyan buyurduğu
üzere kâfir, zalim ve fasık olanlara nasıl itaat edilebilinir?.. Her hükümleri,
her yasaları ve her istekleri, Allaha isyan olan, Allahın haram kıldıklarını
yasalaştırıp serbest bırakan, Allahın
helâl kıldılarını yasaklayan, hevâlarını ilâhlaştıran bu tağutlara itaat edilir
mi?
Abdullah
ibn Ömer (r.anhuma) rivayet eder.
Rasulullah
(s.a.s.) şöyle buyurur:
(
Devlet âmirlerinin) sevdiği yahud sevmediği hususlardaki emirlerini dinlemek ve
masiyetle emrolunmadıça itaat ve icâbet etmek, müslim kişi üzerine vâcib bir
haktır. Masiyette emrolunduğu zaman da onları dinlemek ve boyun eğmek yoktur.11
Emirul
müminin İmam Ali b. Ebi Talib (r.a.) rivayet eder.
Rasulullah
(s.a.s.) şöyle buyurur:
Âmire
itaat, anca makul ve meşrûolan emirler hakkındadır.12
İmam
Ali (r.a.)dan.
Rasulullah
(s.a.s.) şöyle buyurdu:
Allaha
isyan hususunda itaat yoktur. İtaat, ancak meşrû (Allahın hükümlerine uygun
olan) dadır.13
Ebu
Said el-Hudrî (r.a.)dan.
Rasulullah
(s.a.s.) şöyle buyurur:
Onlar,
(yani başınızdakiler) den kim size Allaha isyan etmeyi emrederse, sakın ( o
hususta) o kimseye itaat etmeyiniz.14
Rabbimiz
Allah Azze ve Celle, insan kullarına hidayet rehberi olarak gönderdiği en son
Nebî ve en son Rasul olan Rasulullah Muhammed (s.a.s.) için şöyle buyuruyor:
O,
hevâdan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.
O
(söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.15
Rasulullah
(s.a.s.) böyle buyurdu!..
Merhamet
olunmuş, insanlar için şahid kılınmış vasat
ümmet, yegâne önderi Rasulullah (s.a.s.) itaat etmekle mükelleftir, tağutlara
değil!.. Tağutlar, ister eli abdestli olsun,
ister eli içkili olsun yaptıkları iş aynısının tıpkısıdır: Allahın hükümlerini devreden çıkarıp
yasaklamak ve kendi yasalarıyla yönetmek
Tağutların
yasaları, ilâhlaştırdıkları hevâlarının mahsulüdür
İlâhlaşan hevâ, Âlemlerin
Rabbi Allaha ortak kılınmış olur
Yani, yasaları şirk ve küfürdür
Onlar, yasa
koyucu ve yasaları uygulayıcıdırlar
Elleri abdestli olsa ne olur, elleri
içkili olsa ne olur?
Bütün
bu açıklamalardan net olarak anlaşılan şudur ki, Allah ve Rasulullah (s.a.s.),
katıksız iman eden muvahhid müminlere emretmişler, ancak Allaha ve Rasulüne
itaat eden, Allahın hükümleriyle hükmeden, mümin müslüman olan ulul emre
yani yöneticilere itaat edin
İslâmî söylenişiyle yönetici, imam, emir ve
halifedir
Allahın hükümleriyle hükmettikçe, Allaha ve Rasulü (s.a.s.)e
itaat ettikçe yöneticiye itaat edilir
Eğer, Allaha isyan eder ve haram olan
şeyleri emrederse, ona itaat etmek yoktur, asla olmamalıdır
İşgal
edilmiş İslâm toraklarındaki egemen zalim tağutlar, şirkle, küfürle, haramla ve
günahla emretmektedirler
Onların hiçbir şeyleri meşrû değildir
Her yasaları
ve her kurumları ğayr-i meşrûdur
Laik-
demokratik ve gayr-ı İslâmi Türkiye Cumhuriyetinin Millî Eğitim Bakanlığının
yayınladığı Örnekleriyle Türkçe Sözlük adlı sözlükte Meşrû kelimesi şöyle
izah olunmuştur:
Meşrû:
şeriata, dine uygun, dinin izin verdiği.16
Yine,
laik-demokratik ve gayr-ı İslâmî olan Türkiye Cumhuriyetinin resmi
kurumlarından biri olan Türk Dil Kurumunun yayınladığı Mükemmel Osmanlı
Luğatı adlı eserde meşrû kelimesi şöyle açıklamıştır:
Meşrû:
Şeran cevâz verilmiş şey.17
Tariflerden
anlaşıldığı üzere bütün tağutî ve bâtıl düzenler gayr-ı Meşrû dur !..
Yegâne
önderimiz Rasulullah (s.a.s.)in yukarıda kaydedilen hadisini tekrar
hatırlayalım:
Allaha
isyan hususun da itaat yoktur. İtaat, ancak meşrû (Allahın hükmüne uygun
olan) dadır.
Sizden olan ulul-emre (itaat edin). Diye buyuran Rabbimiz Allah Teâlâ
Emir,
yani yönetici hem bizden olacak, hem de emirleri meşrû olacak ki, itaat
edelim
Eğer yönetici, zâhiren bizden görünüyor ve emirleri gayr-ı meşrû ise,
kendisine asla itaat edilemez
Şayet işgal edilmiş İslâm topraklarında egemen
olan tağutların tağutî düzeninde yöneticiler, elleri abdestli olsalar dahi,
değil mi ki, gayr-ı meşrû hükümlerle, yani ilâhlaşmış hevâlarının istekleriyle
hükmediyor ve Allahın hükümlerini rafa kaldırarak, onunla hükmetmeyi
yasaklıyorlar, onların emirlerine kesinlikle itaat edilmemelidir
Anlatıldığı
ve anlaşıldığı üzere, bu emirlerin bütünü Allaha isyan üzere gündeme
getirilmiştir
Allaha isyan konusunda hiç kimseye itaat edilemeyeceğini,
kendisine itaat etmemiz emredilen önderimiz Rasulullah (s.a.s.)buyurdular
Rasulullah
(s.a.s.), yöneticiler, ancak Allahın Kitabı Kurân-ı Kerim ile yönetir ve Âdil
davranırlarsa, onlara itaat etmeyi emretmiştir!..
Yahya b. Husayn (rh.a.) anlatıyor:
Nimen
(Ümmül-Husayn)in şöyle haber verdiğini işittim:
Rasulullah
(s.a.s.)i, vedâ Haccında hutbe verip:
Üzerinize,
sizi Allahın Kitabıyla yöneten bir köle bile yönetici tayin edilse, onu
dinleyin ve itaat edin. Buyururken işitmiştir.18
İşte,
emanetin kendisine teslim edilecek gerçek sahibi!.. Allahın Kitabıyla,
Allahın hükümleriyle yöneten kişi
Mümin müslümanların aralarında Allahın
indirdiği hükümlerle ve adâletle hükmeden şahsiyet
Makamından dolayı adına ne
denilirse denilsin, ister imam, ister emir, ister halife denilsin, aynı şey
kasdedilip denilmiş olur
O, bulunduğu yönetici makamında, Allahın Kitabıyla
yönetmekte ve âdil davranmaktadır
İşte, her mümin müslüman kişi, bu makama ve
bu makam sahibine itaat etmekler emr olunmuştur
Ehl-i
Sünnet akîdesinde, Darul- İslamâda Halifenin, Darul -Harbde ise
Emirin seçilmesi ve kendisine itaat edilmesinin olmazsa olmaz olduğu malumdur
Ehl-i
Sünnetin meşhur akîde kitablarında bu konu şöyle beyan edilmiştir:
İmam
Ömer Nesefî (rh.a.) şöyle der:
Müslümanlar
için bir imama mutlak sûrette ihtiyaç vardır.19
Sadüddin
Taftazânî (rh.a.):
Bir
halife tayin etmenin vâcib olduğu konusunda icma ve ittifak vardır. (
)
Ehl-i
Sünnet Mezhebine göre, halife tayin etmek, halk üzerine ve nakli delillerin
gereği olarak vâcibdir.20 diyor.
İmam
Ebul -Muîn en-Nesefî (rh.a.) ise şunları beyan eder:
Üzerimizde
İslâm Devlet Başkanı olan İmamı görmeden bir günün geçmesi câiz değildir. İmam,
devlet başkanı olan Halifedir.21
Akâid
âlimlerimiz, Ehl-i Sünnet akîdesinin ilkelerinden yola çıkarak olmazsa olmaz
olan hakikati böyle dile getiriyorlar
Hilafet
makamı, Rasulullah (s.a.s.)in vefâtından sonra Ashab-ı Kirâm tarafından
ittifakla seçilen Ümmetin sıddîkı, Rasulullahın Halifesi İmam Ebu Bekr
es-Sıddîk (r.a.) tarafından ihyâ edildi
Ondan sonra bu makam hep korundu, bu
müessese gerek âdil gerek câir imamlar tarafından yaşatıldı
Ümmetin bir başı
oldu ve meşrû olan emirlerde hep itaat edildi
Ancak, Milâdî 1258-1261
tarihleri arası Moğulların, Bağdadı işgal etmeleri ve Halifeyi şehid edişleri
sebebiyle 3 yıl ümmet başsız kaldı
Daha sonra Mısırda ve İstanbulda Hilafet
devam etti, tâ 3 Mart 1924 tarihine kadar
Bu tarihte, Lozan anlaşmasına
sadık kalan, laik- demokratik ve gayr-ı İslâmi Türkiye Cumhuriyetinin
yöneticileri, 431 nolu kanun ile Hilafet makamını kaldırdılar
Kararları, 6
Mart 1924-63 tarihli Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlülüğe girdi
Ehl-i
Sünnet akîdesine göre, İmamı-halifeyi görmeden bir günlerinin geçmesi câiz
olmayan Ümmet, 3 Mart 1924 tarihinden bu güne bu câiz olmayan durumu
yaşamaktadır
Rabbimiz Allah Tâlâ şöyle buyurur:
Şübhesiz bunlarda, aklını kullanan
bir topluluk için gerçekten ayetler (deliller ve ibretler) vardır.22
Dipnot
1-Nisa,
4/58.
2-
Ahzab, 33/72.
3-
İbnül-Cevzî, Zadül-Mesir Fi İlimit-Tefsir, çev. Doç. Dr. Abdulvehhab Öztürk,
İst. 2009, C. 5, Sh. 110.
4-İmam
Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmil-Kurân, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2002, C. 14,
Sh. 202-203.
5-
Nisa, 4/59.
6-Mâide,
5/49.
7-
Bkz.Mâide, 5/44-45-47.
8-Sahih-i
Buhârî, Kitabul-Ahkâm, B. 1, Hds. 1.
Kitabul-Cihad, B. 108, Hds. 164.
Sahih-i
Müslim, Kitabul-İmâre, B. 8, Hds. 32-33.
Sünen-i
Nesâi, Kitabul-Biat, B. 27, Hds. 4175.
Sünen-i
İbn Mâce, Mukaddime, B. 1, Hds. 3.
Kitabul-Cihad, B. 39, Hds. 2859.
9-
Nisa, 4/80.
10-
İbn Hacer el-Askalânî, Fethul-Bârî Muhtasar, çev. Dr. İbrahim Tüfekçi, İst.
2008, C. 14, Sh. 151.
11- Sahih-i Buhârî, Kitabul-Ahkâm, B. 4, Hds. 8.
Kitabul-Cihad, B. 107, Hds. 163.
Sahih-i Müslim, Kitabul-İmâre, B. 8,
Hds. 38.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabul-Cihad, B.
87, Hds. 2626.
Sünen-i İbn Mâce, Kitabul-Cihad, B. 40,
Hds. 2864.
Sünen-i Nesâi, Kitabul-Biat, B. 34,
Hds. 4188.
Sünen-i Tirmizî, Kitabul-Cihad, B. 29,
Hds. 1759.
Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 2,
Sh. 62, 81, 101, 139.
12-
Sahih-i Buhârî, Kitabul-Ahkâm, B. 4, Hds. 9.
Kitabul-Mağâzî, B. 61, Hds. 340.
Sahih-i Müslim, Kitabul-İmâre, B. 8,
Hds. 40.
13-
Sahih-i Müslim, Kitabul-İmâre, B. 8, Hds. 39.
Sahih-i Buhârî, Kitabu Ahbâril-Âhâdî, B.
1, Hds. 12.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabul-Cihad, B. 87,
Hds. 2625.
Sünen-i Nesâi, Kitabul-Biat, B. 34, Hds.
4187.
14-
Sünen-i İbn Mâce, Kitabul-Cihad, B. 40, Hds. 2863.
15-
Necm, 53/3-4.
16-
Örnekleriyle Türkçe Sözlük, Hzr. Ahmed Fidan, Vdğ. Ank. 1996, C. 3, Sh. 1958.
17-
Ali Nazîma Faik Reşad, Mükemmel Osmanlı Lügatı, Hzr. Necat Birinci, Vdğ. Ank.
2002, Sh. 270.
18-
Sahih-i Müslim, Kitabul-İmâre, B. 8, Hds. 37.
Sünen-i İbn Mâce, Kitabul-Cihad, B. 39,
Hds. 2861.
Sünen-i Nesâi, Kitabul-Biat, B. 26,
Hds. 4174.
Sünen-i Tirmizî, Kitabul-Cihad, B. 28,
Hds. 1758.
19-
Taftazânî, Kelâm İlmi ve İslâm Akâidi Şerhul-Akâid, çev. Süleyman Uludağ,
İst. 1991, Sh. 326.
20-
Taftazânî, A.g.e. Sh. 326.
21-
İmam Ebul-Muîn en-Nesefî, İslâm İnançları Bahrul-Kelâm fî Akâidi
Ehlil-İslâm, çev. Cemil Akpınar, Konya, T.Y. Sh. 179.
22-
Rad, 13/4.


