''İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel
olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır. O zaman (görürsün ki,) seninle onun
arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir. Buna
da, sabredenlerden başkası kavuşturulamaz. Ve buna, büyük bir pay sahibi
olanlardan başkası da kavuşturulamaz.'' (Fussilet, 41/34-35)
Sabrı okyanus olan mü'min şahsiyet,
ancak Rabbimiz Allah'ın beyan buyurduğu bu güzelliği, bu hayrı ve bu iyiliği
gündeme getirebilir... Kötülüğü, iyilikle uzaklaştırmak, her hâlinde iyi olduğu
için kötülük, onun iyi hâlinin karşısında eriyip yok olmaktadır... Bütün
coşkulu akan nehirler, okyanusa ulaşınca sakinleşir ve okyanusun içinde
kaybolup giderler... Sabır, sebat ve metanet sahibi olan muvahhidler, kötülük
ve kötüler ile mücadele ederken, bir okyanus misali olmaları gerekir...
''Öyleyse kâfirlere itaat etme ve onunla
(Kur'ân'la) büyük bir cihad ver.'' (Furkan, 25/52)
Sabreden ve büyük bir pay sahibi olan
mü'min müslümanlar, kötülükleri iyilik yaparak sardıkları gibi, kâfirlere, müşriklere
ve tağutlara itaat etmez, onlarla, Abdullah ibn Abbas (r.anhuma)'nın açıkladığı
gibi Kur'ân ile büyük bir cihad yaparlar... İyilikte, hayırda, güzellikte örnek
olan olgun hâlleri ve hayra çağıran dilleri ile bu cihadı sürdürmeye gayret
ederler... Bu, mü'minlerin değişmez karakteridir:
''Onlar, Rabblerinin yüzünü (hoşnudluğunu)
isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak
verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar.
İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir.
'' (Ra'd, 13/22)
Mü'min müslümanlar böyledirler... Onlar,
Rabbleri Allah Teâlâ'nın kendilerine verdiği emirleri, önderleri Rasulullah
(s.a.s.)'in Sünneti'ni örnek edinerek yerine getirirler... Rasulullah (s.a.s.),
onlar için hayat önderi ve örneğidir... Çünkü Allah Azze ve Celle, ayetlerini
O'na vahyetmiş, Allah'ın emirlerinin ilk muhatabı, en iyisi ve en doğru anlayıp
tebliğ ederek uygulayan O'dur...
Allah Teâlâ:
''Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle
çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şübhesiz senin Rabbin
yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir.'' (Nahl, 16/125) buyurmakta
ve mücadelenin usulünü beyan etmektedir.
Rabbimizin yolunu hikmetle ve güzel
öğüt ile davet edilecek ve Rabbimiz Allah'ın yolundan sapan, uzak düşen
kâfirler, müşrikler ve Ehl-i Kitab ile en güzel bir biçim, Allah ve Rasulü
(s.a.s.)'in beyan buyurduğu, mü'minlere yakışan bir tavır demektir...
İslâm, barış ve kardeşlik nizamıdır...
Barışın insanlar arasında yayılmasını, fitnenin ve fesâdın yok olmasını,
insanların hepsi yaratılış gayelerine uygun yalnızca Allah'a kul olup itaat
etmesini hedefleyen İslâm, kendisini kabul edip iman eden mü'min müslümanlara,
dünya barışını sağlamak için savaşı emreder... Savaş, dosdoğru yoldan
sapanları, Allah'a kul olmaları gerekirken, bunu terk edip kullara kul
olmuşları, tekrar dosdoğru yolla gelmeleri ve kullara kul olmaktan kurtulmaları
için emredilmiştir... Çünkü kullara kul olanlar ya da kulları, kendilerine kul
edenler, yeryüzünde fitne ve fesâd oluşturmakta, dünya barışını zedelemekte, böylece:
''İnsanların kendi ellerinin kazandığı
dolayısıyla, karada ve denizde fesâd ortaya çıktı.'' (Rum, 30/41) gerçeği
gündeme girmektedir.
Bu fitne, fesâd, şirk ve küfür cephesi,
insanlık âlemini huzursuz kılmakta, sadece insanlara değil, yeryüzündeki diğer mahlûkata
zarar vermekte ve her hâlleriyle zararlı olmaktadır...
''O iş başına geçti mi, yeryüzünde bozgunculuk
çıkarmaya, ekini ve nesli helâk etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu
sevmez.
Ona : ' Allah'dan kork' denildiğinde, büyüklük
gururu, onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter, ne kötü bir
yataktır O.'' (Bakara, 2/205-206)
Şirk ve küfür cephesi, yeryüzünde süper
devlet ve güç olmuş, bütün fitne fesâd anlayışıyla, Tevhid ve İman cephesiyle
savaşmaktadır... Her türlü zulmü işlemekte, her çeşit kötülüğüyle mazlum ve
mustaz'af insanları ezmekte, sömürmekte, kanlarını akıtmakta, alın terlerini
içmektedir.
İnsanların, yaratılış gayesi gereği
katıksız iman edip yalnızca Allah'a ibadet etmelerini, böylece barış içinde
İman kardeşi olmalarını hedefleyen mü'min müslümanlar, şirk cephesinin tağutî
güçlerinin saldırılarına uğramakta, toprakları işgal edilmekte, kendileri
esaret altına düşürülmektedirler... Yüz yıldır işgal altında olan ve paramparça
edilen İslâm toprakları, yeniden işgal edilip haritası yeni bir parçalama ve
sömürme planıyla değişmektedir...
Yüz yıldan beridir soğuk ve sıcak
savaşın her türlüsüyle iman cephesinin mazlum mustaz'af insanlarıyla savaşan
şirk cephesine karşı, mü'min müslümanlar nasıl davranmalı ve tavırları nasıl olmalıdır?
sorusuna, hayat kitabımız ve hayat düstûrumuz Kur'ân-ı Kerîm'den cevab
gelmektedir... En doğru ve en kesin cevab budur!..
Şöyle buyurur Rabbimiz Allah Teâlâ:
''Kendilerine zulmedilmesi dolayısıyla, onlara
karşı savaş açılana (mü'minlere, savaşma) izni verildi. Şübhesiz Allah, onlara
yardım etmeye güç yetirendir.
Onlar, yalnızca, ' Rabbimiz Allah'dır'
demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar.''
(Hacc, 22/39-40)
''Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda
savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah, aşırı gidenleri sevmez.''
(Bakara, 2/190)
''Onların, sizlerle topluca savaşması gibi,
siz de müşriklerle topluca savaşın. Ve bilin ki Allah, takva sahibleriyle
beraberdir.'' ( Tevbe, 9/36)
Onlar, yani şirk ve küfür cephesinin
süper güçleri ile onların uşaklığını yapan yerli tağutlar, işgal ettikleri
İslâm topraklarında, toprakları işgal edilmiş ve esaret hayatının zilletine
düşmüş müslümanlarla topyekün savaşmaktadırlar... Bazı bölgelerde her türlü
modern silahlarla sıcak savaşı devam ettirip yüzbinlerce mazlumu katliâma tabi
tutup oluk oluk kanlarını akıtırken, bazı bölgelerde soğuk savaşın kemiklerdeki
ilikleri dondurucu soğuğuyla savaşa devam etmekte, her çeşit ahlâksızlığı
yaymakta, ekini yok ettikleri gibi, nesilleri de helâk etmektedirler... Onlar,
maddî ve manevî imkânları ile savaşlarını devam ettirirken, müslümanları yok
etme şeytanî planlarını gerçekleştirme hareketlerine cephelerinin her ferdi
katılmaktadır... Kadınlarıyla, erkekleriyle, gençleriyle, yaşlılarıyla İslâm'a
ve müslümanlara karşı topyekün savaşmaktadırlar...
'' Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda
savaşın!'' buyuran Allah Teâlâ:
''Onların, sizlerle topluca savaşması gibi,
siz de müşriklerle topluca savaşın!'' emrini vermektedir...
Bu savaş, yeryüzü barışını bozan, fitne
ve fesâd ile mazlumları ezen, hürriyetleri gasbedip modern kölelik düzenini
kuranlara karşıdır... Bu savaş, bozulan barışın yeniden oluşması ve korunması
içindir
Bu savaş, kullara kul olmaktan kurtulup Allaha kul olma gayretidir
Ve bu savaş, Âlemlerin Rabbi Allah'ın emrine
itaat edip yerine getirilmesi gereken bir kulluk vazifesidir... Bu savaş,
yeryüzünde fitne yaparak huzursuzluk oluşturanların kötülüklerini önleme
savaşıdır...
Rabbimiz Allah buyuruyor:
''( Yeryüzünde ) fitne kalmayıncaya ve din,
tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artık
zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur.'' ( Bakara, 2/193. Enfal,
8/39)
Fitne ve fesâd ehli olan şirk ve küfür
cephesinin egemenliği ortadan kaldırılıp din, yani egemenlik kayıtsız ve
şartsız Allah'ın oluncaya kadar, barışın yeryüzüne hâkimiyeti için savaş devam
etmelidir...
''Allah yolunda savaşın ve bilin ki, şübhesiz
Allah işitendir, bilendir.'' (Bakara, 2/244)
''Artık sen, Allah yolunda savaş. Kendinden
başkasıyla yükümlü tutulmayacaksın. Mü'minleri hazırlayıp teşvik et. Umulur ki
Allah, küfredenlerin ağır baskılarını geri püskürtür. Allah, kahredici
baskısıyla daha zorlu, acı sonuçlandırmasıyla da daha zorludur.'' (Nisa, 4/84)
''İman edenler Allah yolunda savaşırlar,
kâfirler ise tağut yolunda savaşırlar. Öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın.
Hiç şübhesiz şeytanın hileli düzeni pek zayıftır.'' (Nisa, 4/76)
''Dininize hınç besleyip saldırırlarsa, bu
durumda küfrün önderleriyle çarpışın.'' (Tevbe, 9/12)
''Kendilerine kitab verilenlerden, Allah'a ve
ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Rasulünün haram kıldığını haram tanımayan
ve hak dini (İslâm'ı) din edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi
elleriyle verinceye kadar savaşın.'' (Tevbe, 9/29)
Bu savaşı sürdürürken, en yakınlardan
başlayıp merkezden çevreye açılmak gerekir... Bir durgun suya atılan taşın
düştüğü yerden çevreye nasıl ki, daireler oluşturuyor, bir nokta iken etrafa
doğru açılıp büyüyorsa, onun gibi en yakından başlayıp bütün yeryüzünü kuşatıcı
bir barış harekâtı oluşması lazımdır...
''Ey iman edenler, kâfirlerden size en yakın
olanlarla savaşın. Sizde bir güç ve caydırıcılık görsünler. Ve bilin ki,
gerçekten Allah, takva sahibleriyle beraberdir.'' (Tevbe, 9/123)
Davetle, irşâdla, tebliğle, ikrâyla,
apaçık delillerle, güzellik ve iyilikle dosdoğru yola gelmeyenler, yola
gelmedikleri gibi, insanlar için yol kesici olup diğerlerini de sapıklığa
sürüklemektedirler... Yeryüzünde fitne çıkarıp bozgunculuk yapmaktadırlar...
''Onlarla çarpışınız. Allah, onları sizin
ellerinizle azablandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer
versin, mü'minler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun.'' (Tevbe, 9/14)
İnsanlık âleminde gerçek barışın sağlanması
için, barışı ve huzuru bozan şeytanî ve tağutî güçlerle savaşılmalıdır...
İman ve Tevhid cephesinde bulunan ve
toprakları işgal edilip esaret hayatında mahkum edilen mü'min müslümanların
başlattığı bu savaşa, dünya huzur ve barışını isteyen herkesin katılması
gerekir... Çünkü bu savaş, hakkın bâtıl ile, iyiliğin kötülük ile, hayrın şerr
ile, güzelliğin çirkinlik ile savaşıdır... İnsanlar, inançlarına ve hâllerine
göre cephelerini belirleyeceklerdir...
Savaş, barışın sağlanması içindir...
Allah Teâlâ'ın mü'min müslüman kullarına emri,
gerçek barışın sağlanmasıdır:
''Ey iman edenler, hepiniz topluca barış ve güvenliğe
(Silm'e, İslâm'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü O, size apaçık
bir düşmandır.'' (Bakara, 2/208)
'' Eğer mü'min iseniz, Allah'dan korkup
sakının, aranızı düzeltin, Allah'a ve Rasulüne itaat edin.'' (Enfal, 8/1)
'' Eğer onlar barışa eğilim gösterirlerse, sen
de ona eğilim göster ve Allah'a tevekkül et. Çünkü O, işitendir bilendir.
Onlar, seni aldatmak isterlerse, şübhesiz
Allah, sana yeter. O, seni yardımıyla ve mü'minlerle destekler.
Ve onların kalblerini uzlaştırdı. Sen, yeryüzündekilerin
tümünü harcasaydın bile, onların kalblerini uzlaştırmazdın. Amma Allah,
aralarını bulup onları uzlaştırdı. Çünkü O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve
hikmet sahibidir.
Ey peygamber, sana ve seni izleyen mü'minlere
Allah yeter.'' (Enfal, 8/61-64)
Şirk ve küfür cephesi azgınlık yapar
saldırırsa, mutlaka karşılığı verilmesi gerekir... Soğuk savaşa soğuk savaş,
sıcak savaşa sıcak savaş!..
Mü'min müslümanlar, dünyanın neresinde
olurlarsa olsunlar, düşmanlardan gelen tehlikelere karşı çok uyanık olmalı ve
her ân hazır kıt'a titizliğiyle hareket etmelidirler... Çünkü ''su uyur, düşman
uyumaz'' demişlerdir asırların verdiği tecrübelerle düşünüp konuşanlar... Görüp
geçirenler... Güngörmüş olgun kişiler... Dostunu ve düşmanını tanıyan
şahsiyetler... Böyle söylemişler ve yerinde söylemişler...
Mü'min müslümanların baş düşmanı şeytandır...
Şeytanın yolundan giden insanlar da bu düşmanlığı yapmakta ve devamlı hâle getirmektedirler...
Onlar, yani İslâm ve müslüman düşmanları, sürekli gözetleme yerlerindedirler...
Düşman oldukları müslümanları gözetlemekte ve onların zayıf, gafil oldukları
durumlarını yakalamak, böylece işlerini bitirmek isterler...
Rabbimiz Allah, düşmanlarımızın bu sinsi
planlarını bildirmekte, mü'min kullarını düşmanlarının tuzaklarından haberdar etmektedir:
'' O (şeytan) ve taraftarları, (kendilerini
göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmektedirler. Biz, gerçekten şeytanları,
inanmayanların dostları kıldık.'' (A'râf, 7/27)
Şeytan ve taraftarlarına karşı her
zaman hazırlıklı olmaları emrolunan mü'min müslümanlar, gerek kalb ve beyin
sınırlarını, gerek ailelerin sınırlarını, gerek cemaatlerin sınırlarını ve
gerekse Ümmetin sınırlarını çok iyi bekleyip savunmalı ve düşmanla sabır
yarışında onları geçmelidirler :
''Ey iman edenler, sabredin ve sabırla
yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. Allah'dan korkun umulur ki, kurtulursunuz.''
(Âl-i Îmrân, 3/200)
Kötülükleri iyiliklerle savmayı
emrolunan İman ve Tevhid cephesinin mü'min ferdleri, emrolundukları gibi
dosdoğru davranmakla görevli kılınmışlardır... Onlar, yeryüzünde fitnenin yok
olması, huzur ve barışın sağlanması için cihad ederken, her zaman adîl olur,
adâletten asla ayrılmazlar... Gayeleri, Allah'ın hükümleriyle hükmolunması ve
gerçek adâletin oluşmasıdır...
''Adâlet yapın. O, takvaya daha yakındır.''
(Maîde, 5/8) diye emrolunmuşlardır. Mü'minler, işitir ve itaat ederler...


