17 Nisan 2026 - Cuma

Şu anda buradasınız: / / “"ittibaü's Sünnet-i Şerife Şerhu Müsnedi Ebi Hanife"”
“"ittibaü's  Sünnet-i Şerife Şerhu Müsnedi Ebi Hanife"”

“"ittibaü's Sünnet-i Şerife Şerhu Müsnedi Ebi Hanife"” Hatem Hatemioğlu

 

Asırların ve nesillerin mücahid ve müctehidi İmam Ebu Hanife (rh.a.)’in “Müsned-i Ebu Hanife” adlı hadis kitabını Mustafa Çelik Hocaefendi; “İttibaü’s Sünnet-i Şerife Şerhu Müsned-i Ebu Hanife” ismiyle şerhetti. Bu Eser Yenda Yayınları tarafından yayınlandı. Kitap 2076 sayfadır. Şamua kâğıda iki cild halinde basılmıştır. Bu eser Müslümanların zaruri ihtiyaçlarını gideren bir kitaptır. Selefillik adına ümmeti teslim almaya çalışan Selefiliğe karşı Selefi Salihîn (Sahabelerin, Tabiînlerin, Tebetabiînlerin ve Müctehid imamların) in izinde giderek adeta inşa edilmiş bir kale, aklı putlaştıran modernistlerin yuvasına atılan bir bomba ve aklı horlaştıran sofilerin de hücresini aydınlatan bir kandil olmuştur.

Müslüman insan, itikad ve amel sahibi olan insandır. İtikad ve amel İhlas’sız, İhsan’sız ve Takva’sız olmaz. Her amelin takvası onun fıkhıdır. Dolayısıyla Müslüman’ın itikadının, amelinin dayandığı delili bilmesi zaruridir. Mustafa Çelik Hocaefendi’nin kaleminden çıkan; “İttibaü’s Sünnet-i Şerife Şerhu Müsned-i Ebu Hanife” adlı eser, Müslümanların bu husustaki zaruretlerini gideren bir eserdir.

Asrımızda münkir ve müşriklerin kültür ambargolarının etkisi altında kalan bazı Müslümanlar, müsteşriklerin Rasûlüllah (s.a.s.)’in hadisleri/sünnetleri etrafında ortaya attıkları şüpheleri dinin esasları diye savunmaya başladılar. Oysa ki tarihte Müslümanlar, 30-40 farklı yolla Hadislerin rivayeti ve sıhhatini kontrol eden bir sistem geliştirmiş ve şüpheye mahal bırakacak bir nokta bırakmamışlardır. Her şeyden önce sünnetin sağlıklı bir şekilde naklinde bilgiyi kaynağından almak esastır. Sahabe bir Hadisi işitenin bizzat kendisinden almak için aylarca yolculuk etmiştir. Eba Eyyüp el Ensari bildiği bir hadisi tahkik etmek için Medine'den kalkıp Mısır'a kadar gitmekten çekinmemiştir. Bu zengin kültür mirasıyla iftihar etmemiz gerekirken bir takım insanlar çıkıp aklını kaybetmiş mirasyediler gibi bunu değersizleştirme yoluna gitmişlerdir. Ancak bunun yerine kendilerini değersiz kılmışlardır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in hadislerini/sünnetlerini ve bunlarla ilgili Müslüman âlimlerin yapmış oldukları çalışmaları yersiz gereksiz görenler, dinde hiçbir şey olmayanlardır. Yani onlar Allah’ın dininden sayılmazlar. Allah’ın kitabı Kur'an'ı Hz. Muhammed (s.a.s.)’i devreden çıkartarak anlamaya çalışırsanız, İslâm’ı önce Hıristiyanlığın, ardından da Budizm'in akıbetine uğratırsınız…

Şirk kasırgasının hayatı kuşattığı, hurafelerin, cehaletin yaygınlaştığı, hatta İslâm adına revaç bulduğu bir dönemde, sahih ve saf İslâm’ın kitlelere ulaştırılması ve muhatapları nezdinde aslına layık bir itibar kazanması, ancak İslâm’ın aslına ve usûlüne uygun bir şekilde öğrenilebilmesi/öğretilebilmesi halinde mümkün olacaktır. Ayet ve hadislerin yanlış anlaşılmasının farklı bir sebebi ise selef-i salihîn (Sahâbelerin, Tabiînlerin, Tebetabiînlerin, müctehid imamların)in nasıl anladığının ve nasıl uyguladığının dikkate alınmamasıdır.  Mesela Rasûlüllah’ın "Kur'an'a ancak temiz olan dokunsun." hadisini örnek verebiliriz. İmam Malik bu hadisi tahlil ederken müşterek bir lafız olan tâhir/temiz kelimesini uygulamadan yola çıkarak “abdestli kimse” olarak yorumlamıştır. Zira tâhir; küfür, şirk üzerine olmayan, mü'min, hades-i ekber, hades-i asgardan temizlenen ve bedenin, mekânın temiz olması gibi birden fazla mâna için vazedilmiş müşterek bir kelimedir.  İmam Mâlik’ten gerek Mushaf okurken gerekse hadis rivayet ederken abdest almak suretiyle saygı gösterilmesi ve feyizli bir iklim ve bereketli bir ortamın oluşması için böyle bir ön hazırlık yapılması gerektiğini öğreniyoruz.  Hadis ve sünnetin anlaşılmasında ve yorumlanmasında, her hâlükârda Selef-i Sâlihînin katkısı ciddiye alınmalıdır. Aksi halde hadisleri doğru anlamak mümkün olmaz.

Mustafa Çelik Hocaefendi’nin kaleminden çıkan; “İttibaü’s Sünnet-i Şerife Şerhu Müsned-i Ebu Hanife” adlı bu eser, pratik hayatımızın İslâmlaşmasında büyük katkıları olacak bir eserdir. Akideden, Taharetten, Ticaretten, Edep ve Adaba kadar birçok mesele bu eserde yer almıştır. Hadis şerhlerinin sade olması, elinizdeki eserin bir ayrıcalığıdır. Okuyucu zorlanmadan bu açıklamaları anlayabilir; her bir hadis çerçevesinde ilim adamlarının görüşlerini özetle bulacağı gibi, Kitap ve Sünnetten delilleri de görebilecektir. Bu sebeple bu eserin, sahasında kapsamlı olduğunu söyleyebiliriz. Bizzat okuyucu kendisini küçük çapta bir İslâmî ilimler ansiklopedisi ile karşı karşıya görecektir. Şöyle ki; İtikad ile ilgili bir hadisi okundu mu, bu hususta sorunlarının doyurucu cevabını bulacaktır ve diğer bütün hususlarda bu, böylece sürüp gitmektedir. Şunu bilelim ki; hiç şüphesiz bir sözün/kelamın, haberin, bilginin ve bunların yazılı hale gelmiş hali olan metinlerin değeri ve değerlendirilmesinin bir takım temel kriterleri vardır. Bu kriterler dikkate alınmadığı zaman, ya söz yanlış anlaşılacak ya da hiç anlaşılmayacak; dolayısıyla da hakkıyla değerlendirilmesi mümkün olmayacaktır. Böyle olunca da elmas ile cam şişeler birbirine karışacaktır. İslâm bilgi medeniyetinde ise Belağat ilminde açıkça ifadesini bulan: “Ne söylemiş (metin), Kim söylemiş (hatip), Kime söylemiş (muhatap), Nerede söylemiş (mekân), Ne zaman söylemiş (zaman) ve niçin söylemiş (maksat)…?” sorularına cevaplar bulmadan, bir metni doğru değerlendirmenin mümkün olamayacağı aşikârdır. İşte bu eserde bu durum göz önünde bulundurulmuştur.

“İttibaü’s Sünnet-i Şerife Şerhu Müsned-i Ebu Hanife” adlı bu eserde; hadisleri, fıkıh konularına göre, bab başlıkları altında bir araya getirilmiştir. Bu yönüyle hem hadis hem de fıkıh kitabı olma özelliği taşıyor. Bu eserde geçen hadislerin tahrici için “Tahlilü’l İsnad” başlığı altında verilen bilgiler incelendiği zaman görülecektir ki; İmam Ebu Hanife’yi hadis bilmemekle suçlayanlar, ilmen nesepsiz olanlardır. Azıcık hadis ilminden nasiplenmiş olanlar, İmam Ebu Hanife’yi hadis bilmemekle suçlayamaz.  Çünkü İmam Ebu Hanife (rh.a.), bihakkın Hâdimu'l-Kur'ân ve's-Sünne'dir.

“İttibaü’s Sünnet-i Şerife Şerhu Müsned-i Ebu Hanife” adlı bu eser, zengin bir kaynakçaya sahiptir. İstifade edilen bu eserler, çeşitli kütüphanelerde mevcuttur. Bunların çoğu da tercüme edilmemiştir. Her okuyucunun bu eserleri bulup faydalanması imkânsız denecek kadar zordur. Balın kıymetli bir gıda olması, birçok çiçekten toplanarak hazırlanmasından ileri gelmektedir. İşte, “İttibaü’s Sünnet-i Şerife Şerhu Müsned-i Ebu Hanife” buna benzer. Dini kitap sorana, şu büyük kütüphanede var denilse, ona yalnız bir kitap değil, binlerce kitap tavsiye edilmiş olur. İşte,“İttibaü’s Sünnet-i Şerife Şerhu Müsned-i Ebu Hanife” de tek bir kitaptır; ama yüzlerce kitabın özetidir. Bu eserde imanın esasları, Ehl-i sünnet itikadı çok geniş ve herkesin anlayabileceği şekilde açıklanmıştır. Bâtıl fırkalar ve dinler, inançlar bildirilerek, Müslümanlar bunların zararlarından korunmuştur.

Amelen mezhepsiz yaşamak, neseben ilimsiz kalmışların vasfıdır. Mezhep, dinî hassasiyettir, din hakkında konuşmanın ve dinî bir hüküm vermenin kuralı, çerçevesi ve sistemidir. Mezhep, usûl/metot demektir; mezhepsizlik ise usûlsüzlük/metotsuzluktur. Usûlsüz/Metotsuz, kaidesiz yapılan her türlü faaliyet ise karmaşaya ve yanlışlığa düşmeye mahkûmdur. Mezhep tanımayan insan, kendisini metotsuzluğa, karmaşaya ve belirsizliğe atmış demektir. Dolayısıyla onun, Allah'ın dini hakkında söylediği her söz ve ileri sürdüğü her görüş, daha baştan yanlış olarak damgalanmayı hak etmiştir. Kendisini mezhep imamlarından üstün görerek onların kurdukları sistemleri yıkma selahiyetinde gören kimseler, aslında dinî bir kurumu tahrip etmiş olmaktadırlar. Bunun neticesi ise, yukarıdan beri gördüğümüz gibi sonunda zarûrât-ı diniyye dediğimiz alana kadar gitmektedir. Zira bu hareket, nerede duracağı –onu yürütenler tarafından bile– önceden kestirilemeyen bir "kör gidiş"i ifade etmektedir. Mezhep ve metot tanımadığını, geçmiş ulemanın bize bıraktığı devasa ilmî mirası yıkmakla, yıpratmakla meşgul olmaktan başka bir mahareti olmayan böyle kimseler, kendilerini ve kendilerine tabi olanları dinsizlik köprüsünden ateşe atanlardır. Tek bir Mezheb eşittir İslamiyet dememiz mümkün değildir. Büyük evrenlerin, okyanusların içinde damlalardan oluşan bir misal olan İslâm Fıkhı Mirası Müslümanların bütün ihtiyaçlarını giderecek yetenektedir. İslâm bütün bu mirasın tamamıdır. Rabbimizin gönderdiği Dini Mübini İslâm’ın büyüklüğüne de ancak bu yakışır. Mustafa Çelik Hocaefendi’nin kaleminden çıkan; “İttibaü’s Sünnet-i Şerife Şerhu Müsned-i Ebu Hanife” adlı bu esrinde bu durumu yansıtmaya gayret emiştir.

Kendi sahasında önemli bir boşluğu dolduran bu eserin kütüphanemizde, elimizin altında bulunması gerekiyor.  Okumayı, istifade etmeyi ve istifade ettirmeyi Rabbimizden dileriz.

 

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul