Özet
Âhîlik Teşkilatı, meslek ilkelerine sahip olması yanında, birinci derecede ahlâkî esaslara dayanan bir kurumdur. Âhîlik anlayışına göre, bir kişide ahlâkî değerler aşınmışsa/ahlâkî değerlere önem vermiyorsa o kişi, istediği kadar mesleğinde üstün ve başarılı olsun bunun hiçbir kıymeti/değeri olmamakla beraber o kişi bulunduğu meslekten ihraç edilirdi. Bu açıdan Âhîlik Teşkilatı yüksek ahlâka mensup kişilerin toplandığı bir yer olarak görülür.
Âhîliğin kökeni, ne olursa olsun Âhî ahlâkı, temelde Kur'ân ve Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hadislerine dayanmaktadır. Âhîliğin ahlâkî değerlerini ve insanî ilişkilerini detaylı olarak tahlil ettiğimizde önemli derecede Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ahlâkına dayandığını, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hadisleriyle birebir ilişkili olduğunu müşahede etmekteyiz. Hal-hareket, davranış olarak Hz. Peygamber (s.a.s.) o derece örnek alınmış ki, bu etkileşim giyim-kuşama kadar kendini göstermiştir. Âhîliğin en önemli olan kuralları zikredilirken yani cömert olmak, misafirperver olmak, başkalarına yemek yedirmek, kimseye kötü gözle bakmamak, kimsenin ayıbını takip etmemek, kimseye kötü söz söylememek, kimsenin ırzına namusuna, haysiyet ve şerefine göz dikmemek gibi hususlar hep Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ahlâkında var olan çok önemli ilkelerdir. Yine Âhî ahlâkında kırıcı olmak, gıybet, iftira, kibir, yalan, haset, kıskançlık, kin tutmak, intikam, sözünde durmamak, emanete hıyanet, gibi kötü huylardan da kaçınmayı hedef alan prensipler de hadislerde çok net bir şekilde yer almakta ve zikredilmektedir. Buradan anlıyoruz ki, Âhîliğin ahlak konusunda beslendiği en önemli kaynak, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hadisleridir.
Giriş
Âhîlik XIII-XIX. yüzyıllar arasında Anadolu’da yaşayan halkın sanat ve meslek alanında yetişmelerini sağlayan, onları ahlâkî yönden yetiştiren, çalışma hayatında iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen bir örgütlenmedir. İyi ahlâkın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün güzel meziyetlerin birleştiği bir sosyo-ekonomik düzen olan Âhîlik, ahlâk, eğitim-bilim, organizasyon, kalite-standardı, üretici-tüketici ilişkisi, denetim gibi konularda yaşadığı dönemin toplumsal yapısını düzenleyen yetkin bir sistemdir.[1]
Âhîlik; hem sosyo-ekonomik yapıya hem de kültürel yapıya ait bir kavram olarak birbirini seven, birbirine saygı duyan, yardım eden, fakiri gözeten, yoksulu barındıran, işini, çalışmayı bir ibadet sayan, din, ahlâk ve meslek kurallarına, toplum çıkarlarına, sıkı sıkıya bağlı esnaf ve sanatkârların meydana getirdiği sağlam bir teşkilat manasını taşır.[2] Toplumun ayakta kalabilmesi için gerekli sosyal adalet ve ahlâkın yerleşmesinde tartışılmaz öneme sahip bulunan Âhîlik, ahlâk ile sanatın ahenkli bir birleşimi olarak, Anadolu insanının sosyal ve ekonomik hayatının düzenlenmesinde büyük rol oynamıştır.[3] Dolayısıyla birinci derecede Âhîliği üstün ve erdemli hale getiren esaslar ahlâkî esaslardır. Âhî ahlâkının kökenlerini de Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hadislerinde bulmak mümkündür.
1-Âhîlik ve Fütüvvetnâmeler
Terim olarak Âhîlik: Anadolu’da XIII. Yüzyılda kurulup belli bir süre içinde belli kurallarla işlemiş esnaf ve sanatkârlar birliğini ifade eder. Âhîlik, Ortaçağ’da Anadolu’nun sosyal yaşantısının düzenlenmesinde büyük rol oynamıştır. XIII. Yüzyılın ortalarından başlayarak insanları türlü kötü akımların etkisinden kurtarmak, aynı zamanda o zamanlar devletin çok ihtiyacı bulunan askerî güce katkıda bulunmak için organize edilmiş olan Âhî kuruluşu çok yönlü sosyal bir yapıya sahiptir. Âhîliğe kabul şartı iyi ahlâklılık, yardımseverlik ve cömertlik olduğundan bu örgüte girenler, temiz, ahlâklı ve iyiliksever kişilerdi.[4] Çünkü onların anlayışına göre, ahlâk olmadan hiçbir şeyin kıymeti/değeri söz konusu değildir. Ahlâk her şeyin temeli ve esasıdır.
Meslekî yapılanmada her mesleğin bir pîri olup ve meslek üyelerinin ona karşı sorumlulukları bulunmaktadır. Nitekim Âhîlikteki eğitim sistemi de buna göre yapılanırken, iş başı ve iş dışında yapılan eğitim olmak üzere iki temele dayanmaktadır. Buna göre iş dışında yapılan eğitim içeriğinde ahlâk esasları, okuma yazma, örgütsel kural ve gelenekler, temizlik, doğruluk ve dürüstlük gibi genel konu ya da kuralların yanı sıra şiir, ilâhi, silah kullanma, ata binme gibi sanatsal, edebî ve sportif etkinlikler yer almaktadır.[5]
Bütün prensiplerini dinin asıl kaynağından alan Âhîliğin nizamnâmelerine Fütüvvetnâme adı verilir. Âhîliğin esasları, ahlâkî ve ticarî kaideleri bu kitaplarda yazılıdır. Fütüvvetnâmelerde Âhîlerin hayata ve insana bakış tarzları, inançları, dünya görüşleri, edepleri, davranışları hatta yeme-içme, giyim kuşamları hakkında dahi birtakım bilgiler yer almaktadır. Teşkilata girecek kimse ilk önce bu kitaplarda belirtilen dinî ve ahlâkî emirlere uymak zorunda idi. Fütüvvetnâmelere göre, teşkilat mensuplarında bulunması gereken vasıflar vefa, doğruluk, emniyet, cömertlik, tevazu, ihvana nasihat, onları doğru yola sevk etme, affedici olma ve tövbe idi. Şarap içme, zina, yalan, gıybet, hile gibi davranışlar ise meslekten atılmayı gerektiren sebeplerdi.[6] Buna göre Âhîlik Teşkilatı’nda kalabilmenin şartı birinci derecede ahlâkî kuralları uygulamaya bağlıdır.
Âhîlerin vizyonunun temel belirleyicileri, Kitap ve Sünnet’ten neşet eden Fütüvvetnâmelerdir. Dolayısıyla Âhîlik Teşkilatı’nın vizyonunu kavrayabilmenin yolu fütüvvetnâmeleri doğru okumak ve anlamaktan geçer. Fütüvvetnâmeler, Âhîliğe katılanların ellerinden düşürmedikleri ve günlük hayatlarına tatbik etmeye çalıştıkları ilkelerin izah edildiği eserlerdir. Onların günlük hayatlarında uydukları ve uyguladıkları ilke ve kuralları ihtiva eden Fütüvvetnâmeler[7] tasavvuf ağırlıklı ve Âhîliğin ahlâk ve fazilet eğitimiyle ilişkili olup[8], ideal insan modelini oluşturmayı hedefleyen eserlerdir. Kısaca diyebiliriz ki, esnaf ve sanatkârlar birliğine eleman yetiştirme, işleyiş ve kontrollerini düzenleyen kurumlar diye bilinen Âhîliğin kökeni, fütüvvet teşkilatlarına dayanır.[9]
Sülemî’nin Fütüvvet isimli eserinde geçen ve insanî ilişkileri tanzim eden şu hususlar dikkat çekmektedir: Kötülüğe iyilikle karşılık vermek, yaptığı işten karşılık beklememek, gücü varken affetmek, başkalarının kusurlarını bırakıp, kendi kusuruyla uğraşmak, şefkatli olmak, başkalarını kendine tercih etmek, hiçbir durumda yaltaklanmamak, zengin ise fakiri hiçbir sebeple hizmetinde kullanmamak, halka tenezzül etmemek, yüzsuyu dökmemek, verenin de, alanın da Allah olduğunu bilmek, kerem sahibi olmak, alçak gönüllü olmak, kendini beğenmişlikten kaçınmak, hiç kimseyi azarlamamak, sır saklamak, hizmette ve vermede ayrım yapmamak.[10] Âhîler bütün bu alanlarda Hz. Peygamber (s.a.s.)’i örnek almaktadırlar.
Birçok Fütüvvetnâmede bir takım kötü ahlâkî hareketlere sahip olanların bu davranışlarından vazgeçinceye kadar Âhîliğe alınmayacakları ifade edilir. Bu kötü vasıflara sahip olanlar şunlardır: cimriler, gururlu ve kibirliler, kin tutanlar, yalan söyleyenler, kişinin ayıbını örtmeyip yüzüne vuranlar, sözünde durmayanlar, fâhiş fiyatla mal satanlar, hırsızlar, sert, merhametsiz ve zalimler, zina yapanlar, hainler. Gerek Çobanoğlu Fütüvvetnâmesi, gerekse el-Radavî’nin Fütüvvetnâmesi veya diğerleri, Suhraverdî’nin Fütüvvetnâmesi yahut “Avârifü’l-Maârif” isimli tasavvufî eserle karşılaştırıldığında bu ilke ve kaidelerinin birbirlerinin benzerleri oldukları görülür. Fütüvvet ve Âhîliğin kısa bir zamanda birbiri içinde kaynaşmış oldukları ve Âhîliğin fütüvvet esasları ile beslendiği görülür. Âhîliğin ahlâkî ve terbiyevî ilkelerini, daha önce tasavvufçuların geliştirip formülleştirdiği Fütüvvetnâmelerden aldığı şüphesizdir.[11]
Fütüvvetnâmeleri baz alarak Âhîliği şöyle tanımlayabiliriz. Âhî, vicdanını kendi üzerine gözcü koyan adamdır. Helâlinden kazanan, yerinde ve yeterince harcayan, ölçü tartı ehli olan, yararlı şeyler üreten ve yardım edendir. Kalbi Allah’a, kapısı yetmiş iki millete açık olan; mürüvvet ve merhamet üzere olup cömertliği esas alan, ahlâkı ana sermaye edinip, akıl yolundan yürüyen, ilim isteyen ve ilmiyle amel edip yararlı çalışmayı elden bırakmayan kişiler Âhîlerdendir. Fütüvvet erkânınca yiğitlik niteliklerine ulaşmış, ayrıca bir sanat öğrenmiş, Allah’ın varlığına ve birliğine inanmış, yüce İslâm Peygamber (s.a.s.)inin elçiliğini kabul edip ve sünnetlerine uymuş, din ehilleri ile sohbet ve muhabbete yönelmiş kişiler Âhîlikte ilerlemiş olanlardır.[12]
2-Âhî Ahlâkının İslâm Ahlâkıyla Olan İlişkisi
Aslında Âhîlik Teşkilatı meslek ilkelerine sahip olması yanında, birinci derecede ahlâkî esaslara dayanan bir kurumdur. Âhîlik anlayışına göre, yukarıda geçtiği üzere bir kişide ahlâkî değerler aşınmışsa/ahlâkî değerlere önem vermiyorsa o kişi, istediği kadar mesleğinde üstün ve başarılı olsun bunun hiçbir kıymeti/değeri olmamakla beraber o kişi bulunduğu meslekten ihraç edilirdi. Dolayısıyla Âhîlikte üstün bir ahlâka sahip olmanın ne kadar önemli ve vazgeçilmez bir unsur olduğunu bilmek gerekir. Âhîliğe kabul edilmenin önde gelen şartı, ahlâkî değerlere sahip olmaktır. Dolayısıyla Âhîlik Teşkilatı’nda ahlâkî zaafları bulunan kişiler barınamaz. Bu açıdan Âhîlik Teşkilatı yüksek ahlâka mensup kişilerin toplandığı bir yer olarak görülür.
Çalışmayı, ibadeti ve dürüstlüğü bir bütün olarak ele alan, esnaf ve sanatkârlığın gelişmesini amaçlayan bir sistem olarak değerlendiren Âhîlik, ahlâka büyük önem vermiştir. Âhîliğin ahlâka verdiği önem, ahlâkın her yerde ve her zaman başta gelmesinden anlaşılmaktadır. Nitekim Âhîlik, ahlâk sahibi olmayan bir iş adamının asla başarıya ulaşamayacağını, ulaşsa bile bu başarının uzun ömürlü olmayacağını benimsemiştir. Ayrıca Âhîliğe göre ahlâkın olduğu yerde kardeşlik, eşitlik, özgürlük, sevgi ve adalet gibi özellikler ile dirlik ve düzenlikten söz edilebilir.[13] Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), güzel ahlâkı şu ifadeleriyle övmüştür: “İçinizden en sevdiklerim, ahlâkı en güzel olanlarınızdır.”[14] “Kıyamet gününde mü’minin terazisinde güzel ahlâktan daha ağır bir şey bulunmaz.”[15] “Sizin en hayırlınız ahlâkı en güzel olanınızdır.”[16]
Âhî ahlâkının temel ilkeleri olarak şu hususlar ön plana çıkmaktadır: 1- Doğru sözlü olmak, 2- Emanete hıyanet etmemek, 3- Cömert olmak, 4- Gözünü kötü şeylerden sakınmak, 5- İkiyüzlü ve yiyicilerden uzak durmak, 6- Kötülerden uzak durmak, 7- Öfkelenmemek. Dikkat edilirse bu hususların her birinin hadislerde zikredildiği müşâhede edilmektedir. Âhî ocakları ve Âhî düşüncesi, toplumsal ahlâk kurallarının yaparak ve yaşayarak kazanıldığı eğitim kurumlarıydı.[17] Âhîler tasavvuf ehli gibi dünyayı dışlamayıp toplum içinde ve hayatın akışına uyarak yaşarlardı. Bu tür anlayış doğal olarak Âhî giysilerinde de kendini göstermiştir. Örneğin, kendini tasavvufa verenlerin hırka giymelerine karşılık Âhîler şalvar giyerler, kuşak ve peştamal kuşanırlardı.[18]
Fütüvvetnâmelerde önemli Âhî kuralları olarak şunlar yazılmaktadır: Âhînin üç şeyi açık, üç şeyi kapalı olmalıdır. Açık olanlar: 1- Eli açık olmalı: yani cömert olmalı. 2- Kapısı açık olmalı: yani konuksever olmalı. 3- Sofrası açık olmalı: yani aç geleni doyurmalı. Kapalı olanlar: 1- Gözü kapalı olmalı: kimseye kötü bakmamalı ve kimsenin ayıbını görmemeli. 2- Dili bağlı olmalı: yani kimseye kötü söz söylememeli. 3- Beli bağlı olmalı: yani kimsenin ırzına, namusuna, haysiyet ve şerefine göz dikmemeli. Âhîyi Âhîlikten çıkaran hususlar arasında şarap içmek, gammazlık, dedikodu, iftira, münafıklık, gururlanmak, kibirlenmek, sert ve merhametsiz davranmak, haset, kin, affetmemek, sözünde durmamak, yalan, hıyanet, emanete ihanet, kişinin ayıbını gizlemeyip onu açığa çıkarmak, cimrilik, koğuculuk, gıybet, hırsızlık gibi kötü ahlâkî davranışlar yer almaktadır.[19] Âhîler, iyi Müslüman olmakla beraber yukarıda geçtiği üzere bazı Sûfîler gibi dünyadan el etek çekerek kendilerini tamamen din ve ibadete vermiş dervişler olmayıp, ibadet kadar yeme, içme, eğlenmeden de hoşlanan insanlardır. Hayat felsefeleri ve yaşayış tarzları çalışmaya, dostluğa, yardımlaşmaya dayanır. Âhî toplumunda dilenen, yoksul ve bakıma muhtaç kimse yoktur. Onlar için çalışmaktan maksat sırf para kazanmak değil, hem kendi geçimini temin etmek hem de başkalarına yardım etmektir.[20]
Bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, Âhîler, ben ve çıkar merkezli bir dünya anlayışından yana değillerdir. Onlar, cimri ve egoist insanlar da değildir. Onlar iyilik yapmaktan, ikram etmekten, infak etmekten büyük haz duyan insanlardır. Onlar, sürekli başkalarını düşünen ve başkalarıyla kazandıklarını paylaşan insanlardır. Çünkü onlar, gönlü tok insanlar olup şu hadisi esas almışlardır: “Gerçek zenginlik, mal çokluğu ile değil, gönül tokluğu iledir.”[21]
Âhîlikteki ahlâk ve görgü kurallarına baktığımızda, ne derece hayatı kapsadığı; dolayısıyla hayatın bütün alanlarını kontrol ettiği anlaşılacaktır.[22] Fütüvvetnâmelerin ortak ilkeleri; nefsine hâkim olmak, iyi huylu olmak, Allah’ın buyruklarına uymak, Allah’ın yasaklarından sakınmak, iyi kalpli, iyiliksever ve cömert olmak, konuk sevmek ve ağırlamak insanları sevmek, hile yapmamak yalan söylememek, iftira ve dedikodudan sakınmak aleyhte konuşmamak, hak ve adalet sever olmak, zulme, zalime ve haksızlığa karşı koymak, haklı güçsüzün hakkını, haksız güçlüden almaya yardım etmektir. Onlarda düzen, intizam ve tedbir önemliydi. Örneğin, her esnafın bir bekçisi vardı. Çarşıyı süpürür, akşam kapanan dükkânların kontrolünü yapar, kilitlenmeden unutulmuş olanları sahibine haber verir, geceleri çarşıyı bekler. Her esnafın bir de duâcısı vardır. Sabah namazından sonra mütevellinin dairesi önünde toplanan esnafa duâ eder, bundan sonra herkes dükkânına dağılırdı. Duâdan önce hiçbir dükkân açılmazdı.[23] Resmen olmasa da günümüzde Anadolu’nun birçok yerinde de benzer dualarla pazarların, çarşıların açıldığını görmekteyiz. Örneğin Urfa’da her sabah Âhî çarşısının, Isparta’da pazarların dua ile açılması bu geleneğin ne kadar köklü olduğu göstermektedir.[24]
Âhîliğin temelinde insan ve insana hizmet esası yatmaktadır. Hatta Âhîlikte insana hizmet Tanrı’ya hizmet olarak kabul görür. Kişi ancak insana hizmet ettiği sürece her iki dünyada da gerçek mutluluğa ulaşabilecektir. Bir gülümseme, bir selam da yeri geldiğinde bireye hizmet, yardım özelliği taşır. Dolayısıyla Âhîlikteki “insan odaklılık” günümüzdeki “müşteri odaklılık” anlayışıyla kıyaslanamayacak derecede geniş ve zengindir.[25]
İbn-i Batuta, Âhîlerin bu olumlu ve takdire şayan durumlarına şahit olduğunu şöyle dile getirir: “Ben dünyada onlardan daha güzel davranan kimse görmedim.”[26] Âhîliği ayrıcalıklı kılan en önemli unsurlardan bir tanesi bu kültürde “ben” veya “benim” kelimelerine pek fazla rastlanmamasıdır. Öyle ki esnaf ve sanatkârlar “Ben bugün satış yaptım, siz komşumdan alın, o henüz siftah yapmadı.” diyecek derecede fedakâr, erdem ve fazilet sahibidir. Pazar payını artırma, rakipleri alt etmede türlü strateji ve politikaların geliştirildiği bir dünyada Âhîlik felsefesine damgasını vuran bu özverili yaklaşım bugün hepimize hayal gibi gelmektedir. Ancak bilinmelidir ki, Âhîliğin özü fedakârlıktır. Nitekim Âhî eli, yüzü, gönlü, sofrası açık olan kişi olarak tanımlanmaktadır.[27] Bu noktada şu hadisi zikretmek gerekir: “Bir kimse kardeşinin yardımında bulunduğu sürece Allah da o kimsenin yardımında olur.”[28] Siyer kitaplarında Hz. Peygamber (s.a.s.) şu vasıflarla zikredilir: “Kavmi arasında en mert, en iyi huylu, soyca en asil, komşuluk hakları bakımından en iyi, en uysal, en doğru sözlü, en yüce bir ahlak sahibi, en güvenilir, kötülükten ve insanları alçaltan huylardan en uzak olan kimse idi.”[29] Hz. Peygamber (s.a.s.), insanî ilişkileri insana değer verme, hoşgörü, anlayış, affetme ve dürüstlük ilkeleri üzerine kurmuştur. Onun amacı erdemli insan tipini/modelini yetiştirmektir. Âhîler de, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in bu vasıflarını kendilerine şiar edinmiş ve bunu uygulamada göstermeye gayret göstermiş kişilerdir.
3-Âhî Ahlâkının İktisadî ve Ticarî Hayata Getirdiği Güzellikler
Günümüz dünyası veya insanının bugün en çok ihtiyaç duyduğu değerlerin başında ahlakî değerler gelmektedir. Ahlâkî yozlaşma veya çöküntü toplumların ticarî, iktisadî ve sosyal hayatta gitgide çürümelerini hızlandırmaktadır. Dolayısıyla ahlakî değerler, toplumları süflî hayattan kurtarıp saygın bir yere çıkaran çok önemli unsurlardır. Ahlâk olmadan toplumların sosyal hayatta erdemli olmaları da mümkün değildir. Ahlâka dayanmayan iktisadî ve ticarî bir hayatın sağlıklı bir şekilde yürümesi ve ayakta kalması da mümkün değildir. Yalancılık, aldatmak, rüşvet, yalan yere yemin, haram kazanç, kalitesiz/defolu mal üretmek, başkasının malına/mülküne göz dikmek, kıskanmak, hile yapmak, karaborsacılık, tembellik, fahiş fiyatla mal satmak, cimrilik gibi ticarî hayatta kişileri olumsuz yönde etkileyen hususlar hep ahlâkî erdemlilikle aşılacak ve bu yolla bertaraf edilecek şeylerdir.
Malın kalitesiz-çürük-ayıplı üretilmesi yasaktır. Para hırsı olmadığı için çok para kazanmak amacıyla ucuza mal etme gibi zayıf bir iktisadî ahlâk geleneği yoktur.[30] Âhîlik kültürü ve felsefesi; dürüstlük, güvenilirlik, iş ahlâkına ve mesleğin etik değerlerine saygı gösterme, hakka-hukuka riayet etme, şefkatli, cömert ve güler yüzlü olma gibi insanî değerleri temsil etmektedir. Bugün uygar dünya ülkeleri, ticarî ve sosyal yaşamda bu değerleri oluşturmaya ve hâkim kılmaya çalışmakta, ancak istenilen olumlu gelişmeler yeterince sağlanamamaktadır. İşte bu yönüyle Âhîlik kültürü ve felsefesi; asırlardır esnaf, tüccar, sanatkâr ve çok çeşitli ticarî işletmecilik yapan insanlara daima ilham kaynağı olmuştur.[31]
Âhîliğin ahlâka verdiği önem, ahlâkın her zaman, her yerde ve her işte başta gelmesindendir. Ana sermayesi ahlâk olmayan hiçbir işte başarı uzun süreli değildir. Ahlâkın olduğu yerde kardeşlik, eşitlik, özgürlük, bağımsızlık, sevgi, adalet, dirlik, düzenlik, güzellik, yararlılık gibi yüce vasıflar vardır.[32]
Âhî yönetmeliği konumunda olan Fütüvvetnâmelere göre; Âhî, helâlinden kazanmalıdır. Hepsinin bir sanatı olmalıdır. Yoksul ve düşkünlere yardım etmeli, cömert olmalıdır. Âlimleri sevmeli, hoş tutmalıdır. Fakirleri sevmeli, alçak gönüllü olmalıdır. İyi kimselerle sohbet etmeli, namazını kazaya bırakmamalı, hayâ sahibi olup, nefsine hâkim olmalı, dünyaya düşkün olanlarla beraber düşüp kalkmamalıdır. Bunlar, asırlarca Osmanlı insanının ahlâkının temel taşı olan hasletler haline gelmiştir. Ticâret ahlâkında yasaklanan hususlar da şunlardır: 1- Hileli ve çürük mal satmayacaksın 2- Müşteriden fazla para almayacaksın 3- Bir başkasının malını taklit etmeyeceksin 4- Noksan tartmayacaksın ve bozuk terazi kullanmayacaksın 5- Sahte ve kalitesiz mal üretmeyeceksin.[33] Âhîlerin ticarî ve iktisadî hayatla ilgili getirmiş olduğu prensiplerin hadislerde de aynen var olduğunu bilmekteyiz. Çünkü onların, bu ilkeleri belirlerken hadisleri göz ardı etmediklerini düşünmekteyiz. Bu hadislerden bir kaçını vermek istiyoruz: “Doğru sözlü ve kendine güvenilir tâcir (âhirette) peygamberler, sıddîkler ve şehidlerle beraber olacaktır.”[34] “Aldatan benden/bizden değildir”[35] “Üç sınıf insan vardır ki, kıyâmet gününde Allah onlara bakmayacaktır. Bunlardan birisi, ticaret malını yalan yeminle satıp tüketendir.”[36] “Karaborsacılık yapan kimse, hatadadır (günahkârdır).”[37]
Âhîlerde ahlâkî esaslar o derece önemlidir ki, daha Âhîliğe girişte bu esaslar gündeme gelmektedir. Önce yedi kötü hareketi bağlamak ve sonra yedi güzel hareketi açmak lazım. Âhîlik nazarında bu yedişer fazilet ve rezilet şunlardır: 1- Hasislik (cimriliği) bağlamak ve lütuf kapısını açmak, 2- Kahır ve zulüm kapısını bağlamak, bilim ve mülâyemet kapısını açmak, 3- Hırs kapısını bağlayarak kanaat ve rıza kapısını açmak, 4- Tokluk ve lezzet kapısını bağlayıp açlık ve riyazet kapısını açmak, 5- Halktan yana olan kapısını bağlayıp, Haktan yana kapısını açmak, 6- Herze ve hezeyan kapısını bağlamak, marifet kapısını açmak, 7- Yalan kapısını bağlamak ve doğruluk kapısını açmak. Fütüvvetnâmeye göre ancak bu yedi fazileti kazanan insan Âhî olabilir. Âhîliğe intisab bir nevî ahlâkî, dinî ve iktisadî mertebe nizamına girmek demektir.[38]
Âhîlikte kalfalıktan ustalığa geçmenin şartlarından biri de uzmanlar karşısında ciddi bir sınavdan geçmekti. Usta olanın kulağına Âhî babası tarafından şu sözler söylenirdi: “Harama bakma, haram yeme, haram içme, doğru, sabırlı, dayanıklı ol, yalan söyleme, büyüklerden önce söze başlama, kimseyi kandırma, kanaatkâr ol, dünya malına tamah etme, yanlış ölçme, eksik tartma, kuvvetli ve üstün durumdayken affetmesini, hiddetli iken yumuşak davranmasını bil ve kendin muhtaç iken başkalarına verecek kadar cömert ol.” [39] Görüldüğü üzere en başta haram-helal sınırlarına riayet edilmesi talimatı verilmektedir. Hadislerde haram-helâl ayırımı yapılması konusunda hassasiyet gösterilmesi şöyle anlatılır: “İnsanlara öyle bir zaman gelir ki, kişi, malı helâlden mi, haramdan mı aldığına hiç aldırış etmez.”[40] Kısaca diyebiliriz ki, Âhî ahlâkının ve eğitiminin esas gayesi, dünya ve âhirette mesut olacak insan yetiştirmektir.
Sonuç
İslâm medeniyet tarihinde veya İslâm kurumlar tarihinde Âhîlik Teşkilatı, ilkeleriyle, prensipleriyle, işleyişiyle herkesin dikkatini çekmiş ve çok önemli bir işlev görerek tarihteki yerini almıştır. Özellikle Âhîlik, uygulamış olduğu ahlakî ve insanî ilkeleriyle esnaf ve sanatkârlara yön vermiş ve onları bu yönüyle eğitmiştir. Âhî ahlâkını inceleyip tahlil ettiğimizde Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ahlâkına dayandığını tespit etmekteyiz. Âhî ahlâkında öncelikle bireyin bencillikten/egoizmden, kötü ahlâkî sıfatlardan arınması ve güzel ahlâkî sıfatlarla bezenmesi olmazsa olmaz şartıdır.
Ahlâkî erdemlerden uzak olan günümüz toplumunda bencil ve her şeyi kendi çıkarına göre referans alan modern hayat, getirdiği olumlu imkânlar ve kolaylıklar yanında beraberinde haksızlıkları, sömürüyü, haksız kazancı, endişeleri, ahlaksızlığı, düşmanlıkları, nefret ve sıkıntıları, bunalım ve buhranları getirdi. Malın esiri olan ve dünyayı kendi çıkarından ibaret olduğunu zannederek süflî bir hayatın girdabına girmiş, ulvî duygulardan mahrum, başkasını düşünmeyen kendi salt nefsi ve menfaati için çalışan insan tipleri çoğaldı. Dolayısıyla günümüz insanı, özellikle ticarî ve iktisadî alanlarda erdemli insanın inşası konusundaki evrensel mesajlara dünden daha fazla ihtiyaç duymaktadır. İnsanca ve ulvî bir hayat yaşanmasından yana olan Âhîler, Hz. Peygamber (s.a.s.) ahlakını esas alarak teşkilatlarını asırlar öncesinde kurmuşlar ve yaşadıkları toplumun tümünü olumlu yönde etkilemişlerdir. Günümüzde de hala onların bu olumlu yönleri üzerinde durulmaktadır. Özellikle de ticarî ve iktisadî sahada faaliyet gösteren teşkilatlar, onların ilke ve prensiplerini gözden geçirip onlardan yararlanma yoluna gitmelidirler.
*Bu çalışma, Uluslararası I. Âhîlik Kültürü ve Kırşehir Sempozyumu’nda sunulmuş ve yayımlanmış olan (Kırşehir, 2008) “Âhî Ahlâkının Oluşumunda Hz. Peygamber Hadislerinin Rolü ve Etkisi” isimli tebliğimizden üretilmiştir.
**İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi, saffet.sancakli@inonu.edu.tr
[1]Yalkın Suat, “Esnaf-Sanatkâr Kesiminin Tarihinde Âhîliğin Önemi”, I. Uluslararsı Âhîlik Kültürü Sempozyumu Bildirileri, Kültür Bakanlığı Yay., Ank., 1978, sh. 177-181.
[2] Erarı Ferhat, “Âhîlik ve Âhîlik Kültürünün İktisadî Hayatımızdaki Anlam ve Önemi” II. Uluslararası Âhîlik Kültürü Sempozyumu Bildirileri, KBY., Ank., 1999, sh. 118.
[3] Eker Gülin Öğüt, “İletişimde Yüklendiği Fonksiyonla Türk Kültürü İçinde Esnaf Dükkanlarındaki Levhalarda Âhîlik Gelenekleri”, II. Uluslararası Âhîlik Kültürü Sempozyumu Bildirileri, KBY., Ank., 1999, sh. 113.
[4] Çağatay Neşet, Bir Türk Kurumu Olarak Âhîlik, Selçuk Ünv. Yay., 2. bsk., Konya, 1981, sh. 52, 101-102.
[5] Doğan Hulusi, Âhîlik ve Örtülü Bilgi, Ekin Kitabevi, Ank., 2006, sh. 4.
[6] Kazıcı Ziya, “Âhîlik”, DİA., İst., 1988, I, 541.
[7] Erken Veysi, “Âhîlik Teşkilatının Vizyonu”, II. Uluslararası Âhîlik Kültürü Sempozyumu Bildirileri, KBY., Ank., 1999, sh. 125.
[8] Altuner Nuran, “Süleymaniye Kütüphanesinde Üç Yazma Fütüvvetnâme”, I. Âhî Evran-ı Veli ve Ahîlik Araştırmaları Sempozyumu I, Kırşehir, 2005, sh. 79.
[9] Çağatay, age., sh. 14.
[10] Bk. Sülemî, Kitâbu’l-Fütüvvet, Kahire, 1989, sh. 11-27.
[11] Anadol Cemal, Âhîlik Kültürü ve Fütüvvetnâmeler, KBY., Ank., 2001, sh. 41, 47, 62.
[12] Anadol, age., sh. 61.
[13] Erdem Ramazan, “Âhîlik Sisteminin Yönetsel Sonuçları”, I. Âhî Evran-ı Veli ve Âhîlik Araştırmaları Sempozyumu I, Kırşehir, 2005, sh. 375-376.
[14] Buhârî, Fedâilu’s-Sahâbe, 27.
[15] Ahmed b. Hanbel, Müsned, XI, 442.
[16] Buhârî, Edeb, 39.
[17] Gülvahaboğlu Adil, Âhî Evran Veli ve Ahîlik, Memleket Yay., Ank., 1991, sh. 210, 241.
[18] Çağatay, age., sh. 141.
[19] Çağatay, age., sh. 182-183.
[20] Gülvahaboğlu, age., sh. 42-43, 45.
[21] Buhârî, Rikâk, 15; Müslim,.Zekât, 120; Tirmizî, Zühd, 40; İbn Mâce, Zühd, 9.
[22] Tekin Mustafa, “Bir Sosyal Kontrol Aracı Olarak Âhîlik ve Toplumsal Dinamikleri”, I. Âhî Evran-ı Veli ve Âhîlik Araştırmaları Sempozyumu II, Kırşehir, 2005, sh. 868.
[23] Çağatay, age., sh. 146, 178.
[24] Kazıcı Ziya, Mikail Bayram’ın “Bir Eğitim ve Öğretim Ocağı Olarak Âhî Teşkilatı” isimli tebliğinin müzakeresi, İslam’da Aile ve Çocuk Terbiyesi-2, Ensar Neşr., İstanbul, 2005, sh., 152.
[25] Doğan Hulusi, Âhîlik ve Örtülü Bilgi, Ekin Kitabevi, Ank., 2006, sh., 42.
[26] Kaplan Mehmet, Türk Edebiyatı Üzerinde Araştırmalar, Dergah Yay., İst., 1991, sh., 133.
[27] Doğan, age., sh. 76.
[28] Müslim, Zikir, 38; İbn Mâce, Mukaddime, 17.
[29] İbn İshâk, Siyeru İbn İshâk, Konya, 198, sh., 57; İbn Hişâm, Sîretü’n-Nebeviyye, Beyrut, 1992, I, 123.
[30] Gülvahaboğlu, age., sh. 261.
[31] Gürdal Mehmet, “Ahîlik Kültür ve Felsefesinin Meslek Etiği ve İş Ahlâkı Açısından Turizm Sektörüne Uygulanabilirliği Konusunda Bir Araştırma”, I. Âhî Evran-ı Veli ve Âhîlik Araştırmaları Sempozyumu I, Kırşehir, 2005, sh. 513.
[32] Soykut Refik, Orta Yol Ahîlik, ESKEY., Ank., 1971, sh. 91.
[33] Özaydın Murat, “Fütüvvet ve Fütüvvet Ahlâkı”, I. Âhî Evran-ı Veli ve Âhîlik Araştırmaları Sempozyumu, II, Kırşehir, 2005, sh., 700, 706.
[34] Tirmizî, Buyû, 4; Ayrıca bk., İbn Mâce, Ticârât, 1.
[35] Müslim, Îmân, 164; Ebû Dâvûd, Buyû, 50; Tirmizî, Buyû, 74; İbn Mâce, Ticârât, 36.
[36] Tirmizî, Buyû, 5.
[37] Müslim, Müsâkât, 130.
[38] Gülvahaboğlu, age., sh. 342-343.
[39] Gülvahaboğlu, age., sh. 220.
[40] Buhârî, Buyû, 7, 23.


