Tarih boyunca insanoğlunun birçok belâ ve musibete maruz kaldığı aşikârdır...
Yazımızın ilerliyen satırlarında yer verdiğimiz ayet ve hadislerden anlaşılacağı üzere, gerek tabiatta gerekse içtimaî alanda süregelen düzenin alt-üst olması ve sonrasında yaşanan perişanlık, insanlığın yapageldikleri davranışların sonucudur. Şirk, ahlâksızlık, haksızlık ve nefsin isteklerine uyularak yapılan aşırılıklar, tarih boyu cezâ ve ihtar mahiyetindeki afetler ile sonuçlanmıştır.
Yaşanılanlardan ders çıkartıp tevbe eden, olumsuz hâl ve hareketlerden vazgeçen, fıtrat dinine dönenler bahtiyar, hatâlarında ısrar edenlerin ise cezâlandırılacağı, cezânın bir kısmının dünyada çekileceği, bir kısmınında âhirete tehir edileceğini merhamet sahibi Rabbimiz ayeti celidede haber vermiştir.
“Başınıza gelen herhangi bir musîbet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah, çoğunu da affediyor.” (Şûrâ/ 30)
“Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden cezâlandıracak olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı…” (Nahl/ 61)
İşlenen günahların bir kısmı mukâbilinde gelen bu musîbetler, belki insanlar ıslah olurlar diye ilâhî bir ikâz keyfiyeti taşımaktadır. Ancak Allah Teâlâ’nın hâlis mü’minler hakkındaki kanunu bundan biraz farklıdır. Çünkü mü’minlere gelen musibet ve sıkıntılar, onların kulluktaki noksanlıklarına, günah ve hatâlarına keffâret olacaktır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
“Yorgunluk, sürekli hastalık, tasa, keder, sıkıntı ve gamdan, ayağına batan dikene varıncaya kadar müslümanın başına gelen her şeyi, Allah, onun hatâlarını bağışlamaya vesîle kılar.” (Müslim, Birr/ 49)
Yaratılış gayesi çerçevesinde hayat süren kimsenin karşılaştığı sıkıntılar, onun sadece günahlarına keffâret olmakla kalmaz, bunun yanı sıra Allah indindeki derecesini de yükseltir. Cenâb-ı Hak, helâk olmuş kavimlerin kıssalarını kıyâmete kadar gelecek insanlara bir ikâz ve ibret olması için Kitabı Keriminde tekraren şöyle ifâde buyurmaktadır:
“And olsun ki, civârınızdaki memleketlerden nicelerini helâk ettik. Belki doğru yola dönerler diye âyetleri (böyle) tekrar tekrar açıklıyoruz!” (Ahkâf/ 27)
“Celâlim hakkı için bunu (Nûh’un gemisini ve tûfan alâmetlerini) bir ibret olarak bıraktık! Hiç ibret alan yok mu?” (Kamer/ 15)
Müslüman şahsiyet, belâ ve musibetler karşısında isyana dönüşmeyen metanetli bir tavır sergilemeli, bu olaylardan çıkarımlarda bulunarak, her iki dünyada saadete ulaşmayı başarabilmelidir. Şayet yaşanan felaketlerde, insanların ihmalleri, tedbirsizlikleri veya dikkatsizlikleri varsa, benzerlerine tekraren maruz kalmamak için gereken tedbirler almalı. Alınan bütün tedbirlere rağmen belâ ve musibetlerin isâbetinin, ilâhi bir imtihan olduğu fehmedilmeli ve yukarıda zikrettiğimiz şekliyle sabırla, metanetle, duâyla, tevbe ve istiğfarla karşılamalıdır. Aynı şekilde yaşanan felaketlerden manevi anlamda da dersler çıkarılmalı, insan her ân her çeşit sıkıntılarla yüz yüze gelebileceğinin bilincinde olarak yaşamalı ve bu gibi durumlara karşı ruhen hazırlıklı olmalıdır.
Selâm ve duâ ile


