20 Mayıs 2026 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / / Modernite, Endüstri Ve Çevre
MODERNİTE, ENDÜSTRİ VE ÇEVRE

Modernite, Endüstri Ve Çevre Mehmet Yıldırtan

Modernite, pek çok literatürel tanımda yapıldığı gibi Batı düşüncesi ve pratiği açısından bir devrim ve büyük bir kopuşun kavramı olarak bilinir. 17. yüzyıldan itibaren siyaset, ekonomi, din, sosyal ve gündelik hayata dair ciddi ve hızlı dönüşümlerin yaşandığı ve hâlâ da devam eden bir sürecin inşa ettiği paradigmanın da adı aynı zamanda. Bu sürecin ve dönüşümün şüphesiz ki en büyük ve en etkili alanlarından biri endüstri alanıdır. Hatta modernitenin bir “kültür endüstrisi” ve “endüstri kültürü” olduğunu söylemek bile abartı değildir.
Bu minvalde Sanayi Devrimi, endüstrinin gelişimi açısından bir dönüm noktası arz ediyor. James Watt’ın buhar makinesini yeni bir tasarımla endüstride daha etkin bir araç haline getirmesi, sanayi devrimi sürecinin başlangıcı olarak kabul edilir.1 Çeşitli makinelerin insan ve hayvan gücü yerine kullanılmasıyla beraber bu süreç hızla ilerledi. Bu devrime kadar teknolojinin gelişimi son derece yavaştı. Endüstriyel üretimin ilerlemesi ve fabrikaların çoğalması teknolojik gelişmeleri de hızlandırdı. Sanayi devrimi özellikle şehirleşme bağlamında sosyal ve gündelik hayatı da yeniden şekillendirdi ve yeni toplumsal sınıfların oluşmasına sebep oldu.
Bilgisayar ve elektronik teknolojilerin gelişmesi ve uzay endüstrisi de sanayi devriminde “ikinci perde” olarak tanımlanabilecek bir gelişimin temel unsurları olarak zikredilebilir.2 Bunlar neticesinde insanlar arasında artan iletişim ve etkileşim de dünyayı meşhur ifadeyle “küresel köy“ haline getirdi.
Endüstrinin Çevre İmtihanı
Endüstri devrimiyle iktisadî ve siyasî olarak gelişen, ilerleyen ve küresel köyü fetheden “modern dünya”, modern insanı çok heyecanlandırdı. Öyle ki ihtiraslı üretimin artık ve atıkları için bilinçli bir plan yapılmadı/yapılamadı ve 1960’lara kadar çevre bilinci belki de hiç oluşmadı.3
Özellikle Sanayi Devrimi’nin ilk aşamalarında büyük ölçekli üretim yapan fabrikaların enerji kaynağı kömürdü.4 Bu yakıt türünün hava kirliliğinde ne denli etkili olduğu malumdur. Keza Sanayi Devrimi’nin ikinci perdesiyle beraber üretime katılan petrol ve kimyasal maddeler, zararlı atıkların oluşmasında çok büyük pay sahibi oldu.5 Sadece gaz değil, katı ve sıvı atıklar da doğal ortamları kirletti, pek çok canlı ortamını ve habitatını bozdu. Hızla gelişen yeni teknolojik yöntemlerin paralelinde arıtmanın ya da doğada atıkları kaybetmenin yöntemi bilinemeyince ya da bulunamayınca kirlenmenin boyutu daha da arttı. Hava kirliliği neticesinde oluşan asit yağmurları, ozon tabakasının incelmesi, sera gazı etkisi ve küresel ısınmaya katkısı gibi başka sonuçlar da endüstrileşmenin kontrolsüz ve özellikle “ahlâksız” olduğunda çevre ve doğaya ne kadar zarar vereceğini âşikar bir şekilde göstermiş oldu.6 Zaten çevre problemlerinin öncelikle sanayi ve teknolojide gelişmiş ülkeler için söz konusu olması da bir başka hakikat olarak göze çarpıyor.
“Tüketim Virüsü”
Endüstrinin en önemli parametrelerinden biri tüketicidir. Sayısızca üretilen ürünler muhakkak tüketici bulabilmelidir. Bu yüzden Sanayi Devrimi’yle beraber kültürün köklü değişimiyle iş ve sosyal hayatın alışkanlıkları da değişti, pek çok tüketim ürünü insanların hayatına girdi. Eşya ve araç çokluğu kolaylık ve konfor getirdi. Pek tabii ki burada gerçekleşen süreç külliyen olumsuz değil. Nihayetinde sağlık, ulaşım, güvenlik gibi alanlarda endüstrinin gücünün ve kullanışlı ürünlerinin istihdamı tabii ki olmalı. Fakat tüketimin ciddi bir “meta fetişizmine” dönüşmesi, adeta bir virüs gibi küresel bir bağımlılığa evrilmesi, üretimi ve tüketimi gündelik hayatın da başat belirleyicisi yaptı. Dolayısıyla “son kullanıcı” diye tabir edebileceğimiz biz tüketicilerin atıkları da doğa için tehlike arz etti ve etmeye de devam ediyor.
Düşünsel Ve Kültürel Altyapı
Bütün dinlerin, ideolojilerin, paradigmaların muhakkak kendini temellendirdiği bir metafiziği yani bir nevi amentüsü ya da akidesi ve buna dayalı değerler sistemi ve ahlâkı vardır. Bir düşünce sistemi ile onun ürettiği, etkileştiği yaşam tarzı arasındaki diyalektik ilişkiyi görebilmek, doğurduğu sonuçların nedenini ve nasılını bilebilmek için, altyapısını oluşturan amentüye ve ahlâka bakmak gerekir.
Modernite de, “hümanist” yani “insanmerkezci/antroposentrik” bir paradigmadır. Batı’nın “aydınlanma” olarak isimlendirdiği dönemle beraber bütün değerleri insanın belirlediği bir düşünce yapısı temel “çatı” sistem haline geldi. Hangi modern ideoloji olursa olsun bu ortak anlayışı paylaşır. İlk modern filozoflardan biri olarak kabul edilen Descartes’ın bir düşünce deneyi sonucu vardığı “Düşünüyorum o halde varım” vecizesi, aslında varlık ve bilgi sahasında ilk olan, ilke olan, belirleyici olanın artık insan olduğunun formüllerinden biriydi. Daha açık ifade etmek gerekirse modern paradigma için bütün doğruları, yanlışları, iyileri, kötüleri, güzelleri, çirkinleri Batılı insan, sahip olduğu “modernleşmiş” aklıyla belirleyecekti. Dolayısıyla Batılı olmayan insanlar, hayvanlar, doğa artık Batı için “öteki” olarak konumlanmıştı.
Böyle bir altyapıya sahip olan bu kültürün doğal olarak “öteki” olanı umursaması beklenemez zaten. Nitekim endüstri, doğanın ve çevrenin mahremine tecavüz ederken buna karşı belli bir çevre şuurunun ve alınabilecek önlemlerin gecikmesi gayet doğal. İnsanı sınırlayacak, doğanın, hayvanların, kendisinin içinde yaşadığı ve parçası olduğu bu verimli dünyanın kutsal bir emanet olduğu fikri modernite tarafından antika bir anlayış olarak çoktan yaftalanmıştı. “Doğa” ve “doğu” sadece öğrenilip formüle edilecek, tahakküm altına alınacak, mücadele edilecek, galip gelinecek bir düşmana indirgenmişti.
Doğanın Bütünselliği, Modernitenin Parçacılığı
Modern düşünce sistemi, özellikle bilimsel perspektif için konuşursak, analitik ve parçacıdır. Kabaca ifade edecek olursak, incelediği olay ve olguları parçalara ayırarak kategorize etme ve aralarındaki ilişkiyi formüle etme metoduna sahiptir. Bilim ve teknolojinin gelişmesi için, sosyal bilimlerde de belli bir bilgi birikimine ve bakış açısına ulaşabilmek için bu metot şüphesiz ki elzem olan yöntemdir. Bunun neticesi olarak, özellikle keşfedilen ve üretilen bilgi arttıkça da uzmanlıkların, farklı bilimsel ve teknik disiplinlerin sayısının artması da doğaldır.
Fakat bu durum disiplinler üstü bakabilmeyi, varlıklara, dünyaya, insana dair külli bakış geliştirebilmeyi zorlaştırıyor. Bu yüzden bu konu bilim felsefesini de meşgul eden ve disiplinler arası çalışmayı teşvik eden bir problemdir. Konumuz içinse bu problem daha farklı, belki daha derin ve psikolojik bir ahvali doğuruyor.
Böyle bir metodoloji, ideolojiye dönüştüğünde, bir yaşam tarzına dönüştüğünde hayat ve ahlâk da parçalı ve dağınık hale geliyor. Hayatın her alanı kendi içinde bilgi yığınına, uzmanların zamane çözümlerine, kendi kendine inşa ettiği kupkuru bir “etik” söylemine hapsoluyor. Bütün alanları birarada tutacak, onlara zemin olacak, hepsi için geçerli olacak bir ahlaki ve akidevî sistemden yoksun olması modernitenin en önemli krizidir.
Halbuki doğayı inceleyen bütün disiplinler, nasıl her ayrıntının birbirine bağlı olduğunu, en ufak bir sentetik müdahalenin dengeyi nasıl bozduğunu çok açık bir biçimde anlatıyor. Parçacı bakışın ideolojiye ve hatta alışkanlığa dönüşmesi bu yüzden öldürücü bir etkiye sahiptir doğa için. Gerçek bir çevrecilik için, sadece doğanın değil sahip olduğumuz maddî manevî her şeyi korumak için bu bütünselliği bilmek ve anlamak gerekiyor.
Krizin temel sebebi tevhidî bir bakıştan yoksun olmaktır. Tevhid, vahdet için gerekli olan en temel unsurdur. Ümmetin vahdeti, hayatın vahdeti ve hatta doğanın vahdeti ve bütünselliği için de bu bakışa ihtiyaç olduğu hakikati bir başka açıdan daha anlaşılmış oluyor.
Postmodern Reaksiyonlar
Modern düşünce kalıplarına karşı en çok reaksiyonların olduğu zamanlarda çevre konusu da gündeme geliyor ve yıllar içerisinde çeşitli kurum, oluşum ve topluluklar oluşuyor. Bu sivil cemaatlerin pek çok konuda olumlu katkıları, çevre ve doğayla alakalı vizyonu geliştiren araştırmaları oluyor muhakkak veya bunları teşvik ediyorlar.
Fakat genelde çevre konularına duyarlı ve liberal sol diyebileceğimiz bu gruplar, modernitenin kalıplarını kırarken başka pek çok ahlâkî normları da kırıyorlar ve tozpembe ama ahlâkî olarak gevşek bir ütopya öneriyorlar. Bu çevrelerin çoğu doğa konusunda hassas olsalar da örneğin feminizm, lgbt hareketleri gibi ahlâkı sarsıcı düşünceleri de savunuyorlar. Hatta bunların bir nevi birleşimi olan ekofeminizm, daha geniş bir çatı olarak da posthumanizm gibi kavramlar da örnek olarak verilebilir. Posthumanizm, analizini yaptığımız modern hümanizmin antitezi olmakla beraber dinin insana verdiği “yeryüzü halifeliği” misyonuna da karşı. Maalesef modernitenin ifratı böyle bir tefriti beraberinde getirmiş oldu. Bu düşünce akımları da ahlâkî temeli yok saydıkları hatta yıktıkları için sadece çevre meselesi değil başka pek çok beşerî problem için zemin teşkil edecek bütüncül sahih bir anlayışı geciktirmiş ya da önüne geçmiş oluyor.

Neoliberal Sistemin Getirdikleri
Küresel şirketlerin, patronların, para ve veri kapitalistlerinin sadece kâra odaklandığı, kullandığımız pek çok iletişim ve medya araçlarının bu duruma göre şekillendiği şu neoliberal vasatta, bahsettiğimiz ifrat-tefrit arasında kaybolan hakikati savunmak daha da zor. Zamanında petrol şirketlerinin, küresel ısınmanın insan kaynaklı olmadığına dair hazırlattığı birkaç akademik makaleyi sanki bilimsel olarak doğruymuş gibi lanse edebildikleri bir zamandan, hakikatin daha da karmaşık bir bilgi anaforunda kaybedildiği bir döneme gelmiş bulunuyoruz. Bugün de çevre ve doğa hassasiyeti, aslında arkasında kültür endüstrisinin olduğu yalan yanlış pek çok düşünce ve söylemle de manipüle edilebiliyor. Neoliberal sistem, her türlü inanç, düşünce eğilimini ve hassasiyeti kâr getirecek bir “endüstriye” dönüştürebiliyor.
İnsanın Elleriyle Çıkardığı Fesaddan Kurtuluş: Bilgi Ve Ahlâk
Bütün bu incelediğimiz ve kökenine dair tefekkürde bulunmaya çalıştığımız sorunlarla alakalı Allah Teâlâ Rûm sûresi 41. âyette buyuruyor ki: “İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.” Âyet bizatihi bu yaşadığımız sorunu tarif ediyor. Gerçekten insanlar su, toprak ve hava kirliliğiyle yaşadığı bu fesadı, kendi elleriyle yaptığı endüstriperestliğe borçludur.
Rasûlullah (s.a.s.) yolda eziyet veren bir şeyi kaldırmayı imanın şubelerinden biri olarak sayması herkesin malumudur. İşte sünnetin bu kuşatıcılığı, insanlara fayda verecek küçük bir çevre temizliği amelini iman ile alakalı kılması, modernitenin yakalayamadığı küllî nazarın göstergelerinden sadece bir tanesidir.
Çevre sorunu da dâhil olmak üzere pek çok sorunun çözümü için bilgi gerekli şüphesiz. Fakat bu bilgiyi yönetecek ahlâkî ve sağlam bir düşünce yapısı olmadığında bilim, teknoloji ve endüstri kolaylığın yanında zorluklar da getiriyor.
Bilginin de önemini yadsımadan, yeryüzünü imar faaliyetinin sapasağlam bir tevhid ve sünnet ahlâkı temelinde olması, hayata, kâinata, bütün varlıklara bütüncül yaklaşmayı, bütün varlığa merhamet etmeyi beraberinde getirecektir. Bu ihtişamlı fikriyat, modern/postmodern kültürün yabancı olduğu bir iman/fikir/amel/ bütünlüğüdür.
Hâsıl-I Kelâm
Her aşırılık, kendi karşıtını doğuruyor, her ifrat ona mukabil olan tefritin sebebi oluyor. Etki/tepki prensibinde olduğu gibi, aşırılıklar insan ve toplumun iki yanlış arasında vasatı bulamadan salınmasına sebep oluyor. Sadece modernite ve postmodernite arasında değil, tarih boyunca bu diyalektik işlemiştir. Bu yüzden günümüzde endüstrinin bu sabıkasından dolayı, olumlu ve işe yarar teknik ve ürünlere de insanlar ezbere ve bazı yaşanmış olayların sebebiyle karşıt, mütereddit ya da ihtiyatlı yaklaşabiliyorlar.
Hakkın ve hakikatin ifrat ve tefrit arasında ezilmemesi için Allah-u Teâlâ bize Bakara sûresi 143. âyette vasat ümmet olmayı emrediyor: “Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi vasat bir ümmet yaptık. Her ne kadar Allah’ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Resûl’e tâbi olanlarla, gerisin geriye dönecekleri ayırt edelim diye kıble yaptık. Allah imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.”
Rabbimiz bize “yeryüzünün varisleri” olarak, vasat istikamet üzere kalarak, bu yeryüzü mirasına hakkıyla sahip çıkabilmeyi nasip etsin.
1- Adıgüzel, Yusuf, “Kültür Endüstrisi”, Şehir Yayınları, 2001. s. 17
2- Adıgüzel. Age. s. 18
3- Saçlı, Ahsen, “Teknoloji, Yenilik, Çevre”, s.3
4- Adıgüzel. Age. s. 18
5- Adıgüzel. Age. s. 19
6- https://ekolojist.net/endustri-devriminin-cevresel-etkileri/

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul