Talas Muharebesi’nden sonra Çinliler Türk-İslam dünyası karşısında bin yıllık bir gerileme ve ricat dönemine girmişlerdir. Ruslar, Altınorda Devleti’nin Timur tarafından yıkılmasının ardından bütün yönlere doğru yayılmış ve 1551 ve sonrasında Astrahan üzerinden güneye doğru abanmaya ve sarkmaya başlamıştır. Sonunda İstanbul önlerine kadar akmışlar ve gelmişlerdir. Ruslar, 19’uncu yüzyılda, Osmanlılar karşısında Balkanlar’ı zaptederken, günümüzde ilerleyişlerini Ortadoğu’ya kadar uzatmışlardır. Şimdi onları Suriye önlerinde, içlerinde ve Libya’da görmekteyiz. Kimilerine göre ittifaklarla birlikte Türkiye’yi de parantezine almakta ve adeta Kazakistan pozisyonuna itmektedir. Kimileri Ruslar üzerinden anlık kazançlara tav olmaktadır. Halbuki Ruslar, Türkiye üzerinden bölgede derinlik ve nüfuz kazanmaktadır.
Rusların doğuya akmaları, sarkmaları sürecinde Türkistan, Rusya ile Çin nüfuzu altında ikiye bölünmüştür. Batı Türkistan olarak anılan bölge, 1991 yılına kadar tamamen Rusların nüfuz ve kontrolü altına girmiştir. Tarihi Buhara, Semerkant illeri Rusların nüfuzu altına girmiştir. Bu ön-işgaller, Brejnev döneminde Kızıl Ordu tarafından Afganistan’ın işgalini kolaylaştırmıştır. Batı Türkistan vaktiyle Rus işgali altına girmemiş olsaydı, muhtemelen Ruslar Afganistan’ı işgal edecek fiziki bir imkan bulamayacaklardı. Çin de Doğu Türkistan’ı işgal edemeyecekti. Bölünme, lokmalar halinde yutulmayı kolaylaştırmıştır. Çin ile Rusların Türkistan’ı aralarında paylaşmaları Doğu Türkistan’ın Çin pençesi altına girmesine neden olmuştur. Çin hem nüfus açısından hem de 1971 sonrası sanayileşmesini tamamlayarak Doğu Türkistan üzerindeki kabzasını muhkem hale getirmiştir. Doğu Türkistan ya da Uygur bölgesi Batı Türkistan’daki cumhuriyetlerden daha fazla nüfusa sahip olmasına rağmen en kötü işgalle karşı karşıya kalmıştır.
Çin, işgalini kalıcı hale getirmek için yeni bir iskan politikası uygulamış, adeta İsrail’in Filistin’e yaptığı yerleşimciler politikasını Doğu Türkistan’a transfer etmiştir. Han Çinlilerini Uygurların içine salmıştır. İsrail’in bir sloganı vardır: Yurtsuz halka halksız yurt ya da topraklar. Rusya ile ABD’nin Afganistan’da yapamadığı mezalimi Çin, Doğu Türkistan’da yapmaktadır.
Yeni Toprak
Çin bu topraklara uzun zamandır gözlerini dikmiştir ve Doğu Türkistan’ın işgal edilmesinin ardından 18 Kasım 1894 tarihinde, Çin imparatorunun bir emriyle bu toprakların adı, Çin’in 19. eyaleti olarak yeni toprak (yurt) anlamına gelen ‘Şin Cang’a çevrildi. Görüldüğü gibi Çinliler kadim Türk varlığına rağmen buraları, sanki yerleşim için boş bir alan olarak telakki etmiş ve işgalin ardından yerleşim ve iskan politikasına geçmiştir. Zamanla Sincan olarak anılan bölge Çin resmi belgelerinde Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi veya sadece Xinjiang olarak geçmektedir. Ruslarla birlikte Çinliler emperyalizmde öncü kuşak olmuşlar belki de Siyonizme ve onun söylemi olan ‘boş toprağa topraksız millet’ deyimine öncülük etmişlerdir.
Doğu Türkistan’da Kurulan Milli Devletler
Sırasıyla Doğu Türkistan’da, bazen azat bazen İslami sıfatlarıyla anılan üç devlet kurulmuştur. Bunlardan ilki 1865-1887 yılları arasında 12 yıl sürmüştür. Yakup Bey, 1865’te Taşkent’i Ruslara karşı kahramanca savunduktan sonra, az bir kuvvetle Doğu Türkistan’a geçerek Kaşgar ve Yarkent’i ele geçirip buranın mutlak hakimi olmuştur.
Ruslara ve Çin nüfuzunun yayılmasına karşı Yakup Bey Osmanlı ile iltisaklı politikalar geliştirmeye özen göstermiştir. Rusların ve Çinlilerin nüfuzunu dengelemek için İngilizlerin ilgisine de duyarsız kalmamıştır. İngiltere’nin Hindistan’daki yönetimiyle temaslara geçmiş ve böylece denge siyaseti izlemeye başlamıştır. Arapların deyimiyle kaynar su ile ateş arasında seçim yapmak durumunda kalmıştır.
O sıralarda bütün İslam aleminin eli dardadır. Hindistan ile Orta Asya Müslümanlarının gözü Anadolu ve Osmanlı’dan gelecek yardımdadır. Anadolu ateşini gözlemektedirler. Aynı durumda Kuzey Afrika’nın durumu da içler acısıdır oradan da yardım çığlıkları ve feryatları yükselmektedir. Bununla birlikte imkanlar açısından Osmanlı’nın eli kolu bağlıdır; kendi içinde de isyanlarla boğuşmakta, baş etmeye çalışmaktadır. Hokand, Buhara, Hive hanlarından gelen yardım çığlıklarına karşılık veremeyen Osmanlı, yine de Doğu Türkistan’ın çığlığına duyarsız kalmamıştır. Yakup Bey’in yardım için gönderdiği elçisine ihtimam göstermiş ve eli boş çevirmemiştir.
Doğu ve Batı Cephelerinde Aynı Anda İki Felaket
Balkanlar’da Ruslarla Osmanlılar arasında yapılan 1877-1878 savaşı Osmanlıların felaketiyle sonuçlanmıştır. İngiltere ile bazı Batı Avrupa devletleri araya girerek bu felaketin çapını Osmanlı lehine hafifletmeye çalışmışlardır. Balkan Savaşına kadar bu savaşla birlikte Osmanlı, Doğu Avrupa ile Balkan topraklarının büyük çoğunluğuna veda etmek zorunda kalmıştır.
Buna mukabil Çin birlikleri de Doğu Türkistan bölgesine girmişler ve buradaki ilk milli devleti yerle bir etmişlerdir. Burada da Çin ile Rusya gibi galipler veya sömürgeciler bir olurken mağluplar ve mazlumlar birlik olamamışlardır.
1877 Mayıs ayında Yakup Bey veya Han gözlerini yumarken, Çinliler öç alma tutkusuyla harekete geçmişlerdir. Yakup Han’ın 60 bin askerinden sadece 10’u Fergana’ya kaçabilmiştir. Diğerleri Çin katliamıyla hayata veda etmiştir. Böylece Zo Zung Tan komutasındaki Çin birlikleri, bir sene sonra 16 Mayıs 1878’de Doğu Türkistan’ı tamamen işgal ettiklerini ilan ettiler. Bununla Yakup Han’ın 1865-1877 yılları arasında büyük güçlüklerle, anlaşmalarla ve büyük bir beceriklilikle kurmuş ve korumuş olduğu Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı sona erdi. (1)
İkinci Milli Devlet
Muhtelif başkaldırıların ortak paydası/iradesiyle 12 Kasım 1933 tarihinde Sabit Damolla başkanlığında Kaşgar’da Şarki Türkistan İslam Cumhuriyeti adı altında bir Uygur-Türk devleti daha kurulmuştur. Rusların Batı Türkistan hudutlarında böyle bir devletin yaşamasına hiç tahammülleri yoktu ve Rusların desteğiyle Urumçi’de hükümet başına getirilen Şin Şı Sey, ikiyüzlü ve kaypak politikalarıyla bu ikinci Uygur bağımsız devletini yok etmiştir.
Hoca Niyaz Hacı da bu hükümetin muavin başkanlığına getirildi, ardından da hunharca ve kalleşçe 1942’de boğularak öldürüldü.
Üçüncü Milli Devlet
Doğu Türkistan halkının ya da Uygurların kurmuş oldukları milli hüviyetli üçüncü devlet ise 1944 ile 1949 yılları arasında dört yıl kadar yaşamıştır. Bu cumhuriyet de Çin ile SSCB işbirliği sayesinde çökertilmiş, yıkılmıştır. Her iki taraf da bu cumhuriyeti çıkarlarına tehdit olarak görmüşlerdir. Cumhurbaşkanı Ahmetcan Kadimi başta olmak üzere cumhuriyetin diğer liderleri de ‘uçak kazası’ süsü ile öldürüldü. Bu suikastla birlikte Türkistan tarihinin en karanlık devresi de başlamış oldu.
Sömürgecilerin Refleksi Benzer Çalışıyor
Bir benzer hadise de sömürge döneminde Cezayir’de yaşanmıştır. Nitekim, 22 Ekim 1956 tarihinde Muhammed Hayzar, Hüseyin Ait Ahmet, Ahmet Bin Bella, Muhammed Budiyaf’a ilaveten Mustafa el-Eşref adlı beş Cezayirli bağımsızlık lideri, Rabat’tan Tunus’a uçarken Fransa tarafından hava korsanlığı suretiyle kaçırılmıştır (2). Bununla birlikte Fransa’nın sözkonusu eylemi, Çin-Rus desiseleri ve tertibi uçak kazasından daha ehven gözükmektedir. Nitekim, bunlardan Bin Bella ile Budiyaf bilahare kısa sürelerle de olsa Cezayir’i yönetmişlerdir. En kötü sömürgecilik Rus ile Çin sömürgeciliğidir. Acımasızlıkta birbiriyle yarıştıkları da söylenebilir. Gelen gideni aratmaktadır.
5 Temmuz 2009 Urumçi Katliamı
Çin yıllardır işgal altında tuttuğu Doğu Türkistan’daki Müslüman Uygur Türklerini asimile etmek için her yolu deniyor. Bu asimile projelerinin bir parçası olarak Uygur Türklerini, özellikle de 15-25 yaş aralığındaki Uygur kızlarını çalışma ve meslek edinme bahanesiyle Çin’in iç bölgelerine zorla götürüyor. Meslek edinme adı altında zorla götürülen Uygur kızlarının şanslı olanları fabrikalarda ucuz işçi olarak çalıştırılıyor. Diğerleriyse otel, bar, gece kulüpleri ve umumhanelerde çalıştırılarak fuhşa sürüklenmektedir. Resmi kaynaklara göre, Çin’in iç kesimlerine götürülen Uygur kızlarının sayısı 1 milyondan fazladır.
23 Haziran 2009 tarihinde Çin’in iç kesimlerindeki bir oyuncak fabrikasında çalışan Uygur kızlara Çinli işçilerin sarkıntılık etmesi sonucunda aynı fabrikada çalışan Uygur erkeklerle Çinliler arasında kavga çıkmıştır. Bu kavgadan üç gün sonra gece saat 2’de 5 bin Çinli 800 civarında Uygur Türkünün bulunduğu yatakhaneye saldırmıştır. Demir, sopa ve kesici aletlerle yapılan bu saldırıda Çinliler kadın-erkek demeden Uygur Türklerini döverek katlettiler. Çinli yetkililer bundan haberdar olmasına rağmen müdahale etmeden olay bitimine kadar (4 saat) bekledikten sonra yerdeki cesetleri toplamak ve çöpleri temizlemek, kan izlerini yok etmek için olay mahalline geldiler.
Uygur Türkleri, Çin hükümetinden sorumluların bulunup cezalandırılmasını talep ederken, Çinli yetkililer göstermelik olarak olaya karışan bir-iki kişiyi yargıladıktan sonra deli raporu vererek serbest bıraktı. Bunun üzerine 5 Temmuz 2009 tarihinde Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de halk sokaklara dökülerek adalet talebiyle gösteri düzenledi. Çin’in tepkisi ağır oldu. İnsanların bu meşru talebine bile Çin, zorbalıkla karşılık verdi. Hükümet bölgeye binlerce asker ve polis yığarak barışçıl gösteriyi kanla bastırdı. Çin güvenlik güçleri silahsız insanları hedef ayırmaksızın gerçek mermiler kullanarak katletti. Bunun üzerine Urumçi sokakları bir anda cesetlerle doldu. Bununla da yetinmeyerek Uygur Türklerinin evlerine baskınlar düzenleyerek olayla ilgisi olmayanları dahi tutuklayarak misli görülmemiş bir şiddet kullandı.
Olaylardan birkaç gün geçmesine rağmen sivil kıyafetli Çinli asker ve polisler, ellerinde sopa ve kesici aletlerle Urumçi sokaklarında resmen Uygur avına çıktılar. Önlerine çıkan Uygurları katleden bu grup evlere baskınlar vererek dışarıya çıkmayan Uygurlara bile vahşet uygulamışlardır. (3)
1989, 2009 ve 2019
Çin’in Doğu Türkistan’da izlediği mezalimin izdüşümleri arasında üç tarih önemlidir. Bunlardan ilki 1989 yılıdır. Bu yıl Çin, Bulgaristan’da Jivkov’un ülkesindeki Türklere yaptığı zulmü ve mezalimi yakından izlemiş ve kendisine göre bunlardan dersler çıkarmıştır. Dönem Özal dönemidir. Jivkov İslam’la savaşarak, ülkesindeki Türklerin kimliklerini ve isimlerini değiştirmektedir. O zaman da bugünkü gibi İslam dünyası son derece duyarsızdır. İkinci olarak, direnen Türklerin dirençlerini kırmak için Tuna Nehri sınırları içindeki Belene Kampı’na onları doldurmaktadır. Daha sonra bu bunalım, Turgut Özal’ın kapıları açmasıyla hafiflemiş ve adeta son bulmuştur. Çin, Doğu Türkistanlılara karşı taktik geliştirmek için Türkologlarını Bulgaristan’da yetiştirmeye özen göstermiştir. Burada hem Bulgar taktiklerine agah olmuşlar hem de Türkiye’yi çevresinden takip etme imkanı bulmuşlardır. Burada edindikleri bilgileri de daha sonra Çin’de uygulamaya başlamışlardır.
Kültür Devrimi Türklere Yöneldi
Doğu Türkistan ahalisi zulmün en katmerlisini ve en koyusunu, Çin’in yükselişini takip eden Şi döneminde yaşamaktadır. Özellikle de 2009 yılında başlayan mezalim dalgalar halinde 2019 yılına yayılmıştır. Adeta bu dönem dörtlü çete olarak anılan dönemin bir devamıdır ve mezalim tek ayaklı olarak sadece Uygurlara yönelik hale gelmiştir. Mao ve ardından Dörtlü Çete olarak nam salan devlet çetesi, ‘Kültür Devrimi’ dedikleri süreç ile kitleler nezdinde beyin yıkama (indoctrination) işlemi başlatmışlar ve bu kampanya sırasında milyonlarca Çinli ölmüştür.
Gerry Shih, bir analizinde dile getirildiği gibi 2018 ve 2019 yılında tek yanlı olarak sadece Uygurlara karşı bir kültür devrimi ve onun getirdiği beyin yıkama işlemi uygulanmaktadır (4). Bu suretle Uygurların hem dini hem de milli kimlikleri, karakterleri dejenere edilmeye, unutturulmanın ötesinde ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır.
Çin, münhasıran Doğu Türkistan Müslümanlarına yönelik beyin yıkama faaliyetlerinde Jivkov’dan kalma yöntemleri kullanmaktadır. Kimliklerinden arındırmak amacıyla sindirme işleminden geçirmek için toplama kamplarına gönderilmektedirler.
Çin’in artan gücüne paralel olarak mevcut uluslararası siyasi ortam da Çin yönetimine, Uygurlar ve diğer Türk unsurlarına karşı sınırsız mezalim yapmasına imkan veriyor. Çin uluslararası ortamın müsait oluşundan fevkalade yararlanıyor. Sözgelimi Suriye’de katliamlar ve tehcir kampanyası aynen devam ediyor. Suriye yerine Çin ile komşu olsaydık muhtemelen Çin yönetimi de Uygurları Türkiye’ye boca etmenin, sürmenin yollarını arayacaktı. Uzaklıktan dolayı bunu yapamıyor. Suriye ile birlikte bölgede yapılan insan hakları ihlalleri Çin’in mezalimini kolaylaştırıyor. Yine insan hakları meselesine özellikle de Müslümanların kazanılmış haklarına hiç iltifat etmeyen ABD’nin popülist Başkanı Trump da yine Şi’nin işlerini kolaylaştırıyor. Zira Çin’in hilafına ABD’de kurumlar olsa bile sonuç itibariyle Trump bildiğini okuyor; Trump yönetiminin Müslümanlara bakışıyla Çin yönetiminin bakışı arasında fazla bir fark bulunmuyor. Siyasi olarak ABD Doğu Türkistan meselesini istismar etmeye kalkışsa da samimi olmadığı için bu alanda fazla bir mesafe alamıyor. Hindistan’daki Modi hükümeti de Şi yönetiminden farklı değil. Modi hükümeti de hem Keşmir hem de Hindistan genelinde 200 milyonu aşan Müslümanlara karşı son derece ayrımcı ve baskıcı politika izliyor. Kast sistemiyle Dalitlere nasıl davranıyorsa, dini olarak da Müslümanları en alttakiler olarak kategorize ediyor. Putin ise çarların zulmüyle birlikte kızıl Komünistlerin zulmünü kendi uygulamasında birleştirdi ve Çeçenistan’daki mezalimini Suriye’ye taşıdı. Bütün bunlar Çin’de kızıl yıldız gölgesinde Şi’nin mezalimine katkı sunuyor ve emsal teşkil ediyor.
İnsan hakları örgütü, Human Rights Watch 2020 yılı raporunda bir milyondan fazla Uygur Türkünün temerküz kamplarında yaşamaya mecbur bırakıldığını ve beyin yıkama ameliyesinden geçirildiğini ifade etmiştir. Human Rights Watch yetkililerinden Kenneth Roth da yazmış olduğu bir analizde Çin’in insan haklarına küresel bir tehdit teşkil ettiğini yazmıştır (5). Kimilerine göre ise toplama kamplarına doldurulan Doğu Türkistan ahalisinin sayısı 2 milyon ve ötesini bulmaktadır. Çin’in aşamalı ve sistematik asimilasyon politikaları sonucunda, Doğu Türkistan devletleri ortadan kaldırıldığı gibi sosyolojik zeminde Müslüman Uygur halkı da ortadan kaldırılmaktadır. Bunu bir nesilde ve kuşakta yapamasa bile birkaç kuşak içinde başarabilir. Her seviyede Doğu Türkistan solmakta ve soldurulmaktadır. Devleti ve toplumu yok eden Çin yönetimi, inanç üzerinden Uygur ferdini de yok etmeyi planlamaktadır. Kimlik katliamı yapmaktadır.
İslam ve değerlerini öcü gibi göstermekte ve İslam ve değerlerini akıl hastalığı ile bir tutmaktadır. Çin yönetimi Doğu Türkistan’daki İslam toplumunu psikolojik olarak yıkmanın hesaplarını yapmaktadır (6).
Duyarsızlığın ve İhanetin Şahikası
Maalesef Doğu Türkistan meselesinde üç tarz bir yaklaşım görüyoruz: Doğu Perinçek gibi işbirlikçiler, Türkiye’de Mustafa Kemal’in yaptığını Doğu Türkistan’da Şi yönetiminin yaptığını ve bu suretle toplumun gelişmesine katkı sunduklarını söylemektedirler. İkinci gruptakiler veya kümedekiler ise duyarsızlardan müteşekkildir ki Müslümanların kahir-i ekseri bu kümeye girmektedir. Üçüncü kümedekiler ise bir avuç gayret abidesinden oluşmakta ve dar imkanlar ölçüsünde Doğu Türkistan meselesine sahip çıkmaktadır.
Maalesef İslam dünyasında işbirlikçi kümesi daha ağır basmakta ve etkin görünmektedir. Sözgelimi, Abdulfettah Sisi’nin darbe yaptıktan sonra ilk icraatlarından birisi Ezher’de okuyan Doğu Türkistanlı talebeleri Çin zulmüne teslim etmek olmuştur. Son sıralarda Birleşik Arap Emirlikleri ile Suudi Arabistan siyaseten Çin’in yanında durduklarını göstermektedirler. BAE’nin tele-vaizlerinden Vesim Yusuf da Doğu Türkistan halkını kötüleyerek onların masum olmadıklarını söyleyerek minberden Doğu Perinçek gibilerine müzahir olmuştur.
Suudi Arabistan ile birlikte en çok Türkistanlı göçmene sahip olan Türkiye’nin de mezalim karşısında açık bir politikası bulunmamaktadır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Çin ziyareti sırasında kullandığı “Sincanlılar refah içinde, mutlu” ifadesinin çeviri hatası olduğu öne sürüldü. Erdoğan’ın bunun yerine “Türkiye, Sincan’daki (Doğu Türkistan) halkların barış ve refah içinde mutlu bir şekilde yaşamasını ümit ediyor” dediği iddia edildi. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in davetlisi olarak bu ülkeye giden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın burada ‘Sincanlılar refah içinde mutlu’ dediği aktarılmıştı (7).
Halid Beydun (Khaled Beydoun) adlı insan hakları eylemcisi Mesut Özil’in ağzından durumu şöyle özetliyor: “ Kur’an nüshaları yakılıyor, camiler kapatılıyor. Kur’an kursları yasaklanıyor. Alimler öldürülüyor ve infaz ediliyor. Kardeşler zorla toplama kamplarına sürülüyor. Müslümanlar ise suskun ve ilgisiz.” Sözün bittiği nokta.
Durum bundan ibaret…
-Şarki Türkistan Cumhuriyeti, Dr. İklil Kurban, Türk Tarih Kurumu, s: 11
https://mohamedzitout.com/2017/10/22/
https://www.yenihaberden.com/5-temmuz-2009-urumci-katliami-7652yy.htm
https://apnews.com/6e151296fb194f85ba69a8babd972e4b/China%E2%80%99s-massindoctrinationcamps-evoke-Cultural-Revolution
https://www.hrw.org/world-report/2020/china-global-threat-to-human-rights
https://www.theatlantic.com/international/archive/2018/08/china-pathologizing-uighur-muslims-mental-illness/568525/
https://tr.euronews.com/2019/07/24/cumhurbaskani-erdoganin-uygurlar-mutlu-ifadesinin-ceviri-hatasi-oldugu-iddiasi


