13 Haziran 2026 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / / Bir Mütefekkir Ve Dava Adamı Olarak SaÎd Havvâ (1935-1989)
BİR MÜTEFEKKİR VE DAVA ADAMI OLARAK SAÎD HAVVÂ (1935-1989)

Bir Mütefekkir Ve Dava Adamı Olarak SaÎd Havvâ (1935-1989) Doç. Hilal Görgün

20. yüzyılda İslam coğrafyasının herhangi bir bölgesinde yetişen biri hakkında sömürge ve istila şartlarını dikkate almaksızın bir yazı kaleme almak mümkün değildir. 1. Dünya Harbinden sonra bölgede oluşturulan manda ve sömürge yönetimleri altında doğup büyüyen hemen hemen bütün İslam âlimlerinin fikirlerinin oluşmasında, hedeflerinin belirlenmesinde, takip ettikleri usulde ve teşkilatlanmalarında yaşadıkları işgal şartları belirleyici olmuştur. Said Havva da bu cihetten Ebu’l-Ala el-Mevdudi, Hasan el-Benna, Mustafa Sibai ve Seyyid Kutub gibi 20. Yüzyıl İslami hareketlerinin öncü şahsiyetleriyle aynı kaderi paylaşmaktadır. Suriye bölgesi 1. Dünya Harbi’nden sonra bölgede oluşturulan Manda sistemi ile Fransızlara bırakılmış ve bundan sonra her kesimden bölge halkının en öncelikli meselesi işgalden kurtulmak olmuştur. Halkın bağımsızlık mücadelesini ve direnişini kıramayan Fransa başta Şam olmak üzere Suriye’nin şehirlerini defalarca gerek karadan gerekse havadan bombalayarak yerle bir etmiştir.1 Said Havva 27 Eylül 1935’te Suriye milli mücadelesinin ana merkezlerinden birisi olan Hama şehrinin Aliliyât mahallesinde Muhammed Dîb b. Havva ve Arbiye et-Tîş’in çocukları olarak dünyaya geldi. Hatıratında büyüklerinden anne ve baba tarafından nesebinin Hz. Peygambere kadar gittiğini duyduğunu ifade eder. 2 Annesini iki yaşındayken kaybeden Said Havva’nın babasının isminin bir kan davasına karışması sebebiyle hapse girmesinden dolayı ondan da yedi yaşına kadar uzak kaldı. Bu süre zarfında bakımı ve temel eğitimi ile ninesi ilgilendi. Babasının hapisten çıkmasından sonra başladığı ilkokulu bırakarak ona ticaret hayatında yardımcı olmaya başladı. Diğer yandan Hama’daki Daru’l-Ensâr akşam okuluna devam ederek ilkokul diplomasını aldı. Havva’yı o yıllarda etkileyen önemli hadiselerden birisi de babasının Arap Sosyalist Partisi 3 ile kurduğu irtibattır.Onun vasıtasıyla Suriye’deki ilk sosyalist örgütlenmeler hakkında bilgi sahibi olmuştur.4 Ortaokul ve liseyi Hama’da İbn Rüşd Lisesinde tamamlayan Said Havva burada bir taraftan felsefi eserleri okumaya, diğer yandan da o yıllarda gündemde olan farklı fikir hareketlerinin mensuplarıyla fikir teatisinde bulunmaya başladı. Lisedeki hocalarından birisi olan Nakşibendi şeyhi Muhammed el-Hamid’in okul dışında Sultan Camiinde verdiği derslerine de katıldı ve onun vasıtasıyla Suriye Müslüman Kardeşler teşkilatının üyeleriyle tanışarak  henüz 17 yaşındayken 1952’de örgüte katıldı. Kısa sürede örgütün Hama gençlik teşkilatında yükseldi. Said Havva’nın ilk ve ortaöğrenimi yıllarına damgasını vuran ekonomik, sosyal, siyasi ve askeri birkaç önemli olay vardır. Bunlardan en önemlilerini şu şekilde sıralayabiliriz: İşgalci batılı güçlerin II. Dünya Harbini finanse etmek için diğer bütün sömürgelerinde olduğu gibi Suriyelilere koydukları ağır vergiler ve bunun neticesinde halkın çektiği fakirlik; 1945’te Hamalıların işgal güçlerine karşı ayaklanması; Fransızların 1946’da Suriye’den çekilmesinden sonra Suriye’deki çeşitli siyasi grupların birbirine düşmesi; 1947’de Filistin topraklarının bölünerek İsrail’in kurulması ve bunun akabinde çıkan Arap-Yahudi savaşı; ve Suriye’deki darbeler ve ihtilaller silsilesinin başlangıcını teşkil eden Hüsnü Zaim’in 1949’da ABD desteğiyle başbakan Şükrü Kuvvetli’yi devirmesi. Said Havva son olay hakkında Suriye’nin bağımsızlığını kazandıktan sonraki ilk demokrasi tecrübesine vurulan bir darbe olduğunu, Yahudi sömürge birimlerinden birinin daha inşa edilmeye başlandığını ve Mecelletü’l-Ahkâmü’l-Adliye’nin ilga edilip yerine Fransız medeni kanunun tercüme edilerek yürürlüğe girdiğini belirtir.5 Tasavvufa ve dine olan ilgisi onu liseden sonra 1956’da Şam Üniversitesi’nde yeni açılan Külliyyetü’ş-Şeriati’l-İslamiyye fakültesine kaydolmasına sebep oldu. Fakülte’nin kurucu dekanı ve Suriye Müslüman Kardeşler teşkilatının lideri olan Mustafa Sibai ile tanıştı ve derslerine katıldı. Mustafa Sibai Filistin’in bölünmesine şiddetle karşı çıkan ve bu konuda bütün Suriye’yi dolaşarak toplantılar düzenleyen, çeşitli devlet başkanlarıyla görüşen ve nihayet Filistin’deki silahlı mücadeleye katılan bir şahsiyetti. Onun bütün bu vasıfları genç Said Havva üzerinde oldukça etkili olmuştur. Sibai’nin yanı sıra üniversitedeki hocaları arasında Mustafa ez-Zerka, Fevzi Feyzullah ve Ma’ruf ed-Devalibi gibi âlimler bulunmaktadır. Said Havva talebeliği sırasında İhvanı Müslimin içindeki faaliyetlerine devam ederken Şam’da faaliyet gösteren çeşitli tarikat liderleriyle tanıştı ve bunların derslerine katıldı. Üniversite dışında Şeyh Abdülkerim er-Rifai, Muhammed el-Haşimi ve Abdülvehhab Debus gibi âlimlerden ders aldı. 1961’de Külliyyetü’ş-Şeria’dan mezun olduktan sonra Hama’ya öğretmen olarak tayin edildi. Burada değişik mahallelerde görev yaptı. 1963 yılı başında on altı ay süren askerlik hizmetini yerine getirmek üzere orduya katıldı. Askerliğini önce Halep’te sonra da Şam’daki askeri arşivde yaptı. Said Havva’nın askerliği sırasında Baas Partisi bir askeri ihtilalle Suriye’deki iktidarı tekrar ele geçirdi. 1964’te askerliğini tamamlayan Said Havva Hama’ya döndü. Bu sırada Müslüman Kardeşler teşkilatı ile Baas rejimi arasında anlaşmazlıklar çıkmış ve yine bir Hama’lı olan Mervan Hadid’in liderliğindeki örgüt şehirde rejime karşı bir ayaklanmayı başlatmıştı. Said Havva her ne kadar Mervan Hadid’in militarist tavrına mesafeli yaklaşmışsa da grevlerin organizasyonunda rol aldı. Silahlı çatışmaların önlenmesi için şehrin ileri gelenleriyle yapılan toplantılara katıldı. Fakat ismi çatışmalara katılanların arasında zikredildiği için Irak’a kaçtı. Bu sırada Baas rejimi tarafından gıyabında idam cezasına çarptırıldı. 40 gün sonra rejimin genel af ilan etmesi üzerine Suriye’ye geri dönerek evlendi. Genel affın sınırlı bir süre için olduğunu ise sonradan öğrendi. Bu arada Suriye Müslüman Kardeşler teşkilatının 1964’te Baas yönetimi tarafından kapatılmasından sonra örgüt yeniden teşkilatlanma yoluna gitti ve Hama şubesinin başına Mısır’dan yeni dönmüş bulunan Abdülkerim Osman seçildi. Fakat onun ülkeyi terk etmesi istenmesi üzerine yerini Said Havva’ya bıraktı. Suriye Müslüman Kardeşler lideri Mustafa Sibai de genç denecek bir yaşta aynı yılın Ekim ayında vefat etmişti. Dolayısıyla Said Havva’ya örgütün programını hazırlama gibi önemli bir vazife de verildi. Fakat Suriye’de rejim tarafından Müslüman Kardeşlere uygulanan baskı yüzünden 1966’da Suudi Arabistan’a gitti ve burada iki sene el-Hüfûf şehrinde, üç sene de Medine’de öğretmen olarak (Arapça ve İslam Terbiyesi dersi öğretmeni) çalıştı. Suudi Arabistan’da aynı zamanda ilk eserlerini yayınlamaya başlayarak “Usul Serisinden” Allah celle celaluh (Beyrut 1969), Er-Rasul sallallahu ve selem (I-II, Beyrut 1969), El-İslam (I-IV, Beyrut 1969-1970) başlıklı eserini ardı ardına neşretti. Hafız Esad’ın 1970’te yönetime el koymasının akabinde Müslüman Kardeşler teşkilatıyla uzlaşmacı bir tavır takınması ve sürgündeki örgüt mensuplarına Suriye’ye dönme izni vermesi üzerine Said Havva da 1971’de memleketine dönerek tekrar öğretmenliğe başladı. Bu sırada Şam grubu ve Kuzey grubu olarak ikiye bölünmüş olan Suriye İhvanı Müslimin Teşkilatının Kuzey grubunda yer almakla beraber böyle bir bölünmeyi çok tehlikeli gördüğü için gruplar arasında uzlaşma çabalarında bulundu. 1973 yılında Suriye anayasa taslağının hazırlanması sürecinde cumhurbaşkanının vasıfları hakkında çıkan tartışmalarda Hama’da şiddet yanlısı gösterilere karşı çıktı. Hafız Esad anayasaya cumhurbaşkanının Müslüman olma zorunluluğuna dair bir madde koydurmakla birlikte Hama’da çıkan olayların sorumlularından biri olarak Said Havva da tutuklandı. 40 gün kadar kısmen işkence altında sorgulanmasının ardından Şam’daki askeri hapishaneye kondu. Burada beş yıl süren hapis hayatı boyunca ilmi çalışmalarıyla meşgul oldu. “Esas Serisinden” on bir ciltlik el-Esas Fi’t-tefsîr başlıklı Kuran tefsirini hapiste kaleme aldı (I-XI, Kahire 1405/1985, 1409/1989, 1412/1991) ve kendisi gibi mahpuslardan oluşan talebe grubuna dersler verdi. Ocak 1978’de hapisten çıktıktan iki ay sonra Suriye’yi bir daha dönmemek üzere terk etti. Önce umre ibadetini yerine getirmek için Suudi Arabistan’a gitti, sonra da Ürdün’e yerleşti. Bundan sonra da Suriye’deki İhvan teşkilatının yönetiminde söz sahibi oldu. Başta çeşitli İslam ülkeleri olmak üzere ABD ve Avrupa’ya seyahatlerde bulundu. İran’daki devrimden sonra Mayıs 1979’da bir heyetle birlikte İran’a gitti ve Humeyni ile tanıştı. 1979’da Pakistan’a yaptığı ziyaretlerden ilkinde Ebü’l-Âlâ el-Mevdudi ile tanışmış, onunla fikir teatisinde bulunmuştu. Bu ülkeye ikinci gidişinde de (Eylül 1979) Mevdudi’nin cenaze merasimine katıldı. Said Havva 1980’li yılların başlarında gerek Suriye içerisinde, gerekse uluslararası seviyede İslami örgütlerin birleşmesi için çalıştı. Müslüman Kardeşler Teşkilatını uluslararası seviyede bir araya getirip koordinasyonu sağlaması amacıyla “Uluslararası Müslüman Kardeşler Teşkilatı”nın (İhvanu’l-Müslimin el-Âlemi) kuruluşunda ve yönetim kadrosunda yer aldı. Diğer yandan da Suriye’de Said Havva, Adnan Saadeddin ve Muhammed Ebunnasr el-Beyanuni’nin öncülüğünde Suriye İslam Cephesi (el-Cebhetü’l-İslamiyye fi Suriye) kuruldu ve bu üçünün imzaladığı bir beyanname yayımlandı. Said Havva Cephe’nin ideologluğunu yaptı. Said Havva Suriye dışında olmakla birlikte Suriye’deki gelişmeleri çok yakından takip etti, çeşitli beyannamelerin altına imza attı. 1980’li yılların başında Hafız Esad rejimi ile İhvan’ın arasının iyice bozulmasından sonra baskıların artması sonucu silahlı mücadeleye onay verdi. Bu dönemde Suriye’de çok sayıda rejim muhalifi tutuklanıp idam edildi. Bu çerçevede Müslüman Kardeşlerin bir kalesi durumunda olan Hama şehri de hedef alındı ve 1982’deki bombalamalarda şehir yerle bir edilirken binlerce insan da hayatını kaybetti. Müslüman Kardeşler teşkilatının kanlı bir şekilde bastırılması ve doğup büyüdüğü şehrin yıkılması Said Havva’nın sıhhatinin bozulmasına sebep oldu. Birkaç yıl önce ortaya çıkmış bulunan şeker hastalığı ilerledi ve 9 Mart 1989’da Amman’da yattığı hastanede vefat etti. Said Havva Fransız işgali altındaki Suriye’de doğup yetişen bir fikir ve aksiyon adamıdır. Fikirlerinden etkilendiği şahıslar arasında Hama’daki hocası Şeyh Muhammed el-Hamid ve İhvan-ı Müslümin Teşkilatının kurucusu Hasan el-Benna başta gelir. 20. yüzyılda yaşayan pek çok Müslüman düşünür gibi onun düşüncesinin temel sorunları Müslümanların modern dünya içindeki kötü durumları ve bundan çıkış yollarıdır. Ona göre İslam dünyası batı karşısında maddi ve manevi olarak içinden zayıflamıştır. İslam coğrafyasının Avrupa’nın sömürgesi altına girmesinden sonra Batılılar İslamiyet hakkındaki kötü emellerini uygulamaya koymak için fırsat bulmuşlar ve sonuç olarak Müslümanlar parçalanmış ve ülkelerin yönetimi de askeri rejimlerin eline geçmiştir. Batılılar ise kendi ideolojik ve moral değerlerini dayatarak İslam’ı çökertmeyi amaçlamaktadırlar. Batı sömürgesi altındaki İslam coğrafyasında fitne ve fesat yaygınlaşmış ve din alay konusu olmaya başlamıştır. Said Havva’nın bütün düşünce ve davranışlarının temelinde onun İslam ve Müslüman anlayışı yatar.6 Usul serisinden yayımladığı el-İslam adlı kitabında ortaya koyduğu gibi İslam ona göre akide, ibadet, en genel anlamı ile bir hayat tarzı (menâhicu hayat) ve müeyyidelerden oluşur. Klasik manada İslam’ın ve imanın şartları kabul edilen esaslar İslamın “rükünlerini”; İslam’ın siyasi, iktisadi, askeri, eğitimle ilgili, ahlaki ve sosyal konularda ortaya koyduğu hayat tarzı (menâhic) “binayı” ve cihat, emir bi’l-ma’ruf nehiy ani’l-münker (iyiliği emir, kötülükten nehyetme), yargı ve cezalar da “İslam’ın yaptırımlarını” (müeyyide) oluşturmaktadır.7 Said Havva İslam tasavvuruna uygun bir Müslüman tasviri yaparak, onu sürekli siyasi bir çerçevede düşünür. Bu bağlamda ona göre bir Müslüman’ın gerçekleştirmeye çalışması gereken en önemli hedefleri arasında İslam devletinin kurulması, Sünnet’in ihyası, ümmetin birliğini sağlama ve Allah yolunda cihat gelir.8 Said Havva’nın vatan anlayışı ise şartlı bir şekilde bütün dünyayı içine alır. Bu şart ta bütün yeryüzünde İslam’ın hâkim olmasıdır. Havva’ya göre o güne kadar daru’l-İslam ve daru’l-harb ayrımı devam eder. Bunlar da kendi içlerinde çeşitli gruplara ayrılır. Daru’l-harb Müslümanlarla anlaşması bulunan (daru’l-ahd) ve bulunmayan ülkeler olarak ikiye ayrılırken daru’l-islam ise daru’l-adl, daru’lbağy, daru’l-bid’a, daru’r-ridde, daru’l-meslube (kâfirlerin eline geçen daru’l-islam) olmak üzere beş grupta toplanır. Havva’ya göre her yer daru’ladl oluncaya kadar Müslümanların mücadele etmesi gerekir.9 Said Havva’nın birçok noktada Seyyid Kutub’tan etkilendiği görülür. Özellikle onun cahiliyye anlayışını olduğu gibi üstlenir. Ona göre de İslam ve cahiliyye birbirine zıt kavramlardır. İslam mükemmelliği (el-kemalu’l-mahz) ifade ederken, cahiliyet de tam bir eksikligi ifade eder (ennaksu’l-mahz)10. İslam toplumunun karşısında da cahiliyye toplumu bulunmaktadır. Havva bu konudaki görüşlerini ortaya koymak için Kutub’un Mealim fi’t-tarik isimli eserinin “el-İslam huve’lhadara” ve “et-tasavvuru’l-İslami ve’s-sekafe” başlıklı bölümlerini el-İslam adlı kitabına almıştır (s. 55-74). Buna göre “İslam’ın akide, ibadet, şeriat, nizam, halk ve süluk olarak tatbik edildiği toplumlar ‘İslam toplumu”, bunun tersi durum da, yani İslamın tatbik edilmediği toplumlar ‘cahili toplum’u oluşturmaktadırlar. Aynı şekilde kültür de “İslami” (es-sekafetu’l-İslamiyye) ve “cahili” (es-sekafetu’lcahiliyye) olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.11 Said Havva İslami hareket içerisinde yer alan çok sayıda Müslüman düşünür gibi yeni selefici bir çizgi takip etmekle birlikte İslam kültürüne bakış tarzıyla onlardan ayrıldığı görülür. Özellikle tasavvuf Said Havva’nın düşüncesinde önemli rol oynar. Bu konudaki görüşlerini “Terbiye, Tezkiye ve Sülûk Serisi”nden hazırladığı Terbiyetunâ er-rûhiyye, Müzekkiratu fi’l-menazili’s-sıddîkîn ve’rrabbâniyyin ve El-Mustahlas fi tezkiyeti’l-enfüs başlıklı kitaplarında toplamıştır. Ona göre tasavvuf ilmi “ehlisünnet ve’l-cemaat mezheplerinin yolunda zühd ve ibadetle Allah’a doğru (sıdk) bir şekilde teveccühün ilmidir”.12 Sufi tarikatler içerisindeki aşırı tavırlara karşı çıkan Said Havva’ya göre tasavvuf akaid ve fıkıh ilimlerine ve Kuran ve Sünnet’e tabi olmak zorunda olup bunlara yeni şeyler ilave etmemelidir. Havva genel olarak tasavvuf hakkındaki fikirlerini ortaya koyduğu Terbiyetuna er-ruhiyye’nin girişinde13tasavvufun günümüzdeki İslami hareketler için de çok önemli bir yeri olması gerektiğini vurgular ve Hasan elBenna’nın İhvan-ı Müslimin hareketini tasavvufi temeller üzerine kurduğunu iddia eder. Bu konuda önemle üzerinde durduğu bir nokta ise tasavvufun tarihte olduğu gibi cihat faaliyetlerinin hizmetinde olmasının gerekliliğidir. Said Havva “İhyau’r-rabbaniyye” başlıklı risalesinde ve Müzekkiratu fi’l-menazili’s-sıddîkîn ve’rrabbâniyyin isimli eserinde ideal insan tipini de tasavvufla bağlantılı olarak ortaya koymaktadır. Havva’nın ideal insan tipi peygamberlerin de varisleri olan rabbanilerdir. Ona göre sıddik tasdikte ve doğrulukta mübalağa anlamına gelirken, rabbani sıddik olmayı ihtiva ettiği gibi bundan daha da fazlasını ifade eder. Sıddık olmak Allah’ı ve ona ibadetin bilgisi (marifet) iken, rabbani bunlarla birlikte ahlak üzere ilim, talim, nasihat, şehadet Allah’ın indirdiğiyle hükmetme, iyiliği emir kötülükten sakındırmayı da içerir. Rabbani peygamberin ilim, hal, hey’et, sıfat ve ahlakı açısından onun tam bir mirasçısı (el-verasetu’l-kâmile) rütbesindedir.14 Havva’ya göre günümüzde toplumun önderleri konumunda olacak onlara yol gösterecek rabbani şahısların yetişmesi için özel çalışma gelenecek olursa bir kaos bırakmış olmalarıdır. Said Havva genç yaşında İhvan-ı Müslimin teşkilatıyla tanışmış ve sömürgeciliğin bakiyesi olan bu kaos ve düzensizliğe karşı mücadelenin örgütlü yürütülmesine inanmış bir alim ve aksiyon adamıdır. Onu çağdaşı ve dava arkadaşı pek çoklarından ayıran tarafı “modern bir örgütte” yer alarak “tasavvuf gibi limana” sığınma imkânı elde ederek yeni selefici akımlara kapılmadan davasına hizmet etmek olmuştur. Said Havva velud bir alim olup ardında yukarıda zikrettiklerimizin yanısıra daha pek çok eser bırakmıştır. Kitaplarının hemen hemen hepsi de Türkçe’ye tercüme edilmiştir. 16 1. Suriye’deki Fransız mandası için bk. Philip S. Khoury, Syria and the French Mandate: The Politics of Arab Naitonalism, 1920-1945, Princeton: Princeton University Press, 1987; Mehmet Akif Okur, “Emperyalizmin Ortadoğu Tecrübesinden bir Kesit: Suriye’de Fransız Mandası”, Bilig, sy. 28 (2009), s. 137-156. 2. Said’in hayatı hakkındaki ana kaynak onun Hazihi tecrübetî ve hazihi şehadetî (Kahire: Mektebetu Vehbe, 1987) başlıklı eserinde mevcuttur. Ayrıca bk. Hilal Görgün, “Said Havva (1935-1989)” TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2008, c. 35, s. 560-562. 3. Hizbu’l-Arabi el-İştiraki kendisi de bir Hama’lı olan Ekrem el-Havrani tarafından kurulmuş ve Mişel Eflak ve Selâhaddin el-Bîtâr tarafından kurulan Arap Diriliş Partisi (Hizbü’l-ba‘si’l-Arabî) ile 1953’te Hizbü’l-Ba‘si’l-Arabî el-İştirâkī (Sosyalis Arap Diriliş Partisi), kısaca Baas adı altında birleşmiştir. 1963’te bir darbe ile iktidara gelen Baas kendi içinde ihtilaflar yaşasa ve şahıslar değişse de ideolojisi bugüne kadar Suriye’deki gidişatı belirlemiştir. 4. Said Havva, Hazihi tecrübetî, s. 17 5. Hâzihi tecrübeti, s. 21. 6. Said Havva’nın görüşleri için bk. Hilal Görgün, a.g.m, s. 560-561. 7. Said Havva, el-İslâm, Kahire 1421/2001, s. 15. 8. A.g.e., s. 273. 9. A.g.e., s. 398. 10. A.g.e., s. 15 vd. 11. A.g.e., s. 69 vd.) 12. Said Havva, Müzekkirât fi menâzili’s-sıddikin ve’rrabbaniyyin, Beyrut-Amman 1409/1989, s. 8. 13. Said Havva, Terbiyetunâ er-ruhiyye, Kahire 1419/1999, s. 5-21. 14. Said Havva, Müzekkirat, s. 6) 15. Said Havva, 50. Yılında Müslüman Kardeşler Teşkilatı, terc. Ramazan Nazlı, İstanbul 1980 s. 33-34) 16. Said Havva’nın eserleri için bk. Hilal Görgün, a.g.m., s. 561. Dipnot rekir ve bunun için özel akademiler bile kurulmalıdır. Sait Havva bu konuda “İhyau’r-rabbaniyye” başlıklı risalesinde detaylı bir program da sunar. Said Havva mezhepler konusunda da görüşlerini açıkça ortaya koymuştur. Ona göre İslami bir cemiyet mutlaka ehlisünnet ve’l-cemaat mezhebine uygun olmalıdır. Fıkhi konulardaki farklılıkların normal olduğunu vurgulayan Havva, İslam’da birliğin fıkhi meselelerde değil, itikadi meselelerde mümkün olacağını ifade eder.15 Yazılarında ehlisünnet ve’l-cemaata sık sık atıfta bulunan Said Havva Şia’ya karşı açık bir tavır almış, Humeyni iktidarını sert bir dille eleştirmiştir. Eleştirilerini 1987’de kaleme aldığı ve daha sonra da Key lâ namdî ba‘îden an ihtiyâcâti’l-asr başlıklı kitabına bir risale olarak aldığı el-Humeynî: şuzûz fi’l-akaid ve şuzûz fi’l-mevakıf başlıklı küçük bir kitabında toplamıştır. Burada başlangıçta İran Devrimi’nin bir mezhep devrimi olmadığının kabul edildiğini, ancak zamanla bunun Şia yanlısı bir devrim olduğunun anlaşıldığını ileri sürer. Kitabının ilk bölümünde Şia’nın imamet anlayışı ile Kur’an-ı Kerim, Sünnet, sahabe, icma, ehlisünnet ve’l-cemaat ve Hz. Fatıma hakkındaki bazı inançlarını sert bir dille eleştirir. İkinci bölümde ise tarihte Şiilerle Sünniler arasında vuku bulan bazı savaşlara atıfta bulunarak Humeyni’nin bölgedeki bazı örgütleri de yanına alarak bütün İslam âlemine hükmetmek amacıyla savaştığını ileri sürer. Humeyni’nin bütün İslam coğrafyasına saldırısının önüne geçilebilmesi için önce İranIrak savaşının durdurulması gerekmektedir. Said Havva’nın Humeyni’yi suçladığı noktalardan biri de onun devrimden sonra İslam adına pek çok yanlış yaparak bunun son yıllarda yaşanan İslami canlanmaya zarar verdiği şeklindedir. Onun mezhepçiliği anayasa maddesi yaptığını ve Sünni azınlığın haklarını kısıtladığını ileri sürer. Sonuç olarak Said Havva’nın hayatına Suriye’deki sömürgeci ve işgal güçlerinin fiili varlıklarının ve bunlara karşı verilen mücadelenin damgasını vurduğunu görürüz. Bu dönemde yetişen diğer bütün Müslüman âlimler gibi onun da fark ettiği durum işgal güçlerinin askeri olarak görünürde çekilirken arkalarında yine kendilerinin çekip çevirdikleri bir düzen, hatta Suriye örneğinde söy

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul