Üstad Said Havva hem aksiyon hem de ilim açısından öne çıkan mütefekkir bir âlimdir. Kendisinin bu yönünü tefsirinde de görmek mümkün. Yakın zamanımızın bir davetçisi olduğu için, onun İhlas sûresinin tefsiri dahilinde tevhidin anlaşılmasına dair tesbitlerinin ve açıklamalarının çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Bundan dolayı bu yazıda kendisinin İhlas sûresi için yaptığı tefsiri inceleyeceğiz. Bu incelememizde Şamil Yayınlarından çıkan Beşir Eryarsoy ve Abdüsselam Arı çevirisini esas alacağız. Tefsirin içeriğiyle alakalı incelemeye geçmeden önce Üstâd’ın genel usûlünden ve bu usûlün özellikle İhlas sûresi tefsirinde ve tevhidin anlaşılmasında ne kadar etkili olduğundan bahsetmek genel bir perspektif kazanmamıza yardımcı olacak. Malumdur ki tefsirde hakim olan genel iki eğilim vardır. Bunlardan birisi “rivâyet” tefsiri, diğeri ise “dirâyet” tefsiridir. Rivâyet tefsirlerinin en ayırıcı vasfı, ayetlerin açıklanmasında özellikle Rasulullah (s.a.v)’ın sözleri başta olmak üzere, sahabeden, tâbiûndan, ilk müfessir ve âlimlerden gelen nakillerin yoğun ve esas olmasıdır. İmam Taberi ve İbn Kesir tefsirlerini bu türe dair en bilinen örnekler olarak zikredebiliriz. Dirâyet tefsirleri ise daha ziyade lugâvi, aklî, kelâmî açıklamaları ve yorumları içeren bir konsepte sahiptir. Zemahşerî, Beydâvî, Râzi gibi âlimlerin tefsirleri de dirâyet tefsirleridir. Rivâyet tefsirleri selefin tefsirle alakalı kıymetli birikimini bize nakleder. Bununla beraber tefekkürün sağlıklı bir mecrada yapılması için gereken çerçeveyi de çizer, bu bakımdan da büyük bir öneme sahiptir. Dirâyet tefsirleri de nassların ve nakillerin çizdiği çerçeve içerisinde aklın ihtiyaçlarına karşılık veren, dînî kavramları zihne nakşetmeye çalışan bir amaca mâtuftur. Merkezinde tevhid ve tenzih olan İhlas sûresi tefsirinde de bu “rivâyet” ve “dirâyet ” dengesinin çok hassas bir şekilde kurulması gerekir. Said Havva, hem tefsir eserinin genelinde hem de İhlas sûresi özelinde bu dengeyi maharetle kuruyor. Âlim, hoca veya araştırmacı olmayan “son okuyucu” diye tabir edebileceğimiz bir okurun da en verimli şekilde sûreyi ve tevhidi anlamasına yardımcı oluyor. Said Havva, İhlas sûresinin tefsirinin girişinde pek çok sûrede yaptığı gibi öncelikle Seyyid Kutub’dan alıntı yapıyor. Bu tavır özellikle İhlas sûresi için, Said Havva’nın tevhid konusundaki hassasiyetini ve duruşunun netliğini ortaya koyan önemli bir gösterge. Nitekim Üstâd Seyyid Kutub da, sûreleri tefsir ederken tevhid ekseninde ilerleyen, anlatımı tevhîdî bir çerçeveye oturtan uslûbuyla adeta bir tevhid müfessiri ve mütefekkiriydi. Yazar özellikle giriş kısmında, İhlas sûresinde Allah-u Teala’nın isimlerinin ve sıfatlarının kısa ama çarpıcı bir şekilde anlatıldığını ve Rabbimizin bize çok iyi tanıtıldığını sık sık vurguluyor. Doğrusu İhlas sûresinin bu özelliği, bu müthiş icâzı insan zihnine sınırsız tefekkür kapısı açacağı için ne kadar sık hatırlatılsa da azdır. Mushafta İhlas sûresiyle yan yana olan Kafirun, Nasr, TebMehmet Yıldırtan SAİD HAVVA’NIN İHLAS SURESİ VE TEVHİD TEFSİRİ ÜZERİNE bet sûrelerinde de kafir ve mümin ayrılığına, safların netleşmesine atıfta bulunuluyor. Üstâd bu açıdan da saydığımız sûrelerin İhlas sûresiyle olan ilişkisine işaret ediyor. Nitekim bu sûrenin de Kâfirûn gibi “De ki” ifadesiyle başlaması, aynı zamanda kafirlere tevhid konusunda net bir manifesto hüviyeti taşıdığını gösteriyor. İhlas sûresinin ilk ayetindeki “ehad (احد “(kelimesi, malumdur ki tekliği ve birliği mutlak anlamda vurgulayan, ciddi anlam derinliğine sahip olan bir kelimedir. Keza “Samed” ismi de “Allah-u Teala’nın hiç bir şeye ihtiyacının olmaması, bütün yaratıkların ise O’na muhtaç olması” anlamıyla yine Rabbimizin yüceliğini veciz bir şekilde anlatan isimlerden biri. Said Havva’nın bu ayetleri ve isimleri açıklarken önce İbn Kesir’den nakil yapıp sonra da kendi açıklamasını yapması da rivâyet ve dirâyet dengesine bir örnektir. Mesela Samed isminin aynı zamanda O’nun “varlığının kendinden oluşu (kıyam bi nefsihî) ” sıfatını da kapsadığına dair tesbiti son derece orijinaldir. Hem bu sûrede hem de tefsirin genelinde, dirâyet tefsirlerinden birine sahip olan Necmeddin en-Nesefi’den yapılan alıntılar da aklî tefsir usûlû bakımından geçmişle bir referans bağı oluşturuyor. Bu alıntılar, kelam âlimlerinin üstün cedel ve tefekkür yetkinliklerini göstermesi bakımından çok ciddi bir ilmî ve fikrî kıymete sahiptir. “O doğurmamıştır ve doğurulmamıştır” ayetinin tefsirinde dikkat çeken hususlardan biri, Said Havva’nın kendi dönemine ait bilimsel verilere göndermede bulunmasıdır. “Cinsin devamı için üremek” ve “kâinatın sonradan oluşması” gibi genetik ve fizik bilimine atıfta bulunan tesbitleri, tefsirin dirâyet yönüne ait güncel örnekleri teşkil ediyor. Üstâd bir taraftan Nesefi’den alıntılarla geçmiş ulemânın faydalı kelâmî birikimini aktarırken, diğer yandan güncel araştırmalarıyla oluşturduğu kendi zihnindeki “veri tabanını” da kullanıyor. Ayetleri tefsir ettikten sonra Nesefi’den yaptığı alıntıyla tekrardan kısa, özet ve aklî bir tefsiri okuyucaya aktararak bu önemli konunun anlaşılmasını pekiştirmiş oluyor. Bütün bunlar tefsirin dirâyet yönünü son derece kuvvetlendiren niteliklerdir. Allah-u Teala Zümer sûresi 67. Ayette kafirler için “Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler” buyuruyor. Bu ayetin tenkid ettiği “müşrik aklı” tevhîdî bir şuûra sahip değildir, Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih etmez dolayısıyla O’nda direkt ya da dolaylı zaâflar olduğunu vehmeder. Bu bozulma her devirde görülen, her peygamberin ümmetini kurtarmaya çalıştığı akîdevî bir tahriftir. İşte beşerde görülebilecek bu zaâfı ve eksikliği İhlas sûresi kapatıyor, tehlikelerini önlüyor, insanoğlunun her an maruz kalabileceği bu illete, hikmeti bitimsiz bir deva oluyor. Said Havva da bu maksada binâen, “Anlatım Düzeni” başlığı altında tarihte veya güncel hayat içerisinde ortaya çıkmış ya da çıkabilecek inanç ve fikir problemlerine karşı tevhid ve tenzih ile alakalı akılda tutulması gereken bazı maddeler sıralıyor. Bunlardan en faydalı olanlarından biri de Allah’ın selbî yani noksanlıkları uzaklaştıran tenzîhî sıfatları ile ayetler arasında kurduğu bağlantıdır. Bu eşleştirme şu şekildedir: Vahdaniyet sıfatı ile “De ki o Allah tektir”; kıyam bi nefsihi ile “Allah Samed’dir.”; beka sıfatı ile “O doğurmamıştır”; kıdem sıfatı ile “O doğurulmamıştır.”; muhalafetu’n lil-havadis sıfatı ile de “Hiç bir şey ona denk değildir.” ayetini eşleştiriyor. Zaten ayetleri tefsir ederken yaptığı açıklamalar da bu sıfatları çağrıştıran hakikatlerdi. Bunları birbirleriyle somut bir şekilde eşleştirmesi de zihinlere tevhid ve tenzih ile alakalı bütüncül bir bakış kazanma noktasında müthiş bir katkı sunuyor. Îtikâdî olarak en büyük eksiklik olan Allah’ı noksanlıklardan tenzih edememek ve kadrini bilememek hastalığının tedavisi için bu bütüncül bakış büyük önem arzediyor. Zira tevhid konusunda Allah’ın hangi sıfatlara sahip olduğunu bilmek kadar, hangi eksikliklere sahip olmadığını, hangi zaâflardan münezzeh olduğunu bilmek yani tenzih de aynı derecede öneme sahip. Sadece tevhid konusunda değil, herhangi bir ilmî tanım sözkonusu olduğunda, hangi varlığı, nesneyi tanıyacaksak “tesbit” kadar “nefy” de önemlidir. Bir şeyin ne olduğunu bilmek aynı zamanda onun ne olmadığını bilmek de demektir. Hatta eskilerin “efradını câmi, ağyarını mâni (bütün ferdlerini biraraya getiren, ğayri olanlara ise mani olup tanım dışı bırakan)” dedikleri tanımlama şekli de bahsettiğimiz bütünlüğe işaret ediyor. Kanaatimizce Said Havva, Allah-u Teala’nın selbî/ tenzîhî sıfatlarına İhlas sûresi bağlamında dikkat çekerek Allah-u Teala’yı tanımak ve sağlıklı bir tefekkür zemini oluşturmak adına son derece isabetli bir aklî yöntem uygulamış oluyor. Said Havva, tefsirin son kısmında tamamlayıcı bilgiler adıyla yine İbn Kesir’den ve Nesefi’den aktarımlar yapıyor. Bu açıdan da bir rivâyet/ dirâyet bütünlüğünden bahsedebiliriz. Örneğin Samed ismi için İbn Kesir’in seleften naklettiği biliglerin bir kısmını sunuyor. Bu şekilde kelimelerin anlam bakımından izini rivâyetlerde sürmek, kelime anlamları üzerinden kavramların açılımını ise kelâmî usûlden yararlanarak akıllara yerleştirmeye çalışmak, rivâyet ve dirâyet dengesinin getirdiği faydalardandır. “O doğurulmamıştır.” ayetinin tefsirine dair tamamlayıcı bilgilerde Nesefi’den naklen verdiği “teselsülün inkarı” açıklaması da bir dirâyet/kelâmî tefsir örneğidir. Şaşırtıcı olsa da Allahın ezeli oluşunun hala anlaşılamadığını ve “Peki O’nu kim yarattı?” gibi ya da benzeri soruların sorulduğunu müşahade edebiliyoruz. Teselsül; yani bir varlığın hep bir başka varlıktan doğmuş/yaratılmış olduğunu, ezeli hiç bir varlığın olmadığını iddia etmek, geçmişe doğru gidecek sonsuz bir silsileyi kabul etmeyi gerektirecektir. Bu da manasız ve mantıksızdır. Alternatif olarak da materyalizmde maddeye ve onun dönüşümlerine ezeli olmak sıfatını atfetmek vardır. İşte bu soru ve şüphelere karşı Said Havva daha önce referans verdiği ve kendi zamanında da bilinen “kâinatın ve maddenin sonradan oluştuğuna” dair bilimsel bulgulara ikinci kez atıfta bulunuyor. İşte bu usûl, aklî/kelâmî/dirâyet tefsir usûlûnü devam ettirip, güncel bilgilerle de genişletip zamanın okuyucusunu yakalayacak bir yorum bütünlüğü kazandırıyor. Konunun hususen daha ayrıntılı ele alınması için Üstâd, “Allah C.C” isimli, aklî/kelâmî delilleri fazlasıyla serdettiği kitabına da yönlendiriyor. Bu saydıklarımız üzerinden Said Havva’nın zamanına öncülük eden bir âlim ve fikir adamı olduğunu dile getirmek, ilmin ve fikrin namusu için herhalde bir görev olsa gerektir. Said Havva, İhlas sûresi tefsirini son derece gerekli olan belli başlı nakillerle bitiriyor. Özellikle İbn Kesir’den nüzul sebebi ve İhlas sûresinin faziletine dair rivâyetleri naklederek okuyucuyu nakil konusunda da ihtiyacı olan bütün bilgilerle buluşturuyor. Dolayısıyla İhlas sûresinin, tevhidin ve tenzihin yeterli olarak anlaşılması için hem naklî hem de aklî olarak kuşatıcı ve doyurucu bir tefsir gerçekleştirmiş oluyor. Hasıl-ı Kelam Üstâd Said Havva’yı tek bir kelimeyle anlatmak gerekirse, hem hayatı, hem tefsiri hem de özelde incelediğimiz İhlas sûresi tefsiri için, herhalde “vasat” kelimesi ideal bir nitelendirme olacaktır. Kendisi pek çok temayülü dengeli bir şekilde sentezleyerek, hakikaten vasat ve nitelikli bir örneklik teşkil etmiştir. Âlim ve davetçi, mütefekkir ve aksiyoner kimliklerini birleştirdiği gibi tefsirinde ve ilmî usûlûnde de rivâyet/dirâyet , nakil/akıl, hadis/kelam, selef/halef dengesini gözetebilmiştir. Bu onu İslamî hareket içerisinde pek çok mezhebin ve meşrebin buluşabileceği bir kavşak noktasına yerleştiriyor. Günümüzde de bir davet usûlû ve söylemi oluşturmada gerçekten kritik bir emsal teşkil ediyor. Kelime olarak aynı kökten türeyen “tevhid” ve “vahdet” için geçen velûd bir ömrün en lezzetli meyvelerinden biri olarak bu tefsirin İhlas sûresi kısmı da, aynı şekilde bu dengeli, vasat ve doyurucu vasıfları içeriyor. Allah istifade etmeyi nasib etsin, amin.


