İslamî ilimlerin yüksek seviyede tahsil edildiği en önemli kurumlardan biri olan dârülhadisler ağırlıklı olarak sünnet ve hadis ilimlerinin tedrisi amacıyla kurulmuştur. Daha İslam’ın ilk yıllarında Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminde dinî eğitimin yapıldığı bazı ev, meclis ve “suffa” gibi yerlerde diğer dinî bilgilerin yanı sıra hadis eğitiminin de verildiği bilinmektedir. Sonraki süreçte İslâm dünyanın değişik bölgelerine yayılmaya başladığında daha büyük ve kapsamlı hadis eğitimi müesseseleri ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda görülen ilk örnek Nişâpur’da “Dârüssünne” ismiyle ortaya çıkan müessesedir. Ancak bundan farklı olarak Dârülhadis adını taşıyan ilk kurum miladi XII. asırda Dımaşk’ta Atabeg Nureddin Mahmud Zengî tarafından kurulmuş ve kendisine nispetle de Dârülhadis-i Nuriyye şeklinde adlandırılmıştır. Eyyûbîler ve Memlüklüler döneminde Dımaşk’ta Fâzıliyye, Urviyye, el-Eşrefiyye, Kürûsiyye Nâsıriyye, Sükkeriyye, Nefîsiyye, Sâmeriyye ve Devâdâriyye adıyla birçok yeni dârülhadis tesis edilmiştir. Bunlara ilaveten XIII. Asırdan itibaren Mısır’da da dârülhadisler yaptırılmaya başlanmıştır. XIV. asra gelince sadece Mısır’da yüzlerce dârülhadisin ve hadis meclislerinin mevcudiyetinden söz edilmektedir.
Daha sonra fetihler sonucunda Mısır ve Suriye dışına taşan bu eğitim ve öğretim müesseseleri Anadolu’da da Selçuklular vasıtasıyla tesis edilmeye başlanmıştır. Selçuklular dönemi, ilmî ve kültürel hayatın daha kurumsal hale gelmesi açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Bu dönemde eğitim-öğretimin yaygınlaştırılması, ilmî hayatın canlandırılması maksadıyla, memleketin her köşesine planlı bir şekilde kurulmuş hatta şehir, kasaba ve köylere kadar yayılmış çeşitli seviyelerde müesseseler karşımıza çıkmaktadır. Devlet tarafından kurulup desteklenen ve kendilerine hususî vakıf tahsis edilen, belli bir plan ve programı bulunan bu müesseseler, Selçukluların İslam dünyasına kazandırdığı en önemli eserlerdir.1
Selçuklular devrinde kurulan ve sadece hadis öğretimine tahsis edilen “Dârülhadisler” diğer medreselerden daha yüksek payeli bir ihtisas kurumu olarak faaliyetini sürdürmüştür. Dârülhadis müderrisliğinin en yüksek payesi olan meşihat görevine, hadis ilminde en üst seviyede olanlar, rivayet ve dirayet ilmini en iyi derecede bilenler tayin edilirdi. Bunların aldığı maaş da tabiatıyla diğer müderrislerin aldığından fazlaydı.
Selçukluların hâkim oldukları dönemde kurulan medreseler sayesinde genelde bütün dînî ilimler, özelde ise hadis ilmi intişar etmiş ve hadis sahasında mümtaz âlimler yetişmiştir. Başta meşhur muhaddis Beyhakî olmak üzere, Hatip Bağdâdî, el-Makdisî, Beğavî, Deylemî, İbn Asâkir, Ebu’l-Ferec ve İbnü’l-Cevzî bu dönemde yetişen önemli isimlerden bazılarıdır.
Selçuklular döneminde Dımaşk, Kahire ve Bağdat gibi dönemin kültür merkezlerinde kurulan dârülhadislerin yanı sıra yine bir Selçuklu atabeyi tarafından Çankırı’da bir dârülhadisin kurulmuş olması, Anadolu’da da hadis ve sünnete verilen önemin her zaman zirvede olduğunu ortaya koymaktadır.
Çankırı’da başlayan dârülhadis geleneği sonraki dönemlerde de devam etmiş, devletlerin ve yönetimlerin değişmesine rağmen dârülhadislere verilen önem değişmemiştir. Tarih boyu Anadolu’nun her tarafında diğer medreselerin yanında ayrıca dârülhadislerin de kurulmuş olması Anadolu’da dârülhadislere verilen değeri açık biçimde ortaya koyar.
Anadolu’da kurulan dârülhadisler üzerine yapılan çalışmalar, genellikle bu müesseselerin mimarî açıdan tanıtımı ve sanatsal değerinin incelenmesi şeklinde olmuş, müfredatlarının mahiyeti ve müderrislerinin kimler olduğu üzerinde çoğu kez durulmamıştır.2 Biz bu önemli eksikliği gidermek adına kıymetli dostum Dr. Raşit Gündoğdu beyle birlikte “OSMANLI İLİM GELENEĞİNDE İSTANBUL DÂRÜLHADİSLERİ VE MÜDERRİSLERİ” adlı ortak bir çalışma yürütmekteyiz. Çalışma tamamlandığında dârülhadisler konusunda önemli bir boşluğu dolduracağına inanıyoruz.
Nitekim bu bölgede, kesin olmayan bilgilere göre ilk olarak kurulan ve miladi XIII. asrın ortalarına tekabül eden Çankırı Dârülhadisi’nden sonra Konya’da İnce Minare Dârülhadisi, Sivas’ta Sâhibiye Darülhadisi, Erzurum’da İlhanlılar tarafından yaptırılan Ahmediyye Darülhadisi gibi hadis eğitimi ve öğretiminin yapıldığı bazı müesseseler mevcuttu.
Selçuklulardan sonra Anadolu’da İslâm sancağını devralan Osmanlılar döneminde de genelde eğitim müesseseleri, özelde darülhadislere büyük önem atfedilmiştir. Nitekim tespit edebildiğimiz kadarıyla sadece İstanbul’da toplam 120 civarında dârülhadis mevcuttu. Bunlardan Sultan I. Murad zamanında Çandarlı Hayreddin Paşa tarafından XIV. asrın sonlarında İznik’te yaptırılmış olan dârülhadis, Osmanlı döneminde ilk olma özelliğini taşımaktadır. XV. asrın ilk çeyreğinde Sultan II. Murad’ın Edirne’de yaptırdığı dârülhadis ise ilk devir Osmanlı darülhadislerinin en meşhuru sayılmaktadır.3 Daha sonraki dönemlerde İstanbul başta olmak üzere Anadolu ve Rumeli’nin değişik bölgelerinde birçok dârülhadis tesis edilmiştir. Bu meyanda Bursa’da Lütfullah Çelebi, Amasya’da Abdullah Paşa ve Bekir Paşa, Tokat’ta Kadı Hasan ve Mevlanazâde, Birgi’de Ataullah Efendi, Edirne’de Selimiye Darülhadisleri gibi ağırlıklı olarak hadis eğitiminin yapıldığı müesseseleri sayabiliriz. İstanbul’da ise XV. asrın sonlarına doğru Vefa semtinde yaptırılan Molla Güranî ve Mehmed Ağa dârülhadisleri buradaki en eski darülhadislerden olma özelliğini taşımaktadırlar. Kanuni Sultan Süleyman dönemine kadar sayıları fazla olmayan İstanbul darülhadisleri, onun döneminden itibaren hızlı bir şekilde artmaya başlamıştır. Bunlardan 27 tanesinin hangi padişah döneminde inşa edildiği tespit edilememektedir. Tespit edilmiş olanlardan bir tanesi Fatih Sultan Mehmed dönemine aittir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde 7, II. Bayezid döneminde 1, II. Selim döneminde 1, III. Murad döneminde 9, I. Ahmed döneminde 1, Sultan İbrahim döneminde 2, IV. Mehmed döneminde 11, II. Mustafa döneminde 2, III. Ahmed döneminde 6, I. Mahmud döneminde 1, II. Süleyman döneminde 3 ve III. Selim döneminde 18 dârülhadis tesis edilmiştir. Buna göre en fazla dârülhadis III. Selim dönemine tekabül etmektedir.
Kanûnî Sultan Süleyman tarafından inşâ edilen Süleymaniye dârülhadisinde görev yapan müderrislerin yevmiyesi vakfiyede 50 akçe olarak tayin edilse de Süleymaniye Dârülhadisi Osmanlı Devleti’nin en yüksek kadrolu medresesi, buraların müderrisleri de en yüksek rütbeli müderrisler (reîsü’l-müderrisîn) sayılmış ve devlet teşrîfâtında üst sıralarda yer almışlardır. Örneğin mülâzemet günlerinde (her hafta perşembe günü) müderrisler şeyhülislam ile görüşmeye gittiklerinde Sahn-ı Semân ile ondan yukarı derecede bulunanlar bir odada oturur, Mûsıla-i Sahn ile daha aşağı derecelerde bulunanlar sofada beklerlerdi. Daha sonra heyetçe tertip üzere şeyhülislamın huzuruna girdiklerinde Süleymaniye Dârülhadis müderrisi hepsine başkanlık ederdi. Müderrislerin bazı toplantılardaki oturma düzenleri de onların seviyelerini göstermektedir. Nitekim Tarîh-i Silsile-i Ulemâ’da, bir ziyafete katılan müderrisler arasında dârülhadis müderrisinin en üst köşede yer aldığı kaydedilmektedir.
Bazı dârülhadislerde medrese tahsili verildikten sonra hadis okutulmasına rağmen Süleymaniye dârülhadisinde ancak alt derecedeki medreselerde tahsillerini bitirmiş olanlar okuyabilmekteydi. Bu nedenle bazı araştırmacılar dârülhadisteki eğitimin bugünkü lisansüstü eğitime denk geldiğini belirtmişlerdir.4
İstanbul darülhadisleri çeşitli semtlere serpiştirilmiştir. Bunlardan 36 adedinin yeri tespit edilememekle beraber, Avrupa yakasında 52, Anadolu yakasında da 3 dârülhadis olduğu bilinmektedir. Anadolu yakasındaki darülhadislerin üçü de Üsküdar’dadır. Avrupa yakasındaki darülhadislerden altısı Şehzâdebaşı’nda, dördü Çarşamba’da, Eğrikapı dâhili, Eyüp, Fatih ve Vefa’da üçer tane, ikisi Demirkapı’da, Beyazıt, Beşiktaş, Eminönü, Edirnekapı harici, Beyoğlu, Kasımpaşa, Kumkapı, Kadı Çeşme, Karagümrük, Çarşıkapı, Dökmeciler, Divanyolu, Çemberlitaş, Kalenderhane, Paşa Kapısı, Büyük Langa, Küçük Ayasofya, Yavuz Selim, Darüşşafaka, Sultanahmet, Pyer Loti (Osmanlı dönemindeki adıyla İdris Tepesi), Mahmud Paşa, Saraçhane, Baba Hasan İlmi Efendi Mahallesi, Sinan Ağa Mahallesi, Laleli ve Acımusluk’ta birer dârülhadis vardı.
İstanbul dârülhadislerinin çoğunun mimarları tespit edilememiştir. Bunlardan mimarlarını tespit edebildiklerimiz şöyledir: Mimar Sinan 9, Mimar Kasım Ağa ve Mimar Davud Ağa ikişer, Mimar Hamdi Ağa, Mimar Mustafa Ağa ve Mimar Mehmed Ağa’nın birer dârülhadis inşa ettikleri bilinmektedir. Öte yandan bu kurumların mimarları gibi birçoğunun pâyeleri de belli değildir. Bunlardan altmış sekizinin payeleri bilinmezken sadece yirmi üçünün bilinmektedir. Bu duruma göre payeleri belli olanların derecelendirilmesi şu şekildedir: 10 akçeli 1, 15 akçeli 1, 20 akçeli 10, 30 akçeli 2, 40 akçeli 2, 50 akçeli 1, 60 akçeli 2, 80 akçeli 1, 100 akçeli 2 ve 130 akçeli 1 tanedir.
Mimarları ve pâyeleri dışında bu dârülhadislerden bir kısmının müderrisleri de tespit edilememiştir. Tespit edilemeyenlerin toplam sayısı 28 civarındadır. Buna karşılık altmış üçünün ise en az bir müderrisi tespit edilmiş durumdadır. Süleymaniye Dârülhadisinde 133, Sinan Paşa Dârülhadisinde 52, Hâkaniye Dârülhadisinde 25, Cafer Ağa Dârülhadisinde 12, Atik Valide, Sofu Mehmed Paşa, Mehmed Ağa, Osman Efendi, Çivizâde, İbrahim Ağa, Mislî Ali Efendi ve Burhan Efendi Darülhadislerinde dörder, Defterdar Nazlı Çelebi, Papasoğlu, Şemsi Paşa, Köprülü Mehmed Paşa, Bosnevî İsa Efendi, Fuzayl Efendi, Mudurnulu Mehmed Efendi, İzzet Mehmed Efendi, Turhan Valide Sultan, Ali Efendizâde, Çankırılı Mustafa Efendi, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa ve Sultan Mustafa Han Darülhadislerinde ikişer, Mahmud Paşa, İbrahim Paşa-yı Atik, Sinan Ağa, Amcazade Hüseyin Paşa, Hacı Feyzullah Efendi, Riyazî Çelebi, Murad Ağa, Alizâde, Valide Sultan, Musalla, Ali Efendi, İbrahim Paşa, Ahmed Paşa, Bostancıbaşı, Kazovalı, Hekîm Çelebi, Küçük Hüseyin Ağa, Ebubekir Efendi, Kıztaşı, Tevfik Efendi, Debbağzade, Nişancı Paşa-yı Atik, Hamidîzade Abdullah Efendi, Ali Paşa-yi Atik, Kemalpaşalı Süleyman, Piyale Paşa, Ataullah ve Solak Mehmed Efendizâde darülhadislerinde birer adet müderris tespit edilmiştir.
Bu müderrisler arasında eser telif edenlerin sayısı on sekizdir. Bunların dokuzu Süleymaniye, dördü Hâkaniye, üçü Sinan Paşa, biri Atik Valide ve biri de Sultan Ahmed Dârülhadis müderrisliğini deruhte etmiştir.
İstanbul dârülhadisleri arasında bize göre en çok dikkat çekeni, bu güne kadar pekte duyulmamış olan Enderun dârülhadisidir. Ne yazık ki, Enderun dârülhadisi hakkında şimdilik eldeki yegâne bilgi, varlığı hakkındaki tek arşiv belgesinden ibarettir. Araştırmalarımız ilerledikçe bu dârülhadis hakkında daha fazla malumata ulaşabileceğimiz ümit ediyoruz.
Kelime olarak “iç” anlamına gelen Enderun, Osmanlı Devletinde XV. yüzyıl ortalarından itibaren medrese dışında en önemli resmî eğitim kurumu niteliği taşır. Daha ziyade mülkî ve askerî idarecilerin yetiştirildiği bu mektep, Osmanlı merkez ve taşra bürokrasisine gerekli insan gücü kaynağını oluşturmak için kurulmuştur.5
Enderun mektebi ise sarayda kurulup varlığını beş asır devam ettiren, daha çok Osmanlı Devletine bürokrat yetiştiren bir mekteptir. Enderun-ı Hümâyun mektebi olarak ta anılırdı. Osmanlı Devletinin büyük bir irfan merkezi olan bu mektebi Sultan I. Murat Edirne’de tesis etmiştir. Üç sınıf olarak tertip edilmiş olan mektebin tahsil dönemi on dört yıldı. Sultan II. Murat zamanında Enderun mektebinde okutulan derslere Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelam, Ferâiz, Şiir, Hendese vb. gibi dersler ilave edilmiştir.6
Gerek İstanbul gerekse Anadolu’daki dârülha-dislerin akıbetleri ile ilgili malumata gelince şunları söylemek durumundayız: Bu müesseselerin önemli bir kısmı ne yazık ki, günümüze kadar mevcudiyetlerini koruyamamışlardır. Çok azı ise ayakta olmalarına rağmen gayesinin dışında kullanılmaktadırlar. Sultan II. Bayezid döneminde Amasya’da kurulan Abdullah Paşa Dârülhadisi aslî yapısı ve kitabesiyle günümüze ulaşabilmiştir. İstanbul’da Fatih semtinde bulunan Feyzullah Efendi Dârülhadisi, Amcazade Hüseyin Paşa Dârülhadisi ve Eyüp’te bulunan Cafer Paşa Dârülhadisi de günümüze kadar ayakta kalmayı başarmış olan talihli tarihî yapılar arasında bütün ihtişamları ile arz-ı endam etmektedirler. Ne yazık ki ayakta kalmayı başarmış olanlar gayelerinin dışında kullanılmaktadırlar. Şöyle ki, Edirne’de Sultan II. Selim döneminde inşa edilmiş olan Selimiye Dârülhadisi Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Türk ve İslam Eserleri Müzesi olarak, Mimar Sinan’ın eserlerinden olan Üsküdar’daki Şemsi Paşa Dârülhadisi kütüphane olarak, Feyzullah Efendi Darülhadisi Millet Kütüphanesi olarak, Amcazade Hüseyin Paşa Darülhadisi Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bağlı “Türk İnşaat ve Sanat Eserleri Müzesi” olarak, Eyüp’teki 11 oda ve hadis tedrisinin yapıldığı kubbeli bir muhaddis odasından oluşan Cafer Paşa Dârülhadisi ise Eyüp Belediyesi’nin kültür müdürlüğü olarak kullanılmaktadır.
Son söz olarak şunu söyleyebiliriz ki Hz. Peygamber’in sünneti ve hadislerine yönelik çok boyutlu yıpratma ve karartma faaliyetlerinin yaşandığı günümüzde dârülhadisler gibi yüksek hadis tahsilinin yapıldığı kurumlara şiddetli biçimde ihtiyaç duyulduğu açıktır.
Osman Güner, Anadolu’da Hadis Geleneğinin Menşei Olarak Selçuklular’da Hadis Birikimi, Çankırı Sempozyumu, s. 208.
Elif Erdem, Anadolu’daki Dârülhadislerin Mahiyeti, Çankırı Sempozyumu, s. 175.
Edirne Darülhadisi ve müderrisleri hakkında daha fazla bilgi için bkz: Selahattin Yıldırım, Osmanlı İlim Geleneğinde Edirne Darülhadisi ve Müderrisleri, İstanbul: Darülhadis Yayınevi, 2001.
Mehdin Çiftçi, Eğitim-Öğretim ve Müfredat Programı Açısından Süleymaniye Dârülhadisi.
Mehmet İpşirli, “Enderun”, DİA, XI, 185.
Mehmet Zeki Pakalın, “Enderun Mektebi”, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, II, 538.


