“(Hud) dedi ki: ‘Allah’ı şahid tutarım, siz de şahidler olun ki, gerçekten ben, sizin şirk koştuklarınızdan uzağım.
O’nun dışındaki (ilâhlardan). Artık siz bana, toplu olarak dilediğiniz tuzağı kurun, sonra bana süre tanımayın.
Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a tevekkül ettim. O’nun, alnından yakalayıp denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerindedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır).
Buna rağmen yüz çevirirseniz, artık size kendisiyle gönderildiğim şeyi tebliğ ettim. Rabbim de sizden başka bir kavmi yerinize geçirir. Siz, O’na hiçbir şeyle zarar veremezsiniz . Doğrusu benim Rabbim, her şeyi gözetleyip koruyandır.”1
Eşi, benzeri ve ortağı olmayan Âlemlerin Rabbi Allah’a şirk koşan Âd kavmine, Rasul olarak gönderilen Rasulullah Hud (a.s.) böyle buyurmuştu…
Hud (a.s.)’ı, şirk ve küfür içinde olan azgın kavmine, yegâne Rabbimiz Allah, hidayet rehberi olarak göndermişti:
“Âd (halkına da) kardeşleri Hud’ (gönderdik). Dedi ki: ‘Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur. Siz, yalan olarak (ilâhlar) düzenlerden başkası değilsiniz.
Ey kavmim, ben, bunun karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına aid değildir. Akıl erdirmeyecek misiniz?
Ey kavmim, Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tevbe edin. Üstünüze gökten sağanak (yağmurlar, bol nimetler) yağdırsın ve gücünüze güç katsın. Suçlu günahkârlar olarak yüz çevirmeyin.”2
“Âd (toplumuna da) kardeşleri Hud’u (gönderdik). (Hud, kavmine:) ‘Ey kavmim, Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur. Hâlâ korkup sakınmayacak mısınız?’ dedi.
Kavminin önde gelenlerinden inkâr edenler dediler ki: ‘Gerçekte biz, seni aklî bir yetersizlik içinde görüyoruz ve doğrusu biz, senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz.’
(Hud:) ‘Ey kavmim’ dedi. ‘Bende akıl yetersizliği yoktur, amma ben gerçekten Âlemlerin Rabbinden bir elçiyim’ dedi.
‘Size, Rabbimin risâletini tebliğ ediyorum. Ben, sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.
Sizi uyarmak için aranızdan bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir Zikr’in gelmesine mi şaşırdınız? (Allah’ın) Nuh kavminden sonra sizi halifeler kıldığı ve sizin yaratılışta gelişiminizi arttırdığını (veya üstün kıldığını) hatırlayın. Öyleyse Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki, kurtuluş bulasınız.’
Dediler ki: ‘Sen bize, yalnızca Allah’a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız için mi geldin? Eğer gerçekten doğru isen, bize va’dettiğin şeyi (çöküş ve azabı) getir bakalım.’
‘Andolsun’ dedi. ‘Rabbinizden üzerinize iğrenç bir azab ve gazab gerekli kılındı. Allah’ın, kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği ve sizin ile babalarınızın isimlendirdiği (düzüp uydurduğu) birtakım isimler (düzme ilâhlar ve kurallar) adına mı benimle mücadele ediyorsunuz? Öyleyse bekleyedurun, şübhesiz ben de sizlerle birlikte, bekleyenlerdenim.”3
“Siz, her yüksekçe yere bir anıt inşâ edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz?
Ölümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz?
Tutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?
Artık Allah’dan korkup sakının ve bana itaat edin.
Bildiğiniz şeylerle size yardım edenden korkup sakının.
Size hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti.
Bahçeler, pınarlar da.
Doğrusu ben, sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum.”4
Kendisinden başka kanun koyucu hak ilâh olmayan ve hükmünde kimseyi ortak etmeyen Allah Teâlâ’nın “Risâleti”ni böyle tebliğ etmişti. Allah’ın Rasulü Hud (a.s.)… Kendilerini Tevhid’e ve İslâm’a davet ettiğinde zorba müşrik kavmi, O’na karşı çıkıyor, davetini reddediyordu…
“Dediler ki: ‘Bizim için farketmez, öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da.
Bu, geçmişlerin geleneksel tutumundan başkası değildir.
Ve biz, azab görecek de değiliz.’
Böylelikle O’nu yalanladılar, Biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, amma onların çoğu iman etmiş değildirler.
Ve şübhesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.”5
Âd kavmi, tamamen şirke bulaşmış, şirk onların ruhuyla, bedeniyle bütün varlığına işlenmiş, gözleri kör, kulakları sağır ve kalbleri perdelenmiş, bundan dolayı, hakkı göremiyor, duyamıyor ve idrak edemiyorlardı. Onlardan önceki ve onlardan sonraki müşrik karakterinin aynısını yaşıyorlardı… Velî edindikleri tağutlar, onları nurdan uzaklaştırmış ve karanlığın içine atmışlardı… Zorba tağutlara boyun bükmüş, kullara kul olmuşlardı…
Rabbimiz Allah Teâlâ, onların bu kirletilmiş ve necis hâle getirilmiş durumlarını şöyle beyân buyurur:
“İşte Âd (halkı), Rabblerinin ayetlerini tanımayıp reddettiler, O’nun elçilerine isyan ettiler ve inâdçı zorbanın emri ardınca yürüdüler.
Ve bu dünyada da, kıyamet gününde de lânete tâbi tutuldular. Haberiniz olsun, gerçekten Âd (halkı), Rabblerine (karşı) inkâr ettiler. Haberiniz olsun, Hud kavmi Âd’a (Allah’ın rahmetinden) uzaklık (verildi).”6
Allah’ın Rasulü Hud (a.s.)’ın, Allah’ın yardımıyla bunca çaba ve gayretine rağmen, müşrik kavim iman etmedi, şirke sarılıp Tevhid’i reddetti… Yegâne Rabb ve İlâh Allah Azze ve Celle’nin davetine kulak tıkayıp sırt çeviren bu müşrik topluma karşı Hud (a.s.), net tavrını koymuş, onlara asla taviz vermemiş, bütün eziyetlerine sabretmişti… Şirk toplumunun Allah’a şirk koştuklarından ve onların şirk düzenlerinden tamamen uzak olduğunu ilan eden Allah’ın Rasulü Hud (a.s.):
“Dedi ki: ‘Allah’ı şahid tutarım, siz de şahidler olun ki, gerçekten ben, sizin şirk koştuklarınızdan uzağım.
O’nun dışındaki (ilâhlardan). Artık siz bana, toplu olarak dilediğiniz tuzağı kurun, sonra bana süre tanımayın.
Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a tevekkül ettim.”
Bu net tavır, Hud (a.s.)’dan önceki ve O’ndan sonraki Nebîlerin ve Rasullerin tavrıydı… Bu Tevhidî karakter hiç değişmez!.. Nebîlerde ve Rasullerde hiç değişmeyen bu Tevhidî karakter, onlara katıksız iman edip salih ameller işleyerek onların izinden giden bütün muvahhid mü’minlerin de karakteridir… Dünyanın neresinde olursa olsun ve hangi çağda yaşasalar yaşasınlar hiç değişmeyen Tevhidî karakter!.. Tağutu, tüm kurum ve kuruluşlarıyla reddederek Allah’a iman edip teslim olmuş tavizsiz Muvahhid kulun karakteri!..
Hud (a.s.)’dan önce Allah’ın Rasulü Nuh (a.s.) da aynı net tavrı beyân buyurmuş ve aynı değişmez Tevhidî karakteri gündeme getirmişti:
“Onlara Nuh’un haberini oku. Hani kavmine demişti ki: ‘Ey kavmim, benim makamım ve Allah’ın ayetleriyle hatırlatmalarım eğer size ağır geliyorsa ben, şübhesiz Allah’a tevekkül etmişim. Artık siz ortaklarınızla toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın da işiniz size örtülü kalmasın (veya tasa konusu olmayın). Sonra hakkımdaki hükmünüzü -bana süre tanımaksızın- verin.
Eğer yüz çevirecek olursanız, ben sizden bir karşılık istemedim. Benim ecrim, yalnızca Allah’a aiddir. Ve ben, Müslümanlardan olmakla emrolundum.”7
Hud (a.s.)’dan sonra yaşayan Allah’ın Rasulü İbrahim (a.s.) da, iman etmemekte direnen müşrik topluma karşı aynı Tevhidî tavrı beyân etmiş, aynı tavizsiz karakteri göstermiştir!..
“Kavmine demişti ki: ‘Ey kavmim, doğrusu ben, sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım.
Gerçek şu ki, ben bir muvahhid olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim. Ve ben müşriklerden değilim.’
Kavmi, O’nunla çekişip tartışmaya girdi. Dedi ki: ‘O, beni doğru yola erdirmişken, siz benimle Allah konusunda çekişip tartışmaya mı girişiyorsunuz? Sizin O’na şirk koştuklarınızdan ben korkmuyorum, ancak Allah’ın benim hakkımda bir şey dilemesi başka. Rabbim, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?
Hem siz O’nun, haklarında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah’a ortak koşmaktan korkmazken, ben nasıl sizin şirk koştuklarınızdan korkarım? Şu hâlde güvenlik içinde olmak bakımından iki taraftan hangisi daha hak sahibidir? Eğer bilebilirseniz.”8
Katıksız iman eden muvahhid mü’minlere hayat önderi ve örneği olan Nebîler ve Rasullerin tavizsiz Tevhidî tavırları böyle idi!.. Onlara katıksız iman edip tâbi olan muvahhid mü’minler, onları örnek edinmiş ve benzeri tavizsiz bir Tevhidî tavır göstermiş, asla hak dinden geri dönmemişlerdir… Şirk toplumlarında, Allah’a şirk koşulan put ilâhlardan ve şirk koşanlardan uzaklaşmış, bütün olumsuz şartlara rağmen müşriklerle uzlaşma yapmamışlardır… Korkunç zulme uğramış, işkenceler görmüş, bedenleri sakat bırakılmış, ateşlere atılmış, yakılmış, asılmış ve öldürülerek şehid edilmişler, fakat şirke ve küfre geri dönmemiş, iman ve Tevhid üzere sabredip direnmişlerdir!.. Allah, sabredenlerle beraberdir ve zafer, sabırla elde edilir…
Hak üzere olan katıksız iman sahibi muvahhid mü’min müslümanların sabırla direnişleri konusunda hayat kitabımız ve yegâne düsturumuz Kur’ân-ı Kerim’den örnekler!..
1-Fir’avn’ın, Allah’ın Rasulü Musa (a.s.) ile yarıştırmak için davet ettiği sihirbazlar, yarışma sırasında “Âsâ Mu’cizesi”ni görünce hemen iman ettiler ve korkunç işkencelere rağmen imanlarında sabredip asla küfre ve şirke dönmediler…
“(Sihirbazlar) dediler ki: ‘Ya Musa, (ilkin) sen mi atmak istersin, yoksa biz mi atalım?’
(Musa:) ‘Siz atın’ dedi. (Âsâlarını) atıverince, insanların gözlerini büyüleyiverdiler, onları dehşete düşürdüler ve (ortaya) büyük bir sihir getirmiş oldular.
Biz de Musa’ya: ‘Âsânı fırlatıver’ diye vahyettik. (O da fırlatıverince) bir de baktılar ki, o bütün uydurduklarını derleyip-toparlayıp yutuyor.
Böylece hak yerini buldu, onların bütün yapmakta oldukları geçersiz kaldı.
Orada yenilmiş oldular ve küçük düşmüşler olarak tersyüz çevrildiler.
Ve sihirbazlar, secdeye kapandılar.
‘Âlemlerin Rabbine iman ettik’ dediler.
‘Musa’nın ve Harun’un Rabbine.’
Fir’avn: ‘Ben size izin vermeden önce O’na iman ettiniz, öyle mi? Mutlaka bu, halkı burdan sürüp çıkarmak amacıyla şehirde planladığınız bir tuzaktır. Öyleyse siz, (buna karşı ne yapacağımı) bileceksiniz.
Muhakkak ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi idam edeceğim.
(Onlar da:) ‘Biz de şübhesiz Rabbimize döneceğiz’ dediler.
‘Oysa sen, yalnızca, bize geldiğinde Rabbimizin ayetlerine inanmamızdan başka bir nedenle bizden intikam almıyorsun. Rabbimiz, üstümüze sabır yağdır ve bizi müslüman olarak öldür.”9
2-Fir’avn’ın katıksız iman eden hanımı
“Allah, iman edenlere de Fir’avn’ın karısını örnek verdi. Hani demişti ki: ‘Rabbim, bana kendi katında, cennette bir ev yap. Beni, Fir’avn’dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni, o zalimler topluluğundan da kurtar.”10
Kasım b. Ebî Bizze anlatıyor:
Fir’avn’ın hanımı:
-Kim galib geldi? diye sordu.
O’na:
-Musa ve Harun galib geldi, dediler.
O:
-Ben, Musa’nın ve Harun’un Rabbine iman ettim, dedi.
Fir’avn, O’na adamlarını gönderdi ve dedi ki:
-Bulabildiğiniz en büyük kayayı getirin. Eğer O, bu sözünde devam edecek olursa, o kayayı onun üzerine bırakın. Şayet sözünden dönerse, O, benim karımdır.
Fir’avn’ın adamları, O’nun yanına varınca kadın, gözlerini göğe çevirdi. Orada, Rabbinin kendisine yaptığı evi gördü. İmanında ısrar etti, Allah da O’nun ruhunu aldı. Fir’avn’ın adamları, kayayı ruhsuz cesedin üzerine bırakmış oldular.11
3-Allah düşmanı kâfirler tarafından ateş dolu hendeklere atılıp yakılan ve imanları üzerinde sabredip direnen muvahhid mü’minler
“Kahrolsun Ashab-ı Uhdud
Tutuşturucu yakıt dolu o ateş.
Hani kendileri (ateş hendeğinin) çevresinde oturmuşlardı.
Ve mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Onlardan, yalnızca üstün ve güçlü olan övülen Allah’a iman ettiklerinden dolayı intikam alıyorlardı.
Ki O (Allah), göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Allah, her şeyin üzerinde şahid olandır.
Gerçek şu ki, mü’min erkeklerle mü’min kadınlara işkence (fitne) uygulayanlar, sonra tevbe etmeyenler, işte onlar için, cehennem azabı vardır ve yakıcı azab onlarındır.
Şübhesiz iman edip salih amellerde bulunanlara gelince, onlar için altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.”12
4-Ve bir hadis-i şerif… Yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah Muhammed (s.a.s.) beyân buyuruyor!..
Habbâb İbnu’l-Eret (r.a.) anlatıyor:
(İslâm’ın ilk günlerinde) Rasulullah, Ka’be’nin gölgesinde kaftanını yastık yaparak dayandığı bir sırada kendisine (Kureyş müşriklerinin işkencelerinden) şikayet ettik:
-(Ya Rasulallah,) bizim için Allah’dan zafer dileyemez misin?
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Sizden önceki ümmetler içinde öyle (mazlum) kişi bulunmuştur ki, müşrikler tarafından onun için yerde bir çukur kazılır, o kişi bu çukura (başı meydanda kalarak) gömülürdü. Sonra büyük bir testere getirilir, başı üstüne konulur, ikiye bölünürdü de (bu işkence,) o mü’mini dininden döndürmezdi.
(Bir başka mü’min de) demir taraklarla etinin altındaki kemiği ve siniri taranırdı da bu işkence, o mü’mini dininden çevirmezdi.
Allah’a yemin ederim ki, şu İslâm Dini’ni muhakkak surette kemâle erdirecektir. Öyle bir derecede ki, bir süvârî (yalnız başına) San’â’dan Hadramevt’e kadar (selâmetle) gidecek, Allah’dan başka hiçbir şeyden korkmayacak yahud koyun sahibi yolcu, koyunu üzerine kurt saldırmasından korkacaktır.
Fakat sizler, acele ediyorsunuz!”13
Yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ:
“Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.”14
Hud (a.s.)’ın kendilerine Rasul olarak gönderildiği Âd kavminin tarihi için İbn İshâk (rh.a.), şöyle bilgi vermektedir:
“Âd kavminin, Hz. Hud’un kendilerine Peygamber olarak gönderildiği zaman kaldığı yer, Ahkâf bölgesi idi. Ahkâf, Yemen’deki Umman ile Hadramut arasındaki kumluk bölgedir. Âd kavminin yaşadığı yer burası olmasına rağmen Allah’ın kendilerine verdiği güç ve kuvvet sayesinde (o günkü insanların bulunduğu) bütün yeryüzüne yayılmış ve insanları kendilerine boyun eğdirmişlerdi. Onlar, putlara tapan putperest insanlar idi. Allah onlara, içlerinden soy ve mevki bakımından en üstünleri olan Hud’u Peygamber olarak gönderdi.
Hud onlara, Allah’ı birlemelerini, O’nunla birlikte başka ilâhlar edinmemelerini ve insanlara zulmetmekten ellerini çekmelerini emretti. Onlar da karşı geldiler. Hud’u yalanladılar. ‘Bizden daha kuvvetli kim var?’ dediler. İçlerinden çok az kimseler, Hz. Hud’a iman ettiler. Onlar da imanlarını gizliyorlardı. Hud kavmi, Allah’a isyan etmeye, Peygamberlerini yalanlamaya, yeryüzünde çokça fesâd çıkarmaya ve tağutlaşmaya devam ettiler.”15
İmam Ebu Mansûr el-Mâtürîdî (rh.a.), “Te’vîlâtü’l-Kur’ân” adlı meşhur tefsirinde, Âd kavminin üç özelliğini gündeme getirerek şöyle diyor:
“Cenab-ı Hakk, Âd kavmi hakkında üç özelliğe işaret etmektedir. Bu üç özellikle onları diğer insanlardan ayırmaktadır.
Birincisi: Bedenen iri cüsseli olmalarıdır. ‘Yaratılışta sizi onlardan güçlü kıldı’16 meâlindeki ayetle buna işaret etmektedir. Güçlü-kuvvetli olduklarına da: ‘Bizden daha güçlü kim var? dediler’17 meâlindeki ayet işaret etmektedir.
İkincisi: Büyük servet sahibi olmalarıdır. ‘Görmedin mi, Rabbin ne yaptı Âd kavmine, sütunlarla dolu İrem’e?’18 meâlindeki ayet de buna işaret etmektedir.
Üçüncüsü: Fazla bilgi sahibi olmalarıdır. ‘Onlar, gerçeği görme yeteneğine sahib idiler’19 meâlindeki ayet de buna işaret etmektedir.”20
İmam Ebu Mansûr el-Mâtürîdî (rh.a.)’ın bu yerinde ve bir hakikat olan tesbiti, bizi, o asırdan yaşadığımız asra getirerek, o günkü Âd kavminin karakterini taşıyan günümüzdeki süper güç denilen ve dünya insanlığın baş belâları olan egemen tağutları, sömürüleriyle, katliamlarıyla, zulümleriyle, işgalleriyle ve işkenceleriyle hiç unutmazken tekrar tekrar hatırladık… Doğusuyla batısıyla günümüzün Âd kavmi olan süper tağutlar!.. Bu çağdaş Âd kavmi olan süper güç denilen egemen tağutlarda, fazlasıyla olmak üzere Âd kavminin üç özelliği de bulunmaktadır… İnşaallah, neticeleri de Âd kavminin uğradığı ve hak ettiği azab olur… Böyle bir sonuç, dünya mazlumları ve mustad’afları lehine bir kurtuluş olur!..
Rahmân ve Rahîm Rabbimiz Allah Teâlâ, kendilerine gönderilen Rasulü yalanlayan, Allah’a iman etmeyen, taptıkları put ilâhlardan ya da ilâhlaştırıp putlaştırdıkları şeylerden vazgeçmeyen, bundan dolayı azabı hak eden Âd kavmine ulaşan, onları kökten bitirip yok eden azabın nasıl olduğunu, doğruların en doğru kaynağı hayat kitabımız Kur’ân-ı Kerim’den nakledelim!..
Rabbimiz Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:
“Âd’ın kardeşini hatırla, O’nun önünden ve ardından nice uyarıcılar gelip geçmişti. Hani O, Ahkâf’daki kavmine: ‘Allah’dan başkasına kulluk etmeyin. Gerçekten ben, sizin için büyük bir günün azabından korkarım’ diye uyarmıştı.
Dediler ki: ‘Sen, bizi ilâhlarımızdan çevirmek için mi bize geldin? Şu hâlde eğer doğru söylüyorsan, tehdid ettiğin şeyi bize getir.’
Dedi ki: ‘İlim, ancak Allah katındadır. Ben size gönderildiğim şeyi tebliğ ediyorum. Ancak sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.’
Derken, onu (azabı) vâdîlerine doğru yönelerek gelen bir bulut şeklinde gördükleri zaman: ‘Bu, bize yağmur yağdıracak bir buluttur.’ dediler. Hayır, o, kendisi için acele ettiğiniz şeydir. Bir rüzgar, onda acı bir azab vardır.
Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir eder. Böylece meskenlerinden başka, hiçbir şey(leri) görünemez duruma düştüler. İşte Biz, suçlu günahkâr bir kavmi böyle cezalandırırız.”21
“Âd (halkın)a gelince, onlar, yeryüzünde haksız yere büyüklendiler ve dediler ki: ‘Kuvvet bakımından bizden daha üstünü kimmiş?’ Onlar, gerçekten kendilerini yaratan Allah’ı görmediler mi? O, kuvvet bakımından kendilerinden daha üstündür. Oysa onlar, Bizim ayetlerimizi (bilerek) inkâr ediyorlardı.
Böylece Biz de onlara dünya hayatında aşağılanma azabını taddırmak için, o uğursuz (felaketler yüklü) günlerde üzerlerine kulakları patlatan bir kasırga gönderdik. Âhiret azabı ise, daha (büyük) bir aşağılanmadır. Ve onlara yardım edilmeyecektir.”22
“Âd (halkın)a gelince, onlar da, uğultu yüklü, azgın bir kasırga ile helâk edildiler.
(Allah) onu, yedi gece ve sekiz gün, aralık vermeksizin üzerlerine musallat etti. Öyle ki, o kavmin, orada sanki içi kof hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldığını görürsün.
Şimdi onlardan hiç arta kalan (bir şey) görüyor musun?”23
“Âd kavmi de yalanladı. Şu hâlde Benim azabım ve uyarmam nasılmış?
Biz, o uğursuz (felaket yüklü ve) sürekli bir günde üzerlerine kulakları patlatan bir kasırga gönderdik.
İnsanları söküp atıyordu. Sanki onlar, kökünden sökülüp kopmuş hurma kütükleriymiş gibi.
Şu hâlde Benim azabım ve uyarmam nasılmış?”24
“Âd (kavmin)de de (ayetler vardır). Hani onların üzerine köklerini kesen (akim) bir rüzgar gönderdik.
Üzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka çürütüp kül gibi dağıtıyordu.”25
Zorba tağutların sonu böyle oldu!..
Ya katıksız iman eden muvahhid mü’minler…
Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Emrimiz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmet ile Hud’u ve O’nunla birlikte iman edenleri kurtardık. Onları şiddetli ağır bir azabdan kurtardık.”26
“Böylece O’nu ve O’nunla birlikte olanları katımızdan bir rahmet ile kurtardık. Ayetlerimizi yalan sayarak inanmamış olanların kökünü kuruttuk.”27
İbn Abbas (r.anhuma) rivayet eder.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Ben, sabâ rüzgarı ile yardım olundum. Âd kavmi de debûr yeli ile helâk edildi.”28
Muvahhid mü’minler, Nebîlerin ve Rasullerin vârisleri olarak üzerlerine düşen kulluk vazifelerini kendilerine emrolunduğu ve öğretildiği gibi yerine getirecek olurlarsa, bununla beraber Allah’dan başka kanun koyucu sahte ilâhlardan uzaklaşıp asla taviz vermeden hak yolda yola devam ederlerse, sabâ rüzgarıyla yardım olunurlar… Allah düşmanları ve muvahhid mü’minlerin düşmanları olan kâfir ve müşriklerden oluşan çağdaş egemen tağutlar ise, debûr (batı) rüzgarı ile helâk olurlar… Bu misâlde olduğu gibi, muvahhid mü’minler kurtulur, kâfirler, müşrikler ve tağutlar azab ile yok olup giderler!...


