Giriş
Atasoy Müftüoğlu ağabeyin yeni kitabı, “Hakikat Bilincinin Kaybı” isimli eseri Mahya Yayınları arasında çıktı. Kitapta birçok önemli konu dikkat çekiyor. Tek bir yoruma, tek bir boyuta, tek bir düşünceye, tek bir ufka kapılmamak için mutlaka farklı okumalar gerçekleştirmek gerekiyor. Bu minvalde Atasoy Müftüoğlu ağabeyin kitaplarından istifade etmek mümkün.
Hakikat Bilincinden Uzaklaşmanın Zararları
İçerisinde yaşadığımız dönemde Müslümanlar olarak hakikat bilincinden uzaklaştığımız için, koşullar, konjonktür, kurulu düzen, hepimizi bir şekilde ehlileştiriyor, gündelik hayatın küçük düşürücü yanlarına hapsediyor. İnsanların hayatın küçük düşürücü yanlarına hapsedilmeleri ahlaki ciddiyete, ahlaki bağlılıklara ciddi zararlar veriyor. Ahlaki ciddiyetin ve ahlaki bağlılıkların ciddi zararlar gördüğü bir dünyada, kurulu düzenlerin ön kabulleriyle bütünleşmek sorun olmaktan çıkıyor.
Bu durumda, sınırları ve işlevleri insan yapımı bir düzen tarafından belirlenen, her durumda müdahale edilebilir bir “din” yaklaşımı da, bugün karşı karşıya bulunduğumuz üzere, gerçek dinin yerini alır. Popülizmlerin kurumsallaşması düşüncesizlikleri meşrulaştırdığı gibi, toplumsal farkındalıkları da büyük ölçüde zaafa uğratır. Halkların, toplumların din algısının geleneksel popülizmlerin ötesine geçemeyeceğini düşünen politik kadrolar/hareketler/iktidarlar, her dönemde bu tür popülizmlere daha çok güç kazandırmaya çalışırlar.
İslam mı Yoksa Çıkarlarımız mı?
İçerisinde bulunduğumuz dönemde, İslam’ın toplumsal, siyasal, ekonomik ve hukuki gerçekliğe dönüştürülmesi, helâl olanın kurumsallaştırılması yönünde hiç bir program ve projeye sahip olmadığımız halde, tarihsel ve varoluşsal bağlamdan yoksun yorumlarla İslamcılık etrafında tuhaf tartışmalar yapıyoruz. İslam’ı kaybetmekle ilgili herhangi bir kaygımız yok; daha çok, çıkarlarımızı kaybetmekle ilgili kaygılarımız var. Kendimizi İslam’a nisbet ederken, İslam’ı kavramsal ve kurumsal bir gerçeklik halinde temsil etmediğimizi, bu bağlamda hiç bir mücadele yürütmediğimizi hatırlamak istemiyoruz. Zihin dünyamızın seküler bilgi tarafından sistematik bir şekilde kontrol altında tutulduğunu, bu durumun İslami bağımsızlığın önünde çok büyük bir engel oluşturduğunu düşünmek istemiyoruz. Seküler bilgi’nin sistematik kontrolü altında yaşanan İslami hayatların meşruiyetinden söz edilemez. Bugün, İslami tercihlerimiz kurumsallaştırılmış popülizmler tarafından belirlendiği için, zihinsel, düşünsel, kültürel, siyasal, ekonomik müdahalelere maruz kalan Müslüman hayatların mahiyeti üzerinde İslami değerlendirmeler yapılamıyor. Bu tür değerlendirmeler yapılmadığı için de, yanlış İslam temsilleri gereği gibi teşhis edilemiyor, tanımlanamıyor.
Sonuç
Hakikat bilinci, İslam’ı tüm tercihlerin üzerinde tutmamızı gerektirirken, karşı karşıya bulunduğumuz ahlaki kayıtsızlıklar, tutarsızlıklar, kararsızlıklar sebebiyle, bugün, kimi başka tercihler arasından bir tercih olma noktasına getirmiştir. Bugün, ahlaki kayıtsızlıklar, tutarsızlıklar ve kararsızlıklar sebebiyle niteliksel anlamda kalıcı hiç bir şey kazanmadan çok şey kaybedenlerin konumuna gelmiş bulunuyoruz. Kurumsallaştırılmış popülizmler, kültürel, felsefi, entelektüel üretkenliği imkânsız kıldığı için, toplumlarımız halen yoğun bir biçimde kültürel haçlı seferleri yoluyla terörize ediliyor, edilebiliyor. Akli ilimler, içtihad ve felsefeye karşı bir tavrın kurumsallaşmasıyla birlikte, İslam toplumlarında düşünsel üretkenliğe karşı oluşturulan muhalefet halen varlığını sürdürüyor.


