İslam dünyasında yaşanan buhranlar ve çalkantılar, Müslüman toplumları büyük bir çıkmaza sürüklediği aşikârdır. Bu durumu fırsat bilen bazı mihraklar, Müslümanların temel değerlerine tarihte olduğu gibi bir kez daha harp ilan etmiş, Müslüman zihnini bulandırmaya ve temel itikadî ilkelerini tahrif etmeye çalışmıştır. Bu kötü niyetli mihrakların saldırdığı bir diğer temel ise hiç şüphesiz Hz. Resulullah’ın (s.a.s.) pak Sünnet-i Seniyyesi ve O’nun ümmetine miras bıraktığı hadisler olmuştur.
Vahiy mahsulü olan Hz. Resulullah’ın Sünneti de tıpkı Allah kelamı olan Kur’an-ı Kerim gibi bağlayıcılık arz eder ve mecid tarihimizin büyük uleması ve müçtehitlerinin de dile getirdiği gibi teşri kaynağıdır.
İslam’da helal ve haram kavramları yüce Allah’ın yargı ve yasama hükümlerine mahsustur. Ancak yüce Allah’ın verdiği yetki ve vahiy beyanatı ışığında Hz. Resulullah (s.a.s) da vahiy ilhamı ile bazı şeyleri helal, bazı şeyleri de haram kılmıştır. Örneğin Mikdat (m) bin Mad Yekreb’den rivayet olup Ahmed İbni Hanbel ile Ebu Davud’un Müsnedlerinde yer alan ve Nasiruddin el-Elbani’nin sahih gördüğü şöyle bir hadis vardır: “Peygamber (s. a.s) şöyle dedi: Dikkat edin (dinleyin) bana kitap ve birlikte benzeri gönderildi.Tok karnına koltuğuna kurulmuş biri,‘bu Kur’an’a bağlanın içindeki helalleri helal,haramlarını da haram görün demeye yaklaşmasın.”
Tirmizi ve İbni Mace’nin rivayetlerindeki hadiste ilaveten:“Dikkat edin Allah Resul’ünün haram kıldığı Allah’ın haram kıldığı gibidir.” Bu hadis de Elbani tarafından sıhhat derecesinde görülmüştür. Elbette Allah Resulü Kur’an’dan kopuk, özgür bir hüküm koymaz. Bu hadisi takviye eden ayet şöyledir: “Ve size peygamber ne verirse artık onu alınız ve sizi neyden men ettiyse hemen ona nihayet veriniz ve Allah’tan korkunuz. Şüphe yok ki Allah azabı şiddetli olandır.’’ (Haşr,7) Nisa suresinden daha net yer alan ilahi ferman ise şöyledir: ‘’Kim Resule itaat ederse gerçekte Allah’a itaat etmiş olur. Kimde yüz çevirirse biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.’’ (Nisa,80)
Hz. Resulullah’ın Sünneti’nin de Kur’an gibi teşri kaynağı olduğu konusuna bir kez daha dönecek olursak, mesela Kur’an’da bariz bir şekilde yer bulmayan bazı dini ahkâmları şöyle sıralayalım:
1- Beş vakit namazın heyet ve tadili, erkân ve vakitleri.
2- Altın, gümüş ve hayvanlara düşen zekât ve bu zekâtın miktarı.
3- Ramazan’da oruçlu iken yapılan kadın ve erkek münasebetine kefaret.
4- Haccın tavaf şekli, Safa Merve’nin sayı, şeytan taşlaması ve Mina ile Müzdelife vecibeleri.
5- Cenabet hükmünün vacip olduğu haller.
Allah Resulü Kur’an dışındaki ahkâmları sünnet ve hadisi ile belirlemiştir. Buna benzer onlarca misal verilebilir. Hatta Sünnet kendi başına birçok yerde tahrim hükmünü de gerçekleştirir. Bunun örneği de şöyle:
1- Erkeğin altın takı takması ve ipek elbise giymesi, Müslüman kardeşinin nişanlısına talip olması vs.
2- Cenaze matemlerinde yüksek sesle ağlamak, elbise yırtmak, yüze vurmak.
3- Kadının erkeğe, erkeğinde kadına benzemesi.
4- Bütün sarhoş edici yiyeceklerin necis olması.
5- Oyun aletlerinin haram olması.
6- Kişinin kendi hanımının halasını veya teyzesini hanımıyla birlikte nikahlaması.
7- Köpeğin ağzından akan salyasının necis olması.
İmam İbni Kayyim şöyle diyor: “Sünnetten Kur’an’a ayrı düşen hüküm Allah Resulünden yeni bir teşriidir, itaası vaciptir, Sünnet’e ittiba Allah’a itaat etmektir.”
Hz. Resulullah’ın müşerri (hüküm koyan) olma boyutunun hayatımıza yansımış olan ve daha birçoğuna burada yer vermediğimiz bu ahkamın tamamı Kur’an-ı Kerim-i tek kaynak olarak gören sözde Kuraniyyun fırkası mensuplarının bile işlemekten çekindiği eylemlerdir. Zira sünnet ile yukarıda da belirttiğimiz gibi haram kılınmış fiiller kesinlikle Müslüman fıtratına ters düşer ve imtina etmeyi gerektirir.
İmam İbni Kayyim El-Cevziyye, sünnetin teşri boyutunun Kur’an’la sabit olduğunu üç şekilde açıklamıştır:
1- Sünnet bazı hükümlerde Kur’an’a tabidir. Hükümler Kur’an’dan çıkar, Sünnet ise Kur’an’a tabidir. Örnek namaz, zekât, hac ve orucun vucubiyeti gibi.
2- Sünnet Kur’an’ın beyanı ve tefsiridir. Örnek olarak Sünnet’inzekât ve hac vecibeleri açıklaması vs.
3- Sünnet Kur’an haricinde teşri kaynağı olur. Örnek: Kişinin eşinin halasını kuma olarak nikâhlaması, erkeğin ipek elbise giymesi ve erkeğin altın takı takması gibi.
Cumhur müfessirler, “Kitaplarla ve apaçık delillerle sana da insanlara indirileni açıklayasın diye bu zikri indirdik belki düşünürler.” (Nahl, 44) ayetinde geçen ‘zikir’ kelimesi ile Sünnet’in kastedildiğini belirterek bu konuda icma etmişlerdir. Şeyhülislam İbni Teymiyye: “Resulullah’ın tahkimi İslam makamıdır. Getirdiği hükümlere rıza göstermek iman makamıdır. Hükümlerine tam rıza ile teslim olmak da ihsan makamıdır. Sahabe-i kiram ise bütün hayatlarını Allah ve Resulü’ne bırakarak Resulullah’ın hayatında da vefatından sonra da sünnetine tabi olmuşlardır.” sözleriyle sünnetin önemini ve Sahabe nezdinde ki değerini ifade etmiştir.
Yukarıda Kur’an ışığında ulemanın ifadeleriyle anlatmaya çalıştığımız bu menhecin aslında ümmetin tartışma götürmez gerçekleri olmalıdır. Bu çerçevede İmam İbni Hazım,“Kendilerine Kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.” Mealindeki Tevbe 29. Ayetini delil göstererek,“Eğer biri dese ki biz sadece Kur’an’daki emir ve nehiylerine tabi oluruz kâfir olur, müşrik ve kanı helal olur.” kanaatini dile getiriyor.
Bu bağlamda, “Hayır, rabbine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın onu kabullenmedikçe ve boyun eğip teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” mealindeki Nisa suresinin 65. Ayetini de zikrederek, Sünnetin Kur’an’dan sonra İslam’ın ikinci kaynağı olduğunu ve bunu kabul etmeyenin imanının geçersiz sayıldığını bu bedihi fermanla da delillendirmiş olalım.
Son dönemde ortaya çıkan ve ülkemizde de bu bağlamdaki söylemlerini yaldızlı kelimelerle süsleyerek özellikle körpe beyinlere, genç nesillere çarpık bir din anlayışı sunan, Protestanlaşmış bir itikad aşılayan karanlık mihrakların hadis ve sünnet düşmanlığına karşı Kur’an’a ve Sünnet’e sarılmış aziz toplumların inşası temennisiyle ulemadan Kadı İyaz’ın birkaç anekdotunu da burada hatırlatmakta fayda vardır:
Hz. Ömer (r.a.) hilafeti döneminde görevlilerine mektup göndererek şöyle yazıyordu: “Sünneti, farzları ve lügatleri iyi öğrenin çünkü birileri size Kur’an’la mücadele edecek, sizde onlara karşı sünnet bilgileri ile karşı koyunuz. Zira sünneti iyi bilen ashab, herkesten Kur’an’ı daha iyi anlar.”
Resulullah’ın ashabının yolu Sünnet yoludur. Bu yolu tabi olmak vahiy mirasını doğru anlamaktır, bu yolda doğru hareket etmektir, Allah’a kul olmanın doğru yolunu yaşamaktır ve Allah’ın dinini güçlendirmektir. Kimse sünnet yolunu değiştiremez ve muhalefet edene iltifat edilemez. Kim bu yola tabi olursa o hidayete ermiştir. Kim onunla korunursa galip odur. Kim muhalefet eder, mümin yolundan saparsa Allah onu cehennemin en kötüsüne gönderir.
Son olarak konumuzu Hz. Resulullah’ın “Her kim ümmetimin ifsada gittiği dönemde sünnetime sarılırsa ona yüz şehidin derecesi verilecek.” Şeklindeki hadis-i şerifi ile sonlandırarak, Rabbimizin bizleri peygamberinin emanet olarak ümmetine bıraktığı Kur’an ve Sünnet’e sıkı sıkıya tutunanlardan eylemesini niyaz ediyoruz.


