13 Mayıs 2026 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / / Kulluğun Görkemi
KULLUĞUN GÖRKEMİ

Kulluğun Görkemi Fırat Toprak

Hayatın tüm boyutlarıyla bir imtihan olduğu salık verilir her hikmet mektebince ve hususen İslam öğretisince. Keza imtihandan maksadın da Rabbi tanıma, birleme ve kulluktan ibaret olduğu hatırlatılır nisyan/unutma ile malül insanoğluna. İnsanın dünyadaki seyrü seferinin manasını kulluk ile ifade etmek en yalın ve kısa cevap hükmündedir. Gerçekten de dini/kulluğu öne çıkan temel ibadetlerden ibaret değil de Allah’ın razı olacağı bir hayatın bütünü olarak anlama ve anlatma son kırk yılın asal önermelerinden biri ve İslamcılığımızın özeti mahiyetindedir. Aslında kavramlar silsilesini de kulluk merkezli tanımlama olası ve belki de gereklidir. Mesela ram olunan hikmeti kulluğun görkeminin farkındalığı çabası olarak anlamlandırmak mümkündür. Elbette ki bu bağlamda ihsanın Allah’ı görüyormuş gibi O’na kulluk etmek şeklindeki tanımı da kulluğun görkemine dair bilinç çerçevesi kapsamındadır. Bir başka ifadeyle İslam düşünce sistematiğini bütünüyle direkt veya dolaylı olarak kulluk/imtihan çerçevesine sığdırmak/özetlemek mümkündür.
Kulluk ulaşılması gereken bir zirve hedef/sorumluluk olarak konur insanın önüne. Öyle ya Nübüvvetin vehbiliği hatırlanınca kesb/çaba ile varılacak daha yüce bir mertebe var mıdır ki. Sıddıkiyet, velayet, şehadet gibi makamlar kulluk zirvesinin yansımalarından başka bir şey midir ki. Allah’ı tanımak, O’nun rızasını kazanmak ve O’na yakınlaşmanın/ kurbiyyetin hissiyatının görkemi küçümsenebilir mi ki. Alemlerin rabbine gönülden inkıyad/teslimiyetin neticesinde insanı bürüyen sekinet yaşanılası ahvalden değil midir ki. Mabudun insanı abd olarak muhatap kılışı az bir şey midir ki. Bu muhataplığın nedeniyledir ki varlık alemi insana musahhar/amade kılınmıştır. İnsan ise yeryüzünde Allah’ın hilafeti ile görevli kılınmıştır. Yani bir kaziyye-i muhkeme olarak şerefli bir konumun yüklediği ağır ve aynı ölçüde asil bir sorumluluğun adıdır kulluk.
Kulluk hayatın ve ölümün anlamı olarak tüm zamanlarda olduğu gibi rotasını yitirmiş modern insana da tam bir mana bütünlüğü ve istikamet bahşetmektedir kuşkusuz. İçerdiği imtihan bilinci ile zorluklar karşısında kazandırdığı sabır/direngenlik ve nimet demlerinde edindirdiği şükür/tevazu vasıflarıyla beşeri adem kılmaktadır. Ve hadisin işaretiyle bu hayretengiz hal sadece mümine mahsustur. Müslümanların kahir ekserinin iş bu kazanımın farkındalığı hususunda eksik olduğu görülmektedir. Saadeti dareynin anahtarı hükmünde olan işbu kazanımın görkemi üzerinde hakkıyla durulmalıdır.
Özcesi kulluk azameti ve tevazuu ile mahza görkemdir. Mahza hakikat olarak “La ilahe” kelimesinde ifadesini bulan kulluğun azameti insanı putlara, sahte ilahlara, tuğyana, zulme ve her türlü zillete karşı özü gür ve pür onur sahibi kılmaktadır. Kulluğun azameti bir yönüyle de insana haklarını idraki ifade etmektedir. Azamet ve kibriyanın ancak Yüce Allah’a ait olduğu hakikati dolayımında her Hak sahibine Hakkını teslim etmek olan adalet ancak kulluğun idraki/tahakkuku ile tamamlanacaktır ve adaletin dünya görüşümüzdeki yeri hakkında fazla söze gerek yoktur. Salih öncülerimizden aktarıla gelen zulüm ve tuğyan karşısındaki söz ve fiillerin büyüklüğü, muhteşemliği mezkur kulluğun azametine dair örnekler hükmündedirler. Allah’tan başkasına muhtaç olmamak ve dahi kimselerin kulu olmamak ve dahi masivaya karşı müstağni olmak insanı şartların/eşyanın, kısaca herşeyin kölesi olmaktan kurtarmaktadır. Akibet muttakilerindir düsturu mümine bugüne dair bilinç ve eylem, yarına dair ise ümit aşılamaktadır.
Hakikatin mütemmim cüzü olarak “İllallah” kelimesinde ifadesini bulan kulluğun tevazuu ise benlik ve diğer zindanlardan kurtulma/büyüklük iddiasından vaz geçme, Rabb karşısında acziyetin itirafı ve haşyet ile boyun bükme hükmündedir. Bu bağlamda ancak hakkel yakin bilinebilecek secdenin tevazuundaki görkeme işaret edilmeden geçilmesi meramı eksik bırakacaktır. Keza salih öncülerimizden aktarıla gelen Allah’a karşı takva, itaat ve teslimiyet söz ve fiillerinin eşsizliği kulluk tevazuuna dair örnekler hükmündedirler. Kulluğun tevazuu bir yönüyle de insana haddini idraki ifade etmektedir. Abdin/kulun/acizin Mabuda/yegane ilaha/Allah’a ilticasının, yöneliminin adı olarak ibadet, kulluk Kur’an’ın temel terimlerindendir. Gerçekten de insan bir baş ağrısı vb. hastalık üzere iken acziyetini hakkel yakin yaşamaktadır ve kabul etmektedir ki kibir, enaniyet, istiğna ve tuğyan insana en uzak olması gereken vasıflardır.
Vahiy ins ve cinnin yaratılışının hikmetini “ancak kulluk etsinler için” diye açıklamaktadır. Yani hayatın tüm alanlarında ve tüm zamanlarında Allah’ın boyasıyla boyanmaktır yaratılış gayemiz. Allah’a kulluk etmekten büyüklenenler için ise tehdit/vaid varid olmaktadır. Yakin/ölüm gelinceye kadar Rabbe kulluk etmekte mühim vahyi düsturlardandır. Yine istenen temel haslet olarak “dini Allah’a has kılarak O’na kulluk etmek” beyan edilmektedir. Allah Hz. Süleyman’ı (a.s.) “O ne güzel kul (ni’mel abd) ve devamlı Allah’a yönelen (evvab)” şeklinde tavsif etmektedir. Yine Hz. İsa’nın (a.s.) uluhiyetinin nefyedildiği bir bağlamda “O ancak nimet verdiğimiz bir kuldur” buyrulmaktadır. Önemli bir incelik olarak isra ve mirac bahsinde Rabbimiz bir gece ayetlerini göstermek için Mescidi Haramdan Mescidi Aksaya götürdüğü Peygamberi tavsif için “Kulunu” demektedir. Yine “Kuluna Furkanı inzal eden Allah mübarek ve yücedir” ifadesi de hatıra gelmektedir. Benzer bir ifadeye “Benim için abduhu/O’nun kulu ve resuluhu/elçisi deyin” nebevi ikazında da karşılaşmaktayız. Keza Allah’a kulluk edenin imanın tadını alacağı öğretisi üzerinde de ayrıca durulmalıdır. Bir başka vesileyle “Allah’ın kulları/ibadurrahman yeryüzünde tevazu ile yürürler” buyrulmaktadır. Bir başka vasıf olarak ta “Sözü dinleyip en güzeline tabi olan kullarımı müjdele” gelmektedir. Bu ve benzeri nassların sıklığından öğrendiğimiz kulluğun en mühim bir makam olduğu ve görkeminin Halık karşısında alçalmayı ifade ederken; mahlukat karşısında azameti ifade etmekte olduğudur.
Gerçektir ki dünya görüşünün (temelde İslam ve cahiliye şeklindeki ikili bakış açısının) yansıması olarak ihtişam ve sefalet tanımları değiştiği gibi ihtişam ve sefaletin tezahürleri de değişebilmektedir bütünüyle. Sevgi- nefret; asıl- sahte; iyi-kötü ve nice öncelikler bakış açısına bağlı olarak muazzam bir şekilde değişebilmektedir. Kimilerinin anlamsız bulduğu bir lahza an, bir çift kelam veya bir tavır bir diğeri için dünyalara değişilmezdir. Farklı dünyaların insanlarının farklı duygu, düşünüş ve eyleyiş üzere olmaları eşyanın tabiatındandır.
Kulluğa dair ifade edilebilecek diğer bir boyut ise kulluk sevinci/neşvesidir. Allah’ın ayetlerinin tilavetinin yol açtığı kalplerin ürpermesi ve imanın artmasının kelimelerle ifadesi ne mümkün. Huşu içinde kılınan bir namazdan ekmeğin bölüştürüldüğü bir fakire; oruçlunun iftarından darda kalmış bir müminin ihtiyacını gidermeye; bir insanın hidayetine vesile olmaktan faydalanılan ilmin lezzetine kadar kulluk tezahürlerinde yaşanan mutluluğun ifadesi ne mümkün. İlmiyle amil muhlisler meclisinden nasipdar olmak azımsanmayacak mutluluktur. Şuur vadisinde irfan bahçelerinde bitimsiz bir ilmi tecessüs ile dolaşmanın hazzı nasıl ifade edilebilir ki. Hal-kal, söz-amel bütünlüğünü sergileyebilmek, Hak mücahedesinde sabredebilmek, sıratta istikameti izhar edebilmek min azmil umurdandır/azmedilecek işlerdendir.
Ana-babanın rızasının göstergesi olan bir çift duanın bahtiyarlığından bahsedilmelidir. Tüm detaylarıyla aile hayatındaki sürurun, sekinetin her bir lahzası kulluğa dair ayrıca ifade edilebilir. İslam kardeşliğine dair her enstantane mezkur görkemin tezahürü olarak ayrıca zikredilebilir. İnsan olmanın ve insan kalmanın bir gereği olarak mazlum ve mümin dayanışmasına dönük her eylemliliğin sebep olduğu ruhsal itminan ayrıca belirtilmelidir. Mahrum çığlığının makes bulduğu yüreğin derunundaki derdin dermanlığı mühimdir aşikar. Modern azgınlığın tam karşısında ve dahi cephenin en önünde bütün bir cesametle nöbet tutmanın itminanının şahitliğini yapmak icap etmektedir. Ümmet ile sevinmenin ve ümmet ile dertlenmenin içine içirilmiş uhuvvetin ve aidiyetin, bir büyük ailenin ferdi olmanın görkeminin altı hassaten çizilmelidir.
Kalabalıklara rağmen zaafların kontrolüne, erdemlerin gelişimine yönelik çabaların katacağı varoluşsal ahengin önemine esaslı vurgu yapılmalıdır. Helal kazanmanın, emeğiyle geçinmenin, ölçü-tartıya riayet etmenin, kanaat etmenin ve takdire rıza göstermenin görkemi ne kadar ihtişamlıdır. Tanımadığı halde yolda karşılaşılan bir mümin çehreye verilen selamın neticesinde yüze yansıyan tebessüm ne büyük bahtiyarlıktır. Masum dünyasında bir çocukla çocuklaşmanın içtenliği, bir yetimin başını okşamanın devasalığı, tomurcuğa durmuş bir gencin tecessüsündeki coşku, unutulmanın kıyısındaki bir yaşlıya hürmet etmenin ayrıcalığı, dost/akraba ziyaretindeki kadirşinaslığın hasbiliği ne büyük saadetttir. İnsanlara rızay-ı Bari için yedirilen yemeğin ardından görülen şükran ifadesi ne büyük bahtiyarlıktır. Sözünün senetten evla bilinmesi, toplumsal itibara sahip olabilmek, emin bilinmek, umudu ete-kemiğe büründürenlerden olabilmek ne büyük bahtiyarlıktır.
Darda kalana yardım etmenin, Allah’ın da ahirette günahını setredeceği bilinciyle kardeşinin günahını setretmenin dinginliği mühimdir kuşkusuz. Her söz ve tavırda itidal üzere olabilmenin, bahtiyarlığı azimdir elbette. Rabbine, kendine, ahbabına, hâsılı hakikate vefa göstermenin gerektirdiği bedeli ödemenin heyecanı ne azim saadettir. Ne pahasına olursa olsun dürüstlüğü vazgeçilmez bilmek, kalp yangınını harlamak, kemalat yolunda âmâsız fakatsız berdevam olmak ne büyük bahtiyarlıktır. Vicdanın sızlayabilmesi, gözlerin buğulanabilmesi ve merhametin hala katımızda geçer akçe olması kulluk görkemine ait tezahürlerdendir.
Hasılı tezahürleri çoğaltılabilecek kulluğun azameti, tevazuu ve sevincine dair görkemin her an farkındalığı ve yaşanması hayatı daha bir anlamlı ve bizleri de daha diri ve ümitvar kılacaktır. İnsanlığa sunduğumuz İslami felah projemiz olarak başka bir dünyanın mümkün ve gerekli olduğu; insanla, toplumla, kainatla vs. tüm anasırla barışık bir yaşamın ancak ve ancak Vahye ittiba ile mümkün olacağı tekrarla ifade edilmelidir. Tekrarla ve ısrarla. Kıyamete değin. Ta ki “Ey kullarım! O gün size korku yoktur. Siz mahsun da olmayacaksınız.” ve “Ey mutmain olmuş nefis! Rabbine hoşnut olmuş ve olunmuş olarak dön. Seçkin kullarımın arasına katıl, cennetime gir.” hitaplarına muhatap olana değin.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul