13 Haziran 2026 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / / Yöneticiler Ve Âlimler
YÖNETİCİLER VE ÂLİMLER

Yöneticiler Ve Âlimler Muhammed İslamoğlu

Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler, yani muvahhid mü’minler için en güzel örnek kılınmış Rasulullah (s.a.s.), bir toplumun, sadıklar toplumu yahud fasıklar toplumu oluşunu iki grubun varlığına bağlıyor:
1- Umerâ
2- Ulemâ
Umerâ, yani bir toplumun yöneticileri, sevk ve idare edenleri, Ulemâ ise o toplumda bulunan âlimler, halkın üzerinde ilimleriyle, bilgileriyle manevî otorite oluşturanlar…
İbn Abbas (r. anhuma) rivayet eder.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Ümmetimden iki sınıf vardır ki, onlar düzeldikleri zaman insanlarda düzelirler: Yöneticiler ve fakihler.”1 
İbn Abbas (r. anhuma)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“ Ümmettimden iki sınıf vardır ki, onların düzelmeleriyle ümmetimde düzelir ve onların bozulmaları ile ümmet de bozulur: Yöneticiler ve âlimler.”2 
Âlemlere rahmet olarak gönderilen Rasulullah Muhammed (s.a.s.), Ümmeti için olan bu gerçeğin bütün insanlık âlemi için geçerli olduğunu ve bunun, toplumsal bir sünnetten başka bir şey olmadığını apaçık beyan buyurur…
İbn Abbas (r. anhuma)’nın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.): 
“İnsanlar içinde iki zümre salih olursa, tüm insanlar salih olur. Bunlar bozuk olursa, tüm insanlar bozuk olur . Bu iki zümre de, âlimler ve yöneticilerdir.”3
Ümmetine pek düşkün, mü’minlere şefkatli ve esirgeyici olan Rasulullah (s.a.s.), toplumsal bir sünneti böyle açıklıyor… Ülkedeki insanları sevk ve idare eden yöneticiler, muvahhid mü’min şahsiyetler olup, Allah’ın indirdiği hükümler ile yöneten âdil Müslümanlar olunca, hem ümmet, hem de insanlık âlemi düzelir. İnsanlar barış içinde huzurlu ve mutlu olurlar… Çünkü iman edenlerin İslâm’ın egemenliği ile huzuru bulup mutlu oldukları gibi, İslâm’ın egemen oluşundan dolayı yeryüzünde fitne kalkar, zulüm yok olur, adâlet ve saadet, kalblere hakim olduğu gibi, topluma da hakim olur…
Ma’rufu emreden, münkeri yasaklayan, temiz şeyleri helâl, murdar şeyleri haram kılan Rasulullah (s.a.s.), Peygamberlerin vârisleri olduklarını beyan buyurduğu âlimlerin ilimleriyle amel ettikleri ve salih kaldıkları müddetçe, hem kendileri, hem içinde yaşadıkları toplum, hem de insanlık âleminin düzeleceğini haber veriyor…
Yöneticiler ve âlimler, toplumu, maddî ve manevî olarak etkiler, yönlendirirler… Bu yetkilerinden dolayı, toplumda söz sahibi olmuş ve itaat edilen kişiler hâline gelmişlerdir… Onların iyi ve güzel olmaları, toplumun iyi ve güzel olması demektir… Bu iyilik ve güzellik, ancak Allah’ın hükümlerini inanarak uygulamak ile gerçekleşir.
Ümmetin kendilerine ve emirlerine itaat edecekleri yöneticiler, Allah’a ve Rasulü (s.a.s.)’e itaat etmelidirler… Onlara itaatin ölçüsü, Allah’a ve Rasulüne itaat edişleridir… Allah’ın indirdiği hükümler ile hükmeden, Rasulullah (s.a.s)’in Sünneti’ni esas alan mü’min Müslüman yöneticiye itaat etmek, Allah ve Rasulünün hükümlerine itaat etmektir… 
Şöyle buyurur Rabbimiz Teâlâ:
“Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, Rasul’e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de.”4
Ulu’l-emr, emir sahibleri, yani yönetici zümre, muvahhid mü’minlerden birileri olmalıdır… Sadece onlardan olması yeterli değil, ayrıca Allah’a ve Rasulü (s.a.s.)’e itaat eden, gerek şahsında, gerekse makamındaki görevinde Kur’ân’a ve Sünnet’e tam bağlanarak, Kitab ve Sünnetle amel etmelidir…
Yönetimde Kur’ân’ı ve Sünneti esas alan, Allah’ın hükmüyle hükmeden, bu görevinde Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti’ne göre davranan, “Emiru’l-mü’minin” olmaya hak kazanır… Muvahhid ve âdil, mü’min ve âdil, müslüman ve âdil, muttakî ve âdil yönetici, muvahhid mü’min ve muttakî ilim sahibi olan âlimlerle bir araya geldiklerinde, yönettiği toplum huzur ve barış, erdem ve mutluluk toplumu olur…
Rabb ve İlâhı Allah, hayat düzeni İslâm, düstûru Kur’ân ve önderi Rasulullah Muhammed (s.a.s.) olan İslâm toplumu, iyilerin, güzellerin, erdemlilerin, salihlerin, sadıkların ve kurtuluşa ermişlerin toplumudur... Bu toplum, iman ve Tevhîd toplumudur… Bu toplum, dostluğun, barışın ve huzurun toplumudur…
Âlemlerin Rabbi Allah emretti:
“Sana da (ey Muhammed,) önündeki Kitab(lar)ı doğrulayıcı ve ona bir şahid gözetleyici olarak Kitab’ı (Kur’ân’ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların hevâlarına (istek ve tutku)larına uyma.”5 
Bu ilâhî hitab, hem muttakîlerin İmamı Rasulullah (s.a.s.)’edir, hem de ümmetinin başında yönetici olan ulu’l-emr’edir... Ulu’l-emr, mü’min Müslümanlardan olan, Kur’ân ve Sünnet’e göre yöneten, yani Allah’ın indirdikleriyle hükmeden kişi ya da kişilerdir…
“Allah, kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, Azîz olandır.
Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, Ma’rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah’a aiddir.”6 diye mü’min ve âdil yöneticilerin özelliklerini beyan eden Rabbimiz Allah şöyle emir buyurur:
“Sizden hayra çağıran, iyiliği (ma’rufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.”7
Mü’min Müslüman ve takva sahibi âdil yöneticilerin özellikleridir bunlar… Allah’ın sevdiği kullardır iman ehli âdil yöneticiler… Rabbleri Allah’ın indirdikleriyle hükmeder, insanları hayrın tâ kendisi olan Tevhid’e, imana ve İslâm’a davet edip, devlet imkânlarıyla iyiliği emreder, kötülükten sakındırır… Kendisi iyilerden ve sadıklardan olduğu için, onun âdil yönetiminde toplumdan, iyiler ve sadıklar toplumu hâline gelir…
Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.), Umerâ, yani yöneticilerin sorumlu kişiler olduğunu hatırlatıyor ve sorumluluklarını beyan buyuruyor…
Abdullah b. Ömer (r.anhuma)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Her birileriniz birer çobandır ve elinin altındakilerden sorumludur. İnsanların üzerinde bulunan devlet başkanı da bir çobandır ve O da îdaresinde bulunan insanlardan sorumludur.”8
Ebu Saîd (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Kıyamet günü Allah’a insanların en sevimlisi ve meclis bakımından en yakını âdil hükümdar, Allah’a insanların en sevimsizi ve meclis bakımından en uzağı zalim hükümdardır!”9
İbn Abbas (r.anhuma)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Âdil bir devlet başkanının bir günü, altmış senelik ibadetten daha faziletlidir.
Yeryüzünde hakkıyla yerine getirilen bir hadd(kısas), orada, kırk sene boyunca yağan yağmurdan daha üstündür.”10
Ebu Hüreyre (r.a.)’dan.
Rasullullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Bir gün adâletle hükmetmek, altmış sene ibadet etmekten daha faziletlidir.”11
Zuheyr (r.a.) rivayet eder.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Şüphesiz ki, adâletle iş görenler, Allah katında nûrdan minberler üzerinde Rahmân (Azze ve Celle)’nin yemîninde olacaklardır. O’nun iki yed’i sağdır.
Bunlar, hükümlerinde ve aileleri ile mütevellisi oldukları kimseler hakkında adâlet gösterendir.”12
“Allah, adâlet yapanları sever.”13
“Şüphesiz Allah, âdil olanları sever.”14
Allah Azze ve Celle’nin sevgisine ve rızasına nâil olanlar, O’nun hükmüyle hükmedip âdil olan İslâm Devlet yöneticileridir…
Rasulullah (s.a.s.), ümmet için en çok endişe duyduğu zalim ve delâlet ehli olan yöneticilerdir… Kendilerini saptıkları için, halkı da saptırıp, dosdoğru yolda hak üzere iken bâtıl yollara yönlendirenler, ümmetin felâketine sebeb olanlardır…
Sevbân (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Ümmetim için yegâne korkum, delâleti (sapıklığı) teşvik eden devlet adamlarıdır.”15
Ziyâd b. Hudayr anlatıyor: 
Bana, Ömer (r.a.):
- Biliyor musun İslâm’ı ne yıkar? Diye sordu.
Ben:
-Hayır, dedim.
O, şöyle açıkladı:
- Onu, âlimin hatâsı (sürçmesi), münafıkın Kur’ân vasıtasıyla mücadelesi, saptırıcı önderlerin hükmü (yıkar)!16
Ma’kıl b. Yesâr(r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Eğer bir âmir, Müslümanların işini üzerine alır, sonra onlar için çalışıp samimiyet göstermezse, onlarla birlikte cennete giremez.”17
Ve Rasulullah (s.a.s)’in duâsı!..
Mü’minlerin annesi Âişe (r.anha) rivayet eder.
Rasulullah (s.a.s) şöyle dua ederdi:
“Allah’ım, bir kimse ümmetimin işlerinden bir vazife alır da onlara zorluk gösterirse, Sen de ona zorluk göster! Bir kimse ümmetimin işlerinden bir vazife alır da onlara hoş muamele ederse, Sen de ona hoş muamele et!”18
Bundan dolayı Fudayl şöyle demiştir:
- Eğer benim kabul edilen bir duam olsaydı, onu imam/ yönetici için yapardım.19
Ahmed b. Ömer b. Abdullah da, bir kasidesinde şunları söyler:
“Allah’ın, yöneticileri ıslah etmesini dileriz. 
Zira din ve dünyanın salahı, onların düzelmesi iledir.
Dağınıklıktan sonra toparlanmak onlarla gerçekleşir.
Onlarla Allah’ın hadleri, düşmanlar arasında kaim olur.
Savaş meydanlarında bizi koruyanlar onlardır.
İlmin aramızdan kalkması, âlimlerin ölmeleri iledir.
Geniş yeryüzünde Allah’ın dininin temel direkleri onlardır.
Rabbleri onları, bizim yerimize güzel bir şekilde mükâfatlandırsın.”20
Toplumun durumunun düzelmesi kendilerine bağlı olan Umerâ/yöneticilerin durumu kısaca izah edildikten sonra, Ulemâ/âlimlerin hâllerine bakalım!.. Onlar iyi olursa, toplum da iyi olur…
İmam Mâlik (rh.a) nakleder.
Emiru’l-Mü’minin İmam Ömer İbnu’l-Hattab(r.a.) şöyle demiş:
- Bilesiniz ki, yöneticiler ve âlimleri istikamet üzere oldukları sürece, insanlar da istikamet üzere olmaya devam edeceklerdir!”21
Âlimlerin istikamet üzere olmaları, ilimleriyle amel etmeleri, ilimlerinden dolayı sorumluluklarının şuurunda olmaları ve üzerlerine gerekeni hakkıyla yerine getirip, toplumda öncü olma vazifesini yüklenmeleriyle gerçekleşir…
Âlim kul, muvahhid mü’min bir kul olup ilmi kuşanan ve gereğini yapan bir kuldur… Allah’dan korkan ve emrolunduğu gibi dosdoğru olandır…
Rabbimiz Allah şöyle buyurur:
“Kulları içinde ise Allah’dan, ancak âlim olanlar içleri titreyerek korkar. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır.
Gerçekten Allah’ın Kitab’ını okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infâk edenler, kesin olarak zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler.
Çünkü (Allah) ecirlerini noksansız olarak öder ve kendi fazlından onlara arttırır. Şüphesiz O, bağışlayandır, şükrü kabul edendir.”22
“Allah, gerçekten kendisinden başka ilâh olmadığına şahitlik etti, melekler ve ilim sahipleri de O’ndan başka ilâh olmadığına adâletle şahidlik ettiler. Aziz ve Hâkim olan O’ndan başka ilâh yoktur.”23
İlmiyle âmil olan âlimler, muttakîlere imam olmaya hak kazanmış ve toplumun rehberi olmuş yüce şahsiyetlerdir… Allah Teâlâ:
“De ki: ‘Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Şüphesiz temiz akıl sahipleri öğüt alıp düşünürler.” buyurmuş24  ve bilmeyenlere:
“Eğer bilmiyorsanız, O halde zikir ehline (bilenlere)sorun”25 emrini vermiştir.
İlim ehline sorumluluğunu hatırlatan Rabbimiz Allah, verdikleri sözlerinden cayan ve görevlerini yapmayanlar için acı azabın olacağını haber vermektedir: 
“Hani Kitab verilenlerden: ‘Onu, mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz’ diye kesin söz almıştı. Fakat onlar, bunu arkalarına attılar ve ona karşılık az bir değeri satın aldılar. O aldıkları şey ne kötüdür.
Getirdikleriyle sevinen ve yapmadıkları şeyler nedeniyle övülmekten hoşlananları (kazançlı) sayma. Onları, azabdan da kurtulmuş sayma. Onlar için acı bir azab vardır.”26
Ebu Berze el-Eslemî (r.a.) rivayet eder.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Bir kula:
Ömrünü nerede tükettiği,
İlmini nerede kullandığı,
Malını nereden kazanıp nereye harcadığı 
Cismini nerede yıprattığı sorulmadıkça, onun ayakları (Allah’ın huzurundan) ayrılamaz.”27
Muaz b. Cebel (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“İstediğiniz şeyi öğrenin, amma kendisiyle amel etmedikçe Allah, öğrendiğinizi size faydalı kılacak değildir.”28
Ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerden apaçık anlaşılan şudur ki, âlimlerin sorumlulukları ağır bir sorumluluktur, fakat Allah’ın yardımıyla ilimleriyle amel edip üzerlerine düşeni yaptıkları müddetçe işleri kolaylaşır… Sağlam Tevhidi akideleri ve Sünnet üzere işledikleri salih amelleriyle topluma öncülük eden gerçek alimler bildiklerinden hem kendileri faydalanır, hem de diğer insanlar… Onlardaki ilim, amel emek için olduğundan, bu mes’uliyetlerini idrak ettikleri için görevlerini yerine getirir, iyilerden, salihlerden ve sadıklardan olmaya gayret etikleri için, içinde bulundukları toplumu da etkileyerek bu yönden dönüştürmeye çalışır, dilleri ve hâlleri birbirini tasdik edince insanlar, kendilerine itibar eder olurlar…
İmam Zührî (rh.a.) şöyle der:
- İnsanlar, ilimsizce amel eden kimselere itibar etmezler. Amel etmeyen bir âlimin sözünü de kabullenip onu ikrar etmezler!29
Sehl b. Abdullah et-Tusterî (rh.a.) diyor ki:
- Dünya, ilim hariç cehâlet ve ölülerden müteşekkildir. İlim ise kendisiyle amel edilen kısmı hariç sahibi aleyhinde bir hüccettir. Amel ise, ihlâs olmadan heba olmuş demektir. İhlâs ise, kendisiyle beraber nihayete ermeden önce azim bir tehlikenin eşiğindedir!30
Ebu Bekr er-Râzî (rh.a.), Havvasın şöyle dediğini işitmiştir:
- İlim, çok rivayet etmek demek değildir. Âlim, ancak ilmi az olsa da ilme ittibâ eden, onunla amel eden ve Sünnetleri kendisine rehber edinendir.31
Mâlik b. Dînar (rh.a)’ın tespiti şudur:
- Eğer kul ilmi, amel etmek için taleb ederse ilmi, onun kibrini/böbürlenmesini kırar. Eğer ilmi bunun dışında bir sebeble taleb ederse, ilim onun ya fücürunu ya da kibrini arttır!32
Abdullah b. Mu’tez (rh.a) ise şöyle der:
- Amelsiz ilim, tıpkı meyvesiz ağaç gibidir. Münafığın ilmi dilinde, Mü’minin ilmi ise amelindedir!33
Rasulullah (s.a.s), içine düşecekleri korkunç fitneden dolayı ümmetini uyarıyor ve bu konuda çok dikkatli olmalarını tavsiye ederek, önlemlerini almalarını emrediyor!..
Abdullah b. Mes’ud (rh.a.) rivayet eder.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Öyle bir fitnenin içine gireceksiniz ki, bu fitneyi sünnet olarak göreceksiniz. Bu fitnede küçükler büyüyecek, büyükler kocayacak. Bu fitneden bir şey bırakıldığı zaman: ‘Bir sünnet bırakıldı’ denilecek. Böylesi bir zamanda hâliniz ne olacak?”
Ashab:
-Ya Rasulullah, bu, ne zaman olacak? Diye sordular.
Rasulullah (s.a.s.):
Kur’ân okuyucularınız çoğalıp, âlimleriniz azaldığında. Yöneticileriniz çoğalıp güvenilir kişileriniz azaldığında. Ahiretin amelleriyle dünyalık istendiğinde ve Allah rızası dışında ilim öğrenildiğinde.” Buyurdu.
Rasulullah (s.a.s.)’in buyurduğu gibi de oldu.34
Enes b. Mâlik (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Âlimler, sultanın yanına girip çıkmadıkları -yani zulümde ona ortak olmadıkları- sürece, Rasul (s.a.s.)’in, Allah’ın kulları üzerinde eminidirler. Bunu yaptıkları zaman Rasullere ihanet etmiş olurlar. Siz de onlardan sakının ve onları terk edin.”35
Ebu Ömer (rh.a.) şöyle der:
-Bu konuda anlatılanların hepsi, zalim ve fasık yönetici hakkındadır. Adaletli ve faziletli yöneticiye gelince, onun yanına gitmek, onu görmek ve iyilik üzere ona yardım etmek, faziletli amellerin en yücesidir.
Önde gelen büyük âlimlerin, Ömer b. Abdulaziz (rh.a)’in yanında bulunduklarını görmez misin? Örneğin Urve b.Zubeyr ve tabakası, İbn Şihab ve tabakası gibi…36
İslâm’ın ülkeye ve topluma egemen olduğu, Allah’ın indirdiği ile hükmedildiği ve devlet başkanı olan muvahhid mü’min Müslüman imamın âdil olarak yönettiği bir İslâm Devleti’nde âdil imama yardımcı olmak, muttakî âlimlerin vazifesidir… Ne mutlu onlara!
Yüzyıldan beridir işgal edilmiş İslâm topraklarında küfür ve şirk yasalarıyla yöneten zalim egemen tağutların, işgalci terörist devletlerin emrinde yer alan İlim adamlarının vay haline! Onlar bu durumdan “Nâsûh Tevbe” ile tevbe edip kendilerini iman ve İslâm ile düzeltmedikçe, toplum düzelir mi hiç?..


İbn Abdi’l-Berr, Câmiu Beyâni’l-İlmi ve Fadlihi, çev. Mahmud Varhan-Ali Yücel, İst. 2015, sh. 216, Hds.694.
bn Abdi’l Berr, A.g.e. sh. 216, hds. 695.
Ebu Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ ve Tabakâtu’l-Asfiyâ, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, C.12, sh.413, hds. 4434/h. (4/69). Hadisler Bölümü, Hzr. Nûreddin el-Heysemî, Tekribu’l-Buğye Bi Tertibi Ehâdîsi’l-Hilye.
Nisa, 4/59.
Mâide, 5/48.
Hacc, 22/40-41.
Âl-i İmrân, 3/104.
Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Itk, B. 17, Hds. 37
 Kitabu’l-Cuma, B.11, Hds.18.
 Kitabu’l-Ahkâm, B.1, Hds. 2.
Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İmâre, B.5, Hds. 20.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Cihad, B.27, Hds. 1757.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Harac, B.1, Hds. 2928.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, Vdğ. İst. 2014, C.19, sh. 251-253, Hds. 27108-27112.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Ahkâm,B.4, Hds. 1344.
İmam Ahmed b. Hanbel, A.g.e. C.19, sh. 243-244, Hds. 27089-27090.
İmam-ı A’zam, Ebu Hanife, Müsned, çev. Muhammed Selim Köse, İst.T.y. sh. 282, Hds. 486/2.
Abdullah b. Mübarek, Müsned, çev. İshak Doğan, Konya 2006, sh.224, Hds.269.
Nûreddin el-Haysemî, Mecmau’z-Zevâid,çev. Fikret Güneş, İst. 2010, C.9, sh.75, Hds.9002, Hadisi, Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat ve el-Mu’cemu’l-Kebîr de rivayet etmiş olup, ravilerinden Sa’d Ebu Gaylân eş-Şeybânî’yi tanımıyorum. Diğer ravileri güvenilir kimselerdir.
İmam Hafız el-Munziri, Hadislerle İslâm-Terğib ve Terhib, çev. A.Muhtar Büyükçınar, Vdğ, İst. T.y. C.4, sh.406, Hds.5. el-Mu’cemu’l-Kebîr’deki isnadı Hasen’dir.
İmam Hafız el-Munziri, A.g.e. C.4, sh.406, Hds.6. Esbehânî rivayet etmiştir.
Aclunî, Keşfu’l-Hafa, C.2, Sh.58, Hds.1721. Deylemî, Ebu Nuaym isnadıyla rivayet eder.
Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İmâre, B.5, Hds. 18.
Sünen-i Nesâi, Kitabu Adâbu’l-Kudât, B.1, Hds. 5344.
Mümtehine, 60/8.
Hucurat, 49/9.
Sünen-i Tirmizi, Kitabu’l-Fiten, B. 42, Hds. 2330.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Fiten, B.9, Hds. 3952.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Fiten,B.1, Hds. 4252.
Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B.23, Hds. 215,217.
Kitabu’r-Rikak, B.39, Hds. 2755.
İmam Ahmed b. Hanbel, A.g.e. C.19, sh. 274, Hds. 27151-27152.
Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B.23, Hds. 220.
Abdullah İbnu’l Mübarek, Kitabu’z-Zühd, çev. M.Adil Teymur, İst. 1992, sh.327, Hbr. 1475.
Sahih-i Müslîm, Kitabu’l-İmâre, B.5, Hds. 22.
Sahih-i Müslîm, Kitabu’l-İmâre, B.5, Hds. 19.
Abdullah b. Mübarek, Müsned, sh.226, hds.273.
İbn Abdi’l-Berr, A.g.e. sh.216.
İbn Abdi’l-Berr, A.g.e. sh.216.
İbn Abdi’l-Berr, A.g.e. sh.216, Hbr.696.
Fatır, 35/28-30
Âl-i İmrân, 3/18.
Zümer, 39/9.
Enbiya, 21/7.
Âl-i İmrân, 3/187-188.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu’l-Kıyame, B.1, hds. 2532.
Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B.45, hds. 543.
Hatip el-Bâğdâdî, İlim Amel Etmeyi Gerektirir, çev. Abdullah Samed Afaracı, İst. 2014, sh. 9-10, hds. 1-3.
Ebu Nuaym el-Isbehânî, A.g.e. C.9, sh. 208, Hds. 312.
Hatip el-Bâğdâdî, A.g.e. sh. 11-12, Hds. 7-8.
Hatip el-Bâğdâdî, A.g.e. sh. 13, Hbr. 13.
Hatip el-Bâğdâdî, A.g.e. sh.16, hbr. 22.
Hatip el-Bâğdâdî, a.g.e. sh. 16-17, hbr.24.
Hatip el-Bâğdâdî, A.g.e. sh. 19-20, hbr. 31-33
Hatip el-Bâğdâdî, A.g.e. sh.23, hbr. 46-47.
Ebu Nuaym el-Isbehâni, A.g.e. C.9, sh. 213, Hds.319.
Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale’s-Sahihayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, C.11, Hbr.8617. Mevkuf olarak.
Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B.22, Hbr.191. Mevkuf olarak.
İbn Abdi’l-Berr, A.g.e. sh.216, Hds. 697.
İbn Abdi’l-Berr, A.g.e. sh.217.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul