13 Mayıs 2026 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / / İslâm’da Ticaret Ahlakı
İSLÂM’DA TİCARET AHLAKI

İslâm’da Ticaret Ahlakı Prof. Dr. Hamdi Döndüren

Kur’an ve Sünnette Ticaretin Temel Esasları Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyiniz. Ancak, karşılıklı rızaya dayanan ticaret bunun dışındadır.” (Nisâ Sûresi, 4/29). “Allah alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır.”(Bakara, 2/275). “Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığınız zaman hemen Allah’ı anmaya (namaza) koşun ve alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah’ın fazlından rızkınızı arayın. Allah’ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz.” (Cuma, 62/9-10). Allah elçisinin, ticaret yapanlara ilişkin öğütlerinden bazıları da şöyledir: “Sözü ve muamelesi doğru tüccar, kıyamet gününde arşın gölgesi altındadır.”1 “Dürüst, sözüne ve işine güvenilen tüccar, nebîler, sıddîkler ve şehitlerle beraberdir.”2 “Bir kimse, gıda maddelerini toplayıp günün rayiç fiyatı ile satsa sanki onu yoksullara ve ihtiyaç sahiplerine ücretsiz dağıtmış gibi ecir alır.”3 “Ey tüccar topluluğu! Hiç kuşkusuz, alış-verişe boş söz ve yalan yere yemin çokça karışır. Bu yüzden, bu eksikliği sadakalarınızla telafi ediniz!”4 Allah Resûlü (s.a.s.)’in ticarette ortaklıklarla ilgili olarak da çeşitli tavsiyeleri olmuştur. Bu konuda Kur’an’da genel etik ölçüler verilmekle yetinilir. “Doğrusu, ortakların çoğu birbirinin haklarına tecavüz ederler. Ancak iman eden ve salih amel işleyenler bunun dışındadır. Bunların sayısı ne kadar da azdır!”(Sâd, 38/24). Başka bir ayette, miras malında ortaklıktan şöyle söz edilir: “Eğer (ana bir) erkek veya kız kardeşlerin sayısı birden fazla ise onlar, (miras malının) üçte birinde ortaktırlar.”(Nisâ, 4/12). Ebû Hüreyre’nin naklettiği kudsî bir hadiste şöyle buyurulur: “İki ortak birbirine hıyanet etmediği sürece, üçüncüsü benim. Eğer onlar birbirine hıyanet ederlerse ben aralarından çekilirim.”5 Yine hadislerde şöyle buyrulmuştur: “Allah’ın kudret eli, ortaklar birbirine hıyanet etmediği sürece, onların üzerindedir.”(Ebu Davud, Büyû 26).“Kârın paylaşılması, ortakların serbestçe belirlediği şartlara göre olur. Zarara katlanma ise sermaye oranlarına göredir.”6 Hz. Peygamber (s.a.s)’in ticarî ve iktisadî hayatla ilgili birçok söz, fiil ve takrirleri vardır. Nitekim Allah’ın elçisine en üstün kazancın hangisi olduğu sorulunca şöyle cevap vermiştir: “Kişinin elinin emeği ve mebrûr alış-veriştir.”7 Mebrûr alış-veriş; yalan yere yemin ve aldatma karışmayan ticarî muameleyi ifade eder. Hz. Peygamber (s.a.s.) bizzat kendisi de alış-veriş yapmış, borçlanmış, rehin vermiş, ortaklık yapmıştır. O, insanlar çeşitli ticaret muameleleri yaparlarken peygamber olmuş ve onları ticaretten men etmemiş, aksine rızkın onda dokuzunun ticarette olduğunu bildirmiştir.8 Ancak ticaret hayatında haksız kazanca yol açabilen faiz, karaborsacılık, yalan, hile, gabin (alış-verişte aldatma) ve garar (aldanma riski olan alış-veriş) gibi şeyler yasaklanmış, hak sahibinin hakkını alabildiği ve haksızlık yapmak isteyenin dışlandığı bir ekonomik sistem hedeflenmiştir. Sağlıklı bir ticaret için, esnaf ve tüccarın kendi alanı ile ilgili bilgileri edinmesi veya yakınında her zaman danışacağı bir uzman bulundurması gerekir. Nitekim Hz. Ömer’in halife olunca valilerine şu genelgeyi yayınladığı nakledilir: “Bizim çarşı ve pazarlarımızda, ticaretin dini esaslarını bilmeyen alış-veriş yapmasın.”9 Kur’an ve Sünnette Faiz Yasağı İslâm’da ve önceki semavî dinlerde, faizcilik, üretime dayalı olmayan, emek veya ticaret riski de bulunmayan bir “haksız kazanç” yolu sayılarak yasaklanmıştır. Mekke’de inen bir ayette Ribanın sevap kazandıran bir amel olmadığına işaret edilirken (Rûm, 30/39),Mirac’la ilgili hadislerde de Ribanın kötülendiği ve azaba sebep olabileceği bildirilir.10 Medine’de konuyla ilgili olarak ilk inen ayette Yahudilerin başına gelen sıkıntıların nedenleri arasında, kendilerine yasaklandığı halde faiz yemeleri gösterilir. (Nisâ, 4/160-161). Hıristiyanlıkta, kilise 13. M. yüzyılın ortalarına kadar faizli krediler aleyhine tavır almıştır. Bu olumsuz yaklaşım ve “paranın para doğurmayacağı” ilkesi, Aristo’ya (M.Ö.384-322) kadar dayanır. Ancak, Hıristiyanlıkta faizin meşru ilân edilmesi, Katoliklerin büyük simalarından Saint Thomas d’Aquin’in (M.S.1225- 1274); “Ticaret ve kredi rizikosunu göze almış ve parasını tehlikeye atmış kimseler lehine kâr ve kazanç hakkı tanımanın gerektiğini” söylemesiyle gerçekleşmiştir.11 İslâm’da ilk faiz yasağı 3. Hicret yılında “katlanmış faizin yasaklanması” ile başlamıştır. (Âl-i İmran, 3/130). Bundan sonra Hayber’in fethi yılında (7/629) inen Bakara suresi 275-279 arası ayetlerle uygulama genelleştirilmiştir. Faiz ayetlerin sonu şöyle biter:“Ey iman edenler! Allah’tan korkun! Eğer gerçekten inanıyorsanız, faiz alacaklarını bırakın. Eğer böyle yapmazsanız, Allah’a ve elçisine karşı, savaş açmış olduğunuzu bilin! Eğer tevbe edip, vazgeçerseniz anaparalarınız sizindir. Böylece, ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz. Eğer borçlu darlık içindeyse, eli genişleyinceye kadar ona süre vermek vardır. Eğer bilirseniz, bunu sadakaya saymanız, sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara, 2/278-280). Kur’an’da sözü edilen riba, o gün piyasada kullanılan altın veya gümüş para borçlarından doğan ve adına “cahiliye ribası” denilen çeşittir. Bunu karz ve borçtan doğan riba olarak nitelemek mümkündür. Ubâde İbn Samit (r.a)’ın rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyurulur: “Altın altınla, gümüş gümüşle, buğday buğdayla, arpa arpayla, hurma hurmayla ve tuz tuzla misli misline, eşit ve peşin şekilde trampa edilir. Farklı cinsler birbiriyle mübadele edilirse, peşin olmak şartıyla dilediğiniz gibi satış yapınız.”12 Bu hadisin Tirmizî’deki rivayetinde şu ilâve vardır: “Her kim bu şekildeki mübadelede fazla verir veya alırsa şüphesiz ribâ yapmış olur.”12 (Tirmizî, Büyû’, 23). Nitekim Hayber ganimetleri arasında bulunan altın ve boncuk dizili bir gerdanlığı 12 dinara (yaklaşık 48 gr. altın para) satın alan Fudâle İbn Ubeyd (r.a), bu alış-verişten şüpheye düşünce, durumu Allah’ın elçisine sormuştur. Hz. Peygamber gerdanlıktaki altın kısmının diziden çıkarılarak ayrıca tartılmasını ve altın parayla ağırlık olarak denkleştirilmesini, geri kalan kısım için de fiyat takdiri yapılmasını bildirmiştir.13 Hz. Ömer’in, altın ve gümüş parayı birbiriyle mübadele etmek için o günün kuru üzerinde anlaşan Malik İbn Evs ile Talha İbn Ubeydillâh’ın alış-verişine müdahale ettiği nakledilir. Çünkü Talha, değişimini yaptığı paranın bedelini peşin değil, birkaç saat gecikmeli olarak teslim edebileceğini söylemişti. Bu olayla ilgili olarak Hz. Ömer şöyle demiştir: “İki cins parayı mübadele ederken, alıcı bedeli almak üzere, senden eve girip çıkıncaya kadar izin istese bile izin verme. Çünkü sizin için “ramâ” dan yani faize düşmenizden korkuyorum.”14 Günümüzde altın veya döviz satışlarında günde bir kaç kez değişen kur fiyatları yüzünden, böyle bir vadenin taraflardan birisi için haksız kazanca yol açabildiği sıkça görülmektedir. Bu yüzden altın, gümüş veya döviz satışlarının peşin yapılması gereklidir. Veresiye satış yapıldığı takdirde, vade farkı eklenmese bile “nesîe ribâsı” na düşülmüş olur.Altın, gümüş ve döviz ancak karz olarak verilir ve geri almada o günkü kur üzerinden ödeme yapılabilir. Ticarette Kâr İçin Belli Bir Sınır Var Mıdır? Ayet ve hadislerde ticaret ve kazançtan genel olarak söz edilmiş ve ekonomik hayatın belirli prensiplere göre, kendi tabii kuralları içinde yürümesi istenmiştir. Piyasanın kendi kuralları içinde ve İslâmî ölçülere göre yapılan ticarî faaliyetlerde oluşacak kâr meşru sayılmıştır. Ancak toplumu aşırı kârla istismar etmek isteyen hırslı kimselere karşı da gerekli önlemler alınmıştır. Bu tedbirlerle, serbest rekabet esasının korunması ve insanların temel ihtiyaçlarının istismarının önlenmesi amaçlanmıştır. Faizin, karaborsacılığın, yalan ve hilenin yasaklanması, karşılıksız kazanç yollarının kapatılması ve gerektiğinde narha başvurulması bunlar arasında sayılabilir. Buna göre İslâm’ın, alış-verişlerde çeşitli mallara, yüzde hesabıyla bir kâr haddi belirlemediği görülür. Genel olarak arz ve talep kanunlarına bağlı, serbest rekabet esasları içinde oluşacak fiyatlar ölçü alınmıştır. Allah elçisinin, piyasa fiyatlarına müdahale etmesi ve kâr sınırlarını belirlemesi için yapılan başvurulara verdiği şu cevap beşeri ekonomi için de anlamlıdır: “Şüphesiz, fiyatı tayin eden, darlık ve bolluk veren, rızkı veren Allah’tır. Ben, sizden birinizin mal ve can konusundaki bir haksızlıktan dolayı, hakkını benden ister olduğu hâlde Rabbime kavuşmak istemem.”15 Ancak şunu belirtelim ki, satım akdinde yüzde üzerinden belirli bir kâr sınırının konulmaması, satıcının dilediği fiyata satış yapabileceği anlamına gelmez. Yalan yere yemin, malın ayıbını gizleme, malda bulunmayan niteliklerle malı övme, maliyeti yüksek gösterme, mal darlığından yararlanma gibi yollarla müşteriyi etkileyerek piyasa fiyatının üzerine çıkmalarda “fâhiş fiyat” söz konusu olur. Burada hakkı olmayan fazlalık satıcıya meşru olmaz. Fahiş fiyat oranları gayri menkullerde %20, hayvanlarda %10 ve diğer menkul mallarda ise %5 olarak belirlenmiş ve en yüksek piyasa fiyatının üstünde bu oranlar aşılarak yapılacak satışların fâhiş gabn derecesinde olacağı belirtilmiştir. Mecelle 165 nci madde ile bu miktarlar kanunlaştırılmıştır. Piyasa fiyatının üzerinde böyle bir fazlalığı öğrenen müşteri, fazlalığı geri isteyebilir veya alış verişi bozma hakkı bulunur. Karaborsacılık Nedir? Buna Karşı Alınan Tedbirler Nedir? İnsanların ihtiyacı olan bir malı, sırf pahalanmasını bekleyerek depolamak ve satışa sunmamaktır. İslâm’da piyasa fiyatlarının serbest rekabet sonucu oluşması asıldır. Bazı mallar karaborsa için saklanınca piyasada mal darlığı olur ve talep fazlalığı sebebiyle fiyatlar sun’î olarak yükselmeye başlar. Karaborsacının gayesi de budur. Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Karaborsacı ne kötü kuldur! Fiyatların düştüğünü öğrenince üzülür, yükseldiğini duyarsa sevinir.” (Kâmil Miras, Tecrid-i Sarih, 6/549).“Bir gıda maddesini 40 gece depolayıp (ihtiyaç varken) saklayan Allah’tan uzaklaşmış, Allah da onu kendisinden uzaklaştırmıştır.”16 Karaborsacılığın oluşması için şu şartlar gereklidir: 1) Depolanan malın satın alınmış bir mal olması, 2) Gıda maddesi olması, 3) İnsanların depolanan malı almada sıkıntı ve ihtiyaç içinde olması. Ebu Yusuf’a göre, gıda maddeleri dışında, piyasaya sürülmemesi topluma zarar veren her çeşit malda da ihtikâr söz konusu olur. Malı saklama süresi normalde kırk gündür, ancak toplumun sıkıntıya düşme durumuna göre bu süre kısalabilir. Nitekim günümüzde akaryakıt ve tüp gaz gibi ihtiyaç maddeleri iki üç gün gibi kısa bir süre piyasadan çekilse toplum büyük sıkıntıya düşer, aksi durumunda, özellikle zaruri maddelerin fiyatlarına narh uygulamasına da bir engel yoktur. İslâm’da Borçlu Ve Alacaklının Sahip Olduğu Hak Ve Görevler Nedir? Her konuda olduğu gibi ticaret hayatında da ve rilen sözlerin tutulması önemlidir. Kişinin özünün ve sözünün bir olması, sözünün senet sayılması, ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün özdeyişleri, toplumun vicdanında yer etmiştir. Büyük ölçüde kul haklarının söz konusu olduğu ticaret hayatında sözünde durmak, ticarî taahhütleri gününde yerine getirmek önemlidir. Aksi halde kul hakları ihlalleri ortaya çıkar ve helalleşme olmadıkça konu ahiretteki hesaplaşmaya kalır. Kur’an-ı Kerîm’de, karşılıklı borçlanmalarda bunun yazıyla tespiti yanında, verilen sözlere ve yapılan antlaşmalara uyulması istenmiştir. Ayetlerde şöyle buyurulur: “Ey iman edenler! Yaptığınız sözleşme hükümlerini yerine getirin.”(Mâide, 5/1).“Verdiğiniz sözü yerine getirin, çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.” (İsrâ Sûresi, 17/34). Hz. Peygamber’in aşağıdaki hadisi de yukarıdaki ayetleri tefsir eder. “Müslümanlar kendi aralarında belirledikleri şartlara uyarlar. Ancak haramı helal, helalı haram kılan şart bunun dışındadır.”17 Diğer yandan ödeme güçlüğü içinde olan borçluya gerekli kolaylığın gösterilmesi gerekir. Ayette şöyle buyurulur: “Eğer borçlu darlık içindeyse ona eli genişleyince kadar süre vermek vardır. Bilirseniz, borcu bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara Sûresi, 2/280). Ancak ödeme gücü olduğu hâlde, borcunu vadesinde ödemeyen kimse alacaklıya zulüm yapmış olur. Hadiste şöyle buyurulur: “Borcunu ödeme imkânı olan bir kimsenin borcunu ertelemesi bir zulümdür.”18 Alacaklı böyle varlıklı kimseden alacağını mahkeme yoluyla zorla alabilir. Bir kimse gerek ihtiyaç yüzünden gerekse yatırımlarını büyütmek, daha fazla mal alarak cirosunu arttırmak gibi maksatlarla da borçlanabilir. Ödeme gücünü aşmayacak şekildeki borçlanmalarda bir sakınca bulunmaz. Nitekim Hz. Peygamber de zaman zaman ihtiyaç yüzünden borçlanmıştır. Bir Yahudi’den veresiye yiyecek satın alması ve zırhını rehin olarak bırakması buna örnek verilebilir. 19 Ödemek niyetiyle borçlanan kimseye Cenab-ı Hak yardımcı olur. Ebû Hüreyre’(r.a.)’ın naklettiği bir hadiste şöyle buyurulur: “Kim ödemek niyetiyle borçlanırsa Allah onu bu borcu ödemeye muvaffak kılar. Kim de başkasının malını telef etmek niyetiyle alırsa Allah onu telef ettirir, ödemeye muvaffak olamaz.”20 Borçlanmada niyetin önemi Ebû Ümâme (r.a.)’ın naklettiği şu hadiste daha açıktır: “Bir kimse ödemek niyetiyle borçlanır, fakat borcunu ödeyemeden ölürse Allah onun borcundan vazgeçer ve istediği bedeli vererek alacaklısını razı eder. Buna karşılık ödeme niyeti olmaksızın borçlanan kimse, borcunu ödemeden ölürse Yüce Allah ondan alacaklıların hakkını alır.”21 Ancak bu dua ve sakındırmalar, İslâm’da borçlanmanın caiz olmadığı anlamına gelmez. Borçlanmayla ilgili olarak İslâm’ın tavsiyesi ölçünün kaçırılmaması ve ödeme gücünü aşacak borç yükü altına girilmemesidir. Hz. Peygamber’in, borçlu olarak vefat edip, geride borcunu karşılayacak malı da bulunmayan sahabenin cenaze namazını kıldırmak istememesi de bunu gösterir.22 Cenab-ı Hak’tan rızkımızı helal yoldan kazanmayı ve helal şekilde harcamayı nasip etmesini dileriz. 1. İbn Mâce, Ticârât 1 2. Tirmizî, Büyû 4; İbn Mâce, Ticârât 1 3. İbn Mâce, Ruhûn, 16 4. Ebu Davud, Büyû, 1 5. Ebu Davud, Büyû 26 6. İbn Mâce, Ticârât 63 7. Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/466 8. Münâvî, Feyzü’l-kadir, 3/220 9. Tirmizî, Vitr, 21 10. bk. İbn Mâce, Ticârât. 58; A. İbn Hanbel, II, 353, 363 11. Feridun Ergin, İktisat, 38, 39 12. Müslim, Müsâkât, 81; Ebû Dâvûd, Büyû’, 18; A. İbn Hanbel, V, 314, 320 13. Müslim, Müsâkât, 17 14. Buhârî, Büyû’, 76; Mâlik, Muvatta’, Büyû’, 33 15. Ebu Davud, Büyû 49; Tirmizî, Büyû 73; İbn Mâce, Ticârât 27 16. Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/33 17. Buhârî, İcâre 14; Tirmizî, Ahkâm 17 18. Buhârî, Havale 1,2; Müslim, Musâkât 33; Ebu Davud, Büyû 10; Tirmizî, Büyû 68 19. Buhârî, Cihad 89 20. Buhârî, İstikraz 2 21. Kamil Miras, Tecrid-i Sarih, 7/273 22. Buhâri, İstikrâz 11 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul