04 Aralık 2022 - Pazar

Şu anda buradasınız: / UNUTULAN İBADET EL MUCİB’E YÖNELMEK (DUA)
UNUTULAN İBADET  EL MUCİB’E YÖNELMEK (DUA)

UNUTULAN İBADET EL MUCİB’E YÖNELMEK (DUA) Âdem Kahraman

“Muhakkak ki Rabbim, müminlere rahmetiyle yakındır, duaları kabul edicidir.” (Hud, 61)
“Andolsun, Nuh bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik.” (Saffat, 75)
“De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?” (Furkan, 77)
“Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve bana iman etsinler. Umulur ki doğru yolu bulmuş olurlar.” (Bakara, 186)
“Rabbiniz buyurdu: Bana dua edin. Size cevap vereyim.” (Mümin, 60)
el-Mücîb, “kabul etmek, cevap vermek” anlamındaki “icâbe” masdarından bir sıfattır. Allah hakkında: “Duaları ve istekleri kabul edip yerine getiren” anlamına gelmektedir.1 Bu tanımdan sonra zikredilen ayetleri tefekkür ettiğimizde şu manalara geldiğini müfessir ulemamız bizlere nakletmektedir:
Rabbimiz bize yakınlığını tarif ederken şöyle buyuruyor: “Biz insanlara şah damarlarından daha yakınızdır.” (Kaf, 16) yani bizim nefsimizde gizlediğimiz ve açığa vurduğumuz bütün istek ve düşünceyi bildiğini bize bildirmiş ve iyi olanlarından yapmasak bile sevap kazandığımızı, kötü olan düşüncelerimizi ise yapmadığımızda hesaba çekmeyip ceza vermeyerek bize rahmet ettiğini bildirmiştir.
Böyle bir rahmet sahibi Rabbimizin bize yakınlığını tefekkür edip ona niyaz ediyoruz ki; bugünkü Müslümanların gerek dışa vurdukları, gerekse içinden geçirdikleri boş ve gereksiz olanlarından tekrardan onun rahmetine sığınıyoruz.
Kardeşlerimize de şunu hatırlatıyoruz; birbirimizin hakkında güzel ve Allah’ın rızasına yakın düşüncelerde olmasını tavsiye ediyoruz. Çünkü Allah duaları kabul edicidir. Bu bir yönüyle rahmet olup, kardeşlerimiz arasında nasihat öncesinde onun hakkında dua edip eksik yönünün düzelmesini Allah’tan talep ederiz. Onunla görüşürken yine hüsnü niyetimizi ortaya koyarız. Sonrasında da onu başkalarına karşı savunuruz. Bunun ashap arasında bir çok örneğini biliyoruz. Diğer bir yönü ise insanlar arasında bir nifak ve fitne aracı olur. Maalesef bugünkü halimiz buna çok yakın. Öncelikle nasihatimiz kardeşlerimize yine birbirimizle görüşmeden, öncesinde ve sonrasında onun hakkında Rabbine onun hayrı noktasın da talepte bulunabilmeyi başara bilmesidir. Eğer sana sırt döndüyse yine hayır ile ona dua edip istikamet üzerine devam etmesini talep etmendir. Baktığımızda durum hiç böyle olmuyor, hemen incitici ve kırıcı sözler hatta İslam kardeşliğinin bağlarını koparıcı sözler duyulu veriyor. Bunu yaparken öncesinde ve sonrasında, gizlisin de ve açığında düşüncelerin, istek ve yakarışlarını alemlerin Rabbinin duyduğunu bilmekteyiz.
Vahdet için bir olmayı talep etmeyi unutmamak gerekir. Tarihimiz de bugün olduğu gibi fitneler ve vakalar çıktığın da sahabenin ve diğer selefimizin alimlerinin gerek cahillere gerekse de kendi görüşleri içindekilere karşı nasıl vahdeti savunduklarını görmekteyiz. Rabbim ayette buyurduğu gibi “icabet etmekteyiz.” Meselenin ehemmiyeti bizler tarafında anlaşılması için de yemin ile buyurdu.
“De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?”
Bu ayeti Allah’ın razı olduğunu beyan ettiği topluluk nasıl anladı, meselelerine nasıl bu ayeti örnek aldılarsa, bugün de biz aynı şekilde çok dua edeceğiz. Bu bazen düşmanların önde gelenlerin ıslahı için olur, bazen iman edenlerin arasını düzeltip vahdeti sağlamak için olur, bazen de salih ve iyi işler yapanlarının azimlerinin daha da artması için olur.
Şunu unutmamalıyız ashab az hata ve az günah işlediler; sabahlara kadar sakalları ıslanıncaya kadar ağladılar ve Rablerine yakardılar. Bugün ise biz çok hata ve günah işliyoruz da neredeyse farz namazlardan sonrasında bile dua, tevbe, istiğfar etmeyi, birbirimizin hayrını istemeyi terk ediyoruz ve sabahlara kadar gafil bir beden ile gafil bir şekilde sabahlıyoruz.
Rabbimiz soruyor tekrar düşünelim diye “Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?” diyor. İşte bu soru aşere-i mübeşere’den olanları dahi korkutup, kendisine yöneltiyorken, sakalları ıslanacak şekil de ağlayıp duyduğu bir meselede (münafıkların listesi sır olarak Huzeyfe b. Yeman’a verilince Ömer (r.a)’ın durumu) kendisi için korkuyorsa, bu elbette kendisi içindi ama Allah’ta bunu bize kadar unutturmayıp kulları arasında bizlere kadar ulaştırıyorsa, sadece bir bilgi veya bir sohbet konusu, bir yazı paragrafı olsun da şirkin, küfrün ve irtidatların olduğu bu dönem de Müslümanların kendileri içinde bir tefekkür etmesi ve düşünmesi gerekliliği olduğunu anlamamızı istememiş midir? Elbette bu hadiselerden bunları anlıyoruz ve biliyoruz ki bu mesele Allah katındaki değerimizdir.
“Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve bana iman etsinler. Umulur ki doğru yolu bulmuş olurlar.”
İşte öyle bir yol ve çağrı ki saf ve berrak, vela ve bera akidesi ile muhkem. “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız” düsturu ile ince bir çizgi.
“Bana iman etsinler” sözünü müfessirler, Allah’a ve Rasûlu’ne (Kur’an ve Sünnet) diye tefsir ederler. İndirilene ve bildirilene ashabı kiram gibi tabi olmak. Selefi salihin gibi ince eleyip (kendimiz için) sık dokumak. Doğru yolu bulma noktasında adım atmış olacağız. Kendimize yönelik takvaya sarılıp, yapılan nasihatlere kulak vererek doğru yolda kalmaya gayret edelim.
Hikmetli bir nasihate kulak verelim. Herkes dışını süslerken sen içini, kalbini süsle. Herkes başkasının ayıbını araştırırken, sen kendi ayıplarınla meşgul ol. Burada öncelik kendimiz için istemek, sonrasında eşimiz, çocuklarımız ve en yakınlarımızdan ümmeti Muhammed’in tamamına yapılan bir hayır duadır.
Baktığımızda gaflette olan bir insanın sözünün tesir etmesi, acemi birinin hedefi vurması gibidir. Islah olmuş bir insanın duası ve nasihati ise profesyonel bir atıcının atması ve eğitmesi gibidir. İşleri ve meseleleri çözme noktasında da böyledir. Rabbânî âlimlerin söz ve fiillerini yorumsuz bir şekilde takip edip, o doğrultuda hareket etmeliyiz. Bu taklit için değil. Duamızda “salihlerle beraber kıl” diye yalvardığımızdan dolayıdır.
Salih ve rabbani alimlere karşı tavrımız ve muamelemiz onları kırıcı ve incitici olmamalı ve bilakis teslimiyetçi ve ince anlayışlı bir hal alması içindir. Bugün ümmet Allah’tan vahdeti istiyor da Rabbânî âlimlerin nasihatlerine ve yollarına uyma ve teslim olma yolunda bin tane itiraz ve mazeret ortaya konuyor. Ebû Hüreyre”den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah şöyle buyurdu: “Kim benim bir velî kuluma (dostuma) düşmanlık ederse, ben de ona harp ilân ederim.”2
‘’Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın‘’ buyruğuna uyarak, tefekkür edip Rabbânî âlimlerin yollarına (cemaatlarına) tabi olup itaat ederek, rabbimize dua edeceğiz. İslam bir bütündür parçalara ayırmayız. İşte sapasağlam bir ümmetin vasfı. Bu ayetler ve tefsirleri ile duanın anlam ve mahiyetine değindik, şimdi de hadislerle pratikliğini ortaya koyacağız.
Fudale bin Ubeyd (radıyallahu anh) şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Sizden biri dua edeceği vakit, Rabbine hamd ve sena ile başlasın! Sonra Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e salât etsin! Sonra dilediği şeyi istesin!”3
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Sizden biri acele edip de, dua ettim bana icabet olunmadı demediği müddetçe o kimseye icabet olunur.”4
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Kim, Allah subhanehu’ya dua etmezse, Allah o kimseye gazap eder!”5
Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Bir adam şöyle dua etmişti: “Ey Allah’ım! Hamdlerim sanadır, nimetleri veren sensin, Senden başka ilah yoktur, Sen semâvat ve arzın celâl ve ikrâm sahibi yaratıcısısın, Hayy ve Kayyûmsun (kâinatı ayakta tutan hayat sahibisin.) Bu isimlerini şefaatçi yaparak senden istiyorum!”
(Bu duayı işiten) Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) sordu: “Bu adam neyi vesile kılarak dua ediyor, biliyor musunuz?”
- “Allah ve Rasûlü daha iyi bilir?”
- “Nefsimi kudret elinde tutan Zât’a yemin ederim ki, o Allah’a, İsm-i Âzam›ı ile dua etti. O İsm-i Âzam ki, onunla dua edilirse Allah icabet eder, onunla istenirse verir.”6
Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: “Gecenin son üçte biri geldiği zaman Rabbimiz dünya semasına iner ve şöyle buyurur: Yok, mu dua eden? Duasını kabul edeyim. Yok, mu benden isteyen? İsteğini vereyim. Yok, mu bağışlanma isteyen? Onu bağışlayayım.”7
Ebu Hureyre (radıyallâhu anh)’ten Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: “Duaların sonunda söylenen ‘Âmin’, mü’min kullarının dili üzerinde âlemlerin Rabbinin mührüdür.”8
Burada zikredemeyeceğimiz kadar geniş bir konu olduğu için birkaç tane hadis-i şerif zikredip siz değerli kardeşlerimizin daha geniş bir şekilde araştırması gerekmektedir. Rabbim bizi gafletten ve gafil olmaktan korusun. Bizi tekrardan izzetli bir yaşamla yaşamayı nasip eylesin .
Ebu Hureyre (radıyallâhu anh)’ten Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle dua ederdi: “Allah’ım! (şu) dört şeyden sana sığınırım: (Sahibine meşru) menfaat sağlamayan ilimden, (Allah’tan) korkmayan-itaat etmeyen kalpten, doymayan (ihtiraslı) nefisten ve işitilmeyen (yani kabul olmayan) duadan.”9
Ebû İshâk ez-Zeccâc, s. 51; Ebû Süleyman el-Hattâbî, s. 72; Halîmî, I, 204; Gazzâli, s. 129.
Buhârî, “Rikak”, 38.
Tirmizî, 3708; Ebu Dâvud, 1481, Ahmed bin Hanbel, Müsned, 23937, Nesâi, 1284.
Tirmizî, 3609; İbni Mâce, 3853.
Tirmizî, 3595; İbni Mâce, 3827.
Tirmizî, “Deavât”, 109 (3538); Ebu Dâvud, “Salât”, 358, (1495); Nesâî, “Sehv”, 57, (3, 52).
Buhârî, “Deavât”, 14; Müslim, “Salatu’l-Müsafirin”, 168.
Hz. Peygamber’in İzinde, 1, 182.
İbn Mâce, 3837; Nesâi, 5536; Ebu Dâvud, 1548.

Yazar:
Âdem Kahraman
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul