04 Aralık 2022 - Pazar

Şu anda buradasınız: / MUVAHHİD MÜ’MİNLERİN AHLÂKÎ ÖZELLİKLERİ
MUVAHHİD MÜ’MİNLERİN  AHLÂKÎ ÖZELLİKLERİ

MUVAHHİD MÜ’MİNLERİN AHLÂKÎ ÖZELLİKLERİ MUHAMMED İSLAMOĞLU

“Mü’min olanlar, ancak o kimselerdir ki onlar, Allah’a ve Rasulü’ne iman ettiler. Sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar, sadık (doğru) olanların tâ kendileridir.”1
“Onlar, gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infâk ederler. Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve âhirete de kesin bir bilgiyle inanırlar. İşte bunlar, Rablerinden olan bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler bunlardır.»2
“Ve onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha tapmazlar. Allah’ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa, ağır bir ceza ile karşılaşır.”3
Muvahhid mü’min kullarına böyle beyân buyurdu Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ!..
Allah’a ve Rasulü’ne katıksız iman edenler, yegâne Rableri Allah’ın iman etmelerini emir buyurduklarına da katıksız iman ederler... Allah’tan başka hiçbir ilâh tanımadıkları gibi, Allah’a ortak edilmek istenen bütün sahte ilâhları reddeder, onları ilâhlaştıran müşriklerden berî olurlar... Sapasağlam iman ehli olanlar, imanlarının gereği kendilerine emredilenleri, emrolundukları gibi dosdoğru davranarak yerine getirir, nehyedildiklerinden uzak kalmaya vargüçleriyle gayret ederler... Rablerinden olan bir hidayet üzere olup kurtulanlar bunlardır!.. Bu muvahhid mü’min kulların ahlâkî özelliklerinden birkaç tanesini burada beyân edelim...
1- Muvahhid m’üminler, ahidlerine sadık ve doğru sözlü şahsiyetlerdir.

Yegâne Rableri ve İlâhları Allah Teâlâ’ya verdikleri ahidlerine hiçbir kusur işlemeden sağlam bir şekilde bağlı kaldıkları gibi, insanlara da imanlarına ve salih amellerine uygun verdikleri ahidlerine sadakat gösterirler...
Rabbimiz Allah azze ve celle şöyle buyurur: “Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahitler kılmıştı: ‘Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?’ (demişti de) onlar: ‘Evet (Rabbimizsin) şahit olduk’ demişlerdi. (Bu,) kıyamet günü: ‘Biz bundan habersizdik’ dememeniz içindir. Ya da: ‘Bizden önce ancak atalarımız şirk koşmuştu, biz ise onlardan sonra gelme bir kuşağız. İşleri bâtıl olanların yaptıklarından dolayı bizi helâk mı edeceksin?’ dememeniz içindir.”4
Allah’a verilen “Misak Ahdi”, O’na hiçbir şeyi ortak kılmadan iman etmek, Rab ve ilâh olarak yalnızca O’nu kabul edip, O’ndan başka insanların ilâhlaştırdıkları ne olursa olsun, kim olursa olsun reddetmek demektir... Bu, Allah Teâlâ’nın insan kulları üzerindeki hakkıdır!..5
“Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- âdil olun. Allah’ın ahdine vefâ gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr)etti, umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz.”6
“Ahidleştiğiniz zaman, Allah’ın ahdini yerine getirin, pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Çünkü Allah’ı üzerinize kefil kılmışsınızdır. Şübhesiz Allah, yaptıklarınızı bilir.”7 diye buyuran Rabbimiz Allah Teâlâ, kendine verilen ahide sadık kalmalarını emrettiği muvahhid mü’min kullarının, kendi aralarında da ahidleştiklerinde ahidlerinde durmalarını emretmektedir...
“Ahde vefa gösterin. Çünkü ahid bir sorumluluktur.”8
“Ey iman edenler, Allah’tan sakının ve sözü doğru söyleyin. Ki O (Allah), amellerinizi ıslah etsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Rasulü’ne itaat ederse, artık o, en büyük kurtuluşla kurtulmuştur.”9
Süfyân b. Abdillah es-Sekafî (r.a.) anlatıyor:
Dedim ki: “Ya Rasulallah, İslâm hakkında bana öyle bir söz söyle ki onu, senden sonra hiçbir kimseye sormayayım!”
Rasulullah (s.a.s.): “Allah’a iman ettim de, sonra da dosdoğru ol!” buyurdular.10
Allah’a katıksız iman eden muvahhid mü’minler, özüyle, sözüyle dosdoğru olan şahsiyetlerdir... Gerçek iman, bu doğruluğu gündeme getirir... Her halinde samimi ve dürüst olan şahsiyetler, imanlarının gereğini yapmaktadırlar...
2- Muvahhid mü’minler, mükellef oldukları mesuliyetlerinin farkında olup üzerlerine düşeni yapanlardır.
Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurdu: “İnsan, kendi başına ve sorumsuz bırakılacağını mı sanıyor?”11
“Bizim, sizi boş bir gaye uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?”12
Allah insanları, yalnızca kendisine itaat etsinler diye yaratmış, akıl ve irade vererek onları, yaratmış olduklarının birçoğundan üstün kılmıştır...13 Onları, yeryüzünün halifeleri yapmış14 ve yeryüzünü ifsâd etmeden imar etmelerini emir buyurmuştur...15
İnsanlar, yeryüzünde kendi başına ve hiçbir mesuliyeti olmadan yaşamak üzere yaratılma-mıştır...  Onlara devamlı olarak, Allah›tan vahiy alan içlerinden bir Rasul ve bir Nebî gönderilmiş, Allah’ın hükümleri tebliğ olunmuş, bâtıldan hakka dönmeleri için vesile olunmaya çalışılmış, çaba harcanmıştır... Allah’tan gelen hidayete tâbi olanlar,16 dünyada da, âhirette de mutlu ve kurtulanlardan olmuşlardır...
İnsanlar, kendi başlarına ve mesul/sorumsuz olmayan bir halde bırakılmamış, aksine sorumlu, görevli, akıllı ve idrak eden bir varlık olarak, muhatap edilmiş, kendilerine hayat nizamı gönderilip itaat etmeleri emredilmiştir...
Ayet-i kerimede geçen “Südâ” kelimesi, “boş bırakılmış, bir şey yapmakla yükümlü tutulmamış, başıboş, kendi keyfine bırakılmış, ilişiksiz demektir.”17
Kadı Beydavî (rh.a.), “Envaru’t-Tenzil ve Esraru’t-Te’vil” adlı tefsirinde şöyle der: “İnsan, başıboş bırakılacağını mı zanneder?’ Sahipsiz, mükellef olmayan ve ceza görmeyen. Bu da insanın, haşri inkârını, aynı zamanda haşrin olduğunu gösterir. Şöyle ki hikmet, güzel şeylerin emrini ve kötü şeylerin men’ini gerektirir. Teklif ise cezâ/karşılık olmadan gerçekleşmez. Ceza ise, bazen dünyada olmaz, öyleyse âhirette olacaktır.”18
İmam Hafız İbn Kesîr (rh.a.), “Tefsiru’l-Kur’âni’l-Azim” adlı meşhur tefsirinde şunları kaydeder:
“Süddî: “Diriltilmeyeceğini mi sanır”, diye açıklamıştır.
Mücahid, Şâfiî ve Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem de: “Ona emir ve nehiy verilmeyeceğini mi sanır”, diye açıklamışlardır.
Zâhiren görüldüğü üzere ayet, her iki durumu da kapsamaktadır. Yani insan, bu dünyada kendisine emir ve yasak verilmeksizin başıboş terk edilmeyeceği gibi, kabrinde de başıboş terk edilip, ölümünden sonra diriltilmeyecek değildir. Aksine, dünyada ona emir de verilmiş, yasaklar da konulmuştur. Âhiret yurdunda da haşredilip Allah’ın huzuruna götürülecektir.”19
Muvahhid mü’min insan, Allah Teâlâ’nın hükümlerine muhataP, mükellef ve mesuldur, yani sorumlu bir şahsiyettir... Sorumluluğunun şuurunda olduğu için üzerine düşen kulluk görevlerini, emrolunduğu şekilde dosdoğru yerine getirmeye gayret eder...20
3- Muvahhid mü’minler, Rableri Allah’a şükreden kullardır.
Âlemlerin Rabbi Allah şöyle buyurdu: 
“Allah, kendisinde sükun bulmanız için geceyi, aydınlık olarak da gündüzü sizin için var etti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı (sınırsız) bir fazl sahibidir. Ancak insanların çoğu şükretmiyorlar.”21
Şükür, nimetlerin kıymetini bilmek ve o nimetleri bahşeden Allah Teâlâ›ya karşı minnettar olup, verdiği nimetlerin sahibi olduğunu itiraf edip emrolunduğu kulluk vazifelerini yerine getirmektir...22
İman ehli olan bir şahsiyetin kalbi şükretme-lidir... Kalbin şükrü, nimetleri veren yegâne Rabbi Allah’a katıksız iman etmek, içinde şirkin zerresini barındırmamaktır... Dili şükretmelidir... Dilin şükrü, verdiği imkân ve nimetlerden dolayı Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’yı övmektir, yani O’na kâmil manada hamdetmektir... Bedenin şükrü, bütün gücünü, Allah›ın rızasını kazanmak için harcamalı, bedenî kulluk görevlerini, önderi Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti’ne tâbi olup yerine getirmektir... Emredilenleri yaparken, yasaklananlardan kaçınmaktır... Allah›ın verdiği malın ve servetin şükrü ise, Allah yolunda harcamak, helâlden kazanıp infak etmek, zekatı gereği gibi verip sadakada bulunmaktır...
Rabbimiz Allah şöyle buyurur: “Andolsun, sizi yeryüzünde yerleşik kıldık ve orada size geçimlikler yarattık. Ne az şükrediyorsunuz.”23
“Yere (gelince,) onu döşeyip yaydık. Onda sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda her şeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik. Ve orda sizler için ve kendisine rızık vericiler olmadığınız kimseler (varlıklar ve canlılar) için geçimlikler kıldık.”24
“Bir de insan yediğine bir baksın. Biz şüphesiz, suyu akıttıkça akıttık. Sonra yeri yardıkça yardık. Böylece onda taneler bitirdik. Üzümler, yoncalar. Zeytinler, hurmalar. Boyları birbiriyle yarışan ve içine girmiş ağaçlı bahçeler. Meyveler ve otlaklar. Size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak üzere.”25
“Ki, yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi. Böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık. Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz bunda sağduyu sahipleri için elbette ayetler vardır.”26
“Görmüyorlar mı Biz, suyu çorak toprağa sürüyoruz da onunla ekin bitiriyoruz. Ondan hayvanları, kendileri yemektedir? Yine de görmüyorlar mı?”27
“Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı fazl sahibidir. Ancak insanların çoğu şükretmezler.”28
4- Muvahhid mü’min kullar, hata işlemekte ısrar etmezler.
Âlemlerin Rabbi Allah›a kul oldukları şuurunda olup idrak ederek kulluğa devam eden tevhid ve iman ehli olanlar, zaman zaman hata edebilir, ayakları ve dilleri sürçebilir, günah işleyebilirler... Çünkü masum olmak, ismet sahibi Nebîlere ve Rasullere mahsustur... Onlar, insanlık âleminin örnek öncüleridirler... Onların dışındaki diğer iman ehli olan mü’min Müslümanlar imtihanda oldukları için hata yapma ve günah işleme kusurları içinde bulunabilirler... İnsan olmanın gereği olan bu durumdan kurtulup, bu kusuru gidermek için yegâne Rabbimiz Allah’ın gösterdiği kurtuluş yoluna girmek ve hata ile günahta ısrar etmemek gerekir... O kurtuluş yolu ise, samimi bir şekilde “istiğfar ve tevbe etmektir!..”
 İstiğfar ve tevbe, mü’min Müslüman şahsiyetin, işlediği günahından pişman olup Allah›tan af dilemesi ve bir daha o günaha dönmemek için kesin karar vermesidir... Böyle ihlaslı davranan kulunu affeden merhamet ve rahmet sahibi Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kim işlediği zulümden sonra tevbe eder ve (davranışlarını) düzeltirse, şüphesiz Allah, onun tevbesini kabul eder. Muhakkak Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. Göklerin ve yerin mülkünün Allah’a ait olduğunu bilmiyor musun? O, kimi dilerse azaplandırır, kimi dilerse bağışlar. Allah, her şeye güç yetirendir.”29
“Allah’ın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe ancak cehâlet nedeniyle kötülük yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). İşte Allah, böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır. Tevbe, ne kötülükleri yapıp edip de onlardan birine, ölüm çatınca: ‘Ben, şimdi gerçekten tevbe ettim’ diyenler, ne de kâfir olarak ölenler için değil. Böyleleri için acı bir azap hazırlanmıştır.”30
Abdullah b. Mes’ud (r.a.) rivayet eder.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Günahtan tevbe eden kimse, hiç günahı olmayan kimse gibidir.”31
5- Zalimlere ve zulmün her türlüsüne karşı olan muvahhid mü’minler, ne zulmeder ne de zulme rıza gösterirler... Onlar, adaletle muamele eden âdil şahsiyetlerdir...
Tevhid ehli muvahhid mü’minler, en büyük zulmün şirk olduğunu bilir ve şirkin her türlüsünden uzak kalmaya ve insanları sakındırmaya vargüçleriyle gayret ederler...
Rabbimiz Allah azze ve celle şöyle buyurdu: “Hani Lokman, oğluna -öğüt vererek- demişti ki: ‘Ey oğlum, Allah’a şirk koşma. Şübhesiz şirk, gerçekten büyük bir zulümdür. “32
Zulüm, herhangi bir şeyi, fıtratı ve tabiatı gereği olması gerekli olan yerden alıp olmaması gereken yere koymaktır!..
Şirk, herhangi bir varlığa, onu yaratan Allah›ın vasfını vermek, onun hevâsından kaynaklanan hükümleri Allah’ın hükmüne tercih edip, Allah’ın indirdiği hükümleri yasaklayarak, onun hükmüyle hayatı düzenlemek ya da Allah’ın hükümleriyle beraber o varlığın hükümlerini de kabul edip, hayatı bu iki hükmün gereği gibi düzenleyerek ortaklığı gündeme getirmektir... Bundan dolayı Rabbimiz Allah: “Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, zalimlerin tâ kendileridir.”33 buyurdu...
Ayrıca insanların, kendi aralarında birbirlerine yaptıkları eziyetler, haksızlıklar ve insanların dışındaki canlı ya da cansız varlıklara yaptıkları haksız muamelelerin hepsi birer zulümdür... Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, yarattığı kullarının arasında zulmün her çeşidini haram kılmıştır!..
Ebu Zer (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: “(Allah) buyurdu ki: Ey kullarım, şüphesiz Ben, zulmü kendime haram ettiğim gibi, aranızda da onu haram kıldım. Bu sebeble birbirinize zulmetmeyin.”34
İmam Muhyiddin en-Nevevî (rh.a.), hadisin şerhinde şunları kaydeder: “Yüce Allah’ın: ‘Şüphesiz Ben, zulmü kendime haram ettim’ buyruğu ile ilgili olarak ilim adamları şöyle demiştir: Yani, Ben ondan arındım ve ondan pek yüceyim. Şanı yüce Allah hakkında zulüm imkansızdır. Çünkü şanı yüce Allah’ın üzerinde kendisine itaati gereken bir kimse yokken bir sınırı aşması nasıl mümkün olabilir? Âlemin tamamı, O’nun mülkünde ve egemenliği altında iken, başkasının O’nun mülkünde tasarrufu nasıl düşünülebilir?
Sözlük anlamı ile ‘tahrim: Haram kılmak’, men’etmek, yasaklamak demektir. Şanı yüce Allah’ın zulümden münezzeh olmasına ‘haram kılmak’ demesi, bir şeyin aslen olmaması hususunda yasak ve engel olunan şeye benzemesinden dolayıdır.
‘Ve onu aranızda haram kıldım. Bu sebeple birbirinize zulmetmeyin.’ Yani, kiminiz kiminize zulmetmesin. Bu da, yüce Allah’ın: ‘Kullarım, onu aranızda haram kıldım’ buyruğunu pekiştirmekte ve haram kılınmasının oldukça ağır olduğunu ifade etmektedir.”35
6- Muvahhid mü’minler, güzel ve örnek ahlâklarıyla ailelerine ve çevrelerine iyi davranır, hayır üzere bulunurlar.
Büyük bir ahlâka sahip36, en güzel örnek37, Allah’a katıksız iman edip sevenlerin mutlaka uymaları gerekli olan38, muvahhidlerin ve muttakîlerin önderi Rasulullah (s.a.s.)’i hayat örneği ve önderi kabul edip iman ederek itaat eden muvahhid mü’minler, en yakınları olan ailelerinden başlayarak, yaşadıkları toplumda davranışlarıyla güzel örnek olmaya gayret ederler...
Aile halkına karşı hürmetli ve muhabbetli olan mü’min Müslümanlar, İslâm›ın egemen olduğu evlerini, aile fertlerinin Kur’ân ve Sünnet ile eğitildiği, İslâm’ın yaşandığı bir yer haline getirme konusunda bütün imkanlarını sarfederler... Muvahhid aileleri kurar ve korumaya çalışırlar...
Muvahhid mü’minler, önderleri Rasulullah (s.a.s.)’in ahlâkıyla ahlâklanır, O’nun gibi davranırlar... Bu hâl, onların imanının gereğidir...
Mü’minlerin annesi Âişe (r.anha) anlatıyor:
“Rasulullah (s.a.s.), eliyle hiç kimseye vurmadı. Ne bir kadına, ne de bir hizmetçiye! Ancak Allah yolunda kendisiyle mücadele edilirse o başka!.. O’na hiçbir şey isabet etmemiştir ki, sahibinden intikam alsın. Meğer ki, Allah’ın haramlarından bir şeyi çiğnemiş olsun! Bu takdirde Allah azze ve celle için intikam alırdı.”39
Abdullah b. Abbas (r.anhuma)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Sizin en hayırlınız, ailesine en iyi olanınızdır. Ben de aileme en iyi olanınızım.”40
7- Muvahhid mü’minler, dünyada iman ile salih ameller işleyerek, izzetli bir hayat yaşayıp yegâne Rableri ve ilâhları Allah’ın rızasını kazanarak, âhirette cennetlik olmayı dilerler...
Allah’ın izni ve keremiyle cehennemden kurtulup cennetlik olmak isteyen mü’min Müslümanlar, Allah›ın kendilerine nasip ettiği hidayet üzere olmayı bütün imkanlarıyla devam ettirirken, katıksız imanlarını ve salih amellerini şirkten, küfürden, nifaktan, bid’at ve hurafeden korumaya özen gösterir, çok dikkat ederler!.. Dünyada izzet, âhirette cennet ehli olmanın gereği budur!..
Ebu Said el-Hudrî (r.a.) rivayet eder.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:”Ya Ebâ Said, her kim Rabb olarak Allah’a, din olarak İslâm’a, Peygamber olarak da Muhammed’e razı olursa, o kimseye cennet vacibtir.”41
Yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ, cennet ehli olmaya hak kazanmış muvahhid mü’min kullarının vasıflarını şöyle beyân buyurur: “Allah’a ve Rasulü’ne itaat edin ki, merhamet olunasınız. Rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın. O, muttakîler için hazırlanmıştır. Onlar, bollukta da, darlıkta da infâk edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever. Ve çirkin bir hayasızlık işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı hatırlayıp hemen günahlardan dolayı bağışlama isteyenlerdir. Allah’tan başka günahları bağışlayan kimdir? Bir de onlar, yaptıkları (kötülüklerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir. İşte bunların karşılığı, Rablerinden bağışlanma ve içinde ebedî kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerdir. (Böyle) yapıp edenlere ne güzel bir karşılık (ecir var).»42
Muvahhid mü’minler, hayat kitabımız Kur’ân’daki Rabbimiz Allah’ın beyân buyurduğu vasıfları iyice öğrenmeli ve gereği gibi amel etmelilerdir ki, bu şekilde hareket ettiklerinde Allah’ın rızasını kazanır ve karşılığında cennetlik kullarından olurlar... Yarışanlar, bunun için yarışmalıdırlar!..
Ubâde b. es-Sâmit (r.a.) rivayet etti.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Altı konuda bana güvence verin, ben de cennete gireceğinize dair güvence vereyim:
Konuştuğunuz zaman doğruyu konuşun. 
Verdiğiniz sözleri tutun.
Size verilen emaneti iade edin.
Cinsel organınızı zinâdan koruyun.
Gözlerinizi haramdan sakının.
Ellerinizi haramdan çekin!”43
Muvahhid mü’minler, dinlerinde samimi olup kulluk vazifelerine devam ettikleri ve ümmet şuuru ile mü’minlerle kardeş oldukları idrakiyle hareket ettikleri takdirde, Rableri Allah’ın sevgisini ve rızasını kazanırlar... Allah’ın rızasını ve sevgisini kazananlar da cennetlik kullardan olurlar... Allah, onlardan razı ve onlar da Allah’tan razı olmuşlardır...44
Bu satırlar, hem yazana hem de okuyanlara bir hatırlatma ve bir öğüttür...
“Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü gerçekten öğüt verip hatırlatmak, mü’minlere fayda sağlar”45
Hucurat, 49/15.
Bakara, 2/3-5.
Furkan, 25/68.
A’râf, 7/172-173.
Muaz b. Cebel (r.a.) rivayet eder.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Allah’ın kulları üzerinde sabit olan hakkı, kulların Allah’a itaat ve kulluk etmeleri ve Allah’a hiçbir şeyi ortak kılmamalarıdır.”
Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Cihad ve’s-Siyer, B.46, Hds.71.
Kitabu’l-Libâs, B.101, Hds.177.
Kitabu’l-İsti’zân, B.30, Hds.39.
Kitabu’t-Tevhid, B.1, Hds.2.
Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, B.10, Hds.48-49.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-İman, B.18, Hds.2781.
En’âm, 6/152.
Nahl, 16/91.
İsra, 17/34.
Ahzab, 33/70-71.
Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, B.13, Hds.62.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Fiten, B.12, Hds.3972.
Sünen-i Tirmizî, Kitabü’z-Zühd, B.47, Hds.2522.
Sünen-i Dârimî, Kitabu’r-Rikâk, B.4, Hds.2713-2714.
Nûreddin el-Heysemî, Sahih-i İbn Hibbân Zevâidi, çev.Hasan Yıldız, İst.2012, c.2, sh.653, Hds.2543.
Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale’s-Sahihayn, çev.M. Beşir Eryarsoy, İst.2013, c.10, sh.314, Hds.7944.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev.Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2013, c.1, sh.221-223, Hds.228-232.
Ebu Davud Süleyman b. Davud el-Cârûd et-Tayâlisî, Müsned-i Tayâlisî, çev.M. Ömer Yusuf, Konya, 2019, c.2, sh.11, Hds.1327.
Kıyamet, 75/36.
Mü’minun, 23/115.
Bkz. İsra, 17/70.
Bkz. En’âm, 6/165.
Bkz. Hud, 11/61. A’râf, 7/74.
Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
“Dedi ki: ‘Kiminiz kiminize düşman olarak hepiniz oradan inin. Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir. Kim Benim hidayetime uyarsa, artık o, şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz.” (Taha, 20/123)
“Dedik ki: ‘Oradan hepiniz inin. Bundan sonra size Benden bir hidayet geldiğinde, kim Benim hidayetime uyarsa, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.” (Bakara, 2/38)
Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, İst.2001, c.8, sh.349. (Yenda Yayınları)
sadeleştirilmiş nüsha: c.8, sh.448. (Azim Yayınları)
Kadı Nasırüddin Ebu Said Abdullah b. Ömer b. Muhammed eş-Şirâzî el-Beydavî, Beydavî Tefsiri, çev.Doç Dr. Abdulvehhab Öztürk, İst.2011, c.5, sh.398.
İmam Hafız İbn Kesir, İbn Kesir Tefsiri, çev.M. Beşir Eryarsoy, İst.2012, c.11, sh.490.
Yegâne İlâhımız Allah azze ve celle şöyle buyurdu: “Seninle birlikte tevbe edenlerle beraber emrolunduğun gibi dosdoğru davran. Ve azıtmayın. Çünkü O, yaptıklarınızı görendir.” (Hud, 11/112)
Mü’min, 40/61.
Geniş bilgi için bkz. Seyyid Şerif Cürcânî, Arapça-Türkçe Terimler Sözlüğü- Kitabu’t-Ta’rîfât, çev.Arif Erkan, İst.1997, sh.130-131.
Rağıb el-Isfahânî, Müfredât, çev.Prof. Dr. Abdulbaki Güneş- Dr. Mehmet Yolcu, İst.2010, sh.560.
A’râf, 7/10.
Hicr, 15/19-20.
Abese, 80/24-32.
Taha, 20/53-54.
Secde, 32/27.
Bakara, 2/243. Yunus, 10/6. Yusuf, 12/38. Neml, 27/73. Mü’min, 40/61.
Mâide, 5/39-40.
Nisa, 4/17-18.
Sünen-i İbn Mace, Kitabü’z-Zühd, B.30, Hds.4250.
Beyhakî, Şuabu›l-İman, çev.Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2015, c.7, sh.59, Hds.6780.
Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, çev.Zekeriya Yıldız, İst.2015, c.17, sh.422, Hds.17526-17527. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebir’den.
Lokman, 31/13.
Mâide, 5/45.
Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Birri ve’s-Sılâ, B.15, Hds.55.
İmam Buhârî, el-Edebü’l-Müfred, B.225, Hds.490.
İmam Beyhakî, Beyhakî Külliyatı- Allah›ın İsimleri ve Sıfatları, çev.Hasan Yıldız, İst.2019, c.1, sh.466, Hds.459.
İmam Muhyiddin en-Nevevî, Sahih-i Müslim Şerhi- el-Minhâc, çev.M. Beşir Eryarsoy, İst.2014, c.10, sh.562.
Bkz. Kalem, 68/4.
Bkz. Ahzab, 33/21.
Bkz. Âl-i İmrân, 3/31-32.
Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Fedâil, B.20, Hbr.79.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu’n-Nikâh, B.51, Hbr.1984.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Edeb, B.4, Hbr.4786.
Sünen-i Dârimî, Kitabu’n-Nikâh, B.34, Hbr.2224.
İmam Tirmizî, Hadislerle Peygamberimizin Özel Hayatı ve Güzel Ahlâkı- Şemâil-i Şerif, çev.Muhammed Raif Efendi, Konya, T.y. sh.180, Hbr.302/6.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.18, sh.212, Hbr.25778.
Sünen-i İbn Mace, Kiitabu’n-Nikâh, B.50, Hds.1977.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Menâkib, Hds.4148.
Sünen-i Dârimî, Kitabu’n-Nikâh, B.55, Hds.2265.
Nûreddin el-Heysemî, Sahih-i İbn Hibbân Zevâidi, c.1, sh.732, Hds.1312.
Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İmâre, B.31, Hds.116.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Vitr, B.26, Hds.1529.
Sünen-i Nesâî, Kitabu’l-Cihad, B.18, Hds.3117.
Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c.3, sh.402, Hds.1947.
Âl-i İmrân, 3/132-136.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.16, sh.271-272, Hds.23470.
Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c.10, sh.443, Hds.8130.
Nûreddin el-Heysemî, Sahih-i İbn Hibbân Zevâidi, c.1, sh.108-109, Hds.107.
Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c.7, sh.85, Hds.6709. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat’tan.
Bkz. Beyyine, 98/7-8.
Zariyat, 51/55.

Yazar:
MUHAMMED İSLAMOĞLU
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul