13 Haziran 2026 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / / İslam Aile Hukuku Çerçevesinde Eşlerin Şahsi Hak Ve Sorumlulukları
İslam Aile Hukuku Çerçevesinde Eşlerin Şahsi Hak Ve Sorumlulukları

İslam Aile Hukuku Çerçevesinde Eşlerin Şahsi Hak Ve Sorumlulukları R. Mesut Bayar

Giriş
İslam dini, yaratıcı tarafından insanlığa lütfedilmiş, onların dünya ve ahiret saadetlerini temin etmeye vesile olan ilahi bir nizamın adıdır. İnsanların iki cihan saadeti için ilkeler ve kurallar vazetmiş ve onların bunu uygulamalarını mezkûr saadetlerinin vesilesi kılmıştır. İnsanların bu kuralları doğru bir şekilde anlamaları ve uygulamaları için içlerinden peygamberler seçmiş ve onları diğer insanlara örnek ve önder kılmıştır. Bu örneklik hayatın her alanında olmuştur. Zira gönderilen elçi, bu hayatta bir eş, bir baba, bir komutan bir devlet başkanı bazen de ibadetlerdeki rehber olarak risalet vazifesini icra etmiştir. Peygamberlerin hayatlarında mezkûr kuralların pratiği görülmüş, ondan sonra sahabeleri aynı yolu takip etmiş ve nihayette varisleri olan âlimler yoluyla günümüze kadar bu yol sünnet yoluyla intikal edilmiştir.
Bu ilkelerin içinde ailenin yapısı, neslin devamı açısından önemli bir yer teşkil etmektedir. Zira neslin devamı dinin zaruretlerinden biri olarak görülmüştür. Ailenin oluşumu ile ilgili kurallar vazedildiği gibi devamı ile ilgili de önemli oranda prensipler hem ayetlerde hem de hadislerde geçmektedir.
 Ailenin devamı, aile bireylerinin sorumluluklarını yerine getirmelerine bağlıdır. Aile bireylerinin temelini oluşturan karı-kocanın karşılıklı hak ve sorumlulukları ise ailenin idamesinde en önemli unsurdur. Eşlerin birbirlerine karşı sorumluluklarını İslam hukukçuları, mehir ve nafaka verme gibi uygulamaları mali sorumluluklar, iyi geçim, karşılıklı sevgi-saygı, ortaklaşa hareket ve cinsel görevler gibi durumları ise şahsi sorumluluklar kategorisinde değerlendirerek ele almışlardır. Bu çalışmada eşlerin birbirlerine karşı şahsi sorumlulukları incelenecektir.
1. Karı-Koca ve Şahsi Sorumluluklarına Genel Bir Bakış
Evlilik ve nikâh akdiyle bir araya gelmiş ve aralarında zevciyet bağı oluşmuş taraflara karı-koca denilmektedir. Tarafların birbirlerine karşı hak ve sorumluluklarının çoğu akitle beraber devreye girmektedir. Çünkü akit gerçekleşmeden karı-koca ilişkisi meydana gelmemektedir. Sorumlulukların geri kalan diğer kısmı ise zifaf gerçekleştikten sonra devreye girmektedir. Ancak bir kısmı karşılıklı muaşeret ve hayatın ileriki safhalarında ortaya çıkmaktadır.
Karı kocanın şahsi sorumlulukları ikisinin ortak sorumlulukları ve eşlerden her birinin diğerine karşı bireysel sorumluluğu olmak üzere iki kısma ayrılır. Konunun netleşebilmesi açısından önce ortak sorumluluk hakkında kısa bilgiler verilecek, ardından her birinin yekdiğerine karşı özel sorumlulukları izah edilecektir.
1.1. Ortak Sorumluluklar
1.1.1. Cinsel Sorumluluk
Eşlerin birbirlerine karşı şahsi görevlerinin başında cinsel görevlerini yerine getirmeleri yer almaktadır. Ayetlerde eşlerin birbirlerinin örtüleri olduğu1 Allah’ın büyüklüğünün bir nişanesi olarak aralarında sevgi ve merhamet duygularının yerleştirildiği2 şeklinde ayetler bulunmaktadır.
Söz konusu ayetlerde iki tarafın da birbirlerinin ilgi ve sevgisine muhtaç oldukları vurgulanmaktadır. Öyleyse iki taraf da birbirlerine bu konuda yardımcı olmalıdır. Böylece aile bağının devamı konusunda güç kazanmış olacaklardır. Taraflar bu görevlerini ihmal ettikleri vakit haliyle mutsuzluk baş gösterecek, ihmal edilenin gözleri dışarıda olacak ve zaman içinde aile huzursuzluğu baş gösterecektir. Bu vahim sonuçların başta düşünülmesi ve bu konuda dikkatli olunması önem arz etmektedir.
Hadisi şeriflerde görülen rivayetler ise bu konuda sorumluluğu daha fazla kadına yüklemektedir. Bazı rivayetlerde kocası tarafından yatağa davet edilen kadının buna karşı çıkmaması gerektiği belirtilmektedir.3 Bu rivayetlerde neden kadının da isteğinin vurgulanmadığı şeklinde itirazlar gelebilir. Ama burada bahsedilen kadının mazeretsiz ve tamamen tavır takmak suretiyle böyle bir harekette bulunmasıdır.
Ayrıca aile bir kurum ve koca da bu kurumun reisi statüsünde görüldüğünden bu kurumun zarar görmemesi adına özellikle kadından daha fazla bir fedakârlık beklenmiştir. Diğer yandan kadının erkeğe nazaran daha seyrek ve daha yavaş cinsel arzusunun doğması da bu tür rivayetlerde kadının fedakârlıkta bulunarak erkeğe yardım etmesinin istendiğini de söylemek mümkündür.
Cinsel ilişkinin diyânî ve kazâî olmak üzere iki ayrı hükmü bulunmaktadır. Buna göre günahtan korunmak amacıyla veya eşlerden birinin talebi varsa, diyânî(teklîfî) hüküm açısından vacip olur. Bu yönüyle müşterek bir hakktır.25 Kazâî hükmü (ihmal edildiği takdirde hukuken müeyyideyi gerektirecek bir fiil olup olmayacağı) konusunda ise görüş ayrılığı bulunmaktadır. Hanefîler ve Şâfiler’de zifafın kazâî anlamda kocaya ait bir hak olduğu görüşü ön planda iken26, Mâlikî ile Hanbelî mezheplerine ve İbn Hazm gibi müçtehitlere göre kazâî açıdan da cinsel ilişki müşterek bir haktır.4
1.1.2. İyi Geçinme
Arapçada hüsn-i muaşeret olarak olarak geçen bu kavram Kur’an ve Sünnetin en önemli emir ve tavsiyeleri arasındadır. Ayette “Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız, Allah’ın hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış olabilirsiniz”5 buyurulmaktadır. Muaşeret olarak zikredilen bu kısma birçok söz ve davranışı dahil etmek mümkündür. İki tarafın da birbirlerine saygı göstermesi, birbirlerinin kusurlarını affetmeleri, aralarındaki sorunların büyümesine sebep olmamaları önem kazanmaktadır. Hz. Peygamber bir hadisi şeriflerinde “Sizin en hayırlılarınız eşlerinize en iyi davrananlarınızdır”6 buyurmuştur.
Aslında Müslüman olarak herkesle geçimli olmamız emredilmiştir. Müslüman başka insanların onun elinden ve dilinden selamette olduğu kişidir.7 En fazla kendileriyle iyi geçinmemiz gerekenler hayat boyunca beraber olacağımız hayat arkadaşımız olacak olan eşlerimizdir. İyi günde zor günde beraber olunduğunun farkına varılarak taraflar hareket etmeli, kimi boş hırslar ve egoya koca bir yuva feda edilmemelidir.
Her insan gibi eşler de muhakkak yeri geldiğinde bazı anlaşmazlıklara düşebilecekler ama hiçbir zaman bu anlaşmazlıklar uzun süre devam etmeyecek ve süre gelen bir sorunmuş gözüyle bakılmalıdır. Şiddetli geçimsizlik, eşlerden birinin diğerine anlık öfkesi ve tarafların kavga etmeleri değildir. Öfke anında her insan istemeden bir şeyler söyleyebilir. Bunu büyütmemek gerekir. Şiddetli geçimsizlik, evlilik birliğinin devamının eşlerden biri veya her ikisi için de çekilmez hale gelmesi ve devamının mümkün olmamasını ifade eder. İslam hukukunda buna şikak hali denilmiştir.
Şikak hali için İslam hukukunda vaazu nasihat veya ayrı yatmaları ve fiziksel tepkisini ortaya koyması da engel olmazsa araya aile hakemleri girer.8
Geçimsizliğin sebebi erkek olduğunda, kadın tüm fedakârlık ve barış girişimlerine rağmen bir karşılık bulamazsa şikak hali gerçekleşmiş olur. Geçimsizliğin sebebi kadın olduğunda, erkek zikrettiğimiz her üç aşamayı da denediği halde faydasını görmezse onun için de şikak hali gerçekleşmiş olur. Bu durumda her ikisinin de konuyu hakeme götürme hakkı vardır. Fakat eşler arasında anlaşmazlığın düzelmesi imkânı olduğu sürece sorun hakeme götürülmez. İkisinin anlaşamayacağı ve sorunun büyüyeceği anlaşıldıktan sonra hakemlerin yetkisine başvurulur.9
İslam’da nihai anlamda boşanma vardır. Ancak boşanma aşamasına gelmeden önce taraflarca yapılması gerekenler hususundaki Kur’ân’ın emir ve tavsiyeleri göz önünde bulundurulduğunda, herhangi bir anlaşmazlıkta eşlerin, (özellikle boşamayı kendi elinde bir güç ve hak olarak gören erkeğin) açıklanan prosedüre uymaksızın boşanma yoluna başvurmalarının helal olmadığı rahatlıkla söylenebilir.10
Eşler arasında meydana gelen anlaşmazlıkların çözümü için uzun bir süreye ihtiyaç duyulduğu anlaşılmaktadır. Çözüm için önerilen her yöntemin belirli bir süreye ihtiyaç duyduğunu düşündüğümüzde sürenin uzunluğunu tahmin edebiliriz. Uzun süre, taraflara sağlıklı düşünme imkânı da sağlamaktadır. Uzun süren çözüm arayışlarına rağmen hiçbir çare bulunmazsa güzellikle ayrılırlar.11

1.1.3. Evlatların Bakımı
Evlatların bakımı evlat terbiyesinin bir kısmını teşkil etmektedir. Evlat bakımı ebeveynlerin çocukları üzerindeki görevlerinden biridir. Kimi yerde farklılaşsa da ebeveynlerin ortak sorumlu oldukları meselelerden biridir. Evlat eğitiminin de evlat bakımının da anne karnında başladığı kabul edilir.
Evlat bakımının anne karnındaki ebeveyne yüklediği sorumlulukların başında sağlıklı bir şekilde doğumun gerçekleşmesi için dikkatli olmaktır. Çocuğa zarar veren şeylerden ikisinin de özellikle anne olacak kadının uzak durması gerekir. Kötü alışkanlıklar bu dönemde çocuğun hem maddi hem de manevi yapısında etkili olabilmektedir. Bunu göz önünde bulundurularak dikkatli olmak gerekir. Bu dönemde kadının yüklendiği zorluklar ve doğumun bizatihi kendisi zahmetli iş olduğundan, dinimiz anne karşı evlatların itaatkar olmalarının çok önemli olduğunu bize göstermiştir.
Bakımın ikinci aşaması ise çocuğun küçük yaştaki bakımıdır. Çocuğun beslenmesi başta olmak üzere birçok hakkı bulunmaktadır. Bu dönemdeki çocuğun bakımı konusunda zaman içinde bir literatür oluşmuş ve fıkıhta hıdâne ismiyle bir sorumluluk ortaya çıkmıştır. Hidâne (hadâne), İslâm hukukunda küçüğün ve bu hükümde olan kimselerin gerektiği şekilde büyütülüp yetiştirilmesi, korunup gözetilmesi ve eğitilmesi amacıyla kanun koyucunun belli şahıslara tanıdığı hak, yetki ve sorumluluğu ifade eder.12 Hidâne, belirli yaşlarda sadece anneye veya babaya olsa da genel itibariyle ikisinin de üstenmiş olduğu bir sorumluluktur.
1.1.4. Evlatların Terbiyesi
Ebeveynler, çocuklarının dini ve ahlâki vasıfları kazanması için çocuklarıyla devamlı ilgilenmeli ve onlara faydalı olabilmelidir. Hz. Peygamber (s.a.v) “Hiçbir baba çocuğuna güzel edepten daha değerli bir şey bırakmamıştır”13 buyurarak bunun ne kadar önemli olduğunu bize göstermiştir. Güzel bir isim bırakmak bile burada önemli olabilmektedir. Çocukların adab-ı muaşereti öğrenmeleri nerede ne yapacaklarını ancak ebeveynleri onlara öğretebilir. Bu bazen bizatihi nasihatlerde bulunmak bazen ise ebeveynlerin kendi davranışlarıyla çocuklarına örnek olmaları suretiyle gerçekleşmektedir. Ailenin ilk okul, temel mektep olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır.
1.2.Eşlerin Birbirlerine Karşı Şahsi Sorumlulukları
Eşlerin birbirlerine karşı olan sorumlulukları karşılıklı olduğundan birinin sorumluluğu diğerinin hakkı olarak ortaya çıkmaktadır. Bir kısmı ortak görev alanına girse de aslında detayda biri birinden kısmen ayrılabilmektedir. İslâm hukuku açısından iki tarafın da birbirlerinin üzerinde hakları vardır. Ama erkeklerin aile reisi olmaları hasebiyle ayetin ifadesiyle hakları bir derece daha fazladır. Ayette” Kadınların, yükümlülükleri kadar meşru hakları vardır. Yalnız erkeklerin kadınlar üzerinde bir derece farkı vardır.14 buyurulmaktadır.
1.2.1. Kocanın Sorumluluğu: Eşine Zulmetmemesi
Kur’an ve Sünnette kadının kocasına zulmünden bahsedilmemektedir. Çünkü hem nazik yaratılışlı olmasının verdiği bir zayıflık hem de aile reisi olmaması gibi sebeplerle daha çok kendisi kocasının zulmüne maruz kalabilmektedir. Kadının kocasına karşı görevlerini yerine getirmemesine bu sebeple nuşûz denilmiştir. Doktrinde daha ziyade kocanın hanımına zulmetmemesi gerektiği şeklinde kurallar var. Hatta İslam hukukçuları eşine zulmedecek bir erkeğin kendini değiştirmedikçe evlenmemesi gerektiğini bile belirtmişlerdir.15
Kocanın adaletli davranmaması, zulmün bizatihi kendisidir. Bu birçok şekilde gerçekleşebilir. Nafakasını temin etmeme, cinsel haklarından mahrum etme ve daha birçok madde sayılabilir. Fakat şahsi hak ve sorumluluklardan bahsettiğimiz için hanımını diğer insanların yanında küçük görmemesi, adaletli davranması; özellikle eşini diğer hısımları karşısında ezdirmeme, yeme, içme, giyim ve barınmada, ailenin sosyal seviyesine uygun bir standarda (marufa) göre davranma ve bilhassa birden fazla kadınla evlilikte, eşler arasında karı-koca hayatının gerektirdiği tüm haklarda eşitliği gözetmek zorundadır.
Eşleri arasında adaletli davranmayacağına kanaat getirdiği takdirde birden fazla evlenmemesi gerekir. Bu konu açık bir şekilde ayette geçmektedir. Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız, o taktirde bir tane alın.16
1.2.2. Kadının Sorumluluğu: Kocasına İtaat Etmesi ve Namusunu Muhafaza Etmesi
Kadının tüm sorumluluklarının nuşûz halinde olmaması şeklinde tek ifadeyle özetlenebilir. Nuşûz kelimesi fıkıhta “kadının evlilik hukukuna riayet etmemesi, evlilik birliğini sürdürmeyi engelleyecek düzeyde geçimsizlik sergilemesi” demektir. Bu durumdaki kadına nâşize denir. Genellikle kadın için kullanılan nuşûz kelimesi, erkeğe izâfe edilerek kullanıldığında kocanın karısına karşı görevlerini ihmal etmesini, ona karşı kötü muamelede bulunmasını ifade eder.17
Kadının kocasına itaati ile ilgili fıkıh kitaplarında birçok örnek zikredilmektedir. Kadının kocasının evine yerleşmesi, zorunlu haller dışında kocasından izinsiz dışarı çıkmaması, nafile oruç tutmaması gibi bazı örnekler geçmektedir. Bütün bu örneklerde aile birliğinin sağlanması ve aile yuvasının dağılmaması amaçlanmaktadır. Bu ilkelerin her iki tarafın da maslahatı için mevcut olduğunu düşünüp farklı bir önyargılı yaklaşım içinde olmamak gerekir.
Elbette itaatin bir sınırı vardır. Evli kadının kocasının evinde oturması, mutat ev işlerini yapması ve çocuklarının eğitim ve bakımıyla uğraşması, itaat kapsamına girer. Koca, eşinin görüşüp görüşemeyeceği kişi veya aileleri belirleme hakkına sahiptir.
Kadın kendi iffetini (namusunu) koruduğu gibi, kocasının bulunmadığı zamanda onun şeref ve namusunu, evini, malını ve çocuklarını da koruması gerekir.
SONUÇ
İslam hukukunun aileye verdiği önem, ilkelerinin çokluğundan anlaşılmaktadır. Sadece genel hatlarıyla ele aldığımız eşlerin hak ve sorumluluğunu anlatan bu çalışmamız bile buna verilen değerin ne derece büyük olduğunu göstermektedir. Bundan hareketle aile kurumunun korunması için eşler sorumluluklarını azami derecede yerine getirmelidir. Özellikle bu bağın azaldığı günümüzde bu görev ve sorumluluk daha önem kazanmıştır.


Bakara, 2/187.”Siz onlar için örtü onlar da sizin için örtüdür.”
Rum, 30/21..” Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peydâ etmesi de O’nun (varlığının) delillerindendir.
Buharî, Nikâh 85, Bed’ü’l-Halk 6; Müslim, Nikâh 122.
Bayar, Mesut . “Zifafın Hükümlere Etkisi”. Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi (ÇÜİFD) 20 / 1 (Haziran 2020): 163.
Nisa, 4/19.” Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız, Allah’ın hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış olabilirsiniz
Tirmizî, Radâ’, 11.
Buhârî, İman 4, 5, Rikak 26; Müslim, İman 64-65.
Nisa, 4/34-35.
Bayar, Mesut . “İslam Aile Hukukunda Karı-Koca Arasında Meydana Gelen Anlaşmazlıklara Önerilen Çözümler”. Şarkiyat / 5 (Nisan 2011), s.103.
Paçacı, İbrahim, “Sosyal Hayattaki Değişim Sürecinde İslam Hukuku”, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, Nisan 2007, Konya, XII,s.82.
Bayar, Mesut . “İslam Aile Hukukunda Karı-Koca Arasında Meydana Gelen Anlaşmazlıklara Önerilen Çözümler”. Şarkiyat / 5 (Nisan 2011), s.108.
Bardakoğlu,Ali, “Hidane”. İslam Ansiklopedisi, İstanbul: TDV Yayınları, 1998, 17/467.
Tirmizî, Birr ve Sıla, 33.
Bakara, 2/228.
Çolak, Abdullah, İslam Aile Hukuku, İstanbul: Ensar Yayınları, 2021, 52-53.
Nisa, /4/3.
Günay, Hacı Mehmet, İslam Ansiklopedisi, İstanbul: TDV Yayınları, 2007, 33/303.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul