27 Ocak 2023 - Cuma

Şu anda buradasınız: / İSLÂM SAVAŞ HUKUKU ŞAHİDİ ŞEHİT ABDULLAH AZZAM
İSLÂM SAVAŞ HUKUKU ŞAHİDİ ŞEHİT ABDULLAH AZZAM

İSLÂM SAVAŞ HUKUKU ŞAHİDİ ŞEHİT ABDULLAH AZZAM KAZIM SAĞLAM

Abdullah Azzam, 1941 yılında Filistin’de doğdu. Buradaki ilk ve orta öğretimini tamamladı. Daha sonra Şam Üniversitesi Şeriat Fakültesi’ni bitirdi. 1967’de Amman’da öğretmenlik yaparken Batı Şeria ve Mescid-i Aksa'nın Yahudilerin eline geçmesi üzerine Müslüman Kardeşler’in mücahid birliklerine katıldı. Bir süre Amhud Şeriat fakültesinde öğretim üyesi olarak çalışmış, Usul-û fıkıhta 1973’te doktorasını tamamladı. Abdullah Azzam, İslâmabad'daki Uluslararası İslâm Üniversitesi’nde ders verirken aynı zamanda yeni başlayan Afgan Cihadı ile yakından ilgilenmişti. Zaten, Abdullah Azzam’ın İslâm âleminde tanınması da onun Afgan Cihadı’nda aldığı kritik rol ile başlamıştır.
Tevbe Suresi 122. Ayetin Canlı Şahidi
وَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنْفِرُوا كَٓافَّةًۜ فَلَوْلَا نَفَرَ مِنْ كُلِّ فِرْقَةٍ مِنْهُمْ طَٓائِفَةٌ لِيَتَفَقَّهُوا فِي الدّ۪ينِ وَلِيُنْذِرُوا قَوْمَهُمْ اِذَا رَجَعُٓوا اِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ۟
“İnananlar toptan savaşa çıkmamalıdır. Her topluluktan bir taifenin dini iyi öğrenmek ve milletlerini geri döndüklerinde uyarmak üzere geri kalmaları gerekli olmaz mı? Ki böylece belki yanlış hareketlerden çekinirler.” Tevbe, 122)
Bu ayet, savaşa/cihada katılanların şer-i şerifi çiğnememeleri için dini bilenlerin savaştan dönenlere nasihat etmeleri, dinin emir ve yasaklarını bildirmeleri, İslâm savaş hukukunun dışına çıkmamalarını ifade etmektedir.
Uyarıcı vasfına haiz olanlar, kimlerdir, hangi tür alimlerdir? Müfessirler farklı açıklamalarda bulunurlar. Sadece ilimle uğraşıp cihadı dışarıdan seyredenler mi, yoksa hem cihad edip hem de ilim sahibi olanlar mı?
Hayatında cihada katılmayan ve cihadın da İslâm’da olamayacağını savunan, cihadın bu asırda olamayacağına inanan, belki de İslâm devletinin de mümkün olmadığına kâni olan ilim adamlarının (!) canını Allah uğruna feda eden muvahhid Müslümanlara nasihat etmeleri ne kadar doğru olabilir?
Ayet, cihada katılan veya katılamasa bile cihadı savunan ve cihadı İslâm’ın bir emri olduğuna inanan alimleri kast etmektedir. Azzam, bu hususta Seyyid Kutub’un düşüncesi doğrultusunda hareket eden bir alim, mücahit, müfessir ve fıkıh usulu alimidir. Usul-u fıkhın kaideleri doğrultusunda hareket eden ve Tevbe Suresi, 122. ayeti canlı olarak yaşayan bir şehittir.
Sahada Yaptıkları
Yıllarca süren bir Afgan cihadı vardı. Bu cihad ile Afganistan’ın dışından oraya akın akın Müslümanlar gittiler. O Müslümanların cihada katılma sürecinde birtakım sıkıntılar yaşandı, iç kavgalar oldu. Dışarıdan gelen mücahidler Afgan halkıyla bazı problemler yaşadı. Afgan cihadının daha düzgün, daha makul, daha İslâmi ve daha insani çizgide kalmasını sağlamak gerekliydi. Bunun içinde ciddi bir eğitime ihtiyaç vardı ve bir alim, mütefekkir, mücahid, cihad ruhunu taşıyan ve İslâmi hassasiyetlere riayet eden Abdullah Azzam bu işi üstlendi.
Abdullah Azzam, Peşaver’de bir nevi okullar açtı, medreseler kurdu ve hastaneler açtı. Cihadı ruhen ayakta tuttu, yurt dışından gelen mücahitleri eğitmek için bir mektep kurdu.
Afgan mücahid liderler üzerinde de etkisi olan birisiydi ve birbirlerine düşmanlıklarını engellemeye çalışarak onların aralarını buluyordu. İşte biz bunların paylaşılması gerektiğini düşündük. Çünkü orada fiili bir cihad vardı ve bu fiili cihadın getirdiği sorunlar ve bu sorunların çözüm yollarını Azzam’ın kitaplarında bilhassa Tevbe Suresi’nin tefsirinde bulmak mümkündür. Seyyid Kutub’un “Fizilal’l- Kur’an” tefsirinden mülhem olarak “Fi Zilal-i Suret’-Tevbe” isminin verilmesinde de nasıl bir yol takip ettiğini görmek mümkün. Dolayısıyla o kültür, o ruh halini bildiğimiz için bu kitabını yayınlamaya karar verdik. Bu kitap Abdullah Azzam’ın verdiği derslerden derlenmiş bir kitaptır. Kitabı okuyan herkes görür ki burada sadece klasik tefsir metodu yoktur. Bununla beraber bugünkü problemlere çare bulmaya çalışan, fetvalar veren bir nevi yerine göre içtihatlar eden bir Azzam var. Azzam, Tevbe Suresi’ni merkeze alarak, bir savaş ve cihad hukuku ortaya koymuştur. Ayrıca bu kitapta pasaportla girme, eman verme, yabancılarla istişare etme, mücadele etme, İslâm coğrafyası başta olmak üzere tüm dünyanın siyasi ve kültürel atmosferine de şahit olursunuz kitabı/ kitaplarını okuyunca. Biz bunları bildiğimiz için kitabı yayınlamayı uygun bulduk.
Tevbe Suresi Dışındaki Kitapları
Daha sonra farklı yayınevlerinden çıkan kitaplarını bir araya getirilerek “Şehid Abdullah Azzam Külliyatı”nı yayınlandık.
Abdullah Azzam’ın ufak risaleler halinde yazdığı kitaplar var. Bunlar sağda solda değişik yayınevleri tarafından çıkmış kitaplar ve doğrusu baskıları, tarzları benim hoşuma gitmedi. Biraz da Abdullah Azzam’a duyduğum saygı dolayısıyla yayın evleri ile anlaşarak, bu risalelerin hepsini bir araya getirdik. Bu sırada bazı konuların tekrar edildiğini gördük ve onları çıkararak bu “on bir risale”yi kendimize göre bir sıraya koyduk. Böylece bir külliyat oluştu.

Azzam’ın kitapları aynı zamanda Ortadoğu İs-lâmi mücadelenin de tarihi seyrine ışık tutan kitaplardır. Sadece dini metinler değildir. Örneğin; bu kitaplara baktığınızda, Azzam’ın Amerika ve Avrupa’daki Müslümanların ahvalini anlattığını görüyorsunuz. Aynı zamanda kitapta hilafetin ilgası, Hamas, Rusya’nın çöküşü gibi meseleleri de bulursunuz. Kitap aynı zamanda Azzam’ın dünya görüşü ile kişiliğini de ortaya koyar.
Abdullah Azzam, ümmet adına kaygı duyan, ümmetin birliği, dirliği ve dirilişi için gayret gösteren bir insandı. Siyonist devletin kuruluşuna şahit olmuş, onlarla mücadele etmiş ve oradan da kendi gözlerinin önünde İslâm topraklarının elimizden kayıp gittiğine şahit olmuştur. İngiliz emperyalizminin bölgedeki işgallerini, zulümlerini görmüş, daha sonra Amerikan işgalini de yaşamıştır. Bir dava ve bir ilim adamı olarak üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmeye çalışan bir kişiliğe sahipti. Azzam aynı zamanda Arap dili ve gramerine, İslâmi literatüre sahip makam ve mevkii, akademisyenliği bırakıp yokluk içerisinde yaşamayı göze almış, ideali/davası uğruna her şeyi göze alabilen bir şahsiyete sahiptir. İlmin, davet ahlakının dava adamlığının getirdiği vakarı, düzgün ve dik duruşunu sürdüren ama asla taşkınlık yapmayan, dengeli, makul, dirençli, ümmetin geleceğini düşünen ve ona göre kalıcı adımlar atmaya çalışan bir şahsiyet olarak nitelendirmek doğru olur sanırım. Dünya malında gözü yok. Vasiyetinde de beyan ettiği gibi çoluk çocuğuna mal mülk bırakmıyor, geriye kişilik ve ahlak sahibi bir dava adamlığını miras bırakıyor. Bu bizim için yani bugünkü Müslümanlar için çok gerekli bir şeydir.
Selefi ağırlıklı Arap Müslümanlar, Afganlıların muska takmaları, tarikatçılık, vesile gibi şeyleri gündeme getirerek onları tahkir ediyorlardı. Tekfire varan aşırılıkları da vardı. Azzam bunları yumuşatarak Afgan cihadında bu gerginliği ortadan kaldırmaya çalışıyordu, yayınladığı fetvalarla, Arap ülkelerine gidip verdiği konuşmalarıyla. Sahip olduğu irtibatları ile Afgan cihadına Müslümanların bizzat katkısını da sağlamış bir adamdır. O yönüyle Afgan cihadının hem desteklenmesine hem de sıhhatli yürümesine büyük katkısı olmuştur. Belki de bunun için şehit edildi, onu da bilemiyoruz.
Azzam Niçin Şehit Edildi?
Abdullah Azzam, çocukları ile beraber cuma namazına giderken suikasta uğradı ve şehit edildi. Bunun kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor. Bugün daha rahat anlıyoruz ki, dış dünya makul, aklı başında mücadeleyi istemiyor. Mücadele edecekse de beraberinde problem olan, yarın öbür gün birbirlerine düşebilen insanların riyasetinde mücadelenin gitmesi dış dünya için daha lüzumlu ve işlerine yarar. Onu şehit ederek bu dengeyi ortadan kaldırdılar. Allahu a’lem muhtemeldir ki, yaşıyor olsaydı Afganlılar bu kadar birbirlerine girmezlerdi. Çünkü onun savaş boyunca mücahitler üzerindeki etkisi savaştan sonra da kendisini gösterecekti. Azzam ortadan kaldırılarak denge unsurunun bir ayağı çöktü. Bu sonuçtan hareketle şunu diyebiliriz: “Müslümanların birbirlerini boğazlamasını önleyen kişiler, birileri tarafından öteki addedilir. Ve öyle ya da böyle ortadan kaldırılır.”
Azzam, iç düşman ihdas etmeye karşı bir adamdı. Azzam’ın düşmanları aleni açık İslâm düşmanları, topraklarımızı işgal eden emperyalistlerdi. Dolayısıyla gösterdiği hedef kendinden olan birisi değildi, ötekisi topraklarımızı işgal edenlerdi. Ortadoğu’yu işgal eden İngilizler, yine topraklarımızı işgal eden Siyonist İsrail devleti ve Afganistan’da da Rusya onun ötekisiydi.
Eğer bugün yaşıyor olsaydı topraklarımızı işgal eden emperyalistlere karşı bir cephe oluşturacaktı ve Müslümanlar arasındaki kavgaların önünü alabilecekti. Belki bu söylediğim abartı olarak algılanabilir ama öyle değil. Zaten birkaç aklı başında insanla bu işler yürür ve birkaç fitneci insanla işler tersine döner. Ümmetin birliğini istemeyenler Azzam’ı şehit etmiştir, demek mümkün.
Abdullah Azzam’ın bir özelliği de ümmetin karşı karşıya kaldığı problemleri bir öncelik sırasına koymasıydı. İngiliz (ABD), istilacı Siyonist İsrail devleti, Rusya varken Azzam başka şeylerle uğraşmadı.
Müslüman olarak önceliğimiz imandan sonra belki iman ile beraber işgalin ortadan kaldırılmasıdır. Hür olmayan insanın düşüncesi de hür değildir. Hür olmayan insanın İslâm’ına leke gelir. Amerika’nın, Rusya’nın, Avrupa Birliği’nin, Çin’in gölgesinde, himayeleri altında yaşayan insanın ne kadar hürriyeti vardır. Bu kimseler, ne kadar sıhhatli İslâm düşüncesine sahip olabilir? Azzam bunları biliyordu. Öncelikle hürriyet ortamı olacak. Hürriyet demek birinci derecede küfrün çizmesinin oradan kalkması, dolaylı ya da dolaysız sömürüye son verilmesi demektir.
Bugün de Müslümanların vazifesi budur. Yani ötekini görmeyip gelip mahalle bakkalı ile, imamı ile, muhtarı ile kavga etmek ne kadar makul, ne kadar akıllıca... Azzam bütün bunları bilecek kadar fıkheden bir adamdı. Çünkü o dünya siyasetini biliyordu, dünyayı dolaşmış biriydi, öyle gözü kapalı biri değildi. Amerika’ya gidene başka, Avrupa’ya gidene başka, İslâm dünyasında olup ülkesindeki zalimlere karşı mücadele edene başka tavsiyelerde bulunuyordu. Mesela; Namaz ile zekât arasını ayıranla savaşılır. Harem bölgesine gayr-i müslim giremez. Esad (vb.) kafirdir. Bekarların ABD ve Avrupa’ya gitmeleri okumak için dahi olsa caiz değildir. Modern cahiliye eski cahiliyeden daha tehlikelidir. Pasaportla Afganistan’a gelenlere eman verilmiştir, onlar öldürülmez. Müslümanlar sözlerinde durmalıdır, ahit verilmişse ahitler yerine getirilir…
Bugün de hepimiz birbirimizle uğraşacağımıza birinci ötekimizi sömürgeciler olarak kabul edebilirsek, o zaman bir çıkış yolu buluruz. İsrail, Amerika ve Batı adına bağrımıza yerleştirilmiş bir karakoldur. Bunu görmeyip sadece birbirleriyle uğraşmanın ne anlamı var. İsrail nasıl Batı için değer ifade ediyorsa, Filistin ve İsrail’le savaşta bizim için aynı değeri ifade etmesi lazım. Burada ümmetin öncelik sırasında bir eksiklik var. Azzam bu öncelik sırasını çok iyi görebilen bir insandı. İnşallah Azzam’ın ümmetçi ve vakarlı düşüncesine tekrar dönülür.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul