27 Ocak 2023 - Cuma

Şu anda buradasınız: / ABDULLAH AZZÂM (rh.a)’in DAMADI ABDULLAH ENES İLE RÖPORTAJ
ABDULLAH AZZÂM (rh.a)’in DAMADI  ABDULLAH ENES İLE RÖPORTAJ

ABDULLAH AZZÂM (rh.a)’in DAMADI ABDULLAH ENES İLE RÖPORTAJ Muhammed Sekman

Kendinizden Kısaca Bahseder Misiniz?
Adım Abdullah Enes şu anda İngiltere’de yaşıyorum. 64 yaşındayım. Medya alanında faaliyetler yürütüyorum. Sovyet işgaline direniş gösterilen dönemde Pakistan’ın Peşaver kentindeki Mücahid Hizmetleri Büro Başkanlığı’nı yaptım. Aslen Cezayirliyim, Afganistan’daki Sovyet işgaline karşı cihat sürecine aktif çalışmalarda bulundum ve “Cihadla Yaşamım: Cezayir’den Afganistan’a (My life in jihad, from Algeria to Afghanistan)” isimli kitabın yazarıyım.
Şeyh Abdullah Azzâm İle Ne Zaman Tanıştınız?
Hatırladığım kadarıyla Abdullah Azzâm rahmetullahi aleyh ile ilk karşılaşmamız 1984 yılında olmuştu. Hac mevsimindeydik. Hatta o dönemde kendisi de hacda bulunan Erbakan’la beni tanıştıranda oydu. Kendisiyle ilk defa tanışmam ve muhabbetimizin başlaması bu dönemde oldu. (Rabbim onu şehidlerden saysın). 1989’da 24 Kasım Cuma günü, Peşaver’de şehid edilmesine kadar hiç ayrılmadık. Şehid edildiği gün Muhammed ve İbrahim isimli çocuklarıyla birlikte Cuma hutbesi vermeye gidiyordu.
Sovyetlere karşı savaşmak için bölgeye akın eden yabancı savaşçıları yerleştirmek, finanse etmek, eğitmek ve idaresini sağlamak üzere Mekteb el-Hidamat’ı kurduğunda da kendisiyle beraberdim. Daha sonra Allah bana kızıyla evlenme şerefini nasip etti. Bu evlilikten 5 çocuğum oldu ve elhamdülillah mutlu bir hayatımız var.
Kısaca Şeyh Abdullah Azzâm’ın Hayatından ve Ahlakından Bahsedebilir misiniz?
Abdullah Azzam’ın ilmi ve ahlakını anlatmak için kitap yazsak ciltlerce tutar. Elbette kimseyi Allah’ın huzurunda temize çıkarmıyoruz. Kendisi ahlak abidesiydi. Onla birlikteyken en dikkatimi çeken üç özelliği vardı.
Birincisi, ibadet ve zühd konusunda hiç taviz vermezdi. Günlerini ibadet ve zikirle geçirirdi. Burada belirtmek isterim ki, günümüzde İslam toplumunda önder olan şahsiyetlere baktığımızda halkın dertleriyle uğraşmaktan kendi ibadet hayatlarına vakit ayırmaları zor oluyor. Ancak Abdullah Azzam böyle değildi. Çok meşgul olmasına ve meşguliyetinin Afgan cihadı döneminde çok fazla artmasına rağmen ibadetlerine ihtimam göstermeye devam etti. Özellikle “Mücahit Hizmetleri Bürosu”nu kurduktan sonra, mücahitlerin eğitilmesi vaktinin çoğunu alıyordu.
İkinci olarak, ilim öğrenme ve öğretmeye devam etmesidir. Kendisi fıkıh usulü alanında doktora eğitimini tamamlamasına ve Ezher Üniversitesi’nden onur derecesi almasına rağmen bununla yetinmedi. Şehid olduğu vakte kadar kendisini Kur’an, Sünnet ve usul gibi alanlarda geliştirmeye devam etti. Bunun yanı sıra felsefi ve ideolojik eserleri okumaya bu alanlarda bilgi sahibi olmaya gayret etti.
Üçüncü olarak ise Şeyh Abdullah Azzam kendisini toplumdan soyutlayan ve halkın içine inmeyen alimler gibi değildi. Aksine daima halkın içinde ve halkın sorunlarıyla ilgilenirdi. Sadece kitaplarıyla ya da ilmi konularla ilgilenmezdi. Evi her daim herkese açıktı. İkram eder ve insanların dertlerini dinlerdi. Bazen onu talebeleriyle spor yapar eğlenirken, bazen halkın sorunlarıyla ilgilenirken, bazen de insanlarla muhabbet ederken görürdük. Şeyh tam anlamıyla bir toplum ve halk adamıydı. Halktan kopuk, ailesi ve arkadaşlarıyla ilişkisi zayıf biri değildi. Bu üç haslet beni gerçekten derinden etkilemiştir. Çünkü toplumla iç içe olması onun topluma etki edebilmesi açısından çok büyük önem arz ediyordu.
Şeyh Abdullah Azzam bir yandan akademik çalışmalar yaparken, bir yandan tebliğ ve davet çalışmaları yapıyordu. İbadet hayatına önem veriyor, Müslümanların dertleriyle dertleniyordu. Ancak onun en ön plana çıkan vasfı nedir diye soracak olursanız, “Mücahid Abdullah Azzam” derdim.
Cihad onun hayatında iki aşamadan oluşuyordu.
İlk merhale Filistin cihadıdır. Özellikle 1967 sonrası kendisinin gayretleri artmıştı. Ürdün sınırındaki bölgelerde yaptığı çalışmalar ile mücahitleri tek çatı altında toplamaya gayret etti. (Ki bu ileride HAMAS’ın kurulmasına vesile olacaktır.) Buradaki çalışmaları devam ettiremeyecek duruma geldiğinde Mısır’a geçip orda eğitimini tamamladı.
İkinci merhale ise Sovyetlere karşı Afganistan’da başlayan cihada katılmasıdır. Kendisi bu dönemde Arabistan’da üniversitede dersler veriyordu. Olaylar patlak verince Pakistan’a geçme kararı aldı. Burada Afgan cihadının komuta kademesinde yer aldı. Burhaneddin Rabbani, Hikmetyar, Seyyaf Yunus Halis ve Ahmet Şah Mesud gibi isimlerle birlikte çalışmalar yürüttü. Şehid olana kadar, 10 yıla yakın mücahitlerin eğitimi ve Müslümanların vahdeti gibi konularda çalışmalarını sürdürdü.
Afgan Cihadından Mücahitlerle Olan İlişkisi   Nasıldı?
Şeyh Abdullah Azzam’ın “Mücahit Hizmetleri Bürosu”nu kurmasının sebebi sadece Arap mücahitleri eğitip donatmaktan ibaret değildi. Aynı zamanda Afgan mücahitlere de yardımcı oluyordu. O her zaman “Biz mücahitlerin hizmetçileriyiz” derdi. Afgan mücahitlere ise “Biz buraya size hizmet için geldik” derdi. Ki bu tarihte Peşaver’deki mülteci Afganların sayısı takriben 3-4 milyon kadardı. Orda bu mültecilere eğitim sağlık ve beslenme konusunda hizmetlerde bulunuyordu. Zaten büroyu kurduğunda ziyarete gelen liderlere söyle derdi; “Biz size yük olmaya değil sizden yük almaya geldik.” Ayrıca bölgeye gelen Arap, Türk, Kürt ve diğer milletlerden olan mücahitlere ilk söylediği söz, “Buraya Afgan kardeşlerinize Ruslara karşı olan cihatlarında hizmet etmek için geldiniz. Buraya misafir olarak ya da onların üstündeki yükü artırmak için gelmediniz. İhtilaflardan kaçının, onları körüklemeyin.”
Şeyh Abdullah Azzam Mücahitler Arasında Doğan İhtilafları Nasıl Çözerdi?
Evet, Şeyh Abdullah Azzam Afganistan’a geldiğinde Filistin’deki sorunların bazılarını burada da gördü. Zaten “Mücahit Hizmetleri Bürosu” nu kurma amaçlarından biride Müslümanların aralarını düzeltmekti. Bu bağlamda mücahit liderler veya gruplar arasında çıkan toplumsal veya siyasi anlaşmazlıkları çözmek için liderler ve gruplar arasında mekik dokurdu. Mücahitler arasında oluşacak bir kalıcı ittifakın Afganistan halkına çözüm olacağı ve ümmete örnek olacağını düşünüyordu. Hatta şehid edilmeden önceki gece bir anlaşma metni hazırlamıştı. İki büyük gurubu barıştıracak ve anlaşmalarına vesile olacaktı. Onun şehadeti ile Mücahitlerin aralarındaki ihtilaflar arttı ve ülke iç savaşa sürüklendi. Allah (c.c) ona rahmet eylesin Müslümanların vahdeti ve saflarının birleştirilmesi için çok gayretliydi ve bu yolda şehid oldu.
Şeyh Abdullah Azzam’ın Demokrasi ve Ümmetin Kurtuluşu Hakkında Düşünceleri Nelerdi?
Ben kendisiyle geçirdiğim vakit çerçevesinde hiç demokrasi konusuna değindiğini hatırlamıyorum. Zaten cihad konusunda o kadar meşguldü ki, günlerini davet, mücahitlerin eğitimi ve mazlum mültecilerin bakımı ile geçiriyordu. Ancak kendisinden demokrasiyi tasvip eden bir söz işitmedim. Kendisi İslam’dan başka bir dünya görüşü savunmuyordu.
Şeyh Ümmetin kurtuluşunun birçok yolu olduğunu düşünüyordu. Örneğin işgal edilen bir İslam toprağını kurtarmak için silahlı mücadele gerekirken. Aynı vasıfları olmayan imkanların kısıtlı olduğu ülkeler için davet ve tebliğ yolunu çözüm olarak görüyordu. Dolayısı ile tek bir çözüm olduğunu düşünmüyordu. Bende mücadelenin bir tek yolu olduğunu söylemenin caiz olmadığı görüşündeyim.
- Röportajımıza katıldığınız için teşekkür ederiz.
- Allah (c.c)’dan sizleri başarıya ulaştırmasını diliyorum. Allah razı olsun.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul