27 Ocak 2023 - Cuma

Şu anda buradasınız: / VE İSLÂM’IN EGEMENLİĞİ
VE İSLÂM’IN EGEMENLİĞİ

VE İSLÂM’IN EGEMENLİĞİ ABDULLAH DÂİ

“Bugün size dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm’ı seçip razı oldum.”1 buyuran Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, en son Rasul ve Nebî Rasulullah Muhammed (s.a.s.) kuluna va’d ettiğini gerçekleştirip üzerindeki nimetini tamama erdirmiştir...2
Allah katında hak din olan İslâm, Kur’ân ve Sünnet bütünlüğünde hayatî bütün konulara şâmil olarak tamamlanmış, yalnız Allah’a ibadet etmek3 ve ibadette, yani yapılan amellerde, hâl ve hareketler de Allah’a şirk koşmamak4 için yaratılan insanların dünya hayatlarında ihtiyaç duydukları her hayrı beyân etmiş, onları her şerden alıkoymuştur... Aileden devlete, yargıdan siyasete, ahlâktan ibadete, üretimden ticarete, terbiyeden eğitim ve öğretime, ferdî hayattan, sosyal hayata her türlü konuyu kapsayıcı ilâhî hayat nizamıdır İslâm nizâmı!.. Hakkında hükmü olmayan hiçbir hayatî konu yoktur... Her hayatî konuya mutlaka dokunulmuş, hayırlı ve faydalı ise emredilmiş, şerli ve faydasız bir şey ise nehyedilmiştir!..
İslâm’a iman eden ve uygulamaya çalışan ferd olsun, aile olsun, toplum olsun mutlaka en doğrusunu, en insanîsini, en hayırlısını ve insan fıtratına, onuruna en yakışanını yapmıştır... Yalnız ve yalnız hak din, yani hayat nizamı olan İslâm’ın dışındaki bâtıl düzelerden ve ideolojilerden herhangi birisine inanıp hayatını ona göre düzenleyen ferdler ve toplumlar, fıtratları dumura uğradığından ve sağlıklı düşünemediklerinden dolayı mutlaka hüsrâna uğramış, zarar edenlerden olmuşlardır... Bu felâketin kaçınılmaz olduğunu Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ beyân buyurmuştur... İnsan kullarını yaratan ve ezelî ilmiyle onların her şeyini bilip kuşatan, kendisinden başka hüküm koyucu hak ilâh olmayan yegâne Rabbimiz Allah azze ve celle şöyle buyurur:
“Asra andolsun.
Gerçekten insan ziyandadır.
Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.”5
“İman edip salih amellerden bulunanlar ise, işte onlar da yaratılmışların en hayırlılarıdır.”6
Yegâne Rabbimiz ve ilâhımız Allah Teâlâ’nın ve O’nun kulu ve en son Rasulü Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’in emredip beyân buyurduğu gibi iman ederek, gösterildiği şekilde ibadet edip bid’at işlemeyen muvahhid mü’min kullar, hak üzere olup hak dinin gereğini yerine getirmek için gayret ederler...
Allah katında hak din İslâm,7 yegâne hayat nizamı olduğundan, diğer bâtıl dinlerin bütününe galip gelsin, üstün olsun diye gönderilmiş ve öyle de olmuştur...
Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurdu: “Ki O (Allah), Rasullerini hidayetle ve hak din ile, diğer bütün dinlere karşı üstün kılmak için gönderdi. Şahid olarak Allah yeter.”8
“Müşrikler istemese de o dini (İslâm’ı) bütün dinlere üstün kılmak için Rasulü’nü hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur.”9
“(Bu,) Allah’ın va’didir. Allah, va’dinden geri dönmez. Ancak insanların çoğu bilmezler.”10
Allah Teâlâ’nın va’di, dün gerçekleştiği gibi, bugün de gerçekleşecektir... Elbette ki ”Sünnetullah” gereği gerçekleşecek bu ilâhî va’d konusunda iman ehli kullara düşen görevin de hakkıyla yerine getirilmesi gerekir...
İslâm, insan kullarını yaratan ve onlar için neyin hayır, neyin şer olduğunu ezelî ilmiyle bilen, bundan dolayı hükmünü beyân eden, hayrı emredip şerri yasaklayan Âlemlerin Rabbi Allah’ın dinidir!.. Allah’ın insan kulları, bu İlâhî nimetin kıymetini bilir, katıksız iman eder ve Rasulullah (s.a.s.)’e uyarak, Sünnet üzere uygulayacak olurlarsa, dünya hayatlarında huzur bulur, mutlu olur ve izzetli bir ömür sürerler... İman ve salih amel sahipleri, elbette âhiret haytalarında da ebedî saadet ehli olurlar...
“Rableri katında onların ödülleri, içinde ebedî kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah, onlardan razı olmuştur, kendileri de O’ndan razı (hoşnut-memnun) kalmışlardır. İşte bu, Rabbinden içi titreyerek korku duyan kimse içindir.”11
Hayatın her konusunda iyilik, güzellik, hayırlı, faydalı, insan fıtratı ile uyumlu hayat nizâmı İslâm, gereği gibi uygulandığı ve yaşandığı zaman gerçek adâlet ortaya çıkar... İnsan kullarının haklarını beyân buyuran Allah Teâlâ’nın hükmüne göre hareket edildiğinde, her kulun memnun olduğu, razı olduğu, bundan dolayı Rabbi Allah’a hamd ettiği, şükrünü edâ ettiği huzurlu ve mutlu bir ortam oluşur, âdil bir yönetim gündeme gelir, zulüm ortadan kalkar, her hak sahibi hakkına kavuşur...
Bugün insanlık âlemi huzursuz ve mutsuz ise sebebi, İslâm’ın egemen olmayışıdır... İslâm’ı, hayat nizamı ve egemen düzen kabul etmeyenler, hak din İslâm’ın yerine herhangi bir bâtıl dini kabul edip sosyal yapıda egemen kalanlar, bununla beraber, İslâm’ı egemen oldukları ülkede mahkum edip yönetimin, yargının, ekonominin, eğitimin ve sosyal hayatın dışında tutarak, uygulanmasını yasak edenlerin içine düştükleri felâket ve zillet herkesin malumudur...
İman etmemek, salih amel işlememek, hakkı ve sabrı tavsiye etmemek neticesi hüsrân zarar ve ziyandır!..
Çağın egemen zalim tağutî güçler tarafından parçalanarak, her parçasına gayr-i İslâmî bir şirk düzenini hakim kılarak sömürülen İslâm topraklarını, yeniden paramparça etmek için harekete geçen İslâm düşmanları, aç kurt ve çakal sürüleri gibi saldırmaktadırlar... Bu vahşî saldırı, onların değişmeyen karakterlerinin gereğidir... İsimleri ve metodları ayrı görünse de küfür, tek millettir... Gayeleri, İslâm’ı ve O’nun mensupları olan mü’min Müslümanları yok etmek veya etkisiz hâle getirmek ya da köleleştirip asıllarından kopararak sömürmek... Onlar, bu vahşî ve gayr-i insanî görevlerini birbirlerine yardım ederek gerçekleştirmeye devam ederken, Müslüman olduklarını ilân eden kitleler ise, dünya sevgisi ve ölüm korkusuyla maddî ve manevî yıkıntıya uğramış, yüz yıllık bir esaretin altına girmişlerdir... Tıpkı, yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)’in beyân buyurduğu gibi,12 sel sularının üstündeki köpük ve çerçöp hâline gelmişler... Açların sofraya saldırdıkları gibi, yerli ve yabancı düşmanların saldırıları karşısında, sayı itibarıyla çok olmalarına rağmen, dünya sevgisi ve ölüm korkusu onları sel suları üzerindeki köpük ile sele kapılıp giden çöplere döndürmüştür!..
Merhamet olunmuş, şahid, vasat ve hayırlı ümmet, birlik ve beraberliği sağlayıp toptan hayat kitabımız Kur’ân’a sarıldığı zaman, bu zillet, bu esaret ve bu mazlumiyetten kurtulacaktır... Allah’ın izni ve yardımıyla yeniden İslâm’a ihlâs ile dönen ümmete yeryüzü hükümet görevi verilecek, yeryüzünde fitneden eser kalmayacak ve egemen olan nizâm Allah’ın dini İslâm olacaktır...13
Tağutî güçler tarafından işgal edilen İslâm topraklarının değişik bölgelerinde sömürü ve esaret altında yaşamaya mecbur bırakılmış mustaz’af ümmetin içinde ciddi bir uyanış gündeme gelmiştir... Ümmetin geneli göz önünde tutulduğunda azınlık gibi görünüyorsa da derinden uyanan, acı gerçeklerin farkına varan, ümmetin kurtuluşu için çâreler arayan ve mü’min Müslümanlar arasında vahdeti sağlamaya çalışan bir çalışma, her gün biraz daha yeryüzüne çıkmakta ve taraftar bulmaktadır... İslâm kardeşliği ve mü’minlerin velâyetini esas alan bu uyanış, parçalanan İslâm topraklarının ve ümmetin bütünlüğünü hedeflemiş, ayrı düşen kalplerin ve ellerin yeniden birleşmesini arzulamış, bunun gerçekleşmesi için bütün imkânları seferber etmiştir... Elbette bu uyanışı ve kıyam hazırlığını gören iç ve dış İslâm düşmanları boş durmuyor, var olan güçlerini kullanarak bu çalışmayı durdurmak, yok etmek üzere gayret göstermektedirler... İslâm düşmanları ne yaparlarsa yapsınlar, mutlaka Allah Teâlâ’nın va’di gerçekleşecektir!..
Rabbimiz Allah azze ve celle buyurur: “Kim Allah’ı, Rasulü’nü ve iman edenleri velî (dost) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah’ın taraftarlarıdır.”14
“Andolsun (Peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir:
Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır.
Ve hiç şüphesiz, Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır.”15
Çünkü: “Rabbini ordularını kendisinden başka (hiç kimse) bilmez.”16
“Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.”17
Ve: “Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi yapayalnız ve yardımsız bırakacak olursa, ondan sona size yardım edecek kimdir? Öyleyse mü’minler yalnızca Allah’a tevekkül etsinler.”18
Ümmet, birlik ve beraberlik içinde “yeniden İslâm’a” deyip üzerlerine düşeni yaptıkları ve Allah’a gereği gibi tevekkül ettikleri vakit, Allah’ın va’di gerçekleştiğine ve düşmanlarına galip geldiğine şahid olacaklardır!..
“Ey iman edenler, eğer siz Allah’a (Allah adına İslâm’a ve Müslümanlara) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sağlamlaştırır.”19
Allah’ın yardım edeceğinden dolayı inançları tam olan muvahhid mü’minler, Allah’a tam teslimiyet ile kulluk vazifelerini yerine getirir, kendilerinden isteneni yapar ve galip gelecek olanların Allah taraftarları olacağından hiçbir şüphe duymadan hareket edecek olurlarsa, zafere ulaşıp esaretten kurtulurlar... Âlemlerin Rabbi Allah’a katıksız iman edip emrolunduklarını yerine getiren ve Allah’a güvenip dayanan muvahhid mü’minlerin asla gevşeklik göstermemeleri gerekir... Ümitsizlik söz konusu olmamalı, hükmün, yalnızca Allah’a aid olduğu mutmain bir kalp ile bilinip inanılmalıdır... Her amellerinden takvayı gözetip ihlâsı ön planda tutan mü’min Müslümanların üstünlüğü malumdur...
“Kim Allah’tan korkup sakınırsa (Allah,) ona bir çıkış yolu gösterir.
Ve onu, hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır. Kim de Allah’a tevekkül ederse, O, ona yeter.”20
Rabbimiz Allah Teâlâ, iman edip gereği gibi salih amelde bulunanları müjdelemektedir:
“Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.”21
Allah’a ve Rasulullah (s.a.s.)’e katıksız iman etmiş olanlar, Allah ve Rasulü’nün çağrısına uyar, itaat eder, gerek inancında, gerekse itaatinde hiçbir şüpheye düşmezler... Ve katıksız iman ederler ki, zafere ulaşmak, bu şekilde davranmakla gerçekleşir...
“Kim Allah’a ve Rasulü’ne itaat ederse ve Allah’tan korkup O’ndan sakınırsa, işte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bunlardır.”22 diye müjde veren Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.”23
İbn Abbas (r.anhuma) rivayet eder.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Bilmelisin ki, hoşuna gitmeyen durumlarda sabretmende senin için büyük hayırlar vardır.
Bil ki zafer, sabırla gelir. Ferâhlık, sıkıntılardan sonra gelir. Her zorluğun yanında bir kolaylık vardır.”24
Yüz yıldan beridir toprakları işgal edilip esaret altında bulunan hayırlı ümmet, tek kurtuluş yolunun İslâm olduğu şuuruyla İslâmî uyanışı gündeme getirmeye çalışmakta ve almış olduğu bu derin yarasını İslâmî usullerde tedavi etmeye gayret etmektedir...

Rabbimiz Allah azze ve celle şöyle buyurur: “Kendilerine yara isâbet ettikten sonra, Allah ve Rasulü’nün çağrısına icâbet edenler, içlerinden iyilik yapanlar ve sakınanlar için büyük bir ecir vardır.
Onlar, kendilerine insanlar: ‘Size karşı insanlar topla(n)dılar, ancak onlardan korkun’ dedikleri hâlde imanları artanlar ve : ‘Allah bize yeter. O, ne güzel vekildir’ diyenlerdir.
Bundan dolayı kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan bir bolluk (fazl) ve Allah’tan bir nimetle geri döndüler. Onlar, Allah’ın rızasına uydular. Allah, büyük fazl (ve ihsân) sahibidir. İşte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Siz, onlardan korkmayın, eğer mü’minlerseniz, Benden korkun.”25
Dün, selefimiz olan muvahhid mü’minlere zafer ve üstünlük veren Rabbimiz Allah, bugün O’na katıksız iman edip salih amel işleyerek Selef-i Salihin’in izinden giden Tevhid ve iman ehli olan kullarına da aynı zaferi ve üstünlüğü verir... Allah’a yardım ederek, Allah’ın yardım etmesini hak eden mü’min Müslüman kullarına, mutlaka kurtuluş kapısını açacak Rabbimiz Allah:
“Allah’ın katından bakasında nusret (zafer ve yardım) yoktur.”26
“Yardım ve zafer (nusret) ancak üstün ve güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’ın katındadır.”27 buyurur.
İslâm davetçileri ve mücahidleri olan ihyâ erleri, hiçbir şüpheye kapılmadan net olarak bilip idrak etmelidirler ki, düşmanların teknolojik olarak güçlü olmaları bir üstünlük değildir... Onların bugün, güç ve kuvvet sahibi gibi görünmeleri, İslâm Milleti’nin güçsüz durum düşmelerinin neticesidir... Mü’min Müslümanlar, ümmet bütünlüğü içinde ve şartları iyice hesaba katarak bir kıyım gerçekleştirdiğinde, İslâm düşmanlarının ne kadar güçsüz ve âciz olduklarına insanlık âlemi şahid olacaktır...
“Bizim uğrumuzda cihad edenlere şüphesiz yollarımızı göstereceğiz. Gerçekten Allah, ihsân edenlerle beraberdir.”28
“İman edenler Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler ise tağut yolunda savaşırlar. Öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz şeytanın hileli düzeni pek zayıftır.”29 diye buyurur Rabbimiz Allah Teâlâ...
Şeytanın dostları olan yeryüzünün müstekbir tağutî güçlerinin hileli düzenleri pek zayıftır... Onları tanımayan, bilmeyen ve gözünde büyüten, cüceyi dev görenlerin sandığı gibi güç ve kuvvet sahipleri değildirler...
Onların durumu, örümceğin ev olarak ördüğü ağına benzer... İnsanları hayran bırakan ve hayrete düşüren bu ağın, bir üfürme ile paramparça olduğu malumdur...
“Allah’ın dışında başka velîler edinenlerin örneği, kendilerine ev edinen örümcek örneğine benzer. Gerçek şu ki, evlerin en dayanıksız olanı örümcek evidir, bir bilselerdi.”30
“Örümcek ağı, sığınılacak bir yer olarak pek zayıf düşmekle beraber, ayette geçen beyt kelimesi, mucizevî bir kinaye ile örümceğin aile hayatını da çağrıştırmaktadır. Gerçekten, bu açıdan da yuvaların en zayıfı örümceğin yuvasıdır. Çünkü örümcek, hayvanlar âleminde, aile bağları en zayıf olan hayvandır. Dişi örümceğin çiftleştikten sonra yaptığı ilk iş, eşini yemektir. Fakat o da uzun bir ömür sürmez. Yavrularının yumurtadan çıktığını görmeden ölür. Yumurtalardan ilk çıkan ise, henüz çıkmamış olanları yer. Böylece anne-baba ve yavrular arasındaki bütün bağları ölümcül ilişkilerden ibaret bir yuvanın zayıflığını düşünün, düşünebilirseniz! Ve Allah’ın rahmetinden başka sığınacak kapı arayanların içinde bulunduğu durumu bununla karşılaştırın.”31
İşte yirmi birinci asır cahiliyyesinde egemen olan, güç ve kuvvet sahibi zannedilen tağutî güçlerin durumu!..
Onlar, Allah’tan başka ilâhlaştırdıklarına yönelmiş ve İslâm’dan başka bâtıl dinler ile amel ederek, birbirlerinin kulu ve birbirlerinin rabbi hâline gelmişlerdir...32 Süper güç ve ilerlemiş ülkeler isimleri verilen bu egemenlerin maddî ve manevî durumları, örümcek ağına ve örümcek yuvasına benzemektedir...
İslâm’a uyanan ve İslâmî uyanışı gündeme getiren muvahhid mü’minler bu gerçeğin farkına vararak plan ve programlarını yapmalıdırlar!.. Ve hiç şüphesiz bilip inanmalıdırlar ki, gelecek zamanlar, asırlar ve çağlar, İslâm’ın eşsiz adâletiyle bütün yeryüzüne egemen olduğu, insanlık âleminin huzura kavuştuğu mutluluk vakti olacaktır!.. Yer-yüzünde şirkin ve küfrün egemenliği kalmayacak, tağutî düzenler yok olacak ve Allah’ın dini İslâm her tarafa hakim bir hâle gelecektir...
“Allah, içinizden iman edenlere ve salih amelde bulunanlara va’detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa, onları da yeryüzüne güç ve iktidar sahibi kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse, işte onlar fâsıklardır.
Dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve Rasul’e itaat edin. Umulur ki, rahmete kavuşturulmuş olursunuz.”33 diye buyuran Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ:
“Düşünen bir topluluk için Biz ayetleri böyle birer birer açıklarız.”34 buyurmaktadır...
“Artık ey basiret sahipleri ibret alın!”35
Mâide, 5/3.
Yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Şüphesiz, Biz sana apaçık bir fetih verdik.
Öyle ki Allah, senin geçmiş ve gelecek (her) günahını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola yönetsin.
Ve Allah, sana üstün ve onurlu bir zaferle yardım etsin.” Fetih, 48/1-3.
Bkz. Zariyat, 51/56.
Bkz. Kehf, 18/110.
Asr, 103/1-3.
Beyyine, 98/7.
Bkz. Âl-i İmrân, 3/19.
Fetih, 48/28.
Tevbe, 9/33. Ayrıca bkz. Saff, 61/9.
Rum, 30/6.
Beyyine, 98/8.
Hadis-i şerif için bkz.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Melâhim, B. 5, Hds. 4297.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2014, c. 9, sh. 279-280, Hds. 13005-13006.
Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2017, c. 5, sh. 325.
İbn Ebi’d-Dünyâ, İbn Ebi’d-Dğnyâ Külliyatı-Hadislerde İlâhî Cezâlar, çev. Hüseyin Kaya, İst. 2013, c. 8, sh. 133, Hds. 5.
Bkz. Bakara, 2/193. Enfal, 8/39.
Mâide, 5/56.
Saffat, 37/171-173.
Müddessir, 74/31.
Fetih, 48/7.
Âl-i İmrân, 3/160.
Muhammed, 47/7. Ayrıca bkz. Hacc, 22/41.
Talak, 65/2-3.
Âl-i İmrân, 3/139.
Nûr, 24/52.
Bakara, 2/153.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, sh. 337, Hds. 447.
Beyhakî, Şuabu’l-İman, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 2, sh. 180, Hds. 1043.
Hennâd b. es-Serî, Kitabü’z-Zühd, çev. Dr. Musa Akpınar-Dr. Faik Akcaoğlu, İst. 2017, sh. 284, Hds. 536.
İmam Ebu Muhammed Abdulhamid, b. Humeyd b. Nasr el-Kıssî, el-Müntehab-Abd b. Humeyd Müsnedi, çev. Serkan Ünal, Konya, 2015, sh. 312, Hds. 636.
Kuzâî, Şihâbü’l-Ahbâr Tercümesi, çev. Prof. Dr. Ali Yardım, İst. 1999, sh. 152, Hds. 492.
Ebu Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ ve Tabakatu’l-Asfiyâ, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 10, sh. 391-392, Hds. 2078.
Âl-i İmrân, 3/172-175.
Enfal, 8/10.
Âl-i İmrân, 3/126.
Ankebut, 29/69.
Nisa, 4/76.
Ankebut, 29/41.
Prof. Dr. Mehmet Yaşar Kandemir, vdğ. Ayet ve Hadislerle Açıklamalı Kur’ân-ı Kerim Meâli, İst. 2016, c. 2, sh. 1387.
Ayrıca bkz. Ebu Mansûr el-Maturîdî, Te’vîlâtü’l-Kur’ân Tercümesi, çev. Doç. Dr. Fadıl Aygan, İst. 2018, c. 11, sh. 148-149.
Bkz. Tevbe, 9/31 ve tefsirlerine
Nur,24/55-56.
Yunus, 10/24.
Haşr, 59/2.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul