27 Ocak 2023 - Cuma

Şu anda buradasınız: / CÂHİLİYYE GURURUNA KARŞI SEKİNE
CÂHİLİYYE GURURUNA KARŞI SEKİNE

CÂHİLİYYE GURURUNA KARŞI SEKİNE HÜSEYİN KERİM ECE

Bu ifade Kur’an’da bir âyette “hamiyyete’l-câhi-liyye” şeklinde geçiyor.
“Hani o küfretmekte olan (kafirler), kendi kalpleri içinde ‘hamiyyeti; cahiliyye hamiyyetini/taasubunu kaynattıkları zaman hemen Allah, Rasûlünün ve mü’minlerin üzerine ‘sekine’ (kalbi teskin eden) güven ve yatışma duygusunu indirdi ve onları ‘takva sözü’ üzerinde kararlılıkla ayakta tuttu. Zaten onlar da, buna layık ve ehil idiler. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” (Fetih 48/26)
Câhiliyye Hamiyeti Nedir?
Bu; câhiliyye tavrından kaynaklanan öfkeyi, gazabı, gayret ve çabayı, kendini bilmezliği ve yersiz gururu ifade eden anahtar bir kalıp ifadedir.
Hamiyet, sözlükte “bir hararet kaynağından sıcaklığın gelmesi, öfkelenme-gazap, himaye etme, savunma, zararlı bir şeyi giderme, gayret ve kıskanma” gibi anlamlara gelir. (İbni Manzur, Lisanu’l-Arab, 4/239)
Öfke kuvveti kabarıp çoğaldığı zaman ona ‘hamiyyet’ denir. (R. el-Isfehânî, el-Müfredât s: 189)
‘Hamiyyet’, bir ahlâk terimi olarak mahremlerini ve dinini töhmetten muhafaza etmedir. (Mu’cemu’l Vasít, 1/200)
Din, namus ve vatan gibi üstün değerleri koruma, bunların saldırıya uğramasından dolayı öfkelenme, savunma için harekete geçme, insanın kendisine utanç verecek şeylerden kaçınması şekline açıklanmaktadır.

Aralarında kan bağı olan kimselerin birbirini himaye etme duygusuna da hamiyyet denilmiştir. (M. Çağrıcı, TDV İslam Ansiklopedisi, 15/481)
‘Hamiyyet’ kişideki koruma, savunma, gazablanma ve engel olma duygusu anlamıyla olumsuz bir mana taşımaz. O, şerefin lekelendiğini görmekten ileri gelen bir öfke hâlidir.
Pek çok kimse kendine göre şerefinin, değer verdiği şeylerin zedelendiği, onlara bir zarar geldiğini düşündüğü zaman öfkelenebilir. O zararı bertaraf etmek için de harekete geçebilir.
Hamiyyet tek başına kullanıldığı zaman pek de olumsuz anlam taşımazken câhiliyye ile birlikte kullanıldığı zaman müşriklere ve İslâm’la mücadele edenlere, kötü kimselere ait olumsuz bir tavrı nitelendiriyor. Bu olumsuz tavrın kaynağı sıradan bir kızgınlık, şerefe ve haysiyete saldırıdan dolayı ortaya çıkan bir haklı savunma, ya da dışarıdan gelen bir tehlikeyi bertaraf etmek için gayrete gelme duygusu değildir.
Bu gazabın, gayretin, hiddetin veya çabanın arkasında yatan sebep; müşriklerin bilgisizliği, nasıl davranılması konusundaki yetersizlikleri ve haksız kibirleridir.
Böyleleri, kendileri yanlışta olmalarına rağmen bâtıla, yanlışa ve haksızlığa taraf olurlar. Sonra da onu sonuna kadar savunmaya çaba gösterirler. Yaptıkları faaliyetin yanlış mı doğru mu olduğu önemli değildir. Önemli olan onların karşı çıkışları, haksız ve yanlış olan bir şeyi sonuna kadar savunmaya kalkışmalarıdır.
Câhiliyye dinine iman edenler gerçek bilgiden ve derin düşünceden mahrum oldukları için boş bir gurura, kör bir inada sahiptirler. Gururlarına aykırı geldiğini zannettikleri şeye karşı gözü kapalı bir şekilde tepki gösterirler, etraflıca düşünmeksizin öfkelenip savunmaya geçerler.
“Câhiliyye hamiyyeti” ifadesini tek bir kelime yeterince açıklamaz. Türkçe mealler bu kalıp ifadeyi “öfke ve gayret”, “câhiliyye gayreti”, “câhiliyye tassubu”, “küstahça bir büyüklük duygusu-câhiliyye ürünü bir duygu”, “cahiliyye bağnazlığı”, “câhiliyye çağının asabiyet ateşi”, “câhiliyye öfke ve gayreti” şeklinde çevirdiler.
 Kur’an bu nitelemeyi bir kabile gururu, İslâm öncesi Arapların bir geleneği, ya da bir aykırı karakter olarak değil; câhiliyyeyi bir din olarak seçen sapıkların ilâhi davete ve o davete gönül verenlere karşı yaptıkları yanlış bir davranış olarak değerlendiriyor.
Burada söz konusu olan bazılarının kalplerinde yer etmiş olan bâtıl inançtan kaynaklanan, o inancın bir gereği şeklinde ortaya çıkan kaba tavırdır. Bir başka deyişle, Peygamber’e ve O’nun şahsında İslâm’a cephe alan anlayışın dayandığı kaynaktır. Ya da câhiliyye insanın yanlış şeref anlayışıdır.
“Burada ‘câhiliyye hamiyyeti-câhiliyyenin kendini bilmezliği” diye tercüme edilen şey, aşiret mensubunun o tahammül sınırını aşan aldırmazlığına, putperest Arapların âdeta simgesi durumundaki akıl almaz kibirlerine ve geleneklerine gelebilecek oluşumlara gösterdikleri haksız gayrettir.
Bu, aklı baştan alan inatçı ruh, Müslümanlara inen “sekine-ruh sakinliği” ile, onların zor zamanlarda nefislerini kontrol altında tutma ve din adına sakin ve sebat sahibi olma durumlarıyla zıtlık gösterir.
Bu tutum; iyiyi kötüden ayırt etmeyi bilmeyen, yaptıkları hatalardan dolayı af dilemeyen, hayra sağır, gerçeğe dilsiz, ilâhí rehberliğe de kör olan câhiliyye insanının saplantısıdır.” (T. Izutsu, Kur’an’da Dinî ve Ahlâkî Kavramlar, s: 56)

Câhiliyye Hamiyyetine Karşılık: Sekine
‘Sekine’ sözcüğü Kur’an’da beş âyette geçiyor. (Fetih 48/4, 18, 26. Tevbe 9/26, 40)
‘Sekine’, kişinin kalbini teskin eden ve ona güvenlik hissi veren, rahatlamasını sağlayan duygu, iç huzur. Yürekte korkunun güvene dönmesi demektir. (R. el-Isfehânî, el-Müfredât, s: 346)
Rasûlullah (sav), sahabelere Allah’ın izniyle Kâbe’yi ziyaret edebileceklerini rüyasında gördüğünü söylemişti. Onlar da bunun üzerine umre için Mekke’nin yakınına, Hudeybiye’ye kadar gelmişlerdi. Ancak Müşrikler onları Mekke’ye sokmadılar. Üstelik mü’minlere karşı haksız yere aşırı kabalık gösterdiler, -Türkçe deyimle- efelik ve caka sattılar. Onlara saldırmaya yeltendiler. Buna rağmen Rasûlullah Mekkelilerle sonradan «apaçık fetih» diye nitelenen bir anlaşma yaptı.
Şüphesiz müşriklerin bu haksız ve yersiz hamiyyeti Müslümanları kızdırıp onları galeyana getirebilirdi. Üstüne üstlük Peygamber (sav) Mekkelilerle o günkü şartlarda Müslümanların aleyhine görünen bir de anlaşma imzalamıştı.
Hudeybiye Anlaşması’nın kendilerine ne faydalar getireceğini, Allah’ın bu anlaşmaya ‘fetih’ diyeceğini şimdilik bilmeyen sahabeler, bu ağır şartlar karşısında şaşırdılar, anlayamadılar, ürperdiler, tedirgin oldular.
Onların karşısında vahiyle hareket eden bir Peygamber olmasaydı, isyan etmeleri bile işten değildi. Ama önlerinde Allah’ın Rasûlu vardı. O ne yaptığını da, bu anlaşmanın ileride nice faydalar getireceğini de biliyordu. Sahabeler ona itiraz etmediler. Yalnız anlamak, bilmek ve tatmin olmak, çoşan ruhlarını sakinleştirmek istiyorlardı.
Bunun üzerine “Allah (cc), Rasûlünün ve mü’minlerin üzerine sekine (kalbi teskin eden güven ve yatışma duygusunu) indirdi ve onları ‘takva sözü’ üzerinde kararlılıkla ayakta tuttu...” âyeti nâzil oldu.
Allah (cc) onların kalbine tatmin ve Peygamber’in yaptıklarından razı olma anlayışını koydu. Pey-gamber’e ve Müslümanlara sebat ve kararlılık verdi. Böylece onlar tıpkı müşrikler gibi gururlanmadılar, yersiz hamiyyete kapılmadılar. (V. Zuhaylî, et-Tefsîru’l Vecîz, s: 515)
Rasûlullah’a karşı gelmediler. Vakarla davrandılar, olayları ve sonucu tahammülle karşıladılar. (Zamahşerî, el-Keşşâf 4/335 ; Beydâvî, Tefsir 2/412)
Mü’minlere Hoş Bir Hediye: Sekine
Buradaki ‘sekine’ sabır ve vakardır. Bunun sayesinde Rasûlullah (sav) ve sahabeler, Kureyş müşriklerinin câhiliyyet hamiyyetlerine karşı koydular. Öfkelenip şuursuzca hareket etmediler ve onlara karşı cevap olarak hak ve hukuku çiğneyen, doğruluğa ters düşen veya hayır ve güzellikle sonuçlandırma yerine, havayı daha fazla bozacak hiç bir davranışta bulunmadılar. (Mevdûdî, Tefhîmu’l-Kur’an (çev.), 5/425)
Rasûlüllah’ın kendilerine bildirdikleriyle, ya da haber verdikleriyle tatmin oldular. Müşriklere bulaşan câhiliyye kibir ve böbürlenmesi onlara bulaşmadı. Onlar, sabırlı ve vakarlı davranarak itiyatlı hareket ettiler.
Müşrikler ise câhiliyye hamiyyeti duygusuyla Allah’tan gelen davete karşı çıktılar. Allah’ın elçisine kaba davrandılar. Haksız bir savunma, yersiz bir koruma yaptılar. Zira savundukları ve korumaya çalıştıkları dava -Vahyin diliyle- bâtıldı, dalâletti.
Buna karşılık Allah (cc) mü’minlerin gönüllerine ‘sekine’, iç huzuru, itminan duygusunu indirerek onları sakinleştirdi, sorumlu davranmalarını nasip etti. Allah’ın bu ilhamıyla gönülleri yatıştı, Allah Rasûlü’nün seçtiği çözüm tarzına razı olup huzur buldular.
Onlar Allah’ın yardımının her zaman kendileriyle beraber olduğuna inanıyorlar, bu yardıma kavuşmak için gerekeni yapıyorlardı. Allah yolunda çaba harcamaktan, Peygamber’e her şartta destek olmaktan geri durmuyorlardı.

Onların gönüllerine indirilen ‘sekine’ imandaki samimiyetlerinin bir sonucu, Allah yolunda harcadıkları çabanın bir mükâfatı idi.
Rıdvan ağacının altında Hz. Muhammed’e (sav) bütün zorlukları ve tehlikeleri göze alarak biat eden mü’minlerden Allah (cc) razı olmuş ve onların kalplerinde olanı bilerek onların üzerine ‘sekine’sini-güven duygusunu ve huzur’ indirdi.
Peygamber’e biat ederek her şartta O’na itaat etmeye söz verenlere, bunu imandaki ihlaslarıyla ve amelleriyle isbat edenlere Allah (cc) yakın bir fetih (zafer) müjdeledi. (Fetih 48/18)
‘Sekine’ kelimesi Fetih Sûresinde üç âyette geçiyor.
Bunların ikisinde Peygamberimize Rıdvan’da biat eden seçkin sahabelere işaret edilirken, üçüncüsünde genel bir ifade kullanılıyor.
“O, inananların imanlarını kat kat artırmaları için kalplerine huzur ve güven (sekine) indirendir. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Fetih 48/4)
Böylesine bir güven duygusunun, bir anlamda İslâm’la güvene ve huzura erme saadetinin Müslümanlara verilme sebebi de, onları altlarından ırmaklar akan cennetlere koymak ve hatalarının üzerini örtmek içindir. (Fetih 48/5)
Müşrikler, ya da Allah’tan gelen dini kabul edip yaşamayanlar, insana her türlü güven ve huzur veren böyle bir ‘sekine’den yoksundurlar.
Müslümanlar ‘sekine’ duygusuyla bir taraftan iç dünyalarında bir güvene, iç istikara, sabır ve vakara, inandığı şeyden emin olma rahatlığına kavuşup tatmin olurlar. Diğer taraftan inandıkları bu dinle dış dünyalarında, günlük hayatlarında güvene ve huzura kavuşurlar. Olgun davranma ahlâkı kazanırlar. Çevrelerine güvenilir ve dürüst bir kişilik sunarlar.
Onlar, bu ‘sekine’ sayesinde kaba davranışlardan, fevri hareketlerden, haksızlığa sebep olacak akılsız işlerden uzaktırlar. Pek çok konuda Allah’ın hükmü gelinceye kadar sabrederler, vakar ile hareket ederler. Allah yolundaki zorluklara karşı direnirler ve asla inkâcıların kabalıklarına boyun eğmezler.
Nitekim Huneyn Savaş’ından sonra ciddi anlamda sarsılan, sonra da toparlanıp düşmanlarını mağlup eden Müslümanların kalbine Allah (cc) böyle bir ‘sekine-güven duygusu ve sabır’ indirmişti.
“Sonra Allah, Rasûlü ile mü’minler üzerine kendi katından güven duygusu-huzur (sekine) indirdi. Bir de sizin göremediğiniz ordular indirdi ve inkâr edenlere azap verdi. İşte bu, inkârcıların cezasıdır.” (Tevbe, 9/26)
Mekkelilerin baskısı ve yersiz câhiliyye hamiyetleri yüzünden Mekke’den hicret etmek zorunda kalmıştı. Hicret arkadaşıyla Sevr Mağarası’nda saklandıkları sırada endişe eden ve korkan Ebu Bekr’e; “Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir” diyordu. Allah da onun üzerine (yüreğine) sekinesini (güven ve huzur duygusunu) indirmiş, insanların görmediği ordularla onu desteklemiş ve yardım etmişti. (Tevbe, 9/40)
Bir hadiste Kur’an okuyan mü’minlere de ‘sekine’ indiği haber veriliyor.
Ebû Hureyre (ra) Rasûlullah’ın (sav) şöyle dediğini rivâyet ediyor:
“Her ne zaman bir topluluk şanı yüce Allah’ın evlerinden bir evde toplanıp Allah’ın kitabını okur ve aralarında onu müzakere ederlerse muhakkak üzerlerine bir ‘sekine-huzur’ iner, kendilerini rahmet kaplar, etraflarını melekler sarar ve Allah onları kendi katında olanların yanında anar.” (Ebû Dâvûd, Salat/14 no: 1455. Tirmizî, Kıraat/12 no: 2945. Müslim, Zikir/11 no: 2699. İbni Mâce, Mukaddime/17 no: 225)
Bu demektir ki tıpkı sahabeler gibi, Allah’ın dinine günün şartlarına göre, güç yettiği kadar, özellikle Müslümanca yaşayarak, İslâmı güzel temsil ederek yardım eden mü’minlere Allah da yardım eder. (Muhammed 47/7) Üzerlerine, yani gönüllerine ‘sekine’ indirir, onları takva sözüne bağlar (sorumlu davranmalarını sağlar), hak ettikleri ödülü fazlasıyla verir. (Bkz: Yûnus 10/26. Fetih 48/4. Zümer 39/10. Bekara 2/245. Nisâ 4/40. v.d.)
Sonuç olarak; inkârcılara, müşriklere, münafıklara, yoldan çıkmış azıp sapmışlara ‘câhiliyye hamiyyeti-câhil cesareti’; mü’minlere ise ‘sekine’yi hak etme gayreti yakışır.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul