13 Haziran 2026 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / / İslâm Aile Hukukunda Eşler Arası Anlaşmazlıklara Kur’an’ın Öngördüğü (sivil) Çözüm Önerileri
İSLÂM AİLE HUKUKUNDA EŞLER ARASI ANLAŞMAZLIKLARA KUR’AN’IN  ÖNGÖRDÜĞÜ (SİVİL) ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

İslâm Aile Hukukunda Eşler Arası Anlaşmazlıklara Kur’an’ın Öngördüğü (sivil) Çözüm Önerileri Prof.dr. İbrahim Yılmaz

İslâm’a göre evlilik, sürekli bir hayat ortaklığı kurmak, iyi ve kötü günde birlikte hayatı paylaşmak için kurulan kutsal bir müessesedir. Nitekim Kur’ân’da evlilik, eşlerin huzur ve sükûnet buldukları bir birliktelik olarak görülmektedir.2 Bundan dolayıdır ki bir nimet ve sükûnet/huzur kaynağı olan aile kurumunun sebepsiz yere veya basit sebeplerden dolayı yıkılması İslâmî öğretide küfrân-ı nimet olarak görülmüştür. Buna göre “nikâh akdi” ile birbirlerine “sağlam güvence (mîsâk-ı ğalîz)”3 veren eşlerin, birbirlerinin eksikliklerine ve kusurlarına tahammül ve hoşgörü ile yaklaşarak, birbirlerine iyilik ve güzellikle muâmelede bulunmayı prensip edinmeleri, birbirlerine, çocuklarına ve topluma karşı olan sorumluluklarını yerine getirmeleri gerekmektedir.
Bilindiği gibi evlilik bir sanattır ve eşler arasındaki nikâh bağı (ukdetü’n-nikâh4) çok hassas bir yapıya sahiptir. Bu yüzden sürdürülebilir bir evlilik için eşlerin aile birliğinin korunmasına yönelik emek vermeleri ve bazı fedakârlıkta bulunmaları gerekmektedir. Bu bağlamda Kur’an’da, eşler arasında karşılıklı anlayış ve hoşgörü sınırlarını zorlayan bazı uyuşmazlıkların olması durumunda, boşanma sürecine girmeden önce eşlerin aile içerisinde bazı tedbirlere başvurmaları istenmektedir. “Aile içi sulh teşebbüsleri” olarak da isimlendirebileceğimiz bu tedbirler sırası ile; “eşlerin karşılıklı tahammül ve hoşgörü sahibi olmaları”5; “eşlerin birbirini uyarması”6 ve “akrabaların müdahalesi: aile meclisi (arabuluculuk)”7 olmak üzere üç aşamadan oluşmaktadır. Aşağıda kısaca aile içi anlaşmazlıklara Kur’an’ın önermiş olduğu çözüm önerileri (sulh teşebbüsleri) üzerinde drulacaktır.8
A. Eşlerin Karşılıklı Tahammül ve 
Hoşgörü Sahibi Olmaları
Evlilik bir nimet ve sükûnet/huzur kaynağı olmakal birlilkte eşler arasında bazı tartışmaların ve uyuşmazlıkların yaşanması muhtemeldir. Bu gibi durumlarda eşlerin sabırlı ve hoşgörülü davranarak iyi geçinmenin yolunu aramaları gerekir. Nitekim eşler arasında huzursuzluk çıktığında Kur’an’da hoşgörü tavsiye edilerek şöyle denilmektedir:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ …. وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ فَإِن كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسَى أَن تَكْرَهُواْ شَيْئاً وَيَجْعَلَ اللّهُ فِيهِ خَيْراً كَثِيراً
“Ey iman edenler!... Karılarınızla güzellikle geçinin. Şayet onlardan hoşlanmadıysanız, biliniz ki Allah, kerih gördüğünüz/hoşlanmadığınız şeyde (sizin için) çok hayır kılmış olabilir.”9
Bu ayet-i kerimede; hitap her ne kadar erkeklere yapılmış ise de dolaylı olarak kadınlar da bu hitabın içerisine girmektedir. Çünkü kocaların eşleri ile güzellikle geçinebilmeleri için aynı yaklaşımın kadınlar tarafından da sergilenmesi gerekmektedir. Nitekim ayette erkeklere “karıları ile iyi geçinmelerini” emreden “âşirûhünne وَعَاشِرُوهُنَّ” ifadesindeki “iyi geçinin” fiilinin özelliği “müşâraket/ortaklık” olup bir işin karşılıklı olarak yapılmasını bildirmektedir. Buna göre, evliliğin huzur içerisinde devam edebilmesi için eşlerin her ikisinin de karşılıklı anlayış ve hoşgörü içerisinde olumlu bir davranış sergilemesi gerektiği anlaşılmaktadır.10

Hiç şüphesiz eşlerin karşılıklı anlayış ve hoşgörü içerisinde olmaları aralarındaki anlaşmazlığı gidererek yerine sevgi ve saygının yerleşmesine sebep olacaktır. Diğer taraftan eşler arasındaki ilişkinin, sürekli olarak karşılıklı anlayış ve hoşgörü içerisinde olması her zaman mümkün olmayabilir. Bu nedenle, eşler arasında anlaşmazlığa sebep olabilecek bazı sorunların zaman zaman yaşanması mümkündür. Böyle bir durumda eşlerin birbirini uyarmasını içeren aile içi tedbirlerin devreye girmesi gerekir.
B. Ailede Geçimsizlik ve Eşlerin Birbirini Uyarması
1. “Nüşûz” Kavramı
Kur’ân-ı Kerim’de, eşlerden birinin aile hukukunu ihlal etmesi veya evlilikle ilgili yükümlülüklerini yerine getirmemesi “nüşûz/geçimsizlik”11 kavramı ile ifade edilmiş ve bu gibi durumlarda eşlerin birbirini uyarması gerektiği ifade edilmiştir.12
Sözlükte “yükselmek; ayağa kalkmak13 başkaldırmak, hırçınlık, dik başlılık”14 anlamına gelen “nüşûz” kelimesi terim olarak, “her iki eşin evlilik hukukuna riayet etmemelerini”15 ifade etmektedir. “Nüşûz” kelimesi fıkıh dilinde genellikle kadın için kullanılmaktadır. Bununla birlikte kadın için kullanıldığında, “kadının evlilik hukukuna riayet etmemesi, evlilik birliğini sürdürmeyi engelleyecek düzeyde geçimsizlik sergilemesi”; koca için kullanıldığında ise “karısına karşı görevini ihmal etmesi ve ona karşı kötü muamelede bulunması” anlamına gelmektedir. İster kadın için, ister erkek için olsun “nüşûz” kelimesini kısaca “geçimsizlik/serkeşlik” olarak ifade etmek mümkündür. Geçimsizlik çıkaran kadına “nâşize”, erkeğe ise “nâşiz” denilmektedir.16
Evlilikte eşler arasındaki huzursuzluğun bu noktaya gelmesi halinde, kadın ve erkeğin (karı ve kocanın) nasıl davranmaları gerektiği konusunda Kur’ân-ı Kerim’de bazı uyarılar yer almaktadır. Aşağıda kısaca bu uyarılar üzerinde durulacaktır.

2. Kadının Geçimsizliği (Nüşûzu) ve 
Kocanın Karısını Uyarması
Kur’ân-ı Kerim’de kadının nüşûzu/geçimisizliği halinde kocanın başvurması gereken yöntemlerle ilgili şöyle buyrulmaktadır:
وَاللاَّتِي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّ فَإِنْ أَطَعْنَكُمْ فَلاَ تَبْغُواْ عَلَيْهِنَّ سَبِيلاً إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلِيّاً كَبِيراً
“...nüşûz (unun devamın) dan endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın, hafifçe dövün. Eğer nüşûzdan vazgeçerlerse artık onların aleyhine kullanabileceğiniz bir bahane aramayın. Çünkü Allah yücedir, büyüktür.”17
Kaynaklarda kadının nüşûzü; “kendisini yüksek görüp kocasına itaatten vazgeçmesi, kocasına kafa tutup isyan etmesi”18; “kocasından nefret etmesi, itaatten yüz çevirmesi ve gözünün kocasından başka kimselerde olması”19; “yoldan çıkması ve evlilik hukukuna başkaldırması”20 olarak izah edilmektedir. Birbiri ile örtüşen bu izahların özünü ise “kadının kocasına itaatten vazgeçerek meşru taleplerine sözlü veya fiili olarak isyan etmesi”21 oluşturmaktadır.
Yukarıda zikredilen ayette, kadının nüşûzu (serkeşliği/aile hukukunu ihlal etmesi) halinde, ailede huzur ve sükûneti temin edip evliliğin devamını sağlamak için kocanın başvurması gereken üç yöntemden bahsedilmektedir 22;
(1) Sözlü Uyarı, Nasihat ve İkna Yöntemi 
(Öğüt / فَعِظُوهُنَّ):
“Sözlü uyarı” yönteminin özünü “öğüt verme” oluşturmaktadır. Öğüt verme ise, öğüt veren ile muhatabı arasında bir gönül ilişkisinin ve ortak bir paydanın olmasını gerektirir.23 Buna göre kadının sözlü ve fiili olarak geçimsizliğin devam etmesi halinde kocası, sergilediği tutum ve davranışların kendisine, -varsa- çocuklarına ve diğer aile fertlerine zarar verdiğini söylemeli ve geçimsizliğe sebep olan bu tutum ve davranışlarından bir an önce vazgeçmesi hususunda onu ikna etmeye çalışmalıdır.24
(2) Yatakta Ayrı Kalma/Yatakları Ayırma Yöntemi 
(Tecrid / وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ):
Yatakta ayrı kalma yöntemi kocanın, karısının tavır ve tutumlarından ciddi anlamda rahatsız olduğunun bir ifadesidir.25 Buna göre “sözlü uyarı” yöntemi fayda vermediği takdirde koca, karısını yatağında yalnız bırakarak (veya cinsel ilişkiyi terk ederek), karısının tutum ve davranışlarının kendisini rahatsız ettiğini davranışlarıyla/beden diliyle anlatma yolunu tercih edebilir.26 Diğer taraftan bazı kadınlar için en kıymetli varlığı dişiliği olabilir. Bu nedenle, kocasının onu yatakta boykot etmesi, geçimsizliğe sebep olan tutum ve davranışlardan vazgeçmesi hususunda caydırıcı bir yöntem olabilir.27
(3) Tedip Amaçlı Dövme Yöntemi 
(Darb / وَاضْرِبُوهُنَّ):
Yukarıdaki ilk iki yöntemin fayda vermemesi halinde, kocanın başvurabileceği bir diğer yöntem ise karısına hafifçe vurma (darb/tedip) hakkını kullanmaktır.28 Kocanın karısına vurması ve onu dövmesi prensip olarak tavsiye edilmemekle birlikte29, olayın bu duruma gelmesi, kocanın duruma göre son çare olarak takdir edeceği bir disiplin yöntemidir.30
Ancak bu dövme olayı tamamen sembolik olup31 İslâm âlimleri Hz. Peygamber’in vurmayı sınırlandıran hadislerinden hareketle32 dövme/vurma olayının kadına zarar vermemesi, iz bırakmaması, yüze vurulmaması gerektiğini belirtmişlerdir.33 Dolayısıyla dövme olayı kesinlikle cezalandırma ve zarar verme kastıyla olmayıp eşler arasında muâşeret, yani evliliğin normal şekilde devamını gerçekleştirmeye yönelik ıslah amaçlı bir yöntemdir.34
Burada şu hususu özellikle belirtmekte fayda var: ayet, dövme eylemini ilk baştan bir çözüm önerisi olarak ortaya koymamakta, aksine o günün toplumunda herkes tarafından fiilen bir ceza ve tedip yöntemi olarak uygulanan toplumsal bir olguya atıfta bulunmaktadır. Burada dövmek/dayak bir amaç değil, araçtır. Nitekim ayetin temel sevk amacı, ailenin maddi ve manevi birlik ve dirliğinden sorumlu olan kocanın evliliğin sağlıklı ve huzurlu bir şekilde sürdürülebilmesi için bilinen tüm yöntemlere başvurmasıdır.35
Hatırlatılması gereken bir diğer önemli husus da; dövme yoluyla tedip hakkının her toplumda ve her zaman için geçerli olan bir yöntem olmamasıdır. Buna göre dövme yoluyla tedip hakkı ancak kocanın karısını dövme yoluyla tedip hakkına sahip olmasının normal karşılandığı bir aile ve toplum yapısı için geçerli olabilir.36 Dolayısıyla geçmişte kabul edilen bir yöntem (araç) günümüz aile ve toplum yapısında bir çözüm üretemiyorsa, aksine ailede huzursuzluk ve geçimsizliğin artmasına veya ailenin dağılıp-yıkılmasına vesile oluyorsa -sırf Kur’an’da zikredilmiş olması- o yöntemin (aracın) mutlak anlamda uygulanmasında maslahat vardır anlamına gelmeyebilir.37
Özetle ifade etmek gerekirse, geçimsizliğin kadından kaynaklanması halinde erkeğin başvurabileceği ıslah yöntemleri ile ilgili şunu söylemek mümkündür;
Ayette sözü edilen “sözlü ikna/öğüt verme”, “yatakta ayrı kalma/yatakları ayırma” ve “darb/dövme” yöntemleri, evliliğin karşılıklı anlayış ve hoşgörü içerisinde devam edebilmesi için kocanın duruma göre başvurabileceği “caydırıcı önlemlere” birer örnek olarak zikredilmiştir. Çünkü her olayın kendine has özellikleri ve ona uygun yukarıdaki üç yöntemin dışında farklı çözüm yöntemleri bulunabilir. Nitekim belirli toplum yapısına hitap eden veya her toplumda geçerli olmayan “darb/dövme” yönteminin kullanılması ailenin birliği ve dirliği için fayda yerine zarar getiriyorsa, bu yöntemin terkedilmesinin ayetin maksadına daha uygun olduğu söylenebilir.38

Diğer taraftan kadının geçimsizlik kaynağı olması ile ilgili her olayda bu üç yöntemin sırası ile uygulanması zorunlu olmayıp olayın seyrine ve farklı durumlara göre, yukarıda sayılan davranış şekillerinden en uygun olanının seçilmesinde ayetin mana ve maksadına aykırı bir durum yoktur.39
Sonuç olarak yukarıda sayılan veya bunların dışında uygulanan yöntemlerden sonra, kadın, geçimsizliğe sebep olan tutum ve davranışlardan vazgeçmişse kocanın karısının aleyhine yukarıda zikredilen yollara başvurmayı bırakması40, bir diğer ifade ile kadının geçmişte yaptığı hataları bahane ederek boşanma yoluna gitmemesi gerekir. Çünkü yukarıda sayılan yöntemlerden sonra ayetin devamında yer alan, “eğer itaat ederlerse (yani nüşûzdan vazgeçerlerse) artık onların aleyhine bir bahane aramayın” ifadeleri, ayette tavsiye edilen “sözlü uyarı”, “yatakları ayrıma” ve “vurma/dövme” yöntemlerinin kadını cezalandırma amacına yönelik olmayıp sadece evliliğin devamını sağlamaya yönelik ıslah yani caydırıcı ve tedip amaçlı birer önlem olabileceğini, dolayısıyla maksada ulaşıldığında bu yöntemlerin kadına birer baskı aracı olarak kullanılmaya devam edilmesinin doğru olmadığını açık bir şekilde ifade etmektedir.41
3. Kocanın Geçimsizliği (Nüşûzu) ve Karının 
Kocasını Uyarması
Evlilikte geçimsizliğin ve huzursuzluğun kaynağının koca olması halinde, evliliğin devamını sağlamak üzere kadının girişimde bulunması gerektiği Kur’ân’da şöyle ifade edilmiştir:
وَإِنِ امْرَأَةٌ خَافَتْ مِن بَعْلِهَا نُشُوزاً أَوْ إِعْرَاضاً فَلاَ جُنَاْحَ عَلَيْهِمَا أَن يُصْلِحَا بَيْنَهُمَا صُلْحاً وَالصُّلْحُ خَيْرٌ وَأُحْضِرَتِ الأَنفُسُ الشُّحَّ وَإِن تُحْسِنُواْ وَتَتَّقُواْ فَإِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيراً
“Eğer, bir kadın, kocasının nüşûzundan (veya herhangi bir suretle kendisinden) yüz çevirmesinden/ilgisizliğin(in devam edeceğin)den endişe ederse aralarında bir anlaşma yapmalarında bir günah yoktur. (Geçimsizliğin sürüp gitmesinden veya ayrılmaktansa) anlaşmak daha hayırlıdır. Zaten nefislere bencillik yerleştirilmiştir. Eğer iyi geçinir, (kadınlara cefadan) sakınırsanız şüphesiz ki Allah, yapacağınız her şeyden tamamen haberdardır.”42
Ayette, kadının geçimsizliğinde olduğu gibi, kocanın geçimsizliğini ifade etmek için de “nüşûz” terimi kullanılmıştır. Ancak, burada kocanın nüşûzundan maksat, hanımına karşı kötü muamele eden, evlilik hukukunu yerine getirmeyen, eşinden yüz çeviren43, bir başka ifade ile kadın açısından tahammül ve hoşgörü sınırını aşan, evliliğin sağlıklı ve huzurlu bir şekilde devam etmesini tehlikeye sokan her türlü tutum ve davranışlardır.44
Nitekim İslâm âlimleri kocanın, evlenme akdinin gereği olarak kadının hakkı olan nafaka, cinsel yararlanma, geceleyin evinde kalma gibi hususlarda sorumluluğunu yerine getirmemesini veya karısına ilgisiz, sevgisiz ve soğuk davranmasını yüz çevirme şeklinde değerlendirmişler, kocanın aile reisliği hakkını kötüye kullanmak suretiyle karısına sert davranıp fena muamelede bulunmasını da nüşûz diye açıklamışlardır.45
Ayetten anlaşıldığına göre kocanın geçimsizliği söz konusu olduğunda evliliğin sağlıklı ve huzurlu bir şekilde devam etmesini sağlamak için girişimde bulunma görevi kadına yüklenmiştir.46 Buna göre kadın, kocasının gönlünü yapmak için yaratılışlarından kaynaklanan imkânlarını ve marifetlerini de kullanarak47, gerekirse maddi ve manevi bazı fedakârlıklarda da bulunarak48 kocası ile anlaşma (sulh) zemini bulmaya çalışacaktır.49
Diğer taraftan, kadının bu girişimine erkeğin de ilgisiz kalmayarak, evliliğin sağlıklı ve huzurlu bir şekilde devam edebilmesi için onun da çaba sarf etmesi gerekmektedir. Çünkü ayette geçen, “Anlaşmak daha hayırlıdır. Zaten nefislere bencillik/cimrilik yerleştirilmiştir” ifadesi, bencilliği bırakarak anlaşmak için maddi ve manevi fedakârlıkta bulunma görevini, eşlerin her ikisine birden yüklemektedir.50
Burada, “وَأُحْضِرَتْ الْأَنفُسُ الشُّحَّ / nefislere bencillik-cimrilik yerleştirilmiştir” ifadesi ile kadının gurur/kibir yaparak anlaşmak için maddi ve manevi fedakârlıktan vazgeçmemesi, erkeğin de gurur kibir yaparak, kadının bu sulh girişimini kabul etmekten yüzçevirmemesi gerektiğine dikkat çekilmektedir.51
Ailede geçimsizliğin olması halinde eşler arasında “anlaşmanın önündeki en büyük engel kişinin, hatayı hep karşıda araması, kendini hep kusursuz kabul etmesidir. Kişi bencilliği bırakıp kendini yargılamayı başarabilir, kendisinde de kusur olabileceğini kabul edebilirse anlaşma kolaylaşacaktır. Bazı hallerde kişinin kendi hakkından feragat edip barışı sağlayabilmesi uzun vadede kendi yararına olabilecektir. Bunun için fedakârlığı hep karşıdan bekleme yerine ilk adımı atabilmek ve bazı fedakârlıklara katlanabilmek için kişinin egosunu, bencilliğini yenebilmesi gerekir. Ayet-i kerîmede geçen “الشُّحَّ وَأُحْضِرَتِ الأَنفُسُ /Zaten nefislere bencillik/cimrilik yerleştirilmiştir.” ifadesi, bu durumu veciz bir şekilde açıklamaktadır.”52
C. Akrabaların Müdahalesi ve Aile Meclisi 
(Tahkîm/Arabuluculuk Müessesesi)
Kur’an’ı Kerimde, “eşlerin karşılıklı tahammül ve hoşgörü sahibi olmaları”53 ve birbirlerini uyarma54 aşamaları başarısızlıkla sonuçlanıp eşler arasındaki uyuşmazlık şiddetli geçimsizliğe (şikâk) dönüşmüşse, Nisa, 4/35. ayetin hükmü gereğince, boşanma sürecine gidilmeden önce üçüncü aşama olarak; tahkîm usulüne (aile meclisine) başvurulması ve eşler arasındaki anlaşmazlığın aile büyüklerinden oluşturulacak bir “hakem heyeti/ailemeclisi” ile çözüme kavuşturulması istenmektedir.55
Konuyla ilgili Kur’an’da yer alan düzenleme şöyledir:
وَإِنْ خفتم شِقَاقَ بَيْنِهِمَا فَابْعَثُواْ حَكَماً مِّنْ أَهْلِهِ وَحَكَماً مِّنْ أَهْلِهَا إِن يُرِيدَا إِصْلاَحاً يُوَفِّقِ اللّهُ بَيْنَهُمَا إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلِيماً خَبِيراً
“Eğer, karı-kocanın aralarının açılmasından (şikâk) korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderiniz. Şayet bu hakemler eşleri uzlaştırmak isterlerse, Allah onların aralarını bulur. Muhakkak ki Allah hakkıyla bilen ve haberdar olandır.”56
Ayette geçen “şikâk/شِقَاقَ” kelimesi sözlükte “anlaşmazlık, düşmanlık, niza/tartışma” gibi anlamlara gelmektedir.57 Son dönem İslâm hukukçularından Muhammed Ebu Zehra (ö. 1974) ise ayette geçen “şikâk/شِقَاقَ” kelimesinin eşler arasında meydana gelen her türlü geçimsizliği içerdiğini ve eşlerin her ikisinin de fena muamele ve geçimsizlik halinde, tahkîm usûlüne başvurmalarının gerekli (vâcip) olduğunu söylemektedirler.58
Ayetten sarih bir şekilde anlaşıldığına göre, eşler arasında şiddetli geçimsizlik baş gösterdiğinde karı-kocanın ailesinden bir “hakem heyeti/aile meclisi” oluşturulacaktır. Bu hakem heyeti öncelikli olarak eşler arasında meydana gelen şiddetli geçimsizliğin (şikâk) kaynağını araştırarak, sorunu sulh (uzlaşma) veya tefrik (boşanma) şeklinde çözüme kavuşturacaktır.59 Diğer taraftan ayette, “يُرِيدَا إِصْلاَحاً إِن /eğer hakemler barıştırmak isterlerse” buyrularak, eşler arasında arabuluculukla görevlendirilen hakem heyetinin/aile büyüklerinin, iyi niyetle ve samimiyetle karı koca arasında anlaşmayı sağlamak istemeleri halinde, bunda başarılı olacaklarına vurgu yapılmıştır.60
Ayette hakem heyetinin, öncelikli olarak iki tarafın aile fertlerinden olması ile ilgili kayıt, akrabadan oluşan hakem heyetinin eşler arasında yaşanan anlaşmazlığın iç yüzünü daha iyi bilme imkânına sahip olmalarından ve sorunun giderilmesi ile ilgili yabancılara göre daha çok arzu sahibi ve gayret göstermelerinden dolayıdır.61 Zira eşler arasındaki anlaşmazlık nedenlerinin birçoğu, herkesin önünde açıklanamayacak aile sırları niteliğinde olabileceği gibi, bazen bu nedenler, ailenin diğer fertlerini de yakından ilgilendiren durumlar olabilir. Dolayısıyla hakem heyetinin akrabalardan olması, aile sırlarının dışarı çıkmaması ve eşlerin şikâyetlerini daha açık bir şekilde dile getirmeleri açısından da önem arz etmektedir.62 Bununla birlikte hakemlerin mutlaka eşlerin ailelerinden olması da gerekmez.63 Önemli olan hakemlerin, hakkı ortaya çıkaracak ve eşler arasındaki anlaşmazlığa son verebilecek ehliyet/liyakat sahip olmalarıdır.64
İslâm hukukçuları yukarıda zikredilen ayetin (Nisâ, 4/35) hükmü gereğince, eşler arasında geçimsizlik çıktığında tahkîme başvurulmasının caiz olduğu ve olayın mahkemeye intikal etmesi halinde hâkimin, eşler arasındaki geçimsizliğin kaynağını araştırması ve incelemesi için öncelikle eşlerin ailelerinden oluşan bir “hakem heyeti”ni teşkil etmesi gerektiği üzerinde görüş birliği (icma) etmişlerdir.65
Diğer tarafttan eşler arasında şiddetli geçimsizlik veya uyuşmazlık/anlaşmazlık çıktığında akrabaların müdahalesini ifade eden “hakem tayini/aile meclisi” teşkil etmenin biri gayr-i resmi (sivil müdahale), diğeri resmi (devlet/mahkeme)66 olmak üzere iki farklı şekilde anlaşılması ve uygulanması mümkündür. Nitekim ilgili ayetin (Nisa, 4/35) hitap şekli ve ayette yer alan ifadeler buna imkân vermektedir.
Dolayısıyla eşler arasında şiddetli geçimsizlik veya anlaşmazlık başgösterdiğinde tahkim/hakem heyetinni teşkil edilmesini emreden Nisa, 4/35. ayet, hem akrabalardan veya güvenilir kişilerden oluşan sivil hakem heyetini (aile meclisini/tahkîm müessesesini), hem de eşlerin mahkemeye başvurması halinde hâkimin teşkil edeceği hakem heyetini (tahkîm müessesesini) içerdiğini söylemek mümkündür.
Nitekim İslâm hukuk tarihinde, Nisa, 4/35. ayette emredilen akrabaların müdahalesi genel olarak sivil müdahale olarak anlaşılmış olmakla birlikte, bunun resmi/hukukî olarak anlaşılması veya uygulanması ile ilgili görüşler ve uygulamalar da bulunmaktadır. Dolayısıyla Nisa, 4/35. ayette yer alan tahkîm müessesesi hukuki işlerlik kazandırılması günümüz açısındna ayrı bir önem arz etmektedir.67
Bu bağlamda 1917 tarihli Osmanlı Hukuk-ı Aile Kararnamesi Mâlikî mezhebinin görüşünü esas alarak hakem heyetine hukuki işlerlik azandırmış ve konuyla ilgili şu düzenlemeyi yapmıştır:
“Karı koca arasında anlaşmazlık ve geçimsizlik meydana gelip de taraflardan biri hâkime başvurursa, hâkim iki tarafın ailelerinden birer hakem tayin eder. Bir veya iki taraf ailesinden tayin olunacak kimse bulunamaz veya bulunup da hakem olacak vasıflara haiz olmazsa dışardan münasip kişileri tayin eyler. Bu şekilde teşekkül eden “aile meclisi”, tarafların iddia ve savunmalarını inceleyerek aralarını ıslaha çalışır. Bu mümkün olmadığı takdirde, kusur kocada ise talâk ile aralarını tefrîk eder. Kusur (suç) karıda ise, mehrin tamamı veya bir kısmı üzerine muhâlea yoluyla hükmeder. Hakemler ittifak edemezlerse hâkim, gerekli vasıflara hâiz diğer bir hakem heyeti veya taraflara akrabalığı olmayan üçüncü bir hakem tayin eder. Hakemlerin vereceği karar kesin olup itiraz edilemez.”68
Kararname, yukarıdaki usule göre meydana gelen boşanmanın “bir bâin talâk” sayılacağını ve usulüne göre ilgili resmi kayıtlara tescîl edileceğini de kanunlaştırmıştır.69
Açık, Fatma, İslâm Aile Hukukunda Tahkîm Müessesesi ve Hakemlerin Boşamam Yetkisi, Yüksek Lisans Tezi, Konya, 2006.
Aktan, Hamza, “Kur’ân’a Göre Boşanma Prosedürü-2”, Dini Araştırmalar, Sayı: 14, Cilt: 5, Yıl: 2002, s. 5-15.
Cârullâh, Musa, Kur’ân-ı Kerîm Ayet-i Kerimelerinin Nurları Huzurunda Hatun (yayına haz. Mehmet Görmez), Kitabiyat, Ankara 1999.
Cessâs, Ebû Bekr Ahmed b. Ali, Ahkâmu’l-Kur’ân, Kâhire t.y. (I-V).
Çeliker, Hüseyin, “İslâm Hukukunda Tahkîm”, Diyanet İlmi Dergi, Cilt: 41, Sayı: 1, Ankara 2005, s.17-46.
Dûrî, Abdurrahman Kahtân, Akdü’t-tahkîm fi’l-fıkhi’l-islâmî ve’l-kânûn’l-vaz’î, Matbaatü’l-Hulud, Bağdad 1985.
Ebû Ceyb, Sa‘dî, Mevsûatü’l-icmâ‘ fi’l-fıkhi’l-İslâmi, Dâru’l-Fikr, Dimeşk,1987, (I-II).
Ebû Zehra, Muhammed, el-Ahvâlü’ş-şahsiyye, Kâhire 1950.
Erdoğan, Mehmet, “Kavvamlık ve Tedip Hakkı”, Tesettür Meselesinden Türban Sorununa, İz Yay., İstanbul 2008, s. 153-158.
Erdoğan, Mehmet, Fıkıh ve Hukuk Terimleri Sözlüğü, Rağbet Yay., İstanbul, 1998.
Günay, Hacı Mehmet, “Nüşûz”, DİA, XXXIII, 303-304.
Horney, Karen, Kadın Psikolojisi, trc. Selçuk Budak, Öteki Yay., Ankara 1995.
İbn Âşûr, Muhammed Tâhir, et-Tahrîr ve’t-tenvîr, Dâru’-Tûnisiyye, Tunus 1984 (I-XXX).
İbn Manzûr, Ebu’l-Fazl Cemalüddin, Lisânü’l-Arab, Dâru’l-meârif, Kahire 1984 (I-VI).
İsfehânî, Râğıb, el-Müfredat fi ğaribi’l-Kur’an, (thk. Muhammed Seyyid Keylani), Dâru’l-marife, Beyrut ty.
Karaman, Hayreddin vd., (Çağrıcı, Mustafa- Dönmez, İ. Kâfi-Gümüş, Sadrettin), Kur’ân Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir, Diyanet İşeri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2006, I-V.
Keleş, Ekrem, “Dini Nikâh Adı Altında Yapılan Gayr-i Resmi Nikâh Akdinin Tahkîm Yoluyla Sona Erdirilmesi”, İslâm Hukuku Araştırmaları Dergisi, sayı: 3, 2004, s. 193-209.
Köse, Saffet, Genetiğiyle Oynanmış Kavramlar ve Aile Medeniyetini Sonu, Mehir Vakfı, Konya 2014.
Kurtubî, Ebû Abdillah Muhammed b. Ahmed el-Ensârî (ö. 671/1273), el-Câmi’ li ahkâmi’l-Kur’ân, Mısır 1967.
Mevdûdî, Ebû’l-Ala, Hukuku’z-zevceyn, nşr. Ahmed İdris, Kâhire ty.
Osmanlı Hukuk-ı Aile Kararnamesi, (Yayına Haz: Orhan Çeker), Mehir Yayınları, Konya 2012.
Reşid Rıza, Muhammed, Muhtasaru hukuki’n-nisâ fil-İslâm, Beyrut ty.
Sıbâî, Mustafa, Şerhu Kânûni’l-Ahvâli’ş-Şahsiyye, el-Mektebü’l-İslâmi, Beyrut 1997, (I-II).
Topaloğlu, Bekir, İslâmda Kadın, Yağmur Yayınevi, İstanbul 1990.
Tozduman, Aysel Zeynep, İslâmda Kadın Hakları, Seha Neşriyat, İstanbul 1991.
Yılmaz, İbrahim, “Yetki ve Sistem Açısından İslâm Hukukunda Boşanma”, Laçin Yay., Kayseri 2007 (Doktora tezi, Konya: 2006))
Zeydan, Abdülkerim, el-Mufassal fi ahkâmi’l-mer’e ve’l-beyti’l-müslim fi’ş-Şerîati’l-İslâmiyye, Müessesetü’r-Risâle, Beyrut 1994, (I-XI).

* Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniv. İlahiyat Fak. İslâm Hukuku Ana Bilim Dalı, ibrh.yilmaz@hotmail.com
Rum, 30/ 21.
Nisa, 4/21.
Bakara, 2/237.
Nisa, 4/19.
Nisâ, 4 / 19, 34, 128.
Nisâ, 4 / 35.
Bu yazı, “Yetki ve Sistem Açısından İslâm Hukukunda Boşanma” (Kayseri: Laçin Yay., 2007) isimli kitabımızın (doktora tezi) ilgili bölümünün bazı ilave ve düzeltmelerle gözden geçirilmiş halidir.
Nisâ, 4/ 19
Bk. Elmalılı, Hak Dini, II, 1320; Aktan, “Boşanma Prosedürü-2”, s. 7.
Nisa, 34, 128.
“Nüşûz” konusunda geniş bilgi için bk. Günay, “Nüşûz”, DİA, XXXIII, 303-304.
 “…وَإِذَا قِيلَ انشُزُوا فَانشُزُوا … / Ey iman edenler! Mescitlerde (yer açmak için) size ayağa kalkın denildiğinde kalkın…” (Mücâdele, 58/11) ayetinde de “nüşûz” kelimesi “kalkmak” anlamında kullanılmıştır. (İsfehânî, el-Müfredât, “n-ş-z” mad., s. 493.)
Erdoğan, “Nüşûz” mad., Fıkıh ve Hukuk Terimleri Sözlüğü, s. 372.
1Bk. Erdoğan, “Nüşûz” mad., Fıkıh ve Hukuk Terimleri Sözlüğü, s. 372. Ayrıca bk. Nisâ, 4/34, 128.
Günay, “Nüşûz”, DİA, XXXIII, 303.
Nisâ, 4/34.
Cessâs, Ahkâmü’l-Kur’ân, III, 149; Elamlılı, Hak Dini, II, 1351.
İsfehânî, “n-ş-z” mad., el-Müfredât, s. 493.
Karaman vd., Kur’an Yolu, II, 59.
İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-tenvîr, V, 42; Karaman, vd., Kur’an Yolu, II, 59-61.
Bu yöntemlerin değerlendirmesi için bk. Cessâs, Ahkâmü’l-Kur’ân, III, 150; Elmalılı, Hak Dini, II, 1351-1352; Reşîd Rızâ, Muhtasaru Hukukı’n-nisâ, s. 57-58; Mevdûdî, Hukuku’z-zevceyn, s. 39-42, 89.
Köse, Aile Medeniyetinin Sonu, s. 314-315.
Aktan, “Boşanma Prosedürü-2”, s. 9.
Köse, Aile Medeniyetinin Sonu, s. 315-317.
Cessâs, Ahkâmü’l-Kur’ân, III, 150; Karaman, vd., Kur’an Yolu, II, 59; Aktan, “Boşanma Prosedürü-2”, s. 9.
Topaloğlu, Kadın, s. 130.
Elmalılı, Hak Dini, II, 1351.
Kocanın karısını tedip (dövme) hakkı ile ilgili bk. Erdoğan, “Kavvamlık ve Tedip Hakkı”, s. 153-166; Köse, Aile Medeniyetinin Sonu, s 314-317.
Yaşar Nuri Öztürk, Nisâ, 4/34. âyette geçen “ıdribûhünne/ اضْرِبُوهُنّ” kelimesini, “nihayet onları evden çıkarın yahut bulundukları yerden başka yere gönderin yahut dövün” şeklinde tercüme etmektedir. (Bk. Öztürk, Kur’ân-ı Kerîm Meali.)
Âyette geçen “ıdribûhünne/اضْرِبُوهُنّ ” kelimesine Öztürk’ün verdiği anlamı uygulamak, kadınları dövmekten beter bir yaklaşımı sergilemektir. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak diye her halde buna derler. Öztürk’ün verdiği çözüm önerisinde de kadın dayak atılmaktan kurtuluyor ama bunun yerine evden atılıyor. Bu yorumun tam Türkçesi; “Ey erkekler karılarınıza öğüt verin, olmadı yataktan atın, daha olmadı evden atın…” demektir. Sanırım birçok kadın, özellikle ekonomik özgürlüğü olmayan kadınlar, kapı kapı dolaşarak sığınacak bir yer aramaktansa, kocasının evinde uslu uslu oturmayı veya gerektiğinde hafifçe tokatlanmayı “evden sürgün” edilmeye tercih edecektir. Krş. Erdoğan, “Kavvamlık ve Tedip Hakkı”, s. 155-156.
Kadınların dövülmesini yasaklayan hadislerle ilgili örnek olarak bk. Buhârî, “Nikâh” , 93; Ebû Dâvûd, “Nikâh”, 60;
Topaloğlu, Kadın, s. 131.
Bazı kadınların, cinsel duygularını tahrik ettiği için dayaktan egzotik bir zevk aldıkları söylenmektedir. (Bk. Horney, Kadın Psikolojisi, s. 224 vd.; Topaloğlu, Kadın, s. 131-132.) Bu yüzden, “Aslında bu dövme izninde mazohist (dövülme ve eziyet edilmekten hoşlanan) kadınların bu psikolojik hastalıkları için, son bir çare olması da söz konusudur.” (Bk. Tozduman, İslâmda Kadın Hakları, s. 121.)
Karaman vd., Kur’an Yolu, II, 60; Köse, Aile Medeniyetinin Sonu, s. 317.
Bk. Ebû Davud, “Nikâh”, 41; Müslim, “Hac”, 147; İbn Mâce, “Nikâh”, 3.
İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-tenvîr, V, 44; Karaman vd., Kur’an Yolu, II, 60; Köse, Aile Medeniyetinin Sonu, s. 334.
İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-tenvîr, V, 43; Zeydan, el-Mufassal, VIII, 411-412.
Erdoğan, “Kavvamlık ve Tedip Hakkı”, s. 156.
Karaman, vd., Kur’an Yolu, II, 60-61.
Erdoğan, “Kavvamlık ve Tedip Hakkı”, s. 156-157.
Krş. Erdoğan, “Kavvamlık ve Tedip Hakkı”, s. 156-157; Aktan, “Boşanma Prosedürü-2”, s. 10.
Aktan, “Boşanma Prosedürü-2”, s. 9.
İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-tenvîr, V, 42.
İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-tenvîr, V, 43; Aktan, “Boşanma Prosedürü-2”, s. 9.
Nisâ, 4/ 128.
Karaman, vd., Kur’an Yolu, II, 154. Ayrıca bk. Cessâs, Ahkâmü’l-Kurân, III, 269.
Aktan, “Boşanma Prosedürü-2”, s. 10.
Günay, “Nüşûz”, DİA, 304.
Karaman, vd., Kur’an Yolu, II, 154.
Topaloğlu, Kadın, s. 132.
Cessâs, Ahkâmü’l-Kur’ân, III, 269-271; Elmalılı, Hak Dini, III, 1486; İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-tenvîr, V, 215;
Reşîd Rızâ, Muhtasaru Hukukı’n-nisâ, s. 59; Zeydan, el-Mufassal, VIII, 411-412; Aktan, “Boşanma Prosedürü-2”, s. 10-11.
Zeydan, el-Mufassal, VIII, 412; Aktan, “Boşanma Prosedürü-2”, s. 10.
İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-tenvîr, V, 217.
Aktan, “Boşanma Prosedürü-2”, s. 11.
Nisa, 4/19.
Bk. Nisa, 4/34, 128.
Eşler arasında şikâk/şiddetli geçimsizlik ortaya çıktığında boşanmada sürecinde tahkîm müessesesine başvurulma konusu hakkında geniş bilgi için bk. Dûrî, Akdü’t-tahkîm, s. 404-601; Açık, İslâm Aile Hukukunda Tahkîm Müessesesi, s. 47-74; Keleş, “Dini Nikâh Adı Altında Yapılan Gayr-i Resmi Nikâh Akdinin Tahkîm Yoluyla Sona Erdirilmesi”, s. 193-209.
Nisâ, 4/35.
İbn Manzûr, “Şikâk” mad., Lisânü’l-Arab, IV, 2301; Erdoğan, Şikâk” mad., Fıkıh ve Hukuk Terimleri Sözlüğ, “s. 432.
Ebû Zehra, el-Ahvâlü’ş-şahsiyye, s. 363.
Ebû Zehra, el-Ahvâlü’ş-şahsiyye, s. 365.
Elmalılı, Hak Dîni, II, 1352-1353; İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-tenvîr, V, 46. Ayrıca bk. Aktan, “Boşanma Prosedürü-2”, s. 11.
Elmalılı, Hak Dini, II, 1352.
Kurtubî, el-Câmi’, V, 175, İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-tenvîr, V, 46; Zeydan, el-Mufassal, VIII, 420; Aktan, “Boşanma Prosedürü-2”, s. 12.
Elmalılı, Hak Dini, II, 1352-1353.
Çeliker, “İslâm Hukukunda Tahkîm”, s. 36.
Ebû Ceyb, “Tahkîm” mad., Mevsûatü’l-icmâ’, I, 218-219.
Burada kullandığımız “resmi aşama” ile boşanma sürecinde eşlerin akrabaların müdahalesini emreden (Nisa, 4/35) ayet çerçevesinde “tahkîm müessesesine/aile meclisine” hukukî işlerlik kazandırılması kastedilmektedir.
İslâm aile hukukunda tahkim müesesine hukukî işlerlik kazandırılması ile ilgili bk. İbrahim Yılmaz, “İslâm Aile Hukukunda Boşanmaları Önleyici Bir Tedbir Olarak Tahkîm Müessesesine Hukuki İşlerlik Kazandırılması”, (Turkish Studies International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 2017, 12/10, p. 329-360 DOI Number: http://dx.doi.org/10.7827/TurkishStudies.11774 ISSN: 1308-2140, ANKARA-TURKEY); İbrahim YILMAZ, “Boşanmaları Önleyici Bir Tedbir Olarak İslâm Aile Hukukunda Tahkîm Müessesesine Hukukî İşlerlik Kazandırılması”, Uluslararası Ailenin Korunması Sempozyumu, TİHEK (Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu), 29-30 Nisan 2019 Ankara, (https://www.tihek.gov.tr/doc-dr-ibrahim-yilmaz/) / II. Uluslararası İnsan Hakları Sempozyumu İnsan Hakları Bağlamında Ailenin Korunması Hakkı Bildiriler Kitabı, (ISBN: 978-605-65258-9-6), Baş editör ve Türkçe editörü/ Chief editor and Turkish editör: Doç. Dr. Ali Arslan, (Sakarya Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Sosyoloji Bölümü), 29-30 Nisan 2019 Ankara, s.236-279 / 213-255.
HAK, md. 130.
HAK, md. 131.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul